- Bu konu 12 yanıt içerir, 8 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
27 Kasım 2008: 23:31 #647916
Anonim

EN BÜYÜK SAVAŞLAR nerede oluyor? Irak’ta mı, Filistin’de mi? En büyük incinmeler nerede yaşanıyor? Atılan bir kurşunda mı? Yıkılan bir evin altında kalmakta mı?
En büyük mutluluklar nerede yaşanıyor? İnsanın cenneti neresi? Bir tatil diyarı mı? İşyerlerinde geçirilen zamanlar mı? Sessiz bir orman mı?
İnsanın cenneti ve cehennemi neresi?
Öyle bir yer var ki, insanın hem cenneti, hem cehennemi oluveriyor. En büyük mutlulukların sahnesi olabildiği gibi, bir anda en büyük savaşların meydanı da oluveriyor. Cennetten cehenneme, cehennemden de cennete anlık geçişler oluyor. Ânında cennet, ânında cehennem kurulabiliyor burada.
Burası, evlilik mekânı. Büyük mutlulukların da, büyük meydan savaşlarının da zemini.
Modern zamanlarda ise evlilikle ilgili pek de iyi haberler duyulmuyor. Kötü bir el cennete el atmış gibi sanki; duvarlarını kirletiyor, eşyalarını kırıyor, düzenini bozuyor.
Evlenen insanlar genelde mutsuz. Evlenir evlenmez aşklarının bittiğinden, kocaları ya da hanımları ile düş kırıklıkları yaşadıklarından şikayet ediyorlar. Aradıkları şeyleri bulamadıklarından yakınıyorlar. Evliliklerdeki çatışmalar, boşanma oranlarının gittikçe yükselmesi, insanlarda evliliğe karşı bir ürküntü uyandırıyor. İnsanlar evlenmekten korkuyorlar. Evliliğin insanı boğan, özgürlüğünü kısıtlayan taraflarından dem vuruluyor.Evlenmekten korkan veya evlenmeye karşı olan insanlarla konuşunca görülüyor ki, onlar da mutsuz. Her ne kadar evlilik karşıtı olduklarını söyleseler de, hayatlarında hep birşeyin eksik olduğunu vurguluyorlar. Ama eksik olan bu şeyin ne olduğunun adını koymakta zorlanıyorlar. Mutlu olacaklarına inansalar, evliliğe karşı olmayacaklar belki de. Ama evlilikte mutlu olmanın garantisi yok.
Modern hayatta evliliğe karşı olan veya evlenmekten korkan öte yandan evli olmamaktan da huzursuz insanlar, bu sefer evlenmeden birlikte yaşamaya sığınıyorlar. Birlikte yaşamak birçok açıdan insana cazip geliyor. Kişiler aralarındaki ilişkide birbirlerine daha az sorumluluk hissediyorlar. Kendilerini evlilik bağı ile bağlamak istemiyorlar.
Bu sözümona özgürleştirici durum öte yandan insanın çok temel bir ihtiyacını karşılayamıyor. Birlikte yaşayan insanlar da mutsuz.
Peki o halde insanlar ne istiyorlar? Neyi arıyor ve neyi kuramıyorlar?
İNSAN NEDEN EVLENİR?
İnsan ilişkiler içinde yaşar. Bir ‘ses’e ihtiyaç duyar. Yaşadıklarının yankı bulacağı bir varlığı arar. “Hayat ne kadar güzel yaratılmış” diye içinden geçen bir cümlenin dahi başka bir varlıkta yankılanmasını arzu eder. Bu düşünce karşıdaki insana gitmeli, onun tarafından da yaşanmalı ve sonra tekrar ona dönmelidir. İnsan “Sanki bir duvara konuşuyorum”dan muzdarip olur. “Söylediklerimi anladı, önemsedi ve bana döndü”ye ihtiyacı vardır.
Böyle bir ilişki insanın hemcinsleri ile kurulabilir. Kurulmalıdır da. Hatta modern zamanların en önemli sorunlarından biri de insanın hemcinsleriyle böyle ilişkiler kurmaktan uzaklaşmasıdır.
