• Bu konu 4 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
  • Yazar
    Yazılar
  • #652881
    Anonim
      Fitne Üzerine

      Eyüp Bey: “Fitne nedir? Biraz açar mısınız? Bakara Sûresi 191. âyetinde ‘Fitne katilden şiddetlidir’ cümlesi sadece kâfirler için mi geçerlidir, yoksa bizler için de geçerli midir?”

      Fitne, Kur’ân’da imtihan, deneme, şaşırtma, şaşırtıcı, günaha sebep olan, kargaşa veren, anarşi ve terör, karışıklık, bozgunculuk, harbe sebep olan, eziyet, kötülük, azap, ezâ, cefâ, belâ ve musîbet gibi değişik mânâlarda kullanılmıştır. Örneklere bakalım:

      1- Fitneyi, imtihan ve deneme anlamında kullanan âyetlere misaller:
      “Onlar Süleyman’ın mülkü hakkında şeytanların uydurdukları yalanlara uydular. Halbuki Süleyman hiçbir zaman kâfir olmadı. Asıl kâfir olanlar, insanlara sihir öğreten şeytanlardı. Onlar, Bâbil’deki Hârut ve Mârut isimli iki meleğe indirilen sihir ilmini elde edip öğretiyorlardı. O iki melek ise, “Biz bir fitneyiz (imtihan sebebiyiz). Sakın sihir yaparak inkâra sapmayın” demeden kimseye bir şey öğretmezlerdi. Onlar ise o iki melekten karı ile kocasının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Halbuki o sihir yapanlar, Allah’ın izni olmadıkça hiç kimseye bir zarar verebilecek değillerdi. Böylece kendilerine fayda değil, zarar verecek şeyleri öğrendiler.”1

      “Her nefis ölümü tadıcıdır. Hayır ve şer fitneleriyle (hayırdan ve şerden imtihan vesîleleriyle) sizi imtihan ederiz. Sonunda Bize döndürüleceksiniz.”2

      “Olur ki, tehdit edildiğiniz şeyin gecikmesi, sizin için bir fitne (imtihan) ve belli bir vakte kadar elinize verilmiş bir fırsattır.”3

      “Biz sizin bir kısmınızı bir kısmınıza fitne (imtihan vesilesi) kıldık. Sabredecek misiniz? Rabb’in her şeyi hakkıyla görür.”4

      “İnsana bir zarar dokunduğunda Bize duâ eder. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bilgim sayesinde bu bana verildi.” der. Halbuki o nimet bir fitnedir (imtihan sebebidir). Lâkin çoğu bunu bilmez.”5

      “Biz onlara fitne (imtihan) olarak bir dişi deve göndereceğiz. Sen onları gözetle ve sabret!”6

      “Ey Rabb’imiz! Bizi kâfirler için bir fitne (imtihan sebebi) kılma! Bizi onlara mağlûp düşürme ki, bizim zayıflığımıza bakıp inkârlarını haklı bulmasınlar. Rabb’imiz! Bizi bağışla! Muhakkak Sen Aziz ve Hakîm’sin.”7

      “Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız bir fitnedir (imtihan sebebidir). Mükâfatın büyüğü Allah katındadır.”8

      Fitneyi imtihan mânâsında aldığımızda kadın erkek için, erkek kadın için, çocuklar anne ve baba için, dünya malı ve nimetler insanlar için birer fitne olur. Çünkü bunlar birer imtihan sebebi veya imtihan konusudur.

      2- Fitne şu âyette belâ ve musibet mânâsında kullanılmıştır:
      “Öyle bir fitneden (belâ ve musibetten) sakının ki, geldiği zaman içinizde sadece zalimlere isabet etmez. Şunu da bilin ki, Allah’ın azabı pek şiddetlidir.”9

      3- Fitne şu âyetlerde kargaşa, anarşi, terör, kötülük ve bozgunculuk mânâlarında kullanılmıştır. Ki fitnenin en yaygın kullanılışı bu mânâlarda olmuştur.
      “Firavun ve kavmin ileri gelenlerinden başlarına bir fitne (kötülük, düşmanlık, belâ) gelir diye korktukları için, Musa’ya, kavminin bir kısım gençlerinden başka iman eden olmadı. Firavun ise, o memlekette büyük bir zorba idi ve ilâhlık iddiasında bulunarak haddi aşmıştı.”10

