ERZURUM’UN EKMEĞİNİN TUZU YOKTUR HİKAYESİ
Habib Baba Hazretleri zamanında Devleti Aliye’nin memurları vazife yapmağa Erzurum’da geldiklerinde kaldıkları süre içinde halktan gerekli hürmet ve ikramı görülermiş. Daha sonraları vazifeleri bitip şehirden ayrıldıklarında gittikleri yerde Erzurum’u kötülerlermiş. Bu hadise Efendi Hazretleri’ne anlatılır ve nedeni sorulur. Efendi Hazretleri müridini çağırır ve der ki, “Evladım yarın gün doğmadan İstanbul kapıya git bekle. İçeri ilk giren kim olursa olsun al getir.”
Mürit aynen hocasının dediğini yapar ve gidip İstanbul kapıda beklemeğe başlar. (O zamanlar şehirlere kapılardan girilirmiş) İlk giren tüyleri dökülmüş uyuz bir köpektir. Yapacak bir şey yoktur. Emri öyle almıştır, köpeği alır ve götürür.
Hocasına sıkılarak durumu anlatır. Hocası gayet sakin şekilde, “Evladım bu hayvanı 40 gün mükemmel şekilde besle ve 41’inci günü aldığın yere sal gitsin. Sonra da olup biteni gel bana anlat” diye tembih eder. Mürid aynen hocasının dediği gibi yapar, köpeği besler. Beslenen köpek tanınmaz hale gelir, sıska halinden sıyrılıp şişmanlar. Köpek, 41’inci gün İstanbul kapıdan sabah erkenden salınır. O uyuz hayvan küheylan gibi olmuştur. 50 metre gider ve döner geri gelir. Üç beş kere havlar, tekrar aynı şeyi yapar ve arkasına bakmadan çeker gider.
Durum Efendi Hazretlerine aynen anlatılır. Efendi Hazretleri aynen şöyle der:
“Ah evladım ah bu hoş bir şehirdir ama EKMEĞİNİN TUZU YOKTUR.”