• Bu konu 22 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
9 yazı görüntüleniyor - 16 ile 24 arası (toplam 24)
  • Yazar
    Yazılar
  • #802775
    Anonim


      şeylerin ayrı ayrı ve müteaddit olması اِهْدِنَا mânâsının da ayrı ayrı ve müteaddit olmasını icap eder. Sanki اِهْدِنَا dört masdardan müştakdır. Meselâ, bir mü’min hidayeti isterse, اِهْدِنَا sebat ve devam mânâsını ifade eder. Zengin olan isterse, ziyade mânâsını, fakir olan isterse i’tâ mânâsını, zayıf olan isterse iane ve tevfik mânasını ifade eder.

      Ve keza, “Her şeyi halk ve hidayet etmiştir.” mânâsında bulunan وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ وَهَدٰى blank.gif1 hükmünce, zâhirî ve bâtınî duygular, âfâkî ve hâricî deliller, enfüsî ve dahilî burhanlar, peygamberlerin irsaliyle, kitapların inzali gibi vasıtalar itibarıyla da hidayetin mânâsı taaddüt eder.

      İhtar:
      En büyük hidayet, hicabın kaldırılmasıyla hakkı hak, bâtılı bâtıl göstermektir.


      اَللّٰهُمَّ اَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اِتِّباَعَهُ وَ اَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اِجْتِنَابَهُ اٰمِينَ blank.gif2

      ﴿
      اَلصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ blank.gif3 Sırat-ı müstakim şecaat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülâsasından hasıl olan adl ve adalete işarettir. Şöyle ki:

      Tagayyür, inkılâp ve felâketlere mâruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. Bu kuvvetlerin,


      [NOT]Dipnot-1 Her şeyi yarattı ve ona doğru yolu gösterdi.
      Dipnot-2 Allah’ım bize hakkı hak olarak gösterip onun ittibâıyla, bâtılı da batıl olarak gösterip onun içtinabıyla rızıklandır.
      Dipnot-3 “En doğru ve istikametli yol.” Fatiha Sûresi, 1:6.
      [/NOT]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]adl: adalet
      [/TD]
      [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz kesin delil[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]bâtıl: gerçek dışı[/TD]
      [TD]bâtınî: içe ait[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]dahilî: içe ait[/TD]
      [TD]enfüsî: iç dünyaya ait[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
      [TD]halk: yaratma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]haricî: dışa ait[/TD]
      [TD]hasıl olmak: ortaya çıkmak, meydana gelmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hicap: örtü, perde [/TD]
      [TD]hidayet: doğru ve hak olan yolu göstermek, İslâmiyet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hikmet: fayda ve maksada uygun olarak akıl duygusunun yerli yerinde kullanılması; hakkı hak bilip uymak, batılı batıl bilip kaçınmak[/TD]
      [TD]hülâsa: kısaca, özet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]iane: yardım[/TD]
      [TD]icap etmek: gerektirmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]iffet: şehvet duygusunun, dinen haram olan şeylerden uzak olması ve yalnızca helâl olan şeylerde kullanılması[/TD]
      [TD]ihdas: icat etme, yaratma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ihtar: hatırlatma, ikaz [/TD]
      [TD]inkılâb: değişme, dönüşme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]inzal: indirme[/TD]
      [TD]irsal: gönderme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]iskân: yerleştirme, oturtma[/TD]
      [TD]itibarıyla: bakımından, özelliğiyle[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]i’tâ: verme, ihsan etme[/TD]
      [TD]keza: aynı şekilde[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]masdar: gr. şahıs ve zaman göstermeyen, ancak olumlu veya olumsuz bir fiil ve oluşa delâlet eden kelime, daima yalın halde olup bütün fiil ve türevler kendinden doğar; kaynak kelime[/TD]
      [TD]mezc: karışma, bütünleşme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mâruz: tesirinde kalma, uğrama[/TD]
      [TD]müteaddit: bir çok, çeşitli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müştak: türemiş, türev[/TD]
      [TD]mü’min: iman etmiş, Allah’tan gelen herşeye inanan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sebat: sabit olma[/TD]
      [TD]sırât-ı müstakîm: dinin belirlediği dosdoğru yol; adalet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]taaddüt etmek: çoğalmak, birden fazla olmak[/TD]
      [TD]tagayyür: değişim, değişme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tevfik: yardım, başarı[/TD]
      [TD]ziyade: fazla, çokluk[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zâhirî: açık, görünürdeki[/TD]
      [TD]âfâkî: dış dünyaya ait[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şecaat: yiğitlik, cesurluk; gazap (kızma) duygusunun zulüm ve korkaklıktan uzak olarak yerli yerinde kullanılması[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #802777
      Anonim


        Birincisi, menfaatleri celp ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye,
        İkincisi, zararlı şeyleri def için kuvve-i sebuiye-i gadabiye,

        Üçüncüsü, nef’ ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye‑i melekiyedir.

        Lâkin, insandaki bu kuvvetlere, şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmişse de, fıtraten tayin edilmemiş olduğundan, bu kuvvetlerin herbirisi, tefrit, vasat, ifrat namıyla üç mertebeye ayrılırlar.

        Meselâ,kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi humuddur ki, ne helâle ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi fücurdur ki, namusları ve ırzları pâyimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki, helâline şehveti var, harama yoktur.

        İhtar: Kuvve-i şeheviyenin yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuttur.

        Ve keza, kuvve-i gadabiyenin tefrit mertebesi, cebanettir ki korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi tehevvürdür ki, ne maddî ve ne mânevî hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdadlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattir ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz.