Sevginin, şevkin, umudun, heyecanın paylaşılması ve yankı bulması kadar, gam ve kederlerin de karşılıklı önemsendiği, “Derdin derdimdir” anlayışı ile şekillenmiş bir ilişki, insana bu dünyada güven verir ve bu güvene hepimiz ihtiyaç duyarız. İşte insan bu yüzden nikâhlanır-evlenir ya da nikâhlanabilmeli-evlenebilmelidir.
O halde evlenebilmek iki insanın birlikte yaşaması ya da birarada bulunması demek değildir. Evlenebilmek bir ilişki biçimi inşa etmektir. İlişki kurabilmek bir sanattır. Her iki insanın da, evlilik öncesinde yıllar boyu şekillendirdiği belli ilişki biçimleri vardır. Her ikisinin de belleğine kendine özgü davranış kalıpları yerleşmiştir. Sorun her iki tarafın da artık emek sarfederek yeni bir ilişki inşa etme çabasına girip girmemesindedir. Evliliklerde unutulan nokta budur. Nikâhtan sonra birlikte yaşamaya başlamakla herşey aslında yeniden başlamaktadır. Evliliğin hem en zor, hem en tatlı tarafı da budur.
Ünlü sosyolog Bauman’ın bize ustaca gösterdiği gibi, çeşitli birliktelilik biçimleri vardır. Örneğin, işlek bir caddeyi ya da alışveriş merkezini düşünün. Burada insanlar birlikte vardır. Ancak caddedeki yaya hiç kimseyle karşılaşmadan, hiç kimsenin gözüne ilişmeden bir yerden öbür yana gidebilir. Caddede insanlar birbirlerinin yanındadır. Yanyanadırlar. Fakat birbirleriyle birlikte değillerdir.
Ya da bir istasyon birlikteliğini düşünün. Burada birazdan ayrılacaklarını, herkesin kendi yoluna gideceğini ve ondan sonra da asla buluşamayacaklarını bilen yabancılar biraraya gelirler. Ama bunlar, ayrılmadan önce burada ve şimdi içinde bulundukları mekânı paylaşmak zorunda olduklarını bilen yabancılardır. Burada da insanlar hâlâ birbirlerinin yanındadır, ama birlikte değillerdir.
Bir başka birliktelik biçimi ise, bir işyerindeki, meselâ bir fabrikadaki ölçülü ve tavında birlikteliktir. Bu, diğerlerinden farklı olarak, kasıtlı bir birlikteliktir. İnsanları biraraya getiren amaçlar, bunların birlikte olma amaçlarıyla aynı olmayabilir. Bu tip yerlerde kısa ve keskin karşılaşmalar vardır. Ofis ve işyerleri de kısa birliktelik için ustaca tasarımlanır.
Bugün mutsuzluk ve sıkıntı hissedilen evliliklerde evler, işte Bauman’ın dikkat çektiği caddeler, istasyonlar, işyerleri kadar soğuklaşmıştır. Çünkü ilişkiler birbirlerinin sadece fiziksel olarak yanında olma halinde yaşanabilmektedir. Aynı evde yaşayan insanlar evlerine girer girmez kapılarını kapatırlar. Sonra herkes yine kendi odasına girip yine kapılarını kapatır. Aynı odada oturuyor olsalar bile, duygu kapıları birbirine kapalıdır.‘Aile’ haline gelememiş evliliklerde, evler kişilerin yanyana ama ayrı ayrı yaşadıkları çok amaçlı bir eğlence merkezi veya otel haline dönüşmüştür. Buralarda sorun ‘yanında olma’ ya da ‘yan yana olma’ halinin varlığı, ancak ‘ile olma’ ya da ‘için olma’ halinin yokluğudur.
‘Yanında olma’ halinde, iki insan birbirinin iç dünyasında neler olup bittiğinden habersizdir. Birbirine açılmamıştır. Açılma ihtiyacı da duymamaktadır. Hatta, açılmaktan özellikle kaçınmaktadır.
