• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #643961
    Anonim

      ‘Evinsiz darı gibi…’ derdi babaannem. Lüzumsuz ve boş konuşana; çok konuşup da hiçbir şey söylemeyene. Görünüşte darıdır, ama boştur içi… Ondan öğrendiğim onlarca deyimden biriydi bu. Böyle bir evde büyüdüm ben. Çiğlik yapana ‘yontulmadık’ denilen, yine babaannemin deyişiyle ‘zevzeklik’ etmenin hoş görülmediği bir evde.
      Susmak, olup biteni ve hayatı ‘dinlemek’ti bize öğretilen. Ve orada insanlar gözleriyle konuşurdu… O kadar azdı ki kelimeleri, belki de ihtiyaçları yoktu. Ama ne de güzel anlaşırlardı!.. Yaşamayan bilmez susarak konuşmanın lezzetini.

      Sonra anladım ki kelimeleri olur olmaz sarf etmemek, eskitmemek gerek. Söyleyince bir ateş gibi çıkmalı ağzından. Varıp bir gönlü imar etmeli. Bir savaşı bitirmeli Yunus’un dediği gibi. Susmanın erdem olduğu zamanlar vardı. Allah dostları ‘kıllet-i kelam’ derlerdi buna… Az yer, az uyur ve az konuşurlardı. Kâmil insanın vasıflarından biriydi az konuşmak. Sözlerin boşlukta yitip gitmediğini düşünürdü onlar. Her harfin kaydı tutuluyordu ve hesabı verilecekti. Söz, altın ve gümüş soyundan sayılırdı. Değerliydi, boşa sarf edilmezdi ve söylenecekse mücevher rengiyle renklenmeliydi. Söylediklerinde de şiir oluyordu sözleri. Şiir, susmaktan doğup geliyordu.

      Geçende bir dostla konuşuyorduk. ‘Söz orucuna girdim’ dedi. Şaşırdım. Nasıl bir şeydi bu? Bir meziyet gibi anlaşılsın istemediğinden, sıkılarak anlattı. “Çekiliyorum eve, dedi. Bir gün hiçbir kelam etmiyorum. Dua ediyorum, okuyorum. Kendimi ve kainatı dinliyorum…” Muhteşem bir huzur duyduğunu, bildiğimiz oruç nasıl insanın bedenini rahatlatıyor, sağlıklı kılıyorsa, söz orucunun da ruhu dirilttiğini anlatıyor. Üzerimize yapışmış bunca söz, bunca dedikodu, bunca gıybet kirinden başka nasıl arınabiliriz ki!

      Biliyorum, bizim dinimizde böyle bir ibadet yok; ama o gün bugündür, ‘söz orucu’ ile düşüp kalkıyorum. Herkesin, ama herkesin ölesiye konuşmak, konuşmak, konuşmak istediği; ama konuşmaların içinin bütün bütün ‘evinsizleştiği’ bir zamanda, Hz. Meryem’e öykünüp söz orucuna girmek ne soylu bir eylem! Hazreti Meryem, mazhar olduğu mucize kendini belli etmeye başladığında, insanlara ne diyeceğini, durumu onlara nasıl izah edeceğini bilememenin kederini yaşıyordu. Çare olarak yerini terk etti. Şehir dışında sakin bir dağ eteğine yerleşti. Doğum sancıları arttığında Ruh ona, “Sakın üzülme!” dedi, “Rabbin senin alt yanında bir su arkı meydana getirdi. Haydi hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine taze hurmalar dökülsün. Artık ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer herhangi bir insana rastlarsan, ‘Ben Rahman’a konuşmama orucu adamıştım; de, o yüzden bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.’ Daha sonra Meryem çocuğu kucağına alıp akrabalarına getirdi. Etrafındakiler şaşkın bir şekilde ona ve kucağındaki çocuğa baktılar. Bunun nasıl olduğunu, ailesinde iffetsiz bir kimse olmamasına rağmen Meryem’in nasıl böyle bir şey yapabildiğini sordular. Hz. Meryem “Bana değil, çocuğa sorun” dercesine çocuğu gösterdi. “Nasıl olur da beşikteki bebekle konuşuruz?” dediler. Derken bebek, “Ben Allah’ın kuluyum, O bana kitap verdi ve beni peygamber olarak görevlendirdi.” dedi. (Meryem Suresi 22-33 arası ayetler)