        İhtar: Bu kuvve-i gadabiyenin füruatında da şu üç mertebenin yeri vardır.

        Ve keza, kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabâvettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki, hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya malik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki, hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, içtinap eder.


        [TABLE]
        [TR]
        [TD]bâtıl: hak olmayan, gerçek dışı, yalan[/TD]
        [TD]cebânet: korkaklık, aşırı ürkeklik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]celp: çekme[/TD]
        [TD]cerbeze: akıl ve zekâyı doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösterecek şekilde kullanma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cezb: çekme[/TD]
        [TD]def: uzaklaştırma, ortadan kaldırma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fücûr: zina ve yalan gibi günah işleme [/TD]
        [TD]füruat: şubeler, dallar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fıtraten: yaratılış itibarıyla[/TD]
        [TD]gabavet: ahmaklık, anlayışsızlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]had: sınır[/TD]
        [TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hikmet: fayda ve maksada uygun olarak akıl duygusunun yerli yerinde kullanılması; hakkı hak bilip uymak, batılı batıl bilip kaçınmak[/TD]
        [TD]hukuk-u diniye ve dünyeviye: dinî ve dünyevî haklar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]humud: şehvet duygusunun körelmesi; helâle de, harama da istek duymama[/TD]
        [TD]iffet: şehvet duygusunun, haramdan uzak hâli ve yalnızca helâli için kullanılması[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ifrat: aşırılık, ileri gitme, haddi aşma[/TD]
        [TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]imtisal: emre uyma, boyun eğme[/TD]
        [TD]istibdad: baskı, zulüm[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]içtinap: çekinme, sakınma[/TD]
        [TD]iştiha: iştah, arzu ve istek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kezâ: bunun gibi[/TD]
        [TD]kuvve-i akliye: akıl duygusu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kuvve-i akliye-i melekiye: akıl ve meleke kabiliyeti, tecrübeli akıl duygusu[/TD]
        [TD]kuvve-i gadabiye: öfke duygusu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kuvve-i sebuiye-i gadabiye: parçalayıcı, yırtıcı gazap, öfke duygusu[/TD]
        [TD]kuvve-i şeheviye: şehvet gücü, duygusu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kuvve-i şeheviye-i behimiye: hayvanî şehvet gücü, duygusu[/TD]
        [TD]lâkin: ancak, ama[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mahsul: ürün, netice[/TD]
        [TD]mertebe: derece[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevcud: var[/TD]
        [TD]meşru: kanunî, yasal; helâl, dine uygun[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mâlik: sahip[/TD]
        [TD]nam: ad[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nass: metin; te’vil ve yorum kabul etmeyecek şekilde açık ve kesin hüküm ifade eden âyet veya hadis[/TD]
        [TD]nef’: fayda [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nehyetme: yasaklama[/TD]
        [TD]nihayet: son[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]pâyimal etmek: ayak altına almak, mahvetmek[/TD]
        [TD]sair: diğer[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tahakküm: baskı, zorbalık[/TD]
        [TD]tayin etmek: belirlemek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tefrit: tersine aşırılık, normalden aşağı olma[/TD]
        [TD]tehevvür: sonunu düşünmeden öfkeyle davranma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]temyiz: ayırt etme[/TD]
        [TD]vasat: orta yol, denge, adalet[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şecaat: yiğitlik, cesaret[/TD]
        [TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî hükümlerin hepsi, İslâmiyet[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #802784
        Anonim


          وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُوتِىَ خَيْرًا كَثِيرًا blank.gif1


          İhtar: Bu kuvvetin şu üç mertebeye inkısamı gibi, füruatı da o üç mertebeyi hâvidir. Meselâ, halk-ı ef’al meselesinde Cebr mezhebi ifrattır ki, bütün bütün insanı mahrum eder. İtizal mezhebi de tefrittir ki, tesiri insana verir. Ehl-i Sünnet mezhebi vasattır. Çünkü bu mezhep, beyne-beynedir ki, o fiillerin bidayetini irade-i cüz’iyeye, nihayetini irade-i külliyeye veriyor.

          Ve keza, itikadda da tatil ifrattır, teşbih tefrittir, tevhid vasattır.

          Hülâsa: Şu dokuz mertebenin altısı zulümdür, üçü adl ve adalettir. Sırat-ı müstakimden murad, şu üç mertebedir.

          ﴿ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ blank.gif2 Kur’ân’ın inci gibi lâfızlarının dizilmesi bir hayta, bir çeşide, bir nakşa münhasır değildir. Belki, zuhurca, hafâca, yakınlıkça, uzaklıkça mütefavit çok tenasüplerden hasıl olan pek çok nakışlar üzerine dizilmişlerdir, nazmedilmişlerdir. Zaten i’câzın esası, ihtisardan sonra ancak böyle nakışlardadır.

          Evet, صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ ile mâkablindeki herbir kelime arasında bir münasebet vardır.