      “Onları nerede bulursanız öldürün. Onlar sizi Mekke’den nasıl çıkardılarsa, siz de onları oradan çıkarın. Fitne, katilden (öldürmeden) daha şiddetlidir. Onlar sizinle çarpışmadıkça, siz de Mescid-i Haram yanında onlarla çarpışmayın. Eğer çarpışacak olursanız, siz de onları öldürün. Kâfirlerin cezası işte böyledir.”11

      Bu âyette Müslümanları hicrete zorlayan Mekkeli müşriklerin, çıkardıkları bozgunculukla, estirdikleri terör ve zorbalıkla ve ortaya koydukları fitne ile hukuken ölümü hak ettikleri anlatılmıştır.

      Ardından gelen âyet ise, şirki ve savaşı bırakan müşriklerin bırakılmasını ve affedilmesini tavsiye ediyor.12 Demek müşriklerin azgınlıkları devam ettiği sürece Müslümanların karşı koyma hakları vardır. Müşriklerin azgınlık ve bozgunculukları, Müslümanların hukuk çerçevesinde karşı koyuşlarından daha yıpratıcı ve daha dehşetlidir.

      Dipnotlar:
      1- Bakara Sûresi: 102, 2- Enbiyâ Sûresi: 35.
      3- Enbiyâ Sûresi: 111, 4- Furkan Sûresi: 20.
      5- Zümer Sûresi: 49, 6- Kamer Sûresi: 27.
      7- Mümtehine Sûresi: 5, 8- Enfâl Sûresi: 28.
      9- Enfâl Sûresi: 25, 10- Yûnus Sûresi: 83.
      11- Bakara Sûresi: 191, 12- Bakara Sûresi: 192.

      Süleyman KÖSMENE
      04.05.2009
      Yeniasya

      #741390
      Anonim

        ***Bozgunculuk, kavga, ihtilal, bagilik [isyan], anarşi, kargaşa, bölücülük, fesat:
        (Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür.) [Bekara 191]

        (Kâfirler birbirinin dostları, yardımcılarıdır. Eğer, Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmez, kendi aranızda dost olmazsanız, yeryüzünde, kargaşa, fitne ve büyük fesat çıkar.) [Enfal 73]

        Birkaç hadis-i şerif meali:
        (Fitne uykudadır. Fitneyi uyandırana Allah lanet etsin!) [İ.Rafii]

        (Din, dünya menfaatine alet edilince, fitneler zuhur eder.) [A.Rezzak]

        (Fuhuş yayılınca fitne çoğalır.) [Deylemi]

        (Fitneler artmadıkça, kıyamet kopmaz.) [Buhari]

        (Eshabım arasında fitne çıkacak, o fitnelere karışanları, Allahü teâlâ benimle olan sohbetleri hürmetine affedecektir. Bu fitnelere karışan Eshabıma dil uzatan Cehenneme girecektir.) [Müslim]

        *** İmtihan:
        (Sana [Miracta] gösterdiğimiz temaşayı halk için bir fitne [imtihan] yaptık.) [İsra 60]

        (Mallarınız, çocuklarınız, sizin için fitnedir [imtihandır].) [Tegabün 15]

        (Biz onlardan öncekileri de, fitneden [imtihandan] geçirdik.) [Ankebut 3]

        *** Bela, musibet:
        (Bir fitne olmayacak sandılar da, kör ve sağır kesildiler.) [Maide 71]

        (O fitneden sakının ki, o sadece zalimlere dokunmakla kalmaz.) [Enfal 25]

        *** Azab:
        Onlara, (Fitnenizi [azabınızı] tadın) denecektir. (Zariyat 14)

        *** Eziyet, işkence:
        (Fitneye [eziyete, işkenceye] uğratıldıktan sonra hicret edip, ardından da sabrederek cihad edenlerin yardımcısı elbette Rabbindir.) [Nahl 110]

