• Bu konu 20 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
7 yazı görüntüleniyor - 16 ile 22 arası (toplam 22)
  • Yazar
    Yazılar
  • #704406
    Anonim

      Sessiz gıybet

      İnsanı aşağılamak, kusurlarını belirtmek, hoşlanmayacağı şeyleri açığa çıkarmak için yapılan her türlü alay, ima, taklit, işaret, yazı, resim, karikatür ve komedi gösterileri gibi beden diliyle yapılan gıybetler birer sessiz gıybettir.

      Mesela bir insanın kısa veya uzun boylu oluşunu, topallığını eleştirmek için eliyle ya da bedeniyle işaret etmek gıybettir.

      Taklit, komedi, mizah: Günümüzde sanat olarak icra edilen bu dallarda belirli şahıs ve zümreleri hedef alarak onlarla eğlenmek gıybetin belki de en ağır şeklidir. Çünkü taklit, sözden daha açık bir tasvirdir. Yüz ifadelerini, konuşmalarını, yürümelerini ve sair hallerini tasvir etmektir.

      Ne yazık ki, zamanımızda bu sanat biçimleri ile çok sayıda insanın dinlerine, ahlâkî değerlerine, aile hayatı ve mahremiyetlerine, şeref, haysiyet ve itibarlarına saldırılmaktadır. Bu gibi mütecaviz sahneleri seyredenler medeni ölçüler içinde tavırlarını ortaya koymalı, hiç değilse kalben buğzetmelidirler.

      Bir de özürlü insanları veya meczupları önüne alıp onlarla huzurunda veya gıyabında eğlenmek, adinin de adisi bir davranış biçimidir ve tehlikeli bir oyundur. Bazen böyle mazlum insanlara dokunmak gayretullaha dokunabilir. O takdirde bela aciliyet kazanır ve yapanın başına iner.

      Şu hususu hatırdan çıkarmamak gerekir: İster mazlum ister günahkâr olsun, insanların taklidini yapıp onlarla eğlenmek sanıldığının aksine büyük bir cürümdür. Kur’an-ı Kerim’de: “Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi adet edinen herkesin vay haline!” (Hümeze, 1) buyrulmak suretiyle meselenin vahametine işaret edilmektedir. Diğer bir ayet-i kerimede de şöyle buyurulur:

      “Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.” (Hucurat, 11)

      Yazı, resim, karikatür: Günümüzde revaçta olan gıybet çeşitlerinden birisi de budur. Bir yazar veya ressamın muayyen bir şahsı ele alarak aleyhinde yazıp çizmesi gıybettir. Ancak bunu gerektiren sebepler varsa, mazur görülebilir. O sebepler de aşağıda anlatılacaktır.

      Yazıp çizmenin dinen kuralları olduğu gibi, evrensel ahlâkî kuralları da vardır. Evrensel kurallara göre de bir yazı, resim veya karikatür; başkalarına hakaret içermemeli, yalan ve iftiradan uzak olmalı, kamu düzenini bozmamalıdır.

      Yazar, çizer, sanatçı, siyasetçi, ilim adamı, gazeteci, din adamı gibi şahıslar toplumu yönlendiren, görüşleri ve düşünceleri ile onları etkileyen kimselerdir. Bunlar birbirlerinin görüşlerini elbette eleştirebilmeli, doğru neyse onu tespit etmeye çalışmalıdırlar. Ancak eleştiriler mümkün olduğunca şahsa yönelmemeli, fikirler eleştirilmeli, kırıcı, yıkıcı değil yapıcı, yol-yöntem gösterici olmalıdır.

      Kişilerin özel hayatına katiyen girilmemeli, ar, namus, iffet ve haysiyetiyle oynanmamalıdır. Hz. Peygamber s.a.v.: “Bazılarına ne oluyor ki, şöyle şöyle yapıyorlar?” (Ebu Davud) buyurmak suretiyle, isim belirtmeden uygunsuz bulduğu tavır ve düşünceleri gayet müspet bir şekilde düzeltirdi.