          Meselâ, اَلْحَمْدُ ِللهِ blank.gif3 ile münasebeti vardır; çünkü nimet, hamde delil ve karinedir. رَبِّ الْعَالَمِينَ blank.gif4 ile münasebettardır. Çünkü, terbiyenin kemâli, nimetlerin



          [NOT]Dipnot-1 “Kime hikmet verilmişse işte ona pek çok hayır verilmiştir.” Bakara Sûresi, 2:269.
          Dipnot-2 “Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna…” Fatiha Sûresi, 1:7..
          Dipnot-3 “Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur.” Fatiha Sûresi, 1:2.
          Dipnot-4 “Bütün âlemlerin Rabbi; Her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye eden; tedbir, tasarruf ve egemenliği altında bulunduran Allah.” Fatiha Sûresi, 1:2.
          [/NOT]

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Cebr mezhebi: (bk. bilgiler – Cebriye)[/TD]
          [TD]Ehl-i Sünnet: (bk. bilgiler – Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]adl: adalet[/TD]
          [TD]beyne-beyne: ikisinin arası, ortası[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bidayet: başlangıç [/TD]
          [TD]füruat: şubeler, kısımlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hafâca: gizli ve örtülü mânâsı itibarıyla[/TD]
          [TD]halk-ı ef’âl: fiillerin halk edilmesi, yaratılması[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hamd: övgü, şükür ve minnet duyma[/TD]
          [TD]hasıl olmak: meydana gelmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hayt: bağ, ip[/TD]
          [TD]hâvi: ihtiva eden, içine alan [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hülâsa: kısaca, özet[/TD]
          [TD]ifrat: aşırılık, ileri gitme, haddi aşma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
          [TD]ihtisar: kısaltma, özetleme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma[/TD]
          [TD]irade-i cüz’iye: insanın elindeki çok az seçme gücü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]irade-i külliye: her şeyi kuşatan irade, Allah’ın iradesi[/TD]
          [TD]itikad: inanç[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük[/TD]
          [TD]karine: delil
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kemâl: mükemmellik, olgunluk[/TD]
          [TD]kezâ: bunun gibi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lâfız: söz, kelime[/TD]
          [TD]mezheb: yol, usûl[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]murad: irade edilen, istenen[/TD]
          [TD]mâkabli: öncesi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
          [TD]münasebettar: alâkalı, ilgili[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]münhasır: ait, mahsus, sınırlı[/TD]
          [TD]mütefavit: farklı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nakış: işleme, dokuma[/TD]
          [TD]nazmetme: dizme, tertip edip düzenleme; Kur’ân-ı Kerîmin Allah Teâlâ tarafından dizilen mübârek sözleri, ifadeleri[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nihayet: son[/TD]
          [TD]sırat-ı müstakim: dosdoğru, istikametli yol[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ta’til: Cenâb-ı Hakkın sıfat ve isimlerini kabul etmeme, reddetme[/TD]
          [TD]tefrit: tersine aşırılık, normalden aşağı olma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tenasüp: uygunluk, uyum[/TD]
          [TD]tesir: etki[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
          [TD]teşbih: Cenâb-ı Hakkı yaratıklara benzetme, maddi olarak tasavvur etme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vasat: orta; denge, adalet[/TD]
          [TD]zuhurca: açık mânâsı itibarıyla[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]İtizal: Mu’tezile, “Kul kendi fiilinin yaratıcısıdır” iddiasında olan ehl-i sünnet dışı bir mezhep[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #802785
          Anonim


            tevâli ve teâkubu ile olur. اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ blank.gif1 ile alâkadardır; çünkü اَلَّذِينَ blank.gif2 ’den irade edilen “enbiya, şüheda, suleha, ulema” rahmettirler. مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ blank.gif3 ile alâkası vardır; çünkü, nimet-i kâmile, ancak dindir. نَعْبُدُ blank.gif4 ile alâkası var; çünkü ibadette imamlar bunlardır. نَسْتَعِينُ blank.gif5 ile var; çünkü, tevfike ve ianeye mazhar bunlardır. اِهْدِنَا blank.gif6 ile var; çünkü hidayette muktedâbih onlardır.

            صِراَطَ الْمُسْتَقِيمَ blank.gif7 ile vardır; çünkü doğru yol ancak onların mesleğidir.

            طَرِيقْ blank.gif8 veya سَبِيلْ blank.gif9 kelimelerine صِرَاطْ blank.gif10 kelimesinin tercihi, mesleklerinin etrafı mahdut ve işlek bir cadde olduğuna ve o caddeye girenlerin bir daha çıkmamalarına işarettir.
            Mahut ve malûm olan şeylerde kullanılması usul ittihaz edilen esmâ-i mevsûleden اَلَّذِينَ tabiri, onların zulümat-ı beşeriye içinde elmas gibi parladıklarına işarettir ki, onları taharrî ve talep etmeye ve aramaya lüzum yoktur. Onlar, herkesin gözü önünde hazır olduklarını temin eden bir ulüvv-ü şâna maliktirler.

            Cem’ sîgasıyla اَلَّذِينَ ’nin zikri, onlara iktida ve tâbi olmak imkânının mevcudiyetine


            [NOT]Dipnot-1 “Kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah.” Fatiha Sûresi, 1:3.
            Dipnot-2 O kimseler ki (bk. n-ḥ-v: İsm-i mevsûl).
            Dipnot-3 “Hesap gününün yegane sahibi, yöneticisi ve hakimi olan Allah.” Fatiha Sûresi, 1:4.
            Dipnot-4 “İbadet ederiz.” Fatiha Sûresi, 1:5.
            Dipnot-5 “Yardım dileriz.” Fatiha Sûresi, 1:5.
            Dipnot-6 “Bizi hidayet yoluna ulaştır.” Fatiha Sûresi, 1:6.
            Dipnot-7 En doğru ve istikametli yol.
            Dipnot-8 Yol.
            Dipnot-9 Geniş yol.
            Dipnot-10 Sınırları çizilmiş ve belirlenmiş yol.
            [/NOT]