        *** Zarar verme:
        (Seferde iken, kâfirlerin sizi fitneye düşürmelerinden [zarar vermelerinden] endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda bir vebal yoktur.) [Nisa 101]

        *** Sapıklığa düşürme:
        (Siz ve taptıklarınız, Cehenneme girecek olanlardan başkasını fitneye düşüremez [saptıramaz]) [Saffat 161-163]

        Üç hadis-i şerif meali:
        (Ahir zamanda, âlim [geçinen]ler fitne unsuru olur, camiler ve hafızlar çoğalır, ama, içlerinde [hakiki] âlim hiç bulunmaz.) [Ebu Nuaym]

        (Fitne [bid’at, sapıklık, küfür] yayıldığı zaman, hakikati, doğruyu bilen, [imkanı nispetinde, söz ile, yazı ile, medya = gazete, dergi, radyo, tv ile] başkalarına [mümkün olan her yere ve herkese] bildirsin, [imkanı var iken, bir engel de yok iken bildirmezse], Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun!) [Deylemi]

        (Ahir zamanda, âlim ve ilim azalır, cahillik artar. Cahil ve sapık din adamları, yanlış fetva vererek fitne çıkarır, doğru yoldan saptırırlar.) [Buhari]

        *** Uydurma mazeret:
        (Onların, sadece “vallahi, biz müşrik değildik” sözlerinden başka fitneleri olmayacaktır.) [Enam 23]

        ***Dalalet:
        (Allah birini fitneye [dalalete, şaşkınlığa] düşürmek isterse, Allah’a karşı senin elinden bir şey gelmez.) [Maide 41]

        *** İnsana sıkıntı ve zarar veren her şey:
        Hadis-i şerifte, imamın namazı uzatıp cemaati sıkıntıya sokması fitne olarak bildirilmiştir. İhtiyara, “tecvitsiz namaz kılınmaz” demek gibi yapamayacağı fetvayı vermeye de fitne denmiştir.

        Üç hadis-i şerif meali:
        (Ümmetim için en korktuğum şey, kadın ve içki fitnesidir.) [İ. Süyuti]

        (Güzel saç, güzel ses, güzel yüz, fitneye düşürebilir.) [Deylemi]

        (Âdem aleyhisselamdan itibaren, Deccaldan büyük fitne yoktur.) Müslim

        *****************************************************

        Yabancı bir ilim adamı, İslamiyet’i inceleyip müslüman olduktan sonra, Arap ülkelerine gidince, oralardaki müslümanların yanlış hareketlerini görüyor. (Sizlerin hayatını inceleseydim, müslüman olmazdım) diyor. Ne kadar mühim bir teşhis. Hiçbir müslümanın, yanlış hareketlerle İslamiyet’e gölge düşürmeye hakkı yoktur.

        Müslüman, İslam’ın güzel ahlakı ile süslenmeli, kimseye zarar vermemeli, isyankâr olmamalı, anarşi çıkarmamalı, kötü kimselere aldanmamalı, kısacası, Allah’a karşı günah, kanunlara karşı suç işlemekten sakınmalıdır! Görüldüğü gibi, Avrupa’daki müslümanların işlenen kötülükleri el ile düzeltmeye kalkmaları fitne olur. Fitne ise büyük günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
        (Kıyamet yaklaştıkça fitneler çoğalır. Böyle zamanlarda kenarda kalan ileri atılandan, oturan ayakta olandan, ayakta olan yürüyenden, yürüyen de koşandan hayırlı olduğu için evinizde oturun, fitneye karışmayın!) [Ebu Davud]

        (Fitne zamanında evinizde oturun, günahlarınıza tevbe edin, dilinizi tutun, kendi işinize bakın, başkalarının işine karışmayın!) [Nesai, Ebu Davud]

        (İnsanın fitneden selamet kalması, evine kapanıp kalması ile mümkün olur.) [Deylemi]

        (Fitne, fırtına gibi insanları savurduğu zaman, âlim ilmi ile, kendini fitneden korur.) [Ebu Nuaym]

