• Bu konu 22 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 24)
  • Yazar
    Yazılar
  • #676385
    Anonim


      besmele.jpg

      اَلرَّحْمٰنُ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَ خَلَقَ اْلاِنْسَانَ عَلَّمَهُ الْبَيَانَ.blank.gif1

      فَنَحْمَدُهُ مُصَلِّينَ عَلٰى نَبِيِّهِ مُحَمَّدٍنِالَّذِى اَرْسَلَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ وَجَعَلَ مُعْجِزَتَهُ الْكُبْرَى الْجَامِعَةَ
      بِرُمُوزِهَا وَاِشَارَاتِهَا لِحَقَائِقِ الْكَائِنَاتِ بَاقِيَةً عَلٰى مَرِّ الدُّهُورِ اِلٰى يَوْمِ الدِّينِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ عَامَّةً وَاَصْحَابِهِ كَافَّةً
      blank.gif2

      Fatiha Sûresi

      Evvelâ: Şu İşârâtü’l-İ’câz adlı eserden maksadımız, Kur’ân’ın nazmına, lâfzına ve ibaresine ait i’câz işaretlerini ve remizlerini beyan etmektir. Çünkü, i’câzın mühim bir vechi, nazmından tecelli eder ve en parlak i’câz Kur’ân’ın nazmındaki nakışlardan ibarettir.

      Saniyen: Kur’ân’daki anâsır-ı esasiye ve Kur’ân’ın takip ettiği maksatlar tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadet olmak üzere dörttür. Bu dört unsuru beyan edeceğiz.

      Sual: Kur’ân’ın, şu dört hedefe doğru yürüdüğü neden malûmdur?

      Cevap: Evet, benî Âdem, büyük bir kervan ve azîm bir kafile gibi mâzinin derelerinden gelip, vücut ve hayat sahrâsında misafir olup, istikbalin yüksek dağlarına ve müzeyyen bağlarına müteveccihen kafile kafile müteselsilen yürümekte iken, kâinatın nazar-ı dikkatini celb etti. “Şu garip ve acip mahlûklar kimlerdir? Nereden geliyorlar? Nereye gidiyorlar?” diye ahvallerini anlamak üzere hilkat hükûmeti, fenn-i hikmeti karşılarına çıkardı ve aralarında şöyle bir muhavere başladı:


      [NOT]Dipnot-1 “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. O Rahmân ki Kur’ân’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona anlamayı ve anlatmayı öğretti.” Rahmân Sûresi, 55:1-4.
      Dipnot-2 Biz dahi, kâinat hakaikine dair rumuz ve işârâtıyla câmi ve aradan geçen asırlara rağmen kıyamete kadar bâki kalacak mu’cize-i kübrâsı olan Kur’ân ile âlemlere rahmet olarak gönderdiği Muhammed’e ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm ederek o Rahmân’a hamd ederiz.

      [/NOT]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]ahval: haller, davranışlar[/TD]
      [TD]anâsır-ı esasiye: esas, temel unsurlar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]azîm: çok büyük[/TD]
      [TD]benî Adem: Âdemoğlu, insanlık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
      [TD]celb etmek: kendine çekmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fenn-i hikmet: varlıkların hakikatlerini varlık âlemindeki keyfiyetlerine göre açıklayan ilim, felsefe[/TD]
      [TD]haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
      [TD]ibare: bir metnin ifadesi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]istikbal: gelecek[/TD]
      [TD]i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kafile: grup, topluluk[/TD]
      [TD]lâfz: ifade, söz[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mahlûk: yaratık, yaratılmış[/TD]
      [TD]muhavere: karşılıklı konuşma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mâzi: geçmiş zaman[/TD]
      [TD]müteselsilen: zincirleme olarak, peş peşe [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müteveccihen: yönelmiş olarak[/TD]
      [TD]müzeyyen: süslü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nazar-ı dikkat: dikkat içeren bakış
      [/TD]
      [TD]nazm: tertip, diziliş, düzen; Kur’ân-ı Kerîmin Allah teâlâ tarafından dizilen mübârek sözleri, ifadeleri[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nübüvvet: peygamberlik, elçilik[/TD]
      [TD]remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]saniyen: ikinci olarak[/TD]
      [TD]tecelli etmek: yansımak, görünmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
      [TD]vech: yön, yüz[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #802738
      Anonim


        Hikmet: “Nereden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz? Bu dünyada işiniz nedir? Reisiniz kimdir?”

        Bu suale, benî Âdem namına, emsali olan büyük peygamberler gibi, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, nev-i beşere vekâleten karşısına çıkarak şöyle cevapta bulundu:

        “Ey hikmet!blank.gif1 Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelînin kudretiyle, yokluk karanlıklarından, ziyadar varlık âlemine çıkarılan mahlûklardır. Sultan-ı Ezelî, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrâyı bize vermiştir. Biz, haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle re’sü’l-malımız olan istidatlarımızı nemalandırmaktır. Ve şu azîm insan kervanına, bundan sonra Sultan-ı Ezelîden risalet vazifesiyle gelip riyaset eden benim. İşte o Sultan-ı Ezelînin risalet beratı olarak bana verdiği Kur’ân-ı Azîmüşşân elimdedir. Şüphen varsa al, oku!”

        Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmın verdiği şu cevaplar, Kur’ân’dan muktebes ve Kur’ân lisanıyla söylenildiğinden, Kur’ân’ın anâsır-ı esasiyesinin şu dört maksatta temerküz ettiği anlaşılıyor.

        S – Şu makasıd-ı erbaa, Kur’ân’ın hangi âyetlerinde bulunuyor?

        C – O anâsır-ı erbaa, Kur’ân’ın hey’et-i mecmuasında bulunduğu gibi, Kur’ân’ın sûrelerinde, âyetlerinde, kelâmlarında, hattâ kelimelerinde bile sarahaten veya işareten veya remzen bulunmaktadır. Çünkü, Kur’ân’ın küllü, cüzlerinde göründüğü gibi, cüzleri de, Kur’ân’ın küllüne âyinedir. Bunun içindir ki Kur’ân, “müşahhas olduğu halde, efrad sahibi olan küllî” gibi tarif edilir.



        [NOT]Dipnot-1 Buradaki “Ey hikmet” tabiri, “Ey hikmet diye isimlendirilen fen” şeklinde takdir olunabilir. Veya diğer bir ifadeyle, “Ey, varlıkların hakikatlerini varlık âlemindeki keyfiyetlerine göre araştıran ilim.” Zira, fen, her ilim için kullanılan bir tabirdir. Hikmet ise, eşyanın hakikatlerini varlık âlemindeki keyfiyetlerine göre araştıran nazarî ilme denir (Seyyid Şerif Cürcânî, Tarifat).
        [/NOT]


        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
        [TD]Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi büyük olan Kur’ân[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Kur’ân’ın hey’et-i mecmuası: Kur’ân’ın bütünü, tümü[/TD]
        [TD]Muhammed-i Arabî: Arap olan peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Seyyid Şerif Cürcânî: (bk. bilgiler)[/TD]
        [TD]Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatı bütün zamanları kapsayan Ezelî Sultan, Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Tarifat: (bk. bilgiler – Seyyid Şerif Cürcânî)[/TD]
        [TD]anâsır-ı erbaa: Kur’ân’ın dört unsuru olan tevhid, haşir, nübüvvet, ibadet ve adalet[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]anâsır-ı esasiye: esas, temel unsurlar[/TD]
        [TD]azîm: büyük[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]benî Adem: Âdemoğlu, insanlık[/TD]
        [TD]berat: nişan, rütbe, vesika, belge[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cüz: bölüm, kısım[/TD]
        [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]emanet-i kübrâ: en büyük emanet, halifelik; başka varlıkların yüklenmekten çekindiği ve insanın yüklendiği İlâhî yükümlülük, kulluk vazifesi[/TD]
        [TD]emsal: benzerler, örnekler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
        [TD]hikmet: varlıkların hakikatlerini varlık âlemindeki keyfiyetlerine göre açıklayan ilim, felsefe[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istidat: yetenek, kabiliyet[/TD]
        [TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
        [TD]küll: bütün, genel[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]küllî: bütün fertleri içine alan tür; kapsamlı[/TD]
        [TD]lisan: dil[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mahlûk: yaratık, yaratılmış varlık[/TD]
        [TD]makasıd-ı erbaa: dört asıl gaye, dört maksat[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
        [TD]muktebes: iktibas edilen, alıntı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müteveccihen: yönelmiş olarak[/TD]
        [TD]müşahhas: somut[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nemalandırmak: geliştirmek, kârını artırmak[/TD]
        [TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık türü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]remzen: gizli bir mânâyı ince bir işaretle göstererek[/TD]
        [TD]re’sü’l-mal: sermâye [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]risalet: elçilik, peygamberlik[/TD]
        [TD]riyaset: başkanlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
        [TD]sarahaten: açıkça[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]temerküz etmek: odaklaşmak, toplanmak[/TD]
        [TD]temin etmek: güvence altına almak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vekâleten: vekil olarak[/TD]
        [TD]ziyadar: ışıklı, parlak[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #802739
        Anonim


          S – بِسْمِ اللهِ blank.gif1 ve اَلْحَمْدُ ِللهِ blank.gif2 gibi âyetlerde makasıd-ı erbaaya işaretler var mıdır?