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]alâka: bağlantı
            [/TD]
            [TD]alâkadar: ilgili, alâkalı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cem’ sîgası: gr. çoğul kipi[/TD]
            [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esmâ-i mevsûle: mânâsı kapalı isimler; yalnız başına müstakil bir mânâ taşımayan ancak kendinden sonra gelen cümle ile (sıla cümlesi) birlikte bir mânâ içeren isimler, ellezîne gibi[/TD]
            [TD]hidayet: doğru ve hak olan yola girme; İslâmiyet[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]iane: yardım[/TD]
            [TD]iktida: uyma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]irade etme: isteme, kastetme[/TD]
            [TD]ittihaz etmek: edinmek, kabullenmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mahdut: sınırlanmış, sınırlı[/TD]
            [TD]mahut: belli olan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
            [TD]mazhar: erişme, kavuşma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muktedâbih: iktida edilen, uyulan[/TD]
            [TD]mâlik: sahip[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nimet-i kâmile: noksansız, eksiksiz tam bir nimet ve lütuf[/TD]
            [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet ve ihsan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]suleha: salih kimseler, Allah’ın sevgili kulları[/TD]
            [TD]tabir: ifade[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]taharrî: araştırma, arama[/TD]
            [TD]temin etmek: güvence verme, garanti etme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tevfik: başarı, yardım[/TD]
            [TD]tevâli: devam etme, peşpeşe gelme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]teâkub: birbirini takip etme, izleme[/TD]
            [TD]tâbi olmak: izleme, takip etme, uymak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ulema: âimler[/TD]
            [TD]ulüvv-ü şân: şanı yüce, şerefi büyük[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zulümat-ı beşeriye: insanlığın zulümleri, karanlıkları[/TD]
            [TD]şüheda: şehitler, Allah yolunda ölenler[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #802786
            Anonim


              ve onların mesleklerinde butlan olmadığına işarettir. Çünkü, ferdî olmayan bir meslekte tevatür vardır; tevatürde butlan yoktur.

              Mâzi sîgasıyla اَنْعَمْتَ blank.gif1 ’nin zikri, tekrar nimeti talep etmeye bir vesile olduğuna ve Allah’a râci olan zamiri de bir yardımcı ve bir şefaatçi vazifesini gördüğüne işarettir. Yani, “Ey Rabbim! Madem ki in’am senin fiilindir ve evvelce de in’âmı yapmışsın; istihkakım olmadığı halde in’âmı tekrarlamak, Senin şe’nindir.”

              عَلَيْهِمْ blank.gif2 ’deki عَلَى blank.gif3 enbiyaya yükletilen risalet ve teklif yükünün pek ağır olduğuna ve sahraları faidelendirmek için yağmur, kar ve fırtınaların şedaidine mâruz kalan yüksek dağlar gibi, peygamberlerin de ümmetlerini feyizlendirmek için risalet zahmetlerine mâruz kaldıklarına işarettir.

              İhtar: Başka bir surede zikredilen فَاُولٰۤئِكَ مَعَ الَّذِينَ اَنْعَمَ اللهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاۤءِ وَالصَّالِحِينَ blank.gif4 olan âyet-i kerime, buradaki اَلَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ blank.gif5 âyet-i celilesini beyan eder. Zaten Kur’ân’ın bir kısmı, bir kısmını tefsir eder.

              S – Peygamberlerin meslekleri birbirine uymadığı gibi, ibadetleri de birbirine muhaliftir. Bunun esbabı nedir?

              C – İtikad ve amelde, usûl ve ahkâm-ı esasiyede peygamberlerin hepsi daimdirler, sabittirler, müttehittirler. İhtilâf ve tefavütleri, ancak füruattadır. Zaten zamanların tebeddülüyle füruatın da tebeddül ve tegayyürü tabiî birşeydir.



              [NOT]Dipnot-1 “Nimet verdin.” Fatiha Sûresi, 1:7.
              Dipnot-2 Onların üzerine.
              Dipnot-3 …üzerine (bk. n-ḥ-v: Cer harfleri).
              Dipnot-4 “İşte onlar, Allah’ın kendilerine pek büyük nimetler bağışladığı peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salih kimselerle beraberdirler.” Nisâ Sûresi, 4:69.
              Dipnot-5 “Nimet ve lütfuna mazhar ettiğin kimseler…” Fatiha Sûresi, 1:7.
              [/NOT]


              [TABLE]
              [TR]
              [TD]ahkâm-ı esasiye: temel esaslar, prensipler[/TD]
              [TD]amel: dinin emirlerini yerine getirme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
              [TD]butlan: batıl olma, yalan, gerçek dışılık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
              [TD]esbab: sebepler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ferdî: kişisel, şahsî[/TD]
              [TD]feyizlendirmek: bereketlendirmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]füruat: şubeler, dallar[/TD]
              [TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ihtilâf: farklılık[/TD]
              [TD]in’am: nimet verme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]istihkak: lâyık olma, hak etme[/TD]
              [TD]itikad: inanç[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mevcudiyet: var olma[/TD]
              [TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mâruz kalma: tesirinde kalma, uğrama[/TD]
              [TD]mâzi sigası: gr. geçmiş zaman kalıbı, kipi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müttehit: ittifak halinde olma, aynı görüşte birleşme[/TD]
              [TD]risalet: elçilik, peygamberlik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]râci: ait, dönük[/TD]
              [TD]sahra: çöl[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tabiî: doğal[/TD]
              [TD]tebeddül: başkalaşma, değişme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tefavüt: farklı olma, farklılık gösterme[/TD]
              [TD]tefsir etmek: açıklamak, yorumlamak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tegayyür: değişme [/TD]
              [TD]teklif: yükümlü tutma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tevatür: yalan üzere birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluğun bir hadisi veya haberi aktarması [/TD]
              [TD]usul: temel prensipler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zamir: gr. ismin yerini tutan kelime[/TD]
              [TD]âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın herbir cümlesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âyet-ı celîle: yüce âyet[/TD]
              [TD]ümmet: Peygambere inanıp onun yolundan gidenler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şedaid: şiddetli haller, zorluklar, sıkıntılar[/TD]
              [TD]şefaatçi: günahların bağışlanması için vesile olan, Allah’ın izniyle aracı olan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şe’n: özellik, durum, hal[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #802787
              Anonim


