- Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
11 Mayıs 2012: 13:53 #677105
Anonim
Ene (benlik), diğer adıyla enaniyetin mânâsı kendinde olmayan ve başkasının mânâsını gösteren; biri hayra, biri de şerre bakan iki yüzü bulunduğunu; hayra bakan yüzü ile, yalnız feyzi, verileni kabul edip kendi îcad edemediğini, o yüzde fâil değil; îcaddan eli kısa olduğunu; şerre bakan yüzünde ise fâil, fiil sahibi olan bir varlık olduğunu biliyoruz.
Enaniyet, mânâ-yı harfî yönüyle hassas bir mizan; Cenâb-ı Hakkın sınırsız sıfatlarını anlamak için bir ölçü birimidir.
Enaniyetini hayra bakan yönüyle kullanması gereken insan onu şerre yöneltir, kendine bir vücut rengi verip haddini aşarsa büyük tahribatlara sebep olur. Heves ve ihtirasına kapıldığında her şeyi, hatta elinden gelse dünyayı harap ve insanlığı mahvetmek ister.1
Bu zamanda İslâm terbiyesinin azlığı ve kulluktaki zayıflıkla benlik, enâniyet kuvvet bulmuştur. Dolayısıyla enaniyet çok ileri gitmiştir. Herkes, kàmeti miktarında bir buz parçası hükmünde olan enaniyetini eritmeyip bozmamakta; kendini mazûr bilmekte; ondan çekişme, kavga, gürültü çıkmakta; ehl-i hak zarar görmekte, ehl-i dalâlet de istifade etmektedir.2
Evet, bu zamanın önemli birer hastalığıdır benlik, enaniyet, hodfüruşluk.
Mâdem ki asrımızda ehl-i dalâlet, eneye binip dalâlet vadilerinde koşmaktadır, onun için ehl-i hak, bilmecburiye eneyi terk etmekle hakka hizmet edebilir.3 Aksi halde insandaki bu en tehlikeli ve en zayıf damarı okşamakla çok fenâ şeyleri yaptırabilirler.4
Hele îman ve Kur’ân hizmetinde bulunanların dikkat etmeleri gereken hususların başında bu gelmektedir. Onun içindir ki Bediüzzaman, kendisi hakkında beslenilen hüsn-ü zanları dahi kabul etmez. Bunu, “Bu zamanda enaniyet ziyade hükmettiği için, haddimden çok ziyade olan hüsn-ü zanları alamıyorum. Ve ben kardeşlerim gibi, kendi nefsime hüsn-ü zan etmiyorum”5 sözleriyle ifade eder. Yine der ki: “Ben nefs-i emmaremi elimden geldiği kadar hodfüruşluktan, şöhretperestlikten, tefahurdan men’e çalışmışım ve şahsıma ziyade hüsn-ü zan eden Nur talebelerinin belki yüz defa hatırlarını kırıp cerh etmişim.”6
Demek hakka hizmet ancak enaniyeti terk etmekle mümkündür.
Dipnotlar:
1- Hakikat Çekirdekleri, s. 15.
2- Kastamonu Lâhikası, s. 148; Tarihçe-i Hayat, s. 295.
3- Mektûbât, s. 468.
4- Mektûbât, s. 468.
5- Emirdağ Lâhikası, 1:223.
6- Şuâlar, s. 333.şaban döğen
11 Mayıs 2012: 20:58 #804226Anonim
Allah c.c.razi olsun Rabbim nefsimizi terbiye edebilen kullarından eylesin
13 Mayıs 2012: 12:52 #804245Anonim
Nur/ 37- Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.
HADİS-i ŞERİF
* Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın ashabından olan Ebu Hallâd radıyallahu anh anlatıyor:“Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Bir kimseye dünyaya karşı zühd ve az konuşma hasletlerinin verildiğini görürseniz ona yaklaşın (ve sözlerini dikkatle dinleyin). Çünkü o hikmetli sözler eder-veya ona hikmet ilham edilir-”* Sehl İbnu Sa’d es-Sâidî radıyallahu anh anlatıyor: “(Bir gün) Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a bir adam gelerek: “Ey Allah’ın Resülü! Bana öyle bir amel gösterin ki, ben onu yaptığım taktirde Allah beni sevsin, halk da beni sevsin” dedi. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: “Dünyaya rağbet gösterme, Allah seni sevsin, insanların elinde bulunanlara göz dikme ki onlar da seni sevsin!” buyurdular.”
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.