      Şayet isim belirtmek zaruret haline gelirse, kendisinin filancanın görüşüne katılmadığını, doğrusunun şöyle şöyle olması gerektiğini belirtmekle yetinmeli, gerekiyorsa bunun sebeplerini izah edip, yanlış bulduğu düşünceleri gayet seviyeli ve yapıcı bir üslupla eleştirmelidir.

      Bunun ötesinde (bazı istisnaları hariç) aşağılayıcı her türlü yazı ve çizimler gıybettir. Bu tür gıybetler de çoğu kere yalan ve iftirayla birlikte işlenir. Böyle kişilerin basın yayın yoluyla yaptığı bir gıybet, bütün toplumu içine alarak milyonlarla gıybet günahını işletebilir. Ayrıca önü alınmazsa ileride yığınla musibetlere yol açması ihtimali de vardır.

      İnsan hak ve özgürlüklerinin bayraktarlığını yaptığını iddia eden Batı, hak ve hürriyet adına zerre kadar duyarlılığı olsaydı, bir dinin kutsallarıyla oynanmasına müsaade etmezdi. Hiç değilse alkışlar vaziyette bir tutum sergilenmezdi.

      Gafletin çok ötesindeki bu hıyanetin, bu provokasyonun maksadı ne olursa olsun, insanlık tarihinden kolay silinmeyecek ve Batının yüz karası olarak tarihe geçecektir. Kim bilir belki de bu olay, yüz kızartıcı işkencelerle birlikte Batı medeniyetinin çöküşünün başlangıcı olarak hafızalardan hiç silinmeyecektir

      #704407
      Anonim

        Pasif gıybetçiler

        Gıybetin bir çeşidi de, gıybet edenin hevesini artırmak ve daha çok konuşturmak için güya şaşkınlık izhar ederek: “Deme yahu… ben böyle bilmezdim… ondan hiç beklemezdim… Allah şerrinden korusun!” türünden söylenen sözlerdir. Bu gibi sözler bir tarafa, hiçbir şey söylemeden dinlese bile, teşvik ve gıybet hükmüne geçer.

        Rasul-i Ekrem s.a.v: “Dinleyen de gıybet edenlerden biridir.” (Taberanî) buyurmuştur. Ancak dili ile reddeder, sözü değiştirir ya da o meclisi terk ederse kurtulur. Şayet güç yetiremeyeceği bir toplum olursa en azından kalbiyle reddetmelidir. Aksi halde yapılan gıybete ortak olur.

        İçinden dinlemeyi arzu ettiği halde yapmacık bir ifadeyle “Boş ver, gıybet oluyor” türünden laflar edip gerekli tavrı göstermezse bu da nifak alametidir. İçinden de gıybeti kerih görmedikçe günahtan kurtulamaz.

        Hz. Peygamber s.a.v: “Kimin yanında bir mümin (aleyhinde konuşulmakla) zillete düşürülür de, gücü yettiği halde ona yardım etmezse, Kıyamet günü mahlukat arasında Allah Tealâ onu zelil eder.” (Taberanî) buyurarak, böylelerinin acıklı halini tasvir etmektedir. Diğer bir hadiste ise, şöyle buyrulmaktadır:

        “Gıyabında din kardeşinin namus ve şerefini koruyan kimseyi Allah cehennemden azad edecektir.” (Ahmed, Müsned)

        Bu devirde Hz. Peygamber s.a.v.’in yoluna uymakla Allah Tealâ’nın emirlerini yerine getirmeye gayret eden bir kimseye hadis-i şerifte yüz şehit sevabı vaat edilmiştir. Bu nokta-i nazardan olmalı ki, Abdülhakim Arvasî Hazretleri k.s., “Gıybet edene sus diyen kimseye yüz şehit sevabı vardır.” demiştir.