          C – Evet, قُلْ kelimesi, Kur’ân’ın çok yerlerinde mezkûr veya mukadderdir. Bu mezkûr ve mukadder olan قُلْ kelimelerine esas olmak üzere بِسْمِ اللهِ tan evvel قُلْ kelimesi mukadderdir. Yani, “Ya Muhammed! Bu cümleyi insanlara söyle ve tâlim et.” Demek besmelede İlâhî ve zımnî bir emir var. Binaenaleyh, şu mukadder olan قُلْ emri, risalet ve nübüvvete işarettir. Çünkü resul olmasaydı, tebliğ ve tâlime memur olmazdı. Kezalik, hasrı ifade eden câr ve mecrûrun takdimi, tevhide îmadır.

          Ve keza, اَلرَّحْمٰنِ blank.gif3 nizam ve adâlete, اَلرَّحِيمِ blank.gif4 de haşre delâlet eder.

          Ve keza اَلْحَمْدُ ِللهِ ’taki ل ihtisası ifade ettiğinden tevhide işarettir.

          رَبِّ الْعَالَمِينَ 5 adaletle nübüvvete remizdir. Çünkü terbiye, resuller vasıtasıyla olur. مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ 6 zaten sarahaten haşir ve kıyamete delâlet eder.



          [NOT]Dipnot-1 Allah’ın adıyla.
          Dipnot-2 “Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur.” Fatiha Sûresi, 1:2.
          Dipnot-3 “Kullarına karşı çok merhametli olan ve şefkat eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah.” Fatiha Sûresi, 1:3.
          Dipnot-4 “Rahmeti herşeyi kuşatmakla birlikte, dilediği varlıklara çok özel ihsanı ve hususî rahmet tecelîsi olan Allah.” Fatiha Sûresi, 1:3.
          Dipnot-5 “Bütün âlemlerin Rabbi; Her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye eden; tedbir, tasarruf ve egemenliği altında bulunduran Allah.” Fatiha Sûresi, 1:2.
          Dipnot-6 “Hesap gününün yegane sahibi, yöneticisi ve hakimi olan Allah.” Fatiha Sûresi, 1:4.
          [/NOT]

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]besmele: Bismillâhirrahmânirrahîm’in kısaltılmış ismi [/TD]
          [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]câr: başına geldiği ismin sonunu esre okutarak kendinden önceki fiilin mânâsını, başına geldiği isme veya daha sonra gelen başka bir isme çekip bağlayan harf, burada “be” harfi kastedilir[/TD]
          [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hasr: yalnızca bir şeye, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye verilmesi[/TD]
          [TD]haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ihtisas: bir şeye ait kılma ve ona has özgü yapma; meselâ,اَلْحَمْدُ ِللهِ ’daki lam harfi hamdin Allah’a ait olduğunu bildirir[/TD]
          [TD]kezâ: bunun gibi [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kezâlik: bunun gibi, böylece [/TD]
          [TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]makasıd-ı erbaa: Kur’ân’ın dört asıl gayesi[/TD]
          [TD]mecrûr: gr. başına câr harflerinden biri gelerek önceki mânânın kendine bağlandığı ve esre okunduğu kelime[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]memur olmak: görevli olmak[/TD]
          [TD]mezkûr: kelime olarak bizzat var olan, zikredilen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mukadder: gr. bir ifadede lâfız olarak söylenmediği hâlde gizli olarak kastedilen mânâ; meselâ bazı âyetlerin başında “Ey Muhammed kullarıma de ki” mânâsı gizli olarak vardır[/TD]
          [TD]nizam: düzen, kanun[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nübüvvet: peygamberlik, elçilik[/TD]
          [TD]remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]resul: elçi, peygamber[/TD]
          [TD]risalet: elçilik, peygamberlik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sarahaten: açıkça[/TD]
          [TD]takdim: bir gaye ve maksada binaen sıraya uymayarak bir şeyi öne geçirme, öne alma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tebliğ: ulaştırma, bildirme[/TD]
          [TD]tevhid: birleme; her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tâlim: öğretme[/TD]
          [TD]zımnî: gizli ve dolaylı bir şekilde[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]îma: gizli ve ince bir mânâyı işaret etme, gösterme[/TD]
          [TD]İlâhî: Allah tarafından olan, Allah’a ait[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ل: (bk. ḥ-r-f[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #802747
          Anonim


            Ve keza blank.gif1 اِنّاَ اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ sadefi de, o makasıd-ı erbaa cevherlerini tazammun etmiştir.

            ﴿ بِسْمِ اللهِ blank.gif2 ﴾: Bu kelâm, güneş gibidir. Yani, güneş başkalarını gösterdiği gibi, kendini de gösterir, başka bir güneşe ihtiyaç bırakmaz. بِسْمِ اللهِ başkalarına yaptığı vazifeyi, kendisine de yapıyor; ikinci bir بِسْمِ اللهِ daha lâzım değildir.

            Evet بِسْمِ اللهِ öyle müstakil bir nurdur ki, bu nur, hiçbir şeye bağlı değildir. Hattâ bu nurun câr ve mecrûru bile hiçbir şeye muhtaç değildir. Ancak ب harfinden müstefad olan اَسْتَعِينُ blank.gif3 veya örfen malûm olan اَتَيَمَّنُ veyahut mukadder olan قُلْ blank.gif4 ün istilzam ettiği اِقْرَأْ blank.gif5 fiillerinden birine mütealliktir.

            İhtar: بِسْمِ اللهِ taki câr ve mecrûra müteallik olarak mezkûr olan fiiller, besmeleden sonra takdir edilir ki, hasrı ifade etmekle ihlâs ve tevhidi tazammun etsin. İsim, Cenâb-ı Hakkın zâtî isimleri olduğu gibi, fiilî isimleri de vardır. Bu fiilî isimlerin, Gaffar ve Rezzak, Muhyî ve Mümît gibi pek çok nevileri vardır.



            [NOT]Dipnot-1 “(Yâ Muhammed) Biz sana kevseri verdik.” Kevser Sûresi, 108:1.
            Dipnot-2 Allah’ın adıyla.
            Dipnot-3 Yardım diliyorum.
            Dipnot-4 De ki.
            Dipnot-5 Oku.
            [/NOT]

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
            [/TD]
            [TD]Gaffar: ne kadar çok ve büyük olursa olsun dilediği kullarının her türlü suç ve günahını tekrar tekrar bağışlayan Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah[/TD]
            [TD]Mümît: ölümü yaratan, diriltip can verdiği varlıkları vakti gelince öldüren Cenâb-ı Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Rezzâk: bütün varlıkların rızıklarını bol bir şekilde tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah[/TD]
            [TD]besmele: Bismillâhirrahmânirrahîm’in kısaltılmış ismi [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]câr: başına geldiği ismin sonunu esre okutarak kendinden önceki fiilin mânâsını, başına geldiği isme veya daha sonra gelen başka bir isme çekip bağlayan harf, burada “be” harfi kastedilir[/TD]
            [TD]hasr: yalnızca bir şeye, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye verilmesi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet[/TD]
            [TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]istilzam etmek: gerektirmek[/TD]
            [TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kezâ: bunun gibi [/TD]
            [TD]makasıd-ı erbaa: Kur’ân’ın dört asıl gayesi olan tevhid, haşir, nübüvvet, ibadet ve adalet[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mecrûr: gr. başına câr harflerinden biri gelerek önceki mânânın kendine bağlandığı ve esre okunduğu kelime[/TD]
            [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mukadder: gr. bir ifadede lâfız olarak söylenmediği hâlde gizli olarak kastedilen mânâ; meselâ bazı âyetlerin başında “Ey Muhammed kullarıma de ki” mânâsı gizli olarak vardır[/TD]
            [TD]müstakil: bağımsız, başlı başına[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müstefâd: anlaşılan mânâ[/TD]
            [TD]müteallik: bağlı, ilişkili[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
            [TD]sadef: inci kabuğu anlamındaki bu söz “inci gibi değerli manaları içinde taşıyan kabuk” anlamında Kur’ân lâfzı için kullanılmıştır[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]takdir: lâfız olarak söylenmediği hâlde, söylenen sözün altında kapalı olarak bulunan mânânın belirtilmesi[/TD]
            [TD]tazammun etmek: içine almak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
            [/TD]
            [TD]zâtî: zatına ait[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]örfen: gelenek, teamül ve uygulama olarak [/TD]
            [TD]ب: (bk. ḥ-r-f
            [/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #802748
            Anonim


              S – Bu fiilî isimlerinin kesretle tenevvüü neden meydana geliyor?
              C – Kudret-i ezeliyenin, kâinattaki mevcudatın nevilerine, fertlerine olan nispet ve taallûkundan husule gelir. Bu itibarla, بِسْمِ اللهِ blank.gif1 kudret-i Ezeliyenin taallûk ve tesirini celb eder. Ve o taallûk, abdin kesbine ve işine yardım edici bir ruh gibi olur. Öyleyse, hiç kimse, hiçbir işini besmelesiz bırakmasın!