      Sözün büyüsüne inananlar, bu azgın çağda ‘Yedi Uyurlar’ gibi mağaralara çekilecek, Hz. Meryem gibi söz oruçlarına girecek ve Hz. Peygamber’in huzurunda bir bedevinin hakaretleri karşısında sükut eden Hz. Ebubekir gibi susacak… Susacak ki onun yerine melekler konuşacak. Yahut Beckett gibi susmayı bir sanata dönüştürecek. O Beckett ki, 1969 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nün kendisine verildiğini duyduğunda, hiçbir tepki göstermemiş, tek kelime söylememişti. Çünkü Charles Juliet’nin dediği gibi, “Görünmezi görenlere özgü bir bakışı var”dı onun, “Teselli edilemeyen Beckett”tı o.

      Ah, şimdi yalnız kahvelerde, kadınların beş çaylarında değil, ‘edebiyat sohbetleri’nde, sanat mahfillerinde ve dinî sohbetler için toplanılan mekânlarda bile diz boyu ‘evinsiz söz’, gıybet, dedikodu! Söz’ün onuru ve hatırı için susmak gerek. Söz orucuna girmek… Evet, Hz. Meryem’inki gibi bir yürek ister, Hz. Ebubekir’inki gibi bir sabır. Ya da Beckett gibi kendi başına bir dünya olmak…

      Ali Çolak / ZAMAN

      #760573
      Anonim

        Allahü teâlâ boş konuşanları sevmez. Boş konuşmak böyle olunca, zararlı konuşmanın felaketini düşünmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

        (En zararlı şey, çok konuşmaktır.) [Deylemi]



        Dile sahip olmak, az konuşmak dinimizin emridir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:


        (Sadaka vermek, iyiliği emretmek ve insanların arasını bulmak hariç, konuşmakta, fısıldaşmakta hayır yoktur.) [Nisa 114]


        Dile sahip olmakla ilgili hadis-i şeriflerde bazıları da şöyle:

        (Dilini tutan kurtulur.) [Tirmizi]


        (Selamet isteyen, sükut etsin, dilini tutsun!) [İbni Ebiddünya]


        (Susmak, hikmettir; fakat susan azdır.)
        [Deylemi]

        (Amellerin en makbulü, dilini tutmaktır.) [Taberani]


        (Hayır söz hariç, dilini tutan, şeytanı mağlup eder.)
        [Taberani]

        (Sükut eden bir mümine yakın durun! O hikmetsiz değildir.) [İbni Mace]


        (Allah’a ve ahirete inanan, ya hayır konuşsun veya sükut etsin!)
        [Buhari]


        (En kolay ibadet, susmak ve güzel ahlaktır.)
        [İbni Ebiddünya]


        (Mümin önce düşünür, sonra konuşur. Münafık, düşünmeden konuşur.)
        [Haraiti]


        (Çok konuşan çok yanılır, çok yanılanın yalanı çoktur. Yalanı çok olan da Cehenneme layıktır.)
        [Taberani]


        (Kurtuluş için dilini tut, evinde otur, günahların için ağla!)
        [Tirmizi]

        (İnsanları Cehenneme sürükleyen dilleridir.) [Tirmizi]


        (Dilini tutmayan kimse, tam imana kavuşamaz.)
        [Taberani]

        (Rahat isteyen sussun!) [Ebuşşeyh]


        (Çok konuşmak kalbi karartır. Kalbi kararan da Allahü teâlâdan uzaklaşır.)
        [Beyheki]

        (Emr-i maruf ve zikir hariç, her söz, kişinin zararınadır.) [Tirmizi]


        (İnsanın hatalarının, kusurlarının çoğu dilindendir.)
        [Taberani]

        (Midesini, ırzını ve dilini koruyan, bütün kötülüklerden korunmuş olur.) [Deylemi]


        (Kalbi doğru olmayanın imanı, dili doğru olmayanın kalbi doğru olmaz.)
        [İ. Ebiddünya]

        (Kalbi diline, dili kalbine, işi sözüne uymayan mümin olamaz.) [İsfehani]

        (Allah’ı görür gibi ibadet et, kendini ölmüş say, bunlardan daha iyisi ise dilini tutmaktır.) [Taberani]

        (Sükutu tefekkür, bakışı ibret olup çok istiğfar eden kurtuldu.) [Deylemi]

        Konuşanın sözünü kesmek nezaketsizliktir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
        (Bir din kardeşi konuşurken susmak mürüvvettendir.) [Hatib]
        kaynak:kevserdenizi.net

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.