        İsyan ve itaat
        Avrupa’daki gayrı müslimlerin kanunlarına karşı gelmek başka şey, onlara itaat etmemek başka şeydir. Avrupa’daki âmirler, patronlar, müslüman işçilere içki, kumar gibi haram şeyleri yapmalarını emrederlerse, müslümanlar, bunları yapmaz. Çünkü (Halıka isyan olan işte, mahluka itaat olmaz) hadis-i şerifi vardır. Ancak, gayrı meşru emre itaat edilmez diye isyan etmek caiz olmaz. Ana-baba da haramı, hatta küfrü emretse, onlara da itaat edilmez. Fakat isyan edip onları üzmek doğru olmaz.
        Hakimin bildirdiği hadis-i şerifte emir [âmir], (Müslümanlığı bırak, bırakmazsan, öldürürüm) derse, (Müslümanlığı bırakma, boynunu uzat) buyuruluyor.

        Kâfir olmaya zorlayan bir emire bile isyan etmeyi dinimiz caiz görmüyor. Halbuki kâfir olmayan bir emir, müslümanı kâfir olmaya zorlamaz. Dünyanın neresinde olursa olsun, fitneden kaçmalıdır!

        Fitne çıkarmak ve pasiflik
        Bazıları, Maide suresinin “Hazret-i Âdem’in oğlu Kabil, kardeşi Habil’e “Seni öldüreceğim” dediği zaman, Habil, “Sen beni öldürmek için elini uzatsan da, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam, çünkü ben Allah’tan korkarımdemiştir) mealindeki 27 ve 28. âyetlerinden dolayı Hazret-i Habil’i pasif ve korkak olarak vasıflandırıyorlar.

        Halbuki Kur’an-ı kerimde, fitne kötülenmektedir. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
        (Onlar öyle sapıklar ki, yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar.) [Bekara 27]

        (Onlara; “Yeryüzünde fitne fesat çıkarmayın” dendiği zaman, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler.) [Bekara 11]

        (Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür.) [Bekara 217]

        (Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak için, âyetleri kendilerine göre yorumlar.) [Al-i imran 7]

        (Onlar fitne çıkarmak için can atarlar.) [Nisa 91]

        (Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar; Allah ise bozguncuları sevmez.) [Maide 64]

        (Fitneden sakının.) [Enfal 25]
        (Yeryüzünde fitne fesat çıkaranlara lanet olsun.) [Rad 26]

        Fitne, Müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günaha sokmak, insanları isyana kışkırtmak demektir. (Hadika,Tarikat-ı Muhammediyye, Berika)

        Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
        (Fitneden sakının! Söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile çıkarılan fitne gibidir.) [İbni Mace]

        (Malı ve canı ile cihad eden, ortalığın karışık olduğu zaman bir kenara çekilip ibadetini yapan ve kimseye zararı olmayan insan, kâmil mümindir.) [Hakim]

        (Ne mutlu fitneye karışmayana.) [Ebu Davud]

        (Olaylar, fitneler, zuhur edince, katil [öldüren] olmaktan kurtulup, maktul [öldürülen] olabilirsen ol!) [Ebu Nuaym]

        (Fitneciler saldırdığı zaman, “Beni öldürmek için sen bana elini uzatırsan da, seni öldürmek için ben sana elimi uzatmam” diyen Âdem’in oğlu [Habil] gibi ol!) [Ebu Davud, Tirmizi]

        (Fitne zamanı evinizden ayrılmayın! Âdem’in oğlu [Habil] gibi olun!) [Ebu Davud, Tirmizi]

        (Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin!) [İ.Rafii]

        Dinimizde fitne çıkarmak haramdır. Ehl-i sünnetin dört hak mezhebin dışında kalan mezhepsizler tarih boyunca fitne kaynakları olmuşlar, Müslümanları birbirlerine düşürmüşlerdir.

        #741536
        Anonim

          Allah razı olsun, tamamlayıcı bilgiler vermişsiniz. Dua ile.