        #704408
        Anonim

          Gıybetin Kefareti

          Gıybet eden kişi her şeyden önce kalben derin bir üzüntü duymalı ve pişman olup tevbe etmelidir. Bu suretle Allah katındaki sorumluluktan kurtulabilir. Ancak asıl kul hakkı geride durmaktadır. Onun için de hak sahibi kişilere ulaşmaya çalışmalı, gıybet, iftira, yalan isnadı, her ne yaptıysa her şeyi açık seçik anlatmalı, gerekirse yalvarmalı, gıybetini ettiği kişinin gönlünü hoş edip helalliğini almaya gayret etmelidir. Bu esnada derin pişmanlık ve üzüntü duymalı, bunu da yine muhatabına bildirmelidir.
          Esasen helallik istemeyi devamlı bir alışkanlık ve ahlâk haline getirmeli, mümkün oldukça oturup kalktığı herkesle her fırsatta helalleşmelidir. Böylesi, ahirette o kimseyle hesaplaşmak için binlerce sene beklemekten çok daha kolaydır.

          Hak sahibi, helallik isteyene hakkını helal etmek mecburiyetinde değildir. Ancak helal etmesi daha güzel ve daha kazançlıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Rasulullah s.a.v.’in zatında bütün müslümanlara hitaben buyurulur ki:

          “Sen affetme yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” (A’raf, 199)

          Affeden affa layık olur. Hasan-ı Basrî Hazretleri k.s. diyor ki: “Kıyamet günü Allah Tealâ’dan alacaklı olanlar kalksınlar, diye nida edilir. Bu davete ancak dünyada affedenler katılır.”

          Bütün bunlara rağmen hak sahibi affetmezse, o kimseye yalvarmalar, af dileyen için birer hasene ve sevaptır. Kıyamet günü gıybete karşılık mizanına konurlar.

          Şayet hak sahipleri ölmüş veya yerleri belli değilse, onlar için: “Ya Rabbi beni de, gıybetini ettiğim kişileri de affet!” diye dua ve istiğfar etmeli, hayır hasenat yapmalı, daha önce yerdiği bu kimseleri gıyaplarında övmelidir.

          Bir daha aynı bataklığa düşmemek için prensip kararı almalı ve her gıybet edişte en az üç gün oruç tutmaya azmetmelidir. Şayet buna muvaffak olunursa, açlığa düşmemek için nefs gıybetten sakınacaktır.

          #704409
          Anonim

            Gıybet sayılmayan Hususlar

            Gıybetin caiz olduğu bazı durumlar vardır. Ancak bu ruhsatlar etrafında dolaşırken, ölçü ve dengeleri koruyabilmek oldukça zordur. Her seviyedeki insanın yapabileceği bir iş değildir.

            Bu yüzden ciddi bir zaruret olmadıkça bu ruhsatların etrafında rasgele dolaşmak mahzurludur. Mütemadiyen kuyunun etrafında dolaşan, bir gün gelir o kuyuya düşer.

            #704410
            Anonim

              Gıybetin caiz olduğu yerler şunlardır

              Dini korumak için bid’at ehlinin gıybeti:

              Bozuk fikirleriyle müslümanların imanıyla oynayan kimselerin teşhir edilmesi gıybet olmaz. Zira Hz. Peygamber’in hadislerini reddeden, Sahabe-i Kiram efendilerimiz hakkında ileri geri konuşan, beş vakit namazı iki-üç vakte indiren, tesettürü inkâr eden… kimselerin bozuk inanç ve propagandalarından müminleri korumak farzdır. Fakat böyle bir endişe yoksa, kendilerinden başka kimseye zarar vermiyorlarsa teşhir etmeye gerek yoktur.

              Aleni olarak işlenen günahlara karşı:

              Hiç utanıp sıkılmadan ve gizleme ihtiyacı da duymadan aleni olarak içki içen, kumar oynayan, zina edip marifetmiş gibi sağda solda anlatan kimselerin gıybeti de caizdir. Ancak bunların gizledikleri başka günahlar varsa, onları teşhir etmek yine gıybet olur.