              اَللهُ Lâfza-i celâli, bütün sıfât-ı kemâliyeyi tazammun eden bir sadeftir. Çünkü Lâfza-i Celâl, Zât-ı Akdese delâlet eder; Zât-ı Akdes de, bütün sıfât-ı kemaliyeyi istilzam eder. Öyleyse, o lâfza-i mukaddese, delâlet-i iltizamiye ile, bütün sıfât-ı kemâliyeye delâlet eder.

              İhtar: Başka ism-i haslarda bu delâlet yoktur. Çünkü, başka zatlarda sıfât-ı kemâliyeyi istilzam etmek yoktur.

              ﴿ اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ blank.gif2 Bu iki sıfatın Lâfza-i Celâlden sonra zikirlerini icap eden münasebetlerden birisi şudur ki:
              Lâfza-i Celâlden, celâl silsilesi tecellî ettiği gibi, bu iki sıfattan dahi cemal silsilesi tecellî ediyor.

              Evet, herbir âlemde emir ve nehiy, sevap ve azap; terğib ve terhib, tesbih ve tahmid, havf ve reca gibi pek çok füruat, celâl ve cemâlin tecellîsiyle teselsül edegelmektedir.

              İkincisi: Cenâb-ı Hakkın ismi, Zât-ı Akdesine ayn olduğu cihetle, Lâfza-i



              [NOT]Dipnot-1 Allah’ın adıyla.
              Dipnot-2 “Kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah.” Fatiha Sûresi, 1:3.
              [/NOT]

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
              [TD]Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]abd: köle[/TD]
              [TD]ayn: bir şeyin aynısı, kendisi, tıpkısı; iki şey arasında esasta bir derece farkı bulunmaksızın anlam ve kavram itibariyle bir olma, zıtlık ve çelişki olmama[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]besmele: Bismillâhirrahmânirrahîm’in kısaltılmış ismi[/TD]
              [TD]celb etmek: kendine çekmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]celâl: büyüklük, azamet, haşmet[/TD]
              [TD]cemâl: güzellik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
              [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]delâlet-i iltizamiye: bir sözün, kastedilen mânâ ile birlikte, bulunması gerekli olan başka bir mânâya olan işareti[/TD]
              [TD]füruat: dallar, şubeler, kısımlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]havf: korku[/TD]
              [TD]husule gelmek: meydana gelmek, ortaya çıkmak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]icap etmek: gerektirmek[/TD]
              [TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ism-i has: özel isim[/TD]
              [TD]istilzam etmek: gerektirmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]itibar: özellik, bakımından[/TD]
              [TD]kesb: kazanma, elde etme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kesret: çokluk[/TD]
              [TD]kudret-i ezeliye: varlığının başlangıcı olmayan ve ezelden beri var olan Allah’ın kudreti[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
              [TD]lâfz-ı Celâl: “Allah” kelimesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]lâfza-i mukaddese: kutsal kelime, söz; burada “Allah” kelimesi kastedilmiştir[/TD]
              [TD]mevcudat: varlıklar, var edilenler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]münasebet: bağlantı, ilişki, alâka[/TD]
              [TD]nehiy: yasak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
              [TD]nisbet: oran, kıyas[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]recâ: ümit[/TD]
              [TD]sadef: inci kabuğu anlamındaki bu söz “inci gibi büyük mânâları içinde taşıyan kabuk” anlamında Allah lâfzı için kullanılmıştır[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sıfât-ı kemâliye: Cenâb-ı Hakk’ın Zâtını niteleyen, bütün noksanlıklardan uzak ve yüce olduğunu bildiren mükemmel sıfatları, kutsal özellikleri[/TD]
              [TD]taallûk: alâka, bağlılık, münasebet[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tahmid: Allah’ı övme ve Ona şükürlerini sunma[/TD]
              [TD]tazammun etmek: içermek, içine almak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tecellî etmek: yansımak, görünmek[/TD]
              [TD]tenevvü: çeşitlilik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]terhib: korkutma[/TD]
              [TD]terğib: istek ve rağbet uyandırma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
              [TD]teselsül: zincirleme devam etme, ard arda gelme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tesir: etki[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #802749
              Anonim


                Celâl, sıfât-ı ayniyeye işarettir. اَلرَّحِيمِ 1 de, fiilî olan sıfât-ı gayriyeye îmadır. اَلرَّحْمٰنِ blank.gif2 dahi, ne ayn ne gayr olan sıfât-ı seb’aya remizdir. Zira Rahmân, “Rezzak” mânasınadır. Rızık, bekaya sebeptir. Beka, tekerrür-ü vücuttan ibarettir. Vücut ise, birincisi mümeyyize, ikincisi muhassısa, üçüncüsü müessire olmak üzere, “ilim, irade, kudret” sıfatlarını istilzam eder. Beka dahi, semere-i rızık mahsulü olduğu için, “basar, sem’, kelâm” sıfatlarını iktiza eder ki, merzuk, istediği zaman ihtiyacını görsün, istediği zaman işitsin, aralarında vasıta bulunduğu takdirde o vasıta ile konuşsun. Bu altı sıfat, şüphesiz, birinci sıfatı olan “hayat”ı istilzam ederler.

                S – Rahmân büyük nimetlere, Rahîm küçük nimetlere delâlet ettikleri cihetle, Rahîm’in, Rahmân’dan sonra zikri, yukarıdan aşağıya inmek mânâsına olan “san’atü’t-tedellî” kaidesine dahildir. Bu ise, belâgatça makbul değildir.

                C – Evet, kaşlar göze, gem ata mütemmim oldukları ve onların noksanlarını ikmal ettikleri gibi, küçük nîmetler de büyük nimetlere mütemmimdirler. Bu itibarla,


                [NOT]Dipnot-1 “Rahmeti herşeyi kuşatmakla birlikte, dilediği varlıklara çok özel ihsanı ve hususî rahmet tecelîsi olan Allah.” Fatiha Sûresi, 1:3.
                Dipnot-2 “Kullarına karşı çok merhametli olan ve şefkat eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah.” Fatiha Sûresi, 1:3.
                [/NOT]