          #741636
          Anonim

            KALPLERİN KANSERİ FİTNE

            Temel anlamı imtihan demek olan fitne, daha sonraları küfür ve her türlü günah ve kötülükler manasında kullanılmaya başlanmış Ayrıca insanlar arasında oluşan ayrılıklar, ihtilaller, eşkiyalık, dedikodu, söz götürüp getirme, anarşi ve kavga da fitne adını almış Bugün ise bu kelime daha çok dedikodu, söz götürüp getirme, ayrılıkçılık ve anarşi gibi manalara gelmekte

            Fitnenin bu gün kazanmış olduğu manaya baktığımızda, onun insanlığın barış ve huzuruna yönelik bir tehdit olduğunu anlarız

            Bu anlamıyla bugün fitneden şikayetçi olmayan var mı?

            Birliğimizi, dirliğimizi bozan ve hayırlara yürüyüşümüzün önünü kesen fitnenin kaynağı ne olabilir?

            Yaşadığımız fitne kabilinden olayları her ne kadar zahirî sebep-sonuçlara göre açıklamaya çalışsak da, bilmeliyiz ki şeytan Ademoğlunun apaçık bir düşmanıdır ve onların Allah’ın dininde kardeş olmalarını ve birbirlerini sevmelerini kıskanır Bu birliği bozmak için fitneyi bir silah olarak kullanır İnsanların kalbine fitneye sebep olacak günah tohumları atar Kalpte kabul görüp büyüyen her günah, azaların masumiyetini bozar ve onları günaha sürükler Böyle bir insan da artık cemiyette bir fitneci olarak dolaşır ve yaşadığı toplumun uyumunu, birlik ve beraberliğini bozan bir unsur haline gelir Böylece her günah bir fitne sebebi olur

            Kalbin Islahından, Toplumun Islahına

            Sahabe-i Kiram ve Allah’ın veli kulları, bu yüzden kalpteki iman nurunu azaltan her günah ve bid’ati fitne saymışlardır Onların dilinde fitne, dinî teslimiyetin istikrarını, takvanın hakimiyetini bozan amellerin adı olmuştur Bu yüzden de onlar fitnenin kökünü kazımak için işe kalbi ıslah etmekten başlamışlardır

            Sevgili Peygamber Efendimiz AS, bir hadis-i şerifinde: “Uyanık olun! İnsanda bir et parçası var ki, o ıslah olunca bütün vücut ıslah olur O bozulunca da bütün vücut fesat bulur” buyurmuşlardır Anlaşılıyor ki kalbin bozulması ferdin bozulmasına, ferdin bozulması aileye, ailenin bozulması topluma, toplumların bozulması da insanlık alemine sirayet eder ve bir kalpten taşan fitne bütün alemi ifsat eder İşte bugün sosyal, siyasal ve ekonomik bozulmaların özünde günahlarla kirlenmiş kalp unsuru vardır Böyle kalpler, fırsatını buldukça cemiyete fitnesini bulaştırır ve cemiyetin diğer masum fertlerini de bozar Böylece, bozulma kalp merkezinden toplumsal alana doğru yayılma gösterir

            Bu yüzden tasavvuf erenleri, dış alemde gözlemledikleri fitneyi, kalpteki günahların bir görünümü olarak görmüşler ve bütün günahların kaynağı nefs-i emmaredir demişler

            Mukaddes Kitabımız’a ve Rasul’ün haberlerine olduğu kadar derin gözlemlere dayanan bu tesbit doğrudur Günahlar nefs-i emmareden kalbe akar Mesela haset ve kin Bu günahlar kalpte yer edince, insanı düşmanlığa sevk eder Bu düşmanlık ferdi katil olmaya, toplumları da başka topluluklara karşı kıyıcı ve sömürücü olmaya kadar götürür Eğer insan korkak tabiatlı biri ise, onu gıybete ve dedikoduya sevk eder İşte gıybet ve adam öldürme günahı bir cemiyette bu dürtülerle işlenir ve cemiyetin fertlerini birbirine düşürür İş kan davalarına kadar büyür, nesillerden nesillere sirayet eder İşte böylece insanoğlunun kalbinde başlayan bu iki günah, cemiyetleri bölen ve birbirine düşman eden büyük bir fitneye dönüşür