‘İle olma’ şeklindeki birliktelikte, iki insan arasında bir açılım meydana gelir. Bu, evlenebilmeye uzanan süreçte en temel geçiş noktasıdır. İki insanın birbirine içsel dünyasını açmasıyla birlikte iki ayrı dünya arasında çok özel bir köprü kurulur. Artık karşıdaki insan için kayıtsız kalamazsınız. Her iki insan arasında mevcut olan ‘kişiler arası mesafe’ olabildiğince kapanır. Sanki gizli bir el bu iki insanı birbirine bağlar. Birbirine açılma ile iki kişilik bir evren kurulur. İki kişi, sahip oldukları duygu ve düşünceleri yekdiğerine aktarır. İki insan tanışmaya başlar.
‘İçin olma’ halinde ise, artık iki insan arasındaki ilişki biçiminin dinamiği şefkat üzerinden yürümeye başlar. Kişi ötekiyle koşulsuz, karşılıksız olarak ilgilenir. İlgilenme ve özen gösterme, temel bir unsurdur. Kişi, ötekini dert edinir. Onun varlığını önemser. Onun için sorumluluk duyar.
‘İçin olma’ halinin daha üst düzey bir hali, her iki kişinin beraberce Yaratıcı için yaşamasıdır. Bu, evlenebilme halinin en üstün düzeyidir. ‘O’nun için birlikte yaşayabilmek üzere birbirinin varlığını önemseyerek yaşama’ biçimini kazanan iki kişi artık birbiri ‘için’ vardır, ama bu varoluş halleri ‘O’nun için birlikte varolmak’ içindir. İlişkilerinin temel dinamiği birbirine karşı fedakârlık, birbiri için feragat düzeyine ulaşmış iki ayrı dünya, kendi bireyselliğini yitirmeden, içiçe geçmiştir. İki insan arasındaki mesafe olabildiğince azalmıştır.
Her iki kişi de varoluşlarını borçlu oldukları Mutlak Varlığa karşı kendilerini sorumlu hissederler. Hayatlarını O’na göre tasarımlarlar. Her biri hem kendisinin hem de ötekinin ‘O’nun için yaşaması için’ birbirlerine sorumluluk hisseder. ‘O’nun için yaşaması için,’ ötekine özen gösterir. Mutlak Varlık adına, ötekinin varoluşuna ilgi duyar. O’nun adına onu önemser, şefkat eder ve merhamet gösterir. Ötekinin varlığını boşveremez artık. Yaratıcı ise onları hiç boşvermez. Yaratıcının özel ilgisine, merhametine ve şefkatine mazhar olurlar.Böylesi bir ilişki inşa ederek evlenebilmenin zor olduğunun farkındayım. Ama bunu denemek ya da arzu etmek bile Yaratıcıyı hoşnut etmeyecek midir?
05/02/2004
© 2008 karakalem.net, Mustafa Ulusoy“Yakınlık” adlı Kitabından…
28 Kasım 2008: 07:12 #722930Anonim
hak senden emeklerinden razı olsun dua ile
28 Kasım 2008: 11:42 #722963Anonim
AH MİNEL AŞK;86152 wrote:hak senden emeklerinden razı olsun dua ileGuzel duan icin Tesekkur ederim 🙂 ecmain razi olsun insaAllah…dua ile…
28 Kasım 2008: 14:14 #722984Anonim
Ne mutlu o kocaya ki, kadınının diyanetine bakıp taklit eder; refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur.
Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp “Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim” diye takvâya girer.
Veyl o erkeğe ki, saliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefahete girer.
Ne bedbahttır o kadın ki, müttakî kocasını taklit etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder.
İşte elzem olan yegane şuur….