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Rahmân: bütün yarattıkları esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran sonsuz rahmet sahibi Allah[/TD]
                [TD]Rahîm: çok merhametli; rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Rezzâk: bütün varlıkların rızıklarını tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah[/TD]
                [TD]basar (sıfatı): Cenâb-ı Hakkın her şeyi görmesi, müşahede etmesi ve bütün varlıklara görme kabiliyetini vermesi sıfatı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bekà: süreklilik, devamlılık[/TD]
                [TD]belâgat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]gem: atı yönetmek için ağzına takılan demir alet[/TD]
                [TD]hayat (sıfatı): Cenâb-ı Hakkın, diri ve gerçek hayat sahibi olması ve her canlıya hayat vemesi sıfatı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ikmal etmek: tamamlamak[/TD]
                [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ilim (sıfatı): Cenab-ı Hakk’ın her şeyi kuşatan, sınırsız, ezelî ve ebedî olan bilme sıfatı[/TD]
                [TD]irade (sıfatı): Cenâb-ı Hakkın dilediği bir şeyi, dilediği zamanda şekli, ölçüsü ve keyfiyeti itibariyle tayin etmesi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istilzam etmek: gerektirmek[/TD]
                [TD]kaide: düstur, prensip[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kelâm (sıfatı): Cenâb-ı Hakkın vahiy ve ilham ile kâinattaki varlıklarla konuşması ve varlıklarla konuşma kabiliyetini vermesi[/TD]
                [TD]kudret (sıfatı): Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]lâfza-i Celâl: “Allah” kelimesi[/TD]
                [TD]makbul: kabul gören, geçerli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]merzûk: rızıklanan, ihtiyaçları verilen[/TD]
                [TD]muhassısa: Cenâb-ı Hakkın iradesiyle birçok ihtimaller arasından bir ihtimali seçerek tayin etmesi, belirlemesi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müessire: Cenab-ı Hakkın sonsuz kudretiyle dilediğini yapan sıfatı[/TD]
                [TD]mümeyyize: Cenâb-ı Hakkın varlıkları ve o varlıklara lâzım olan şeyleri birbirinden ayırt etme sıfatı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mütemmim: tamamlayan, tamamlayıcı[/TD]
                [TD]ne ayn ve gayr (sıfatlar): yedi sıfat; zâtî ve fiilî olmayan sıfatlar; ilim, irade, kudret gibi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme[/TD]
                [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, ihsanlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]san’atü’t-tedellî: üslûp ve ifadede yukarıdan aşağıya, büyükten küçüğe inme san’atı[/TD]
                [TD]semere-i rızık: rızık meyvesi, neticesi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sem’ (sıfatı): Cenâb-ı Hakkın her şeyi hakkıyla işitmesi ve bütün varlıklara işitme duyularını vermesi[/TD]
                [TD]sıfât-ı ayniye: Zâtî sıfatlar; Allah’ın zıtlarıyla nitelenmesi düşünülemeyen sıfatları; kıdem, bekà, vahdaniyet gibi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sıfât-ı gayriye: fiilî sıfatlar; rezzakiyet, ihya, imate gibi[/TD]
                [TD]sıfât-ı seb’a: yedi sıfat[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tekerrür-ü vücud: varlığın tekrarlanması; tekrar yaratılması[/TD]
                [TD]vücut: varlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zira: çünkü[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #802750
                Anonim


                  mütemmim olan, haddizatında küçük de olsa, faideyi ikmal ettiğinden, büyükten daha büyük olması icap eder.

                  Ve keza, büyükten beklenilen menfaat küçüğe mütevakkıf ise, o küçük, büyük sırasına geçer; o büyük dahi küçük hükmünde kalır; kilit ile anahtar, lisan ile ruh gibi.

                  Ve keza, bu makam, nimetlerin tâdâdı veya nimetlerle imtinan makamı değildir. Ancak, insanları, gizli ve küçük nimetlere tenbih ve ikaz etmek makamıdır. Evvelki makamlardaki “tedellî” şu tenbih makamında “terakki” sayılır. Çünkü, gizli ve küçük nimetleri insanlara göstermek ve insanları onların vücuduna ikaz etmek, daha lâyık ve daha lâzımdır. Bu itibarla, şu meselemizde tedellî değil, terakki vardır.

                  S – Mebde ve me’haz itibarıyla “rikkatü’l-kalb” mânâsını ifade eden bu iki sıfatın Cenâb-ı Hak hakkında kullanılması caiz değildir. Eğer mânâ-yı hakikatlerinin lâzımı ve neticesi olan in’am ve ihsan kastedilirse, mecazda ne hikmet vardır?

                  C – Bu iki sıfat—“yed” gibi—mâna-yı hakikileriyle Cenâb-ı Hak hakkında kullanılması muhal olan müteşabihattandır. Müteşabihatta, mânâ-yı mecazînin, mânâ-yı hakikînin lâfzıyla, üslûbuyla gösterilmesindeki hikmet, insanların melûf ve malûmları olmayan mânâları ve hakikatleri zihinlerine yakınlaştırıp kabul ettirmekten ibarettir. Meselâ “yed”in mânâ-yı mecazîsi insanlara me’nus olmadığından, mânâ-yı hakikînin şekliyle, lâfzıyla gösterilmesi zarureti vardır.

                  ﴿ اَلْحَمْدُ ِللهِ blank.gif1 Evvelâ: Bu kelimeyi mâkabline bağlattıran cihet-i münasebet, Rahmân ve Rahîm’in delâlet ettikleri nimetlerin hamd ve şükürle karşılanması lüzumundan ibarettir.



                  [NOT]Dipnot-1 “Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur.” Fatiha Sûresi, 1:2.
                  [/NOT]

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
                  [/TD]
                  [TD]Rahmân: bütün yarattıkları esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran sonsuz rahmet sahibi Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Rahîm: merhametli; rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
                  [TD]caiz: sakıncasız, doğru[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cihet-i münâsebet: münasebet yönü ve tarafı[/TD]
                  [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]haddizatında: zâten, aslında[/TD]
                  [TD]hakikat: asıl, gerçek, doğru[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hamd: övgü, şükür ve minnet duyma[/TD]
                  [TD]hikmet: amaç, gaye[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]icap etmek: gerekmek[/TD]
                  [TD]ihsan: bağış, ikram, lütuf[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ikmal etmek: tamamlamak[/TD]
                  [TD]imtinân: minnet; yapılan nimetleri söyleyerek şükür hissi uyandırma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]in’am: nimet verme[/TD]
                  [TD]itibar: özellik, bakımından[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]lisan: dil[/TD]
                  [TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mebde: temel, kök, başlangıç[/TD]
                  [TD]mecaz: bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek mânâsından başka mânâda kullanılan söz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]melûf: alışılmış[/TD]
                  [TD]me’haz: kaynak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]me’nus: ünsiyet edilen, alışılmış[/TD]
                  [TD]muhal: imkânsız, olmayacak şey [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mâkabli: önceki, öncesi[/TD]
                  [TD]mânâ-yı hakikat/mânâ-yı hakikî: gerçek, asıl mânâ[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mânâ-yı mecazî: mecazî anlamı[/TD]
                  [TD]mânây-ı hakiki: gerçek, asıl mânâ[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mütemmim: tamamlayan, tamamlayıcı[/TD]
                  [TD]mütevakkıf: bağlı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müteşabihat: birbirine benzer mecâz ve teşbihlerin yer aldığı ifadeler; Kur’ân ve hadiste yer alan ve farklı mânâlardan hangisinin kastedildiği kesin olarak bilinemeyen, bazı kapalı sözler[/TD]
                  [TD]rikkatü’l-kalb: kalb yumuşaklılığı, yufka yüreklilik [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tedellî: tevazu gösterme, yaklaşma; belâğat ilminde, yüksek makam sahibinin tevazû göstererek aşağıdakini muhatap kabul etme mânâsında bir edebî san’at[/TD]
                  [TD]tenbih: ikaz, uyarı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]terakki: ilerleme, yükselme[/TD]
                  [TD]tâdâd: sayma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
                  [TD]yed: el[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zaruret: zorunluluk, gereklilik[/TD]
                  [TD]üslub: ifade tarzı[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #802751
                  Anonim


                    Saniyen: Şu اَلْحَمْدُ ِللهِblank.gif1 cümlesi, herbiri niam-ı esasiyeden birine işaret olmak üzere, Kur’ân’ın dört sûresindeblank.gif2 tekerrür etmiştir. O nimetler de, “neş’e-i ûlâ ile neş’e-i ûlâda beka, neş’e-i uhrâ ile neş’e-i uhrâda beka” nimetlerinden ibarettir.

                    Salisen: Bu cümlenin Kur’ân’ın başlangıcı olan Fâtiha Sûresine fâtiha, yani başlangıç yapılması neye binaendir?


                    C – Kâinatın ve dolayısıyla insanların hilkatindeki hikmet ve gaye, وَماَخَلَقْتُ الْجِنَّ وَاْلاِنْسَ اِلاَّ لِيَعْبُدُونِ 3

                    ferman-ı celîlince, ibadettir. Hamd ise, ibadetin icmâlî bir sureti ve küçük bir nüshasıdır. اَلْحَمْدُ ِللهِ ’ın bu makamda zikri, hilkatin gayesini tasavvur etmeye işarettir.

                    Rabian: Hamdin en meşhur mânâsı, sıfât-ı kemâliyeyi izhar etmektir. Şöyle ki:

                    Cenâb-ı Hak, insanı, kâinata câmi bir nüsha ve on sekiz bin âlemi hâvi şu büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Ve Esmâ-i Hüsnâdan herbirisinin tecellîgâhı olan herbir âlemden bir örnek, bir nümune, insanın cevherinde vedîa bırakmıştır.

