- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
2 Mart 2014: 05:31 #681706
Anonim
SUAL: (1. mektup 4. sual’den)
Mahbublara olan aşk-ı mecazî aşk-ı hakikîye inkılab ettiği gibi, acaba ekser nâsda bulunan dünyaya karşı olan aşk-ı mecazî dahi bir aşk-ı hakikîye inkılab edebilir mi?Elcevab:
Evet. Dünyanın fâni yüzüne karşı olan aşk-ı mecazî, eğer o âşık, o yüzün üstündeki zeval ve fena çirkinliğini görüp ondan yüzünü çevirse, bâki bir mahbub arasa, dünyanın pek güzel ve âyine-i esma-i İlahiye ve mezraa-i âhiret olan iki diğer yüzüne bakmağa muvaffak olursa, o gayr-ı meşru mecazî aşk, o vakit, aşk-ı hakikîye inkılaba yüz tutar. Fakat bir şart ile ki, kendinin zâil ve hayatıyla bağlı kararsız dünyasını, haricî dünyaya iltibas etmemektir. Eğer ehl-i dalalet ve gaflet gibi kendini unutup âfâka dalıp, umumî dünyayı hususî dünyası zannedip ona âşık olsa, tabiat bataklığına düşer boğulur. Meğer ki hârika olarak bir dest-i inayet onu kurtarsın. …(Bediüzzaman Said Nursi | Mektubat)
Mahbub: Muhabbet edilen, sevilen, sevgili.
Aşk-ı mecazî: Geçici ve ölümlü varlıklara karşı Allah(cc) adına olmayan sevgi.
Aşk-ı hakikî: Hakiki(gerçek) aşk, Allah’a(cc) ve Allah adına olan sevgi.
İnkılab: Kökten değişiklik, özünden değişme, başka hale geçme.
Ekser: Çoğunluk, çoğu.
Nâsda: İnsanlarda.
Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
Zeval: Sona erme, son bulma, göçüp gitme.
Bâki: Ebedi, sonsuz, ölümsüz olan.
Âyine-i Esma-i İlahiye: Allah’ın(cc) isimlerinin aynası.
Mezraa-i âhiret: Ahiret tarlası.
Muvaffak: Başarılı, başarmış.
Gayr-ı meşru: Meşru olmayan, helal olmayan, dine aykırı.
Mecazî: Gerçek olmayan.
Zâil: Devam etmeyen, geçici, tükenen.
Haricî: Harice ait, dışla ilgili, yaratılmış olmakla ilgili.
İltibas: Birbirine karıştırma, birbirine benzeyenleri birbirinden ayırt edemeyip karıştırma.
Ehl-i dalalet: Kur’anın gösterdiği yoldan ayrılanlar, iman ve İslam yolundan sapanlar.
Gaflet: Düşüncesizlik ve ihmal sebebiyle, içinde bulunduğu gerçeklerden, habersiz olma.
Âfâk: Görünen bütün varlık dairesi, gözün varabildiği her taraf.
Umumî: Herkesle ilgili, genel.
Hususî: Özel.
Dest-i inayet: İnayet eli, Allah’ın(cc) iyilik ve yardım eli.2 Mart 2014: 11:09 #816869Anonim
Aşk, şiddetli bir muhabbettir; fâni mahbublara müteveccih olduğu vakit ya o aşk kendi sahibini daimî bir azab ve elemde bırakır veyahut o mecazî mahbub, o şiddetli muhabbetin fiatına değmediği için bâki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılab eder.
MektubatMuhabbet: Sevgi, sevme.
Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
Mahbub: Muhabbet edilen, sevilen, sevgili.
Müteveccih: Yönelmiş, dönmüş, bakan, dönük.
Azab: Eziyet, sıkıntı, ızdırab, acı.
Elem: Acı, dert, kaygı.
Mecazî: Gerçek olmayan.
Bâki: Ebedi, sonsuz, ölümsüz olan.
Aşk-ı mecazî: Geçici ve ölümlü varlıklara karşı Allah(cc) adına olmayan sevgi.
Aşk-ı hakikî: Hakiki(gerçek) aşk, Allah’a(cc) ve Allah adına olan sevgi.
İnkılab: Kökten değişiklik, özünden değişme, başka hale geçme. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.