28 Kasım 2008: 17:21 #722996Anonim
Allah evlenen kardeşlerime evliliğin güzelliklerini rızası doğrultusunda yaşatsın. Rabbimin rızasını kazanan aileler kurmayı nasip etsin tüm evlenmek isteyen kardeşlerime. bu bilinçle evlenmeyi nasip etsin tüm kardeşlerime
31 Ocak 2009: 23:18 #729013Anonim
Evliliğin en güzel tariflerinden birini de, Başkasının Günahına Ağlayan Adam yapmıştır:
KALBİNE MUKABİL BİR KALP BULMAK…
Kalbine karşılık bir kalp bulmak; manevi frekansları bütünüyle tutan,gönül iletişimini tam kurabilen bir insanı bulmak demektir.
Evliliğin mutluluğa dönüşmesi için, kalplerin uyuşması,anlaşması,kaynaşması gerekir.
Kalpsiz mutluluk olmaz.
Kalp kalbe karşı olmalı…
Kalp kalbe kalbolmalı…
Kalpler bir olmalı,iri olmalı,diri olmalı…
Ölmüş kalpler taşıyan kalıplar,mutlu olabilir mi?
Evet ,mesele kalıp değil,kalp meselesidir.
Kalıbına göre kalıp arayanlar; eş arayışını,bedene,kaşa,göze bağlayanlar,mutluluğu yanlış adreste arayanlardır.
Bulmak için,önce böyle birini aramak gerek…Gerçi her arayan bulamaz ama,bulanlar hep arayanlardır.Aramadan bulmak mümkün mü?
Bir de arıyormuş gibi yapanlar vardır.Bunlar,her ne kadar evliliğin bir gönül işi ve manevi frekansların uyumu manasına geldiğini kabul etseler de,seçimlerini,hep maddeden,görüntüden yana yaparlar.Yani inandıkları ve düşündükleri gibi davranmazlar.
Bulamayacağı yerde arayanlar da bunlardan sayılmalıdır.Hani Nasreddin Hoca gibi…Evin bodrumunda,kömürlükte kaybettiği yüksüğünü,dışarıda,evin önünde arıyormuş…Sebebini sormuşlar…”Aşağısı çok karanlık” demiş…
Bazı gençler de kalbine karşılık kalbi böyle arıyorlar.Kalp,duygular,sevgi,
şefkat,merhamet tamam ama,görüntü,en boy,kaş göz diyorlar…Hatta oralara takılıp kalıyorlar.Gönle değil,gövdeye itibar ediyorlar. Hatta bu insan sana göre değil,diyenlere de “Ben onu değiştiririm” derler.Ya da , “O gördüğünüz gibi değil,aslında çok iyi biri” iddiasında bulunurlar.
Sonra da,iletişimimiz neden kötüleşti,niçin kavga çıktı,geçimsizlik nereden geldi diye şaşırıyorlar.
Atalarımız, İKİ GÖNÜL BİR OLURSA, SAMANLIK SEYRAN OLUR demişler.Ne güzel söylemişler.İki gönül bir olmazsa,yani kalbine karşılık bir kalp yoksa,saraylar zindan olur ve tabii ki eşler hayal kırıklığına uğrarlar.Zaten,sadece iki gövdenin bir olması insani bir hal de değildir.
Evliliği maddileştirenler,yalnız ten ve beden isteklerinin tatmini manasına alanlar, çok ayaklılarla aralarındaki farkı ortadan kaldıranlardır.
Bir insanın evlilik anlayışı ve bu husustaki beklentileri onun seviyesini ortaya koyar.
Evlenmeyi düşünen gençlerimiz,kalplerine karşılık bir kalp mi arıyorlar,yoksa,kalıplarına karşılık bir kalıp mı arıyorlar?
İnsan,aradığını bulur.
Kalıp arayan kalp bulabilir mi?
Bulsa bile ,bulduğunun ne olduğunu idrak edebilir mi?
Evlenecek gençler,önce niyetlerini düzeltmelidir.Kalbe karşı kalp mi arıyorlar,kalıba karşı kalıp mı?
Madde arayanın ruh bulması,gövde arayanın gönül bulması mümkün müdür?