            Tarih boyunca tasavvuf ehli, bütün iyiliklerin olduğu kadar bütün kötülüklerin de başlangış noktası olan kalp alanında çalışarak, insanlık ailesine huzur getirmeye çalışan gerçek insanlık dostları olagelmişlerdir

            Toplum Kalplerin Aynasıdır

            Demek ki fitne, imansız veya günahkâr bir kalbin mahsulü İç alemdeki anarşinin dış alemi istila etmesi Bu yüzden işin özünü gören iman nuruyla aydınlanmış akıllar, modern dünyanın yaşadığı problemlerin sebeplerini, zahirî sebeplerden ziyade insanlığın kalbî derinliklerinde görmüşlerdir

            Bu açıdan bir toplum örgüsüne bakarak onları meydana getiren fertlerin kalbî durumları hakkında doğru kanaatlere ulaşmamız mümkündür Cemiyet nizamı onu oluşturan fertlerin ruh ve gönül aynasıdır

            İdeal insanların, yani kâmil ve mükemmel insanların kalbi, Allah’ın zikriyle huzur bulmuştur Onların gönlünde günah olmadığı için, o gönüllerden cemiyete hep hayır ve güzellikler akar Onların elleri sadaka verir, adaleti uygular; dilleri hakkı söyler Onların oluşturduğu cemiyet dengeli ve huzurludur O cemiyet terbiye eden, mükemmel insanlar yetiştiren bir mektep olmuştur artık O cemiyetin şehirlerinde, sokaklarında, pazarlarında her fazileti görüp taklit edeceğimiz o kadar çok örnek insan vardır ki, kötülerin bile iyi bir insan olmakan başka bir tercihleri yoktur

            Böyle bir toplumun insanları, cennetten bir topluluk gibidir ve sanki cennet ehlinin ahlâkını dünya ehline öğretmek için yeryüzünde bir müddet kalmak üzere gelmiş gibidirler Bu cemiyetin temelinde adalet güneşi ışıldadığı için, fitne karanlığı kaçıp gitmiştir

            Diğer taraftan, kalbi hayır ve şer kutupları arasında gidip gelen insanların, yani nefs-i levvame sahiplerinin kalbinde takva ile günahların savaşı vardır Önce günah işlerler sonra döner ağlarlar Nefislerine söz geçiremezler bir türlü Seyyid Ahmet Arvasî bu insan tipini anlatmak için çok güzel bir misal verir: “O bir avcı gibidir Önce narin, kadife tüylü ceylanı vurur; onu keser, parçalar, sonra da duvarda asılı sazını eline alır, ‘aman yazık oldu ceylana, kaç kuzulu ceylan, yad avcı geldi’ der, ona ağıtlar söyler ve ağlar”

            Bu insanların kalbinde iyi ve kötü duygular savaştığı gibi, kurdukları cemiyette de iyiler ve kötüler savaşır duur İyiler galip gelirse cemiyet huzurlu bir ortama, kötüler galip gelirse karmaşa ortamına dönüşür Kuvvetler denk gelirse savaş sürer gider Bu cemiyet de fertlerinin kalbine benzer Kalpler dengesiz olduğu için cemiyet de dengesizdir Çalkantılıdır Durulmak bilmeyen dalgalı, huzursuz bir deniz

            Bazen Huzur da Fitnedir

            Nefs-i emmare sahibi zevkçi insanların kalbinde artık savaş bitmiştir Ama şer ve günahlar saltanatını ilan ettiği için O toplumun fertleri, bu saltanatın adını istikrar ve huzur koymuştur Bu huzuru bozanları fitneci ilan ederler Onlara hakkı, hakikati, ölümü ve sonrasını, ceza gününü, Allah’ı hatırlatan herkesi düşman ilan ederler Kendi vicdanlarının sesini bile bastırırlar Onlar için yaşamanın biricik gayesi hazdır Dünyanın fani hazları