              Hz. Peygamber s.a.v. şöyle buyurur:

              “Üç grup vardır ki, gıybetlerini yapman sana haram değildir: Günahı açıkça işlemekten sıkılmayan, zalim idareci ve dinde olmayanı dine sokan bid’atçi.” (Camiu’s-Sağir)

              Bunların önüne geçilmezse organize propagandalar sonucu İslâm’ın yasakladığı haramları işlemek bir marifet ve medeni bir hareket gibi algılanmaya başlanır. İşledikleri çirkinlikler meşrulaşarak toplumda yayılır. Onun için Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz, Allah’ın örttüğü günahı sağda solda anlatan kimselerin ilâhi affa liyakatlerinin kalmadığını belirtmiştir.

              Zulme engel olmak için:

              Yukarıdaki hadiste de belirtildiği gibi, insanların hakkını gasp eden ve onlara eziyet eden her seviyedeki idarecilerin aleyhinde olmak ve meşru yollarla zulümlerine engel olmak caiz ve hatta vazifedir.

              Bir hakkı savunmak için:

              Haksızlığı giderme imkanına sahip kişilere gidip, uğradığı haksızlığı yalan ve iftiraya yer vermeden anlatmak gıybet değildir. Fakat ilgisiz kişilerin yanında söylemek tehlikelidir. Ayrıca alakasız konuları anlatmak, mesela şikayet edilenin ailesinin konuyla hiçbir ilgisi yokken onları da katmak gıybet olur.

              Sorumluluk verilecek bir kişiyi soruştururken:

              Borç alıp verirken, evlenirken, ortaklık kurarken, kefil olurken, işe alırken, hizmette birine önemli bir sorumluluk verirken, bir şey alıp satarken… ilgili şahıslar hakkında soruşturma yapmak, onları tanıyanlardan iyi ve kötü taraflarını öğrenmek gıybet değildir. Fakat burada gereğinden fazlasını söylemek gıybete girer.

              Mesela: “O kızı alma, sana yaramaz.” demekle vazgeçecekse, fazlasını söylemek doğru değildir. Vazgeçmeyecekse bildiklerini yalan ve iftiraya girmeden anlatmak gerekir.

              Fetva almak için:

              Alime gidip “Kocam şunu yapıyor, caiz mi?” gibi İslâm’ın hükümlerini öğrenmek niyetiyle soru sormak da gıybet olmaz.

              Şahitlik için:

              Mahkemede mağdurun hakkını korumak ve adaletin tecellisini sağlamak için suçlu hakkında bildiklerini anlatmak gibi.

              #704411
              Anonim

                Birini, bilinen lakabıyla anmak:

                Bir adam mesela “Kara Ali”, “Topal Musa” gibi lakaplarla meşhur olmuş ve herkes onu ancak bu lakapla tanıyorsa, böyle söylemek gıybet olmaz. Ancak tanınabileceği daha uygun bir isim varsa onu söylemek daha uygun olur.
                Müminler arasında kardeşliği zedeleyecek her türlü düşünce, söz ve davranış, rahmetin kesilmesine ve gazabın inmesine sebep olur. Hizmetlerden bereket kalkar. Allah’a kullukta başarıya ulaşmak ve din hizmetlerinde hezimetten kurtulmak isteyenlerin çirkin laf, kaba tavır, kavga, uyuşmazlık ve bilumum kötü düşüncelerden uzak durmaları gerekir.

                İnsanları bizden uzaklaştıracak, kin ve nefret hislerini tahrik edecek tavır ve davranışlardan kurtulmadıkça huzur ve saadet adına verebileceğimiz bir şey yok demektir.

                Halbuki düşmanca duygularla bize gelenler bile bizde hayat bulmalı, çehrelerinde huzur ve dudaklarında tebessümle geri dönmelidirler.

                kaynak semerkand ve imam gazali dil belası

                #704437
                Anonim
                  sunsetuz1.jpg
                7 yazı görüntüleniyor - 16 ile 22 arası (toplam 22)
                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.