Doğru ölçülerle arayışa geçtikten sonra da, “Rabbim, karşıma iyi olanı ;
sevebileni,merhamet edebileni çıkar” diye ciddi ve samimi dualarda bulunmalıdır.
……………………………………….
Bazen,evlenmek üzere olan kızlarımıza , oğullarımıza soruyorum:
“-Nasıl,evliliğe hazır mısın?”
Bir çoğunun cevabı,aşağı yukarı hep şöyle oluyor:
“-Hocam,hazırlıklar tamam…Ev tuttuk,döşedik,beyaz eşya filan her şey tamam…”
Sizce bu cevapta tamam olmayan bir taraf yok mu?
Bana göre,en önemli bir taraf eksik kalmış oluyor.Bu sebeple o gençlere şu soruyu sormaktan kendimi alamam:
“-Peki gönlünüz hazır mı evliliğe?”
Sorum,bir çok genci şaşırtır,durup düşünürler,genellikle de bir soruyla karşılık verirler:
“-O nasıl oluyor?”
İşte onun nasıl olduğunu bilmeyenler,Üsküdar vapurunda tanışıp evleniyor,üç gün sonra da,Kadıköy vapurunda da boşanıveriyorlar.
Evliliği, böylesine gönül dışı bir gövde işi zannedenler,Nasreddin Hoca’mızdan almışlar cevabı…
”-Bu sizinki “ demiş, “Evlilik değildir.
“-Peki evlilik değilse nedir bu yaptığımız?” diye sormuşlar.
” -Gündüz çifte hırlama,gece çifte horlamadır…”demiş.
…………………………………
Evlilik,sağlam bir iletişim temeline oturmalı…Bu olmazsa olmaz mutluluk kuralını da tersinden ve hoş bir nükte ile anlatır Hocamız.Eşiyle sağlıklı bir iletişim kuramayanları bakın nasıl uyarır:
“-Evliliğiniz nasıl geçiyor?” demişler.
Hocamız da anlatmış:
“-Evliliğimizin ilk senesi çok güzel geçti…Ben söyledim,hanım dinledi,ben söyledim hanım dinledi…İkinci sene, bizim hanım işi anladı…O söylemeye başladı…O söyledi ben dinledim,o söyledi ben dinledim…”
“-Peki hocam, sonra nasıl oldu” diyenlere de, “Hiç sormayın” demiş, “Sonraki yıllarda da,ikimiz birlikte söyledik, komşular dinledi…”
Şimdi eşlerin birlikte söylediklerini,sadece komşuları değil,bütün dünya dinliyor.Aile mahremiyeti içinde kalması gereken her şey,ekran pazarlarına dökülüyor.Sadece kirli çamaşırlar değil;edepsizlikler,iffetsizlikler,kısacası ahlaksızlığın her çeşidi,basın yoluyla toplumun tepesine yağdırılıyor.
İyi ki adına evlilik demiyorlar.Seviyesiz birliktelikler,evlilik olamaz çünkü…
…………………………………..
Evliliği,Allah’ın emri,Peygamber Efendimiz’in (s.a.) sünneti bilenler,örnek aileler kurmak mecburiyetindedirler.Zira,başkalarını da saadetlerine imrendiren sağlam ve tutarlı aile yapısı,günümüz dünyasının en çok hasretini çektiği bir güzelliktir.
İnsanlık alemi,kaybettiği aile hayatını çamla çırayla,yana yakıla aramaktadır.
Aile,dünyevileşmenin getirdiği benlik,bencillik ve maddecilik yüzünden yıkılmaktadır.Bu sebeple,aileyi yeniden diriltmenin yolu,maneviyattan,imandan geçmektedir.Sağlam bir Allah ve ahiret inancı olmaksızın,sağlam bir aile kurmak imkansızdır.
Aile,daha çok almayı düşünenlerin değil;paylaşmayı,bölüşmeyi,fedakarlığı bilenlerin kurabileceği kutsal bir müessesedir.Ailede mutluluk,almayı hayaline bile getirmeden verebilenlerle sağlanır.Aile mutluluğunun kahramanları,almayı hiç düşünmezler… Ancak verdikleri döner onlara,katlana,çoğala…Bir verip bin alırlar.