                    Eğer insan, maddî ve mânevî herbir uzvunu Allah’ın emrettiği yere sarf etmekle hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfîyi îfa ve şeriate imtisal ederse, insanın cevherinde vedîa bırakılan o örneklerin herbirisi, kendi âlemine bir pencere olur. İnsan, o pencereden, o âleme bakar ve o âleme tecellî eden sıfatla o âlemden tezahür eden isme bir mir’at ve bir âyine olur. O vakit insan, ruhuyla, cismiyle


                    [NOT]Dipnot-1 “Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur.” Fatiha Sûresi, 1:2.
                    Dipnot-2 Bu dört sûre En’am, Kehf, Fatır ve Sebe’ sûreleridir.
                    Dipnot-3 “Cinleri ve insanları ancak Bana îman ve ibadet etsinler diye yarattım.” Zâriyat Sûresi, 51:56.
                    [/NOT]

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
                    [/TD]
                    [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Cenab-ı Hakkın güzel isimleri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Fatiha Sûresi: açılış, başlangıç anlamına gelen Kur’ân-ı Kerim’in ilk sûresi[/TD]
                    [TD]bekà: devamlılık ve kalıcılık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
                    [TD]câmi: kapsamlı, büyük, geniş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ferman-ı celîl: Cenab-ı Hakkın yüce fermanı, buyruğu[/TD]
                    [TD]fihrist: içindekiler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hamd: övgü, şükür ve minnet duyma[/TD]
                    [TD]hikmet: sır, amaç, gaye[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
                    [TD]hâvi: ihtiva eden, içine alan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]icmâlî: kısaca, özetle[/TD]
                    [TD]ifa etmek: yerine getirmek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]imtisal: emre uyma, boyun eğme[/TD]
                    [TD]izhar etmek: göstermek, açığa çıkarmak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                    [TD]mir’at: ayna[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]neş’e-i uhrâ: âhirette ikinci kez diriltilme[/TD]
                    [TD]neş’e-i ûlâ: insanın ilk yaratılışı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]niam-ı esasiye: temel nimetler[/TD]
                    [TD]nümune: örnek, misal[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nüsha: kopya[/TD]
                    [TD]rabian: dördüncü olarak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]salisen: üçüncü olarak[/TD]
                    [TD]saniyen: ikinci olarak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sıfât-ı kemâliye: Cenâb-ı Hakk’ın Zâtını niteleyen, bütün noksanlıklardan uzak ve yüce olduğunu bildiren mükemmel sıfatları, kutsal özellikleri[/TD]
                    [TD]tasavvur: düşünme, zihinde bir kişilik kazandırma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tecellî etmek: belirmek, görünmek[/TD]
                    [TD]tecellîgâh: yansıma ve görünme yeri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tekerrür etmek: tekrarlanmak[/TD]
                    [TD]tezahür etmek: görünmek, ortaya çıkmak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]uzuv: organ[/TD]
                    [TD]vedia: emanet, ödünç[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî hükümlerin hepsi, İslâmiyet[/TD]
                    [TD]şükr-ü örfî: örfî, fiilî şükür[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #802752
                    Anonim


                      âlem-i şehadet ve âlem-i gayba bir hülâsa olur ve her iki âleme tecellî eden, insana da tecellî eder. İşte bu cihetle, insan, sıfât-ı kemâliye-i İlâhiyeye hem mazhar olur, hem muzhir olur. Nitekim Muhyiddin-i Arabî, كُنْتُ كَنْزًا مَخْفِيًّا فَخَلَقْتُ الْخَلْقَ لِيَعْرِفُونِى blank.gif1 hadîs-i şerifinin beyanında, “Mahlûkatı yarattım ki, Bana bir âyine olsun ve o âyinede cemâlimi göreyim” demiştir.

                      ل: ِللهِ blank.gif2 burada ihtisas içindir. Hamdin Zât-ı Akdese has ve münhasır olduğunu ifade eder. Bu ل ’ın mütealliki olan ihtisas hazf olduktan sonra ona intikal etmiştir ki, ihlâs ve tevhidi ifade etsin.

                      İhtar: Müşahhas olan birşeyin umumî bir mefhumla mülâhaza edildiğine binaen, Zât-ı Akdes de müşahhas olduğu halde, Vâcibü’l-Vücud mefhumuyla tasavvur edilebilir.

                      ﴿ رَبِّ blank.gif3 Yani, herbir cüz’ü bir âlem mesabesinde bulunan şu âlemi bütün eczasıyla terbiye ve yıldızlar hükmünde olan o cüzlerin zerratını kemâl-i intizamla tahrik eder.

                      Evet, Cenâb-ı Hak, herşey için bir nokta-i kemal tayin etmiştir ve o noktayı elde etmek için o şeye bir meyil vermiştir. Herşey, o nokta-i kemale doğru hareket



                      [NOT]Dipnot-1 Süyûti, ed-Dürerü’l-Müntesire, s. 125; Ali el-Kàrî, el-Esrârü’l-Merfûa’, s. 273.
                      Dipnot-2 Allah’a has olan.
                      Dipnot-3 Her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye eden; tedbir, tasarruf ve egemenliği altında bulunduran Allah.
                      [/NOT]

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                      [TD]Muhyiddin-i Arabî: (bk. bilgiler)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
                      [TD]Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
                      [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cemâl: güzellik[/TD]
                      [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cüz’: kısım, parça[/TD]
                      [TD]ecza: kısımlar, parçalar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hadis-i şerif: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış[/TD]
                      [TD]hamd: övgü, şükür ve minnet duyma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hazf olmak: zikredilmemek, çıkarmak, atlamak[/TD]
                      [TD]hülâsa: özet[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet[/TD]
                      [TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihtisas: bir şeye ait kılma ve ona has özgü yapma; meselâ, اَلْحَمْدُ ِللهِ ’daki lam harfi hamdin Allah’a ait olduğunu bildirir[/TD]
                      [TD]intikal etmek: geçmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kemâl-i intizam: kusursuz derecede düzenlilik[/TD]
                      [TD]mahlûkât: yaratılmışlar, varlıklar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mazhar: ayna olma, yansıma yeri[/TD]
                      [TD]mefhum: bir sözden çıkarılan mânâ, terim, kavram[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mesabe: derece, konum[/TD]
                      [TD]muzhir olmak: göstermek, ortaya çıkarmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mülâhaza etmek: düşünmek, akla getirmek[/TD]
                      [TD]münhasır olmak: bir şeyle sınırlı ve sadece ona ait olmak [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müteallik: alâkalı, ilgili, bağlı olma[/TD]
                      [TD]müşahhas: şahıs hâlinde, varlığı teşhis ve tayin olunmuş, bilinen[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nokta-i kemâl: mükemmellik, olgunluk noktası[/TD]
                      [TD]sıfât-ı kemâliye-i İlâhiye: Cenâb-ı Hakk’ın Zâtını niteleyen, bütün noksanlıklardan uzak ve yüce olduğunu bildiren mükemmel sıfatları, kutsal özellikleri[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tahrik etmek: harekete geçirmek[/TD]
                      [TD]tasavvur: düşünme, zihinde şahsiyet kazandırma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tecellî etmek: yansımak[/TD]
                      [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]umumî: genel[/TD]
                      [TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem[/TD]
                      [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ل: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #802753
                      Anonim


                        etmek üzere, sanki mânevî bir emir almış gibi muntazaman o noktaya müteveccihen hareket etmektedir. Esna-yı harekette onlara yardım eden ve mânilerini def eden, şüphesiz, Cenâb-ı Hakkın terbiyesidir.

                        Evet, kâinata dikkatle bakıldığı zaman, insanların taife ve kabileleri gibi, kâinatın zerratı, münferiden ve müçtemian Hâlıklarının kanununa imtisalen, muayyen olan vazifelerine koşmakta oldukları hissedilir. (Yalnız bedbaht insanlar müstesna!)

                        ﴿ اَلْعَالَمِينَ blank.gif1 Bu kelimenin sonundaki يِنَ yalnız i’rab alâmetidir, عِشْرِينَ، ثَلاَثِينَ blank.gif2 gibi. Veya cem’ alâmetidir; çünkü, âlemin ihtiva ettiği cüzlerin herbirisi bir âlemdir. Veyahut, yalnız manzume-i şemsiyeye münhasır değildir. Cenâb-ı Hakkın, şu gayr-ı mütenahi fezada çok âlemleri vardır.

                        Evet,اَلْحَمْدُ ِللهِ كَمْ ِللهِ مِنْ فَلَكٍ تَجْرِى النُّجُومُ بِهِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ blank.gif3

                        Ve blank.gif4 رَأَيْتُهُمْ لِى سَاجِدِينَ ’de olduğu gibi, burada da ukalâya mahsus cem’ sîgasıyla gayr-ı ukalâ cem’lendirilmiştir. Bu ise, kavaide muhaliftir?

                        Evet, âlemin ihtiva ettiği uzuvların birer âkıl, birer mütekellim suretinde tasavvur edilmesi, belâgatin en makbul bir prensibidir. Zira, kâinatın âlem ile tesmiyesi, kâinatın Sâniine olan delâleti, şehadeti, işareti içindir. Binaenaleyh, kâinatın uzuvları da Sanie olan delâletleri, şehadetleri için birer âlem olmaları icap eder. Öyleyse, Sâniin o uzuvları terbiyesinden ve o uzuvların da Sânii ilâm etmelerinden anlaşılır ki, o uzuvlar; birer hayy, birer âkıl, birer mütekellim suretinde tasavvur edilmiştir. Binaenaleyh, bu cem’de kavaide muhalefet yoktur.