                Evet, mevâsim-i erbaada tedavi ve telebbüs gibi çok şeyler tebeddüle uğrar. Meselâ, kışın giyilen kalın elbise yazın tebeddüle uğrar veya kışın güzel tesiri olan bir ilâcın yazın fena tesiri olur, kullanılmaz. Kezalik, kalb ve ruhların gıdası olan ahkâm-ı diniyenin füruatı da, ömr-ü beşerin devreleri itibariyle tebeddüle uğrar.

                ﴿ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ blank.gif1 Havf ve firar makamı olan şu sıfatın mâkablindeki makamlarla münasebatı ise, bu makamın hayret ve dehşet nazarıyla celâl ve cemâl ile muttasıf olan makam-ı rububiyete baktırması; ve iltica ve dehalet nazarıyla نَعْبُدُ blank.gif2 ’deki makam-ı ubudiyete baktırması ve acz nazarıyla نَسْتَعِينُ blank.gif3 deki tevekkül makamına baktırması; ve tesellî nazarıyla refik-ı daimîsi olan makam-ı recâya baktırmasıdır. Çünkü, korkunç birşeyi gören adam, korku ve hayret içinde kalır, sonra firar etmeye meyleder. Âciz olduğu takdirde tevekkül eder, sonra tesellî yollarını arar.

                S – Cenâb-ı Hak Ganiyy-i Mutlaktır. Âlemde bu kadar dalâletlerin ve pek çirkin fena şeylerin yaratılışında ne hikmet vardır?

                C – Kâinatta maksud-u bizzat ve küllî ve şümullü olarak yaratılan, ancak kemaller, hayırlar, hüsünlerdir. Şerler, kubuhlar, noksanlar ise hüsünlerin, hayırların, kemallerin arasında görülmeyecek kadar dağınık ve cüz’iyet kabilinden tebeî olarak yaratılmışlardır ki, hayırların, hüsünlerin, kemallerin mertebelerini, nevilerini, kısımlarını göstermeye vesile olsunlar ve hakaik-i nisbiyenin vücuduna veya zuhuruna bir mukaddeme ve bir vahid-i kıyasî olsunlar.


                [NOT]Dipnot-1 “Gazaba uğramışların yoluna değil.” Fatiha Sûresi, 1:7.
                Dipnot-2 “İbadet ederiz.” Fatiha Sûresi, 1:5.
                Dipnot-3 “Yardım dileriz.” Fatiha Sûresi, 1:5.
                [/NOT]

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                [TD]Ganiyy-i Mutlak: hiçbir şeye hiçbir şekilde muhtaç olmayan ve bütün varlıkların her türlü ihtiyaçlarını sınırsız gayb hazinelerinde bulunduran Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
                [TD]ahkâm-ı diniye: dinin hükümleri, esasları[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]celâl: büyüklük, azamet, haşmet[/TD]
                [TD]cemâl: güzellik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cüz’iyet: küçüklük, ferdîlik[/TD]
                [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inkârcılık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]dehalet: girme, dâhil olma, sığınma [/TD]
                [TD]dehşet: korku, ürkme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]firar: kaçma[/TD]
                [TD]füruat: şubeler, dallar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakaik-i nisbiye: göreceli hakikatler, bir diğerine göre hakikat olan şeyler[/TD]
                [TD]havf: korku[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hayır: iyilik[/TD]
                [TD]hikmet: amaç, gaye[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hüsün: güzellik[/TD]
                [TD]iltica: sığınma [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]itibarıyla: bakımından, özelliğiyle[/TD]
                [TD]kabilinden: gibisinden, türünden[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik[/TD]
                [TD]kezâlik: bunun gibi, böylece [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kubuh: çirkinlik[/TD]
                [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]küllî: büyük, kapsamlı[/TD]
                [TD]makam-ı recâ: ümit makamı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]makam-ı rububiyet: rububiyet makamı[/TD]
                [TD]makam-ı ubudiyet: Allah’a kulluk yeri, kulluk makamı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]maksud-u bizzat: asıl gaye, temel hedef[/TD]
                [TD]mertebe: derece[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mevâsim-i erbaa: dört mevsim[/TD]
                [TD]meyletmek: eğilim gösterme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mukaddeme: başlangıç, hazırlık[/TD]
                [TD]muttasıf: vasıflanmış, nitelendirilmiş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mâkabli: öncesi[/TD]
                [TD]münasebat: bağlantılar, ilişkiler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nazar: bakış açısı[/TD]
                [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]refik-ı daimî: daimî arkadaş[/TD]
                [TD]sıfat: özellik, vasıf[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tebeddül: başkalaşma, değişme[/TD]
                [TD]tebeî: dolaylı, başka bir şeye tabi olarak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]telebbüs: giyinme, giyim[/TD]
                [TD]tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vahid-i kıyasî: ölçü birimi[/TD]
                [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zuhur: ortaya çıkma, görünme[/TD]
                [TD]âciz: güçsüz, zavallı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ömr-ü beşer: insan ömrü[/TD]
                [TD]şer: kötülük[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık [/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #802788
                Anonim


                  S – Hakaik-i nisbiyenin ne kıymeti var ki, onun için şerler istihsan edilecek?