Böyle bir mutluluk,ancak iki gönlün bir olmasından doğar.
Çocuklarımız ,gençlerimiz gönül ehli mi?
Daha doğrusu gönülden haberdar mı?
Gönülsüz mutluluk olmaz…Ne tek başımıza,ne de evlilik hayatımızda…
Zira aile,iki gönlün tekleşmesiyle kurulur.Vehbi Vakkasoğlu
31 Ocak 2009: 23:20 #729015Anonim
Saadetin esaslarından nikah ise: Evet, insanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler ve lezaizde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar.
1 Şubat 2009: 00:36 #729016Anonim
Kiymetli paylasimlariniz icin Tesekkur ederiz Ayse abla… Allah razi olsun…
Allah suur ve hikmetli davranistan ayirmasin cumleyi… amin… Allah’a emanet olun…1 Şubat 2009: 22:23 #729071Anonim
böyle bir site olduğu için ben müteşekkirim. amin.inş.ae.
2 Şubat 2009: 00:50 #729080Anonim
ayşe esenkal;97947 wrote:böyle bir site olduğu için ben müteşekkirim. amin.inş.ae.Boyle bir site sizin gibi guzel insanlar sayesinde var… bizde size ve sahsinizda tum degerli uyelerimize burada oldugunuz icin Tesekkur ederiz… 🙂
Allah hepimizi Hayirlarda yarisan, ve iyiligi Tavsiye edenlerden eylesin… Allah’a emanet olun… dua ile…5 Mayıs 2009: 19:54 #741549Anonim
Eş seçiminde dinî hassasiyet, en önemli tercih sebebidir. Çünkü aile hayatı, sadece dünyaya ait bir hayat değildir; o evlâtlarla, torunlarla devam eden ve ahirette de sürecek olan bir hayattır. Bu itibarla, müstakbel eşin dinî düşüncesine, ameline, özellikle de akîdesine mutlaka dikkat edilmelidir.
ALLAH RAZI OLSUN …çok güzel paylaşımlar
5 Mayıs 2009: 22:13 #741585Anonim
Quote:‘İçin olma’ halinin daha üst düzey bir hali, her iki kişinin beraberce Yaratıcı için yaşamasıdır. Bu, evlenebilme halinin en üstün düzeyidir. ‘O’nun için birlikte yaşayabilmek üzere birbirinin varlığını önemseyerek yaşama’ biçimini kazanan iki kişi artık birbiri ‘için’ vardır, ama bu varoluş halleri ‘O’nun için birlikte varolmak’ içindir. İlişkilerinin temel dinamiği birbirine karşı fedakârlık, birbiri için feragat düzeyine ulaşmış iki ayrı dünya, kendi bireyselliğini yitirmeden, içiçe geçmiştir. İki insan arasındaki mesafe olabildiğince azalmıştır.
Her iki kişi de varoluşlarını borçlu oldukları Mutlak Varlığa karşı kendilerini sorumlu hissederler. Hayatlarını O’na göre tasarımlarlar. Her biri hem kendisinin hem de ötekinin ‘O’nun için yaşaması için’ birbirlerine sorumluluk hisseder. ‘O’nun için yaşaması için,’ ötekine özen gösterir. Mutlak Varlık adına, ötekinin varoluşuna ilgi duyar. O’nun adına onu önemser, şefkat eder ve merhamet gösterir. Ötekinin varlığını boşveremez artık. Yaratıcı ise onları hiç boşvermez. Yaratıcının özel ilgisine, merhametine ve şefkatine mazhar olurlar.
Böylesi bir ilişki inşa ederek evlenebilmenin zor olduğunun farkındayım. Ama bunu denemek ya da arzu etmek bile Yaratıcıyı hoşnut etmeyecek midir?
Evliliğin temelinde bu olmalı .
Teşekkürler… -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.