                        [NOT]Dipnot-1 Âlemler, varlık âlemleri.
                        Dipnot-2 Yirmi, otuz.
                        Dipnot-3 Hamd olsun Allah’a ki Onun tayin ettiği nice yörüngeler vardır ki, yıldızlar, güneş ve ay o yörüngelerde akıp gider.
                        Dipnot-4 “Bana secde ettiklerini gördüm.” Yûsuf Sûresi, 12:4.
                        [/NOT]

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                        [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Sâni: her şeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                        [TD]bedbaht: kötü bahtlı, tahlihsiz[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]belâgat: konusu, düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi olan ilim[/TD]
                        [TD]binaenaleyh: buna binaen, bundan dolayı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cem’/cem’ sîgası: Ar. gr. çoğul, çoğul kipi
                        [/TD]
                        [TD]cem’lendirmek: çoğul kipiyle gelmek, çoğul yapmak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cüz: bölüm, parça[/TD]
                        [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]esna-yı hareket: hareket anı, zamanı[/TD]
                        [TD]feza: uzay, gökyüzü[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]gayr-ı mütenâhi: sınırsız, sonsuz[/TD]
                        [TD]gayr-ı ukalâ: akıl sahibi olmayanlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hayy: diri, canlı[/TD]
                        [TD]ihtiva etmek: içine almak, kapsamak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ilâm etmek: duyurmak, bildirmek[/TD]
                        [TD]imtisalen: emre uyarak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]i’rab: gr. cümle içinde yüklendiği göreve göre, kelimelerin sonlarında meydana gelen ses ve hareke değişiklikleri[/TD]
                        [TD]kavâid: dilbilgisi kuralları[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                        [TD]makbul: kabul gören, geçerli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]manzume-i şemsiye: güneş sistemi[/TD]
                        [TD]muayyen: belirlenmiş, tayin edilmiş[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muhalefet: zıt ve aykırı davranma[/TD]
                        [TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muntazaman: düzenli olarak[/TD]
                        [TD]mâni: engel[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]münferiden: tek olarak, yalnız başına[/TD]
                        [TD]münhasır: ait, mahsus[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müstesna: hariç[/TD]
                        [TD]mütekellim: konuşan, birinci tekil şahıs[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müteveccihen: yönelmiş olarak[/TD]
                        [TD]müçtemian: toplu olarak, topluca[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
                        [TD]tasavvur etmek: düşünmek, zihinde şahsiyet kazandırmak, hayal etmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tesmiye: isimlendirme[/TD]
                        [TD]ukalâ: akıllılar; akıl sahibi canlılar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]uzuv: organ[/TD]
                        [TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zira: çünkü[/TD]
                        [TD]şehadet: şahidlik, tanıklık, delil olma[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #802754
                        Anonim


                          ﴿ اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ blank.gif1 Mâkabliyle bu iki sıfatın nazmını icap eden şöyle bir münasebet vardır ki:
                          Biri menfaatleri celp, diğeri mazarratları def etmek üzere terbiyenin iki esası vardır. “Rezzak” mânâsına olan اَلرَّحْمٰنِ blank.gif2 birinci esasa, “Gaffar” mânâsını ifade eden اَلرَّحِيمِ blank.gif3 de ikinci esasa işaretleri için birbiriyle bağlanmıştır.

                          ﴿ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ blank.gif4 Mâkabliyle şu sıfatın nazmını iktiza eden sebep şudur ki:

                          Şu sıfat, rahmeti ifade eden mâkabline neticedir. Zira, kıyametle saadet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve nimetin nimet olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır. Evet, saadet-i ebediye olmasa, en büyük nimetlerden sayılan aklın, insanın kafasında yılan vazifesini görmekten başka bir işi kalmaz. Kezalik, en lâtif nimetlerden sayılan şefkat ve muhabbet, ebedî bir ayrılık düşüncesiyle, en büyük elemler sırasına geçerler.

                          S – Cenâb-ı Hakkın herşeye mâlik olduğu bir hakikat iken, burada haşir ve ceza gününün tahsisi neye binaendir?

                          C – Şu âlemin, insanlarca, hakir ve hasis sayılan bazı şeylerine kudret-i Ezeliyenin bizzat mübaşereti azamet-i İlâhiyeye münasip görülmediğinden, vaz edilen esbab-ı zahiriyenin o gün ref’iyle; herşeyin şeffaf, parlak içyüzüyle tecellî edip Sâniini, Hâlıkını vasıtasız göreceğine işarettir.



                          [NOT]Dipnot-1 “Kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah.” Fatiha Sûresi, 1:3.
                          Dipnot-2 “Kullarına karşı çok merhametli olan ve şefkat eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah.” Fatiha Sûresi, 1:3.
                          Dipnot-3 “Rahmeti herşeyi kuşatmakla birlikte, dilediği varlıklara çok özel ihsanı ve hususî rahmet tecelîsi olan Allah.” Fatiha Sûresi, 1:3.
                          Dipnot-4 “Hesap gününün yegane sahibi, yöneticisi ve hakimi olan Allah.” Fatiha Sûresi, 1:4.
                          [/NOT]

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                          [TD]Gaffar: ne kadar çok ve büyük olursa olsun dilediği kullarının her türlü suç ve günahını tekrar tekrar bağışlayan Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                          [TD]Rezzâk: bütün varlıkların rızıklarını tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Sâni: her şeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                          [TD]azamet-i İlâhiye: Allah’ın büyüklüğü, haşmet ve yüceliği[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
                          [TD]celp: çekme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ebedî: sonsuz, sonu olmayan[/TD]
                          [TD]esbab-ı zahiriye: görünürdeki sebepler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hakikat: asıl, gerçek[/TD]
                          [TD]hakir: hor ve değersiz, önemsiz[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hasis: âdi, değersiz[/TD]
                          [TD]haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                          [TD]kezalik: böylece, hâkeza[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kudret-i ezeliye: bütün zamanları kuşatan Allah’ın ezelî kudreti[/TD]
                          [TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]lâtif: ince, güzel, hoş[/TD]
                          [TD]mazarrat: zararlar, ziyanlar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mâkabli: önceki, öncesi[/TD]
                          [TD]mâlik olmak: sahip olmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mübaşeret: doğrudan temas sağlama ve yapma[/TD]
                          [TD]münasebet: bağlantı, ilişki, vesile[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]münasip: uygun[/TD]
                          [TD]nazm: tertip, diziliş, düzen[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet ve ihsan[/TD]
                          [TD]ref etmek: ortadan kaldırmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]saadet-i ebediye: sonu olmayan, sonsuz mutluluk[/TD]
                          [TD]sıfat: İlâhî özellik, nitelik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tahsis: sınırlandırma, özel tutma[/TD]
                          [TD]tecellî etmek: yansımak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vaz etmek: koymak, yerleştirmek[/TD]
                          [TD]şeffaf: saydam, parlak[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #802755
                          Anonim


                            يَوْم blank.gif1 tâbiri ise, haşrin vukuunu gösteren emarelerden birine işarettir. Şöyle ki:

                            Saniye, dakika, saat ve günleri gösteren haftalık bir saatin millerinden birisi devrini tamam ettiği zaman, behemehal ötekiler de devirlerini ikmal edeceklerine kanaat hasıl olur. Kezalik, yevm, sene, ömr-ü beşer ve ömr-ü dünya içinde tayin edilen mânevî millerden birisi devrini tamam ettiğinde, ötekilerin de—velev uzun bir zamandan sonra olsun—devirlerini ikmal edeceklerine hükmedilir.

                            Ve keza, bir gün veya bir sene zarfında vukua gelen küçük küçük kıyametleri, haşirleri gören bir adam, saadet-i ebediyenin, (haşrin tulû-u fecriyle, şahsî bir nev’ hükmünde olan) insanlara ihsan edileceğine şüphe edemez.

                            دِين kelimesinden maksat ya cezadır, çünkü o gün hayır ve şerlere ceza verilecek bir gündür; veya hakaik-i diniyedir, çünkü hakaik-i diniye o gün tam mânâsıyla meydana çıkar. Ve daire-i itikadın, daire-i esbaba galebe edeceği bir gündür.