                  C – Hakaik-i nisbiye denilen şeyler, kâinatın eczası arasında bulunan rabıtalardır. Ve kâinattaki nizam, ancak hakaik-i nisbiyeden doğmuştur. Ve hakaik-i nisbiyeden kâinatın envaına bir vücud-u vâhid in’ikâs etmiştir. Hakaik-i nisbiye, büyük bir ölçüde hakaik-i hakikiyeden çoktur. Hatta bir zatın hakaik-i hakikiyesi yedi ise, hakaik-i nisbiyesi yedi yüzdür. Binaenaleyh, kubuh ve şerde şer varsa da kalildir. Malûmdur ki, şerr-i kalil için hayr-ı kesir terk edilmez. Terk edilirse, şerr-i kesir olur; zekât ve cihadda olduğu gibi.

                  Evet, blank.gif1 اِنَّمَا تُعْرَفُ اْلاَشْيَاۤءُ بِاَضْدَادِهَا meşhur kaziyeden maksat, birşeyin zıddı, o şeyin hakaik-i nisbiyesinin vücut veya zuhuruna sebeptir. Meselâ kubuh olmasaydı ve hüsünlerin arasına girmeseydi, hüsnün gayr-ı mütenahi olan mertebeleri tezahür etmezdi.

                  S – اَنْعَمْتَ blank.gif2 fiil, مَغْضُوبِ blank.gif3 ism-i mef’ul, ضَالِّينَ blank.gif4 ism-i fail olarak zikirlerinde ve keza, üçüncü fırkanın sıfatını ve ikinci fırkanın sıfatına terettüp eden âkıbetini ve birinci fırkanın ünvan-ı sıfatını aynen zikretmekte ne gibi bir hikmet vardır?

                  C – “Nimet” ünvanı, nefsin daima meylettiği bir lezzet olduğundan ihtiyar edilmiştir. Fiil-i mâzi olarak zikrindeki sebep, evvelce beyan edilmiştir.

                  İkinci fırka ise, kuvve-i gadabiyenin galebe ve tecavüzüyle tecavüz ederek ahkâmın terkiyle zulüm ve fıska düşmüşlerdir: Yahudilerin temerrüdü gibi.

                  Zulüm ve fıskta hasis ve hayırsız bir lezzet görüldüğünden, onlardan nefis teneffür



                  [NOT]Dipnot-1 Her şey zıtlarıyla bilinir.
                  Dipnot-2 Nimet verdin.
                  Dipnot-3 Gazaba ve öfkeye maruz kalanlar.
                  Dipnot-4 Hak yoldan sapanlar.
                  [/NOT]

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Yahudi: (bk. bilgiler – Yahudilik)[/TD]
                  [TD]ahkâm: hükümler, esaslar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]akıbet: netice, son[/TD]
                  [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                  [TD]cihâd: mücadele, din uğrunda gayret gösterme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ecza: kısımlar, parçalar[/TD]
                  [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fiil-i mâzi: gr. geçmiş zaman fiil kalıbı, kipi[/TD]
                  [TD]fırka: topluluk, grup[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fısk: günah, günahkârlık[/TD]
                  [TD]galebe: üstün gelme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]gayr-ı mütenâhi: sınırsız, sonsuz[/TD]
                  [TD]hakaik-i hakikiye: göreceli olmayan, asıl mahiyeti ve zatı itibariyle hakikat, gerçek olan şeyler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hakaik-i nisbiye: göreceli hakikatler, bir diğerine göre hakikat olan şeyler[/TD]
                  [TD]hasis: âdi, değersiz [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hayr-ı kesir: çok hayır, iyilik[/TD]
                  [TD]hikmet: amaç, gaye[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hüsün: güzellik[/TD]
                  [TD]ihtiyar etme: seçme, tercih etme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]in’ikâs: yansıma, aksetme[/TD]
                  [TD]ism-i fâil: gr. bir iş, oluş veya durumu yüklenen şahsı bildiren kelimedir, meselâ; kâtip[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ism-i mef’ul: gr. bir iş, oluş ve hareketin kendisine yapıldığı veya tesir ettiği şeyi gösteren kelimedir, meselâ[/TD]
                  [TD]istihsan: beğenme, güzel bulma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kalil: az[/TD]
                  [TD]kaziye: hüküm, önerme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kezâ: bunun gibi [/TD]
                  [TD]kubuh: çirkinlik, kötülük[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kuvve-i gadabiye: öfke duygusu[/TD]
                  [TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]meyletmek: eğilim göstermek[/TD]
                  [TD]nefis: insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nizam: düzen, kanun[/TD]
                  [TD]rabıta: bağ, alâka[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]temerrüd: inat etme, karşı gelme, isyanda direnme[/TD]
                  [TD]terettüp etmek: gerekmek, sonuç olarak ortaya çıkmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tezahür etmek: görünmek, ortaya çıkmak[/TD]
                  [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vücud-u vâhid: tek bir vücut, varlık[/TD]
                  [TD]zuhur: ortaya çıkma, görünme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ünvan-ı sıfat: sıfat ünvanı, sıfat isim[/TD]
                  [TD]şer: kötülük[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şerr-i kalîl: az kötülük, az şer[/TD]
                  [TD]şerr-i kesir: çok kötülük[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #802789
                  Anonim


                    etmez. Kur’ân-ı Kerim, o zulmün âkıbeti olan gadab-ı İlâhîyi zikretmiştir ki, nefisleri o zulüm ve fısktan tenfir ettirsin.