                            Evet, Cenâb-ı Hak, müsebbebatı esbaba bağlamakla, intizamı temin eden bir nizamı kâinatta vaz etmiş. Ve herşeyi, o nizama müraat etmeye ve o nizamla kalmaya tevcih etmiştir. Ve bilhassa insanı da, o daire-i esbaba müraat ve merbutiyet etmeye mükellef kılmıştır. Her ne kadar dünyada, daire-i esbab daire-i itikada galip ise de, âhirette hakaik-i itikadiye tamamen tecellî etmekle, daire-i esbaba galebe edecektir. Buna binaen, bu dairelerin herbirisi için ayrı ayrı makamlar, ayrı ayrı hükümler vardır. Ve her makamın iktiza ettiği hükme göre hareket lâzımdır. Aksi takdirde, daire-i esbabda iken tabiatıyla, vehmiyle, hayaliyle daire-i itikada bakan Mutezile olur ki, tesiri esbaba verir. Ve keza, daire-i itikadda iken, ruhuyla, imaniyle daire-i esbaba bakan da, esbaba kıymet vermeyerek


                            [NOT]Dipnot-1 Gün.
                            [/NOT]

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
                            [/TD]
                            [TD]Mutezile: aklı temel kabul ederek Kur’ân ve sünneti kendi akıllarına uydurmaya çalışan ehl-i sünnet dışı bâtıl bir mezhep[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]behemehal: ister istemez; mutlaka [/TD]
                            [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
                            [TD]daire-i esbab: sebepler dairesi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]daire-i itikad: inanç dairesi[/TD]
                            [TD]emare: belirti, işaret[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]esbab: sebepler[/TD]
                            [TD]galebe etmek: üstün gelmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hakaik-i diniye: dini hakikatler, gerçekler, esaslar[/TD]
                            [TD]hakaik-i itikadiye: inanç esasları[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
                            [TD]ihsan etmek: ikramda bulunmak, bağışlamak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ikmal etmek: tamamlamak[/TD]
                            [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]intizam: disiplin, düzenlilik[/TD]
                            [TD]keza: böyle, böylece[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kezalik: böylece, hâkeza[/TD]
                            [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]merbutiyet etmek: bağlı olmak[/TD]
                            [TD]mükellef: yükümlü[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müraat: gözetme, uyma[/TD]
                            [TD]müsebbebat: sebeplerle meydana gelenler, neticeler, sonuçlar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nev’: çeşit, tür[/TD]
                            [TD]nizam: düzen, kanun[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]saadet-i ebediye: sonu olmayan, sonsuz mutluluk[/TD]
                            [TD]tabiatıyla: yaratılışıyla, karakteriyle, mizacıyla[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tecellî etmek: yansımak[/TD]
                            [TD]temin etmek: sağlamak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tevcih etmek: yöneltmek[/TD]
                            [TD]tulû-u fecr: sabah vaktinin girmesi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tâbir: ifade, söz[/TD]
                            [TD]vaz etmek: koymak, yerleştirmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vehim: kuruntu, varsayım[/TD]
                            [TD]vuku: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]yevm: gün[/TD]
                            [TD]zarfında: içinde[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ömr-ü beşer: insan ömrü[/TD]
                            [TD]ömr-ü dünya: dünyanın ömrü[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şer: kötülük[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #802756
                            Anonim


                              Cebriye mezhebi gibi tembelcesine bir tevekkülle nizâm-ı âleme muhalefet eder.

                              ك: ﴿ اِيَّاكَ نَعْبُدُ blank.gif1 zamirinde iki nükte vardır.

                              Birincisi: Mâkablinde zikredilen sıfât-ı kemâliyenin ك zamirinde müstetir ve mutazammın olduğuna işarettir. Çünkü, o sıfatların birer birer tâdadından hasıl olan büyük bir şevkle, gaybdan hitaba, yani ism-i zâhirden şu ك zamirine iltifatblank.gif2 ve intikal olmuştur. Demek ك zamirinin mercii, geçen sıfât-ı kemaliye ile mevsuf olan Zattır.

                              İkincisi: Elfaz okunurken mânâlarını düşünmek, belâgat mezhebinde vâcip olduğuna işarettir. Çünkü, mânâlar düşünülürse, nâzil olduğu gibi okunur. Ve o okuyuş, tabiatıyla, zevkiyle hitaba incirar eder. Hattâ اِيَّاكَ نَعْبُدُ ’yu okuyan adam, sanki blank.gif3 اُعْبُدْ رَبَّكَ كَاَنَّكَ تَرَاهُ cümlesindeki emre imtisalen okuyor gibi olur.

                              Cem’ sîgasıyla zikredilen نَعْبُدُ blank.gif4 ’deki zamir, üç taifeye işarettir.



                              [NOT]Dipnot-1 “Yalnızca Sana ibadet ederiz.” Fatiha Sûresi, 1:5.
                              Dipnot-2 İltifat: Sözün üçüncü şahıstan ikinci şahsa veya tekellüme (yani “o” zamirinden “sen” zamirine) veya ikinci şahıstan üçüncü şahsa intikal etmesi, geçiş yapmasıdır (Tarifat). Bu geçiş san’atı, bir sözde dinleyicinin zihnini canlı tutma, dikkatini çekme veya onu ikaz etme gibi inceliklere binaen uygulanır (bk. b-l-ğ).
                              Dipnot-3 “Rabbine, sanki Onu görüyormuş gibi ibadet et.” Hadis-i bilmânâdır. Buhari, Tefsîru Sûre 31:2, İmân: 37; Müslim, İmân: 1,5,7; Ebu Dâvud, Sünne: 16; Tirmizî, İmân: 4; İbni Mâce, Mukaddime: 9; Neseî, İmân: 5, 6; Müsned, 1:27, 51, 53, 319, 2:107, 462, 4:129, 164.
                              Dipnot-4 “İbadet ederiz.” Fatiha Sûresi, 1:5.
                              [/NOT]

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Cebriye mezhebi: insanın seçme gücünün ve iradesinin olmadığını savunan ehl-i sünnet dışı bâtıl mezhep[/TD]
                              [TD]belâgat: konusu sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesini bildiren bir ilim[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cem’ sîgası: Ar.gr. çoğul kipi[/TD]
                              [TD]elfaz: lâfızlar, sözler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]gaybdan hitaba: gr. konuşma esnasında üçüncü şahıs (gaip) kipinden, hazır bulunan ikinci şahıs (muhatap) kipine geçme[/TD]
                              [TD]hasıl olmak: meydana gelmek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hitab: konuşma[/TD]
                              [TD]imtisalen: emre uyarak, boyun eğerek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]incirar etmek: dayanıp bağlanmak, neticelenmek[/TD]
                              [TD]intikal: geçme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ism-i zâhir: açık, görünür isim[/TD]
                              [TD]merci: dönülen yer[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mevsuf: nitelendirilen, vasıflandırılan[/TD]
                              [TD]mezheb: yol, usûl[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muhalefet etmek: aykırı davranmak[/TD]
                              [TD]mutazammın olma: içinde bulunma, içinde olma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mâkabli: önceki, öncesi[/TD]
                              [TD]müstetir: gizli, örtülü[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nazil olmak: inmek[/TD]
                              [TD]nizam-ı âlem: âlemin düzeni, kanunu[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nükte: ince mânâ[/TD]
                              [TD]sıfat: özellik, vasıf[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]sıfât-ı kemâliye: Cenâb-ı Hakkın Zâtını niteleyen, bütün noksanlıklardan uzak ve yüce olduğunu bildiren mükemmel sıfatları, kutsal özellikleri[/TD]
                              [TD]tabiatıyla: doğasıyla, mizacıyla[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
                              [TD]tevekkül: Allah’a dayanma, güvenme; burada fiilî duayı yapmadan ve sebepler dünyasının kanunlarına uymadan Allah’a tevekkül etme kastediliyor[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tâdâd: sayma, sayım[/TD]
                              [TD]vâcip olmak: zorunlu, gerekli olmak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zamir: gr. ismin yerini tutan kelime[/TD]
                              [TD]ك: seni, sana[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #802776
                              Anonim


                                Birincisi, insanın vücudundaki bütün âzâ ve zerrâta râcidir ki, bu itibarla şükr‑ü örfîyi eda etmiş olur.

                                İkincisi, bütün ehl-i tevhidin cemaatlerine aittir; bu cihetle şeriata itaat etmiş olur.

                                Üçüncüsü, kâinatın ihtiva ettiği mevcudata işarettir. Bu itibarla, şeriat-ı fıtriye-i kübrâya tâbi olarak hayret ve muhabbetle kudret ve azametin arşı altında sâcid ve âbid olmuş olur.

                                Bu cümlenin mâkabliyle vech-i nazmı, نَعْبُدُ blank.gif1 ’nun اَلْحَمْدُ blank.gif2 ’ye tefsir ve beyanı olmakla مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ blank.gif3 de bir netice ve bir lâzım olmasıdır.