                    İstimrar ve devam şe’ninde olan isimlerden ism-i mef’ul olarak zikredilmesi ise, şer ve isyanların devam edip, tevbe ve af ile inkıta etmedikleri takdirde kat’îleşeceğine ve silinmez bir damga şekline geçeceğine işarettir.

                    ﴿ وَلاَ الضَّالِّينَ blank.gif1 Üçüncü fırka ise, vehim ve hevâ-yı nefsin akıl ve vicdanlarına galebesiyle, bâtıl bir itikada tâbi olarak nifaka düşen bir kısım Nasârâdır. Dalâlet, nefisleri tenfir ve ruhları inciten bir elem olduğundan, Kur’ân-ı Kerim, o fırkayı aynı o sıfatla zikretmiştir.

                    Ve ism-i fâil olarak zikrindeki sebep ise, dalâletin dalâlet olması, devam etmesine mütevakkıf olup, inkıtaa uğradığı zaman affa dahil olacağına işarettir.

                    Ey arkadaş! Bütün lezzetler imanda olduğu gibi, bütün elemler de dalâlettedir. Bunun izahı ise:

                    Bir şahıs, kudret-i Ezeliye tarafından, adem zulümatından şu korkunç dünya sahrasına atılırken gözünü açar, bakar. Bir lütuf beklediği zaman, birden bire, düşmanlar gibi, hastalıklar, elemler, belâlar hücum etmeye başlarlar. Bir medet, bir yardım için müsterhimâne tabiata ve anâsıra baktığı vakit, kasavet-i kalble, merhametsizikle karşılaşır. Ecram-ı semaviyeden istimdat etmek üzere başını havaya kaldırır. O ecram, atom bombaları gibi dehşetli ve heybetli halleriyle gözüne görünür. Hemen gözünü yumar, başını eğer, düşünmeye başlar. Bakar ki, hayatî hâcetleri bağırıp çağırmaya başlarlar. Bütün bütün tevahhuş ederek hemen kulaklarını tıkar, vicdanına iltica eder.

                    Bakar ki, vicdanı, binler âmâl (emeller) ve emanî ile dolu gürültülerinden cinnet getirecek bir hale gelir. Acaba, hiçbir cihetten hiçbir tesellî çaresini bulamayan o zavallı şahıs, mebde ile meâdı, Sâni ile haşri itikad etmezse, onun o vaziyetinden Cehennem daha serin olmaz mı?


                    [NOT]Dipnot-1 “Ve sapmışların yoluna değil.” Fatiha Sûresi, 1:7.
                    [/NOT]
                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Nasârâ: Hıristiyanlar
                    [/TD]
                    [TD]Sâni: her şeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
                    [TD]akıbet: netice, son[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]anâsır: unsurlar, elementler [/TD]
                    [TD]bâtıl: gerçek dışı, sahte, yalan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                    [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ecram: gök cisimleri, gezegenler, yıldızlar[/TD]
                    [TD]ecrâm-ı semâviye: gök cisimleri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]elem: acı, keder, sıkıntı[/TD]
                    [TD]emanî: temenniler, arzular, istekler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fırka: topluluk, grup[/TD]
                    [TD]fısk: günah, günahkârlık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]gadab-ı İlâhî: Allah’ın hiddeti ve gazabı[/TD]
                    [TD]galebe: üstün gelme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hacet: ihtiyaç[/TD]
                    [TD]haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]heva-yı nefis: nefsin hoşuna giden, gelip geçici yasak arzu ve istekleri[/TD]
                    [TD]iltica etmek: sığınmak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]inkıta: kesilme, sona erme[/TD]
                    [TD]ism-i fâil: gr. bir iş, oluş veya durumu yüklenen şahsı bildiren kelimedir, meselâ; kâtip[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ism-i mef’ul: gr. bir iş, oluş ve hareketin kendisine yapıldığı veya tesir ettiği şeyi gösteren kelimedir, meselâ[/TD]
                    [TD]istimdad etmek: yardım istemek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]istimrar: devamlılık[/TD]
                    [TD]itikad: inanç [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]itikad etme: inanma, iman etme[/TD]
                    [TD]kasavet-i kalb: kalb katılığı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kat’îleşmek: kesinleşmek[/TD]
                    [TD]kudret-i ezeliye: başlangıcı olmayan, ezelden beri var olan Allah’ın sınırsız güç ve iktidarı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]lütuf: iyilik, ikram, bağış[/TD]
                    [TD]mebde’: başlangıç; ilk yaradılış[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]medet: yardım[/TD]
                    [TD]meâd: dönülecek yer; ölümden sonraki yaratılış, haşir[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müsterhimâne: yalvararak, merhamet dileyerek[/TD]
                    [TD]mütevakkıf: bağlı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nefis: insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
                    [TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tabi olmak: uymak[/TD]
                    [TD]teneffür etmek: nefret etmek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tenfir: nefret ettirme[/TD]
                    [TD]tevahhuş etmek: korkmak, ürkmek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tevbe: pişmanlık duyarak günahtan dönüş[/TD]
                    [TD]vehim: kuruntu, varsayım[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zulümat: karanlıklar[/TD]
                    [TD]şer: kötülük[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şe’n: iş, özellik[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #802790
                    Anonim


                      Evet, o bîçare, havf ve heybetten, acz ve ra’şetten, vahşet ve gönül darlığından, yetimlikle meyusiyetten mürekkep bir vaziyet içinde olup, kudretine bakar; kudreti âciz ve nâkıs. Hâcetlerine bakar; def edilecek bir durumda değildir. Çağırıp yardım istese, yardımına gelen yok. Her şeyi düşman, her şeyi garip görür. Dünyaya geldiğine bin defa nedamet eder, lânet okur.