                                İhtar: اِيَّاكَ blank.gif4 ’nin takdimi, ihlâsı vikaye etmek içindir. Ve zamir-i hitap da, ibadetin sebep ve illetine işarettir. Çünkü, hitaba incirar eden, geçen sıfatla muttasıf olan Zât, elbette ibadete müstehaktır.

                                نَسْتَعِينُ : ﴿ وَاِياَّكَ نَسْتَعِينُ blank.gif5 ’de müstetir zamir, نَعْبُدُ ’nun fâili gibi, o üç cemaatten herbirine râcidir. Yani, “Bizim vücudumuzun zerratı veya ehl-i tevhid cemaatı veyahut kâinat mevcudatı, bütün hâcat ve maksatlarımıza, bilhassa en ehem olan ibadetimize, Senden iane ve tevfik istiyoruz.”

                                اِيَّاكَ kelimesinin tekrarlanmasındaki hikmetin,


                                [NOT]Dipnot-1 “İbadet ederiz.” Fatiha Sûresi, 1:5.
                                Dipnot-2 Hamd, övgü.
                                Dipnot-3 “Hesap gününün yegane sahibi, yöneticisi ve hakimi olan Allah.” Fatiha Sûresi, 1:4.
                                Dipnot-4 “(Yalnızca) Sana.” Fatiha Sûresi, 1:4.
                                Dipnot-5 “Ve yalnızca senden yardım dileriz.” Fatiha Sûresi, 1:5.
                                [/NOT]
                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]arş: Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve her şeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer[/TD]
                                [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
                                [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cemaat: topluluk, grup[/TD]
                                [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]eda etmek: yerine getirmek[/TD]
                                [TD]ehem: en önemli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ehl-i tevhid: Allah’ın birliğine ve her şeyin Ona ait olduğuna iman edenler[/TD]
                                [TD]fâil: bir fiilin ifade ettiği iş, oluş ve hareketi yapan, özne[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hikmet: amaç, gaye[/TD]
                                [TD]hâcat: ihtiyaçlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]iane: yardım[/TD]
                                [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
                                [TD]ihtiva etmek: içine almak, kapsamak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]illet: asıl sebep, maksat[/TD]
                                [TD]incirar etme: neticelenme, gidip bağlanma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]itibar: özellik[/TD]
                                [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                                [TD]mevcudat: varlıklar, var edilenler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                                [TD]muttasıf olmak: vasıflandırılmak, nitelendirilmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mâkabli: önceki, öncesi[/TD]
                                [TD]müstehak: hak etmiş, lâyık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müstetir: gizli, örtülü[/TD]
                                [TD]râci: ait, dönük[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sâcid ve âbid: secde edip kulluk etme[/TD]
                                [TD]takdim: öne geçirme, öne alma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tefsir: açıklama, yorumlama[/TD]
                                [TD]tevfik: başarı, yardım[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tâbi olmak: bağlı olma, uymak[/TD]
                                [TD]vech-i nazm: tertip, diziliş yönü[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vikaye etmek: korumak[/TD]
                                [TD]vücud: beden[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zamir: gr. ismin yerini tutan kelime[/TD]
                                [TD]zamir-i hitap: hitap zamiri; “sana” anlamında Cenâb-ı Hakka dönen “ke” zamiri[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zerrât: zerreler; hücreler, atomlar[/TD]
                                [TD]âzâ: uzuvlar, organlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet[/TD]
                                [TD]şeriat-ı fıtriye-i kübrâ: Allah’ın yaratılışa koyduğu ve bütün varlıkların tabi olduğu büyük kanunlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şükr-ü örfî: Allah’a olan şükür duygusunu bildirme; Ona hamd ve şükür ile medihlerini bildirerek övme[/TD]
                                [TD]اِيَّاكَ: (bk. n-ḥ-v
                                [/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #802774
                                Anonim


                                  Birincisi, hitap ve huzurdaki lezzetin arttırılmasına;
                                  İkincisi, ayân makamının burhan makamından daha yüksek olduğuna;Üçüncüsü, huzurda sıdk olup kizbin ihtimali olmadığına;Dördüncüsü, ibadetle istianenin ayrı ve müstakil maksatlar olduklarına işarettir.

                                  Bu iki fiili birbiriyle bağlayan münasebet, ücretle hizmet arasındaki münasebettir. Zira ibadet, abdin Allah’a karşı bir hizmetidir. İane de, o hizmete karşı bir ücret gibidir. Veya mukaddeme ile maksud arasındaki alâkadır. Çünkü iane ve tevfik, ibadete mukaddemedir.

                                  اِيَّاكَ blank.gif1 kelimesinin takdiminden doğan hasr, abdin, Cenâb-ı Hakka karşı yaptığı ibadet ve hizmetle, vesait ve esbaba olan tezellülden kurtuluşuna, işarettir. Lâkin, esbabı tamamen ihmal ve terk etmek iyi değildir. Çünkü, o zaman Cenâb-ı Hakkın hikmet ve meşietiyle kâinatta vaz edilen nizama karşı bir temerrüd çıkar.

                                  Evet, daire-i esbabda iken tevekkül etmek, bir nevi tembellik ve atalettir.

                                  ﴿ اِهْدِنَا blank.gif2 Hidayeti talep etmekle ianeyi istemek arasında ne münasebet vardır?

                                  Evet, biri sual, diğeri cevap olduklarından birbiriyle bağlanılmıştır. Şöyle ki:

                                  نَسْتَعِينُ blank.gif3 ile iane talep edilirken makam iktizasıyla “Ne istiyorsun?” diye varid olan mukadder sual, اِهْدِنَا blank.gif4 ile cevaplandırılmıştır. اِهْدِنَا ile istenilen



                                  [NOT]Dipnot-1 “(Sadece) sana.” Fatiha Sûresi, 1:4.
                                  Dipnot-2 “Bizi hidayete ulaştır.” Fatiha Sûresi, 1:6.
                                  Dipnot-3 “Yardım dileriz.” Fatiha Sûresi, 1:4.
                                  Dipnot-4 “Bizi hidayete ulaştır.” Fatiha Sûresi, 1:6.
                                  [/NOT]

                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
                                  [TD]abd: kul[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]atalet: çalışmamazlık, tembellik[/TD]
                                  [TD]ayân makamı: muhatabı gözle görme makamı, derecesi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]burhan makamı: sağlam ve kesin delillerle ispat makamı[/TD]
                                  [TD]daire-i esbab: sebepler dairesi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]esbab: sebepler[/TD]
                                  [TD]hasr: sınırlandırma, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye, veya bir zâta verilmesi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hidayet: doğru ve hak olan yolu arama ve ona girme; İslâmiyet[/TD]
                                  [TD]hikmet: amaç, gaye; Cenâb-ı Hakkın her şeyi belirli gaye ve faydalara yönelik olarak olması gereken yer zaman ve keyfiyette düzenleme ve sevk etme sıfatı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hitap ve huzur: Cenâb-ı Hakkın huzurunda olma ve Ona doğrudan hitap etme[/TD]
                                  [TD]huzur: Cenâb-ı Hakkın huzurunda ve gözetimi altında bulunma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]iane: yardım[/TD]
                                  [TD]iktiza: gerektirme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]istiâne: yardım dileme[/TD]
                                  [TD]kizb: yalan[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                                  [TD]maksud: maksat, hedef, sonuç[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]meşiet: irade, dileme, istek[/TD]
                                  [TD]mukaddeme: başlangıç, hazırlık, giriş[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mukadder: gr. bir ifadede lâfız olarak söylenmediği hâlde gizli olarak kastedilen mânâ; meselâ bazı âyetlerin başında “Ey Muhammed kullarıma de ki” mânâsı gizli olarak vardır[/TD]
                                  [TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]müstakil: bağımsız, başlı başına[/TD]
                                  [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nizam: düzen, kanun, sistem[/TD]
                                  [TD]sıdk: doğruluk[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]takdim: öne alma, öne geçirme[/TD]
                                  [TD]temerrüd: inat etme, karşı çıkma, isyan etme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tevekkül etmek: Allah’a dayanmak, güvenmek; burada fiili duayı yapmadan, sebepler dünyasının kanunlarına uymadan Allah’a tevekkül kastediliyor[/TD]
                                  [TD]tevfik: başarı; hedefe varma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tezellül: alçalma, kendisini küçük düşürme[/TD]
                                  [TD]vaz etmek: koymak, yerleştirmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vesait: vesileler, sebepler, vasıtalar[/TD]
                                  [TD]vârid olmak: meydana gelmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]اِيَّاكَ: (bk. n-ḥ-v[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 24)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.