                      Fakat o şahsın, sırat-ı müstakime girmekle kalbi ve ruhu nur-u imanla ışıklanırsa, o zulmetli evvelki vaziyeti nuranî bir hâlete inkılâp eder. Şöyle ki:

                      O şahıs, hücum eden belâları, musibetleri gördüğü zaman, Cenâb-ı Hakka istinad eder, müsterih olur.

                      Yine o şahıs, ebede kadar uzanıp giden emellerini, istidatlarını düşündüğü zaman, saadet-i ebediyeyi tasavvur eder. O saadet-i ebediyenin mâü’l-hayatından bir yudum içer, kalbindeki emellerini teskin eder.

                      Yine o şahıs, başını kaldırıp semaya ve etrafa bakar, herşeyle ünsiyet peyda eder.

                      Yine o şahıs, semadaki ecrama bakar; hareketlerinden dehşet değil, ünsiyet ve emniyet peyda eder ve onların o hareketlerini ibret ve hayretle tefekkür eder.

                      Yine o şahıs, ecram-ı ulviye ile öyle bir kesb-i muarefe eder ki, hangi bir cirme bakarsa baksın, o cirmlerden “Ey arkadaş, bizden tevahhuş etme. Hareketlerimizden korkma. Hepimiz bir Hâlıkın memurlarıyız” diye, me’nus ve emniyet verici sesleri kalben işitmeye başlar.

                      Hülâsa: O şahıs, evvelki vaziyetinde, vicdanındaki o dehşetli ve vahşetli ve korkunç âlâm-ı şedideden kurtulmak için, tesellîlerle hissini iptal ve sarhoşlukla o halleri unutmak ister. İkinci hâletinde ise, ruhunda yüksek lezzetleri ve saadetleri hisseder; kalbini ikaz, vicdanını tahrik edip ruhunu ihsas ettikçe o saadetler ziyadeleşir ve ona mânevî cennetlerin kapıları açılır.

                      اَللّٰهُمَّ بِحُرْمَةِ هٰذِهِ السُّورَةِ اِجْعَلْنَا مِنْ اَصْحَابِ الصِّرَاطِ الْمُسْتَقِيمِ. اٰمِينَ blank.gif1

                      endOfSection.gifendOfSection.gif



                      [NOT]Dipnot-1 Allah’ım, bizi bu sûrenin hürmetine sırât-ı müstakim ehlinden eyle. Âmin.
                      [/NOT]

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                      [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
                      [TD]bîçare: çaresiz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cirm: cisim[/TD]
                      [TD]def etmek: gidermek, uzaklaştırmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ebed: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                      [TD]ecram: gök cisimleri, yıldızlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ecrâm-ı ulviye: gök cisimleri, gökteki büyük cisimler[/TD]
                      [TD]emniyet: güven[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]emniyet peydâ etmek: güven kazanmak[/TD]
                      [TD]hacet: ihtiyaç[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]havf: korku[/TD]
                      [TD]hâlet: durum, hâl[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hülâsa: kısaca, özet[/TD]
                      [TD]ihsas etmek: hissettirmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]inkılâp etmek: dönüşmek[/TD]
                      [TD]istidat: kabiliyet, yetenek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]istinad etmek: dayanmak[/TD]
                      [TD]kesb-i muarefe etme: tanışma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                      [TD]meyusiyet: ümitsizlik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]me’nus: cana yakın, sevimli[/TD]
                      [TD]musibet: belâ, felaket, sıkıntı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mâü’l-hayat: hayat suyu[/TD]
                      [TD]mürekkep: oluşmuş, birleşik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müsterih olma: rahatlama, huzura kavuşma[/TD]
                      [TD]nedamet etmek: pişman olmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nur-u iman: iman nuru, aydınlığı[/TD]
                      [TD]nâkıs: eksik, noksan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]peydâ etmek: kazanmak[/TD]
                      [TD]ra’şet: titreyiş, ürperme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                      [TD]saadet-i ebediye: sonu olmayan, sonsuz mutluluk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]semâ: gökyüzü[/TD]
                      [TD]sırât-ı müstakîm: dinin belirlediği dosdoğru yol[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tahrik etmek: harekete geçirmek [/TD]
                      [TD]tasavvur etmek: düşünmek, hayal etmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tefekkür etmek: düşünmek[/TD]
                      [TD]teskin: sakinleştirme, rahatlatma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tevahhuş etmek: ürkmek, kormak[/TD]
                      [TD]vahşet: ürküntü, yalnızlık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vahşetli: ürkütücü[/TD]
                      [TD]ziyadeleşmek: artmak, çoğalmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zulmetli: karanlıklı[/TD]
                      [TD]âciz: güçsüz, kuvvetsiz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âlâm-ı şedide: şiddetli elemler, acılar[/TD]
                      [TD]ünsiyet etmek: alışmak, dostluk kurmak[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                    9 yazı görüntüleniyor - 16 ile 24 arası (toplam 24)
                    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.