            Bu insanların kalplerinden topluma şer akar Onların elleri zulüm işler, dilleri batıl konuşur Böyle bir toplumda insan terbiye olamaz; sadece insanlığını yitirir Nefsanî zevklerin sahte mutluluğu ile sarhoş dünyanın insanlarının gazetelerde, televizyonlarda görüp durmakta olduğumuz ürpertici halleri bu durumun ispatı değil mi? Neticede iman ve ahlâkın hakim olmadığı bir cemiyette, herkes sürdüğü sürü hayatından memnun olsa da o cemiyet fitne toplumudur

            Bu cemiyet içinde insanlar, dünyevi hazzın hatırı için barışı korurlar Onların iyilikleri Allah için olmadığından, faziletleri ve salih amelleri yok, bir takım sosyal erdemleri vardır Yardımlaşmaları genellikle dünyalık menfaatleri adına, en ileri derecede ise insanlık adınadır İşledikleri hiçbir günah onların vicdanını rahatsız etmez Bu haliyle adeta bir sürü hayatı yaşarlar

            O cemiyetin hayatı dünya içindir, sanatı dünya içindir Ebediyete giden bütün yollar kapalıdır Hazlardan mahrum olunca feryat ve isyan eder Böyle bir cemiyette Yaratıcı’nın hakkı ayaklar altındadır

            Ve işte en büyük fitne budur ve bütün çağlar boyunca da var olagelmiştir

            Cemil Mollahanoğlu

            #741637
            Anonim

              KALPLERİN KANSERİ FİTNE

              Temel anlamı imtihan demek olan fitne, daha sonraları küfür ve her türlü günah ve kötülükler manasında kullanılmaya başlanmış Ayrıca insanlar arasında oluşan ayrılıklar, ihtilaller, eşkiyalık, dedikodu, söz götürüp getirme, anarşi ve kavga da fitne adını almış Bugün ise bu kelime daha çok dedikodu, söz götürüp getirme, ayrılıkçılık ve anarşi gibi manalara gelmekte

              Fitnenin bu gün kazanmış olduğu manaya baktığımızda, onun insanlığın barış ve huzuruna yönelik bir tehdit olduğunu anlarız

              Bu anlamıyla bugün fitneden şikayetçi olmayan var mı?

              Birliğimizi, dirliğimizi bozan ve hayırlara yürüyüşümüzün önünü kesen fitnenin kaynağı ne olabilir?

              Yaşadığımız fitne kabilinden olayları her ne kadar zahirî sebep-sonuçlara göre açıklamaya çalışsak da, bilmeliyiz ki şeytan Ademoğlunun apaçık bir düşmanıdır ve onların Allah’ın dininde kardeş olmalarını ve birbirlerini sevmelerini kıskanır Bu birliği bozmak için fitneyi bir silah olarak kullanır İnsanların kalbine fitneye sebep olacak günah tohumları atar Kalpte kabul görüp büyüyen her günah, azaların masumiyetini bozar ve onları günaha sürükler Böyle bir insan da artık cemiyette bir fitneci olarak dolaşır ve yaşadığı toplumun uyumunu, birlik ve beraberliğini bozan bir unsur haline gelir Böylece her günah bir fitne sebebi olur

              Kalbin Islahından, Toplumun Islahına

              Sahabe-i Kiram ve Allah’ın veli kulları, bu yüzden kalpteki iman nurunu azaltan her günah ve bid’ati fitne saymışlardır Onların dilinde fitne, dinî teslimiyetin istikrarını, takvanın hakimiyetini bozan amellerin adı olmuştur Bu yüzden de onlar fitnenin kökünü kazımak için işe kalbi ıslah etmekten başlamışlardır

              Sevgili Peygamber Efendimiz AS, bir hadis-i şerifinde: “Uyanık olun! İnsanda bir et parçası var ki, o ıslah olunca bütün vücut ıslah olur O bozulunca da bütün vücut fesat bulur” buyurmuşlardır Anlaşılıyor ki kalbin bozulması ferdin bozulmasına, ferdin bozulması aileye, ailenin bozulması topluma, toplumların bozulması da insanlık alemine sirayet eder ve bir kalpten taşan fitne bütün alemi ifsat eder İşte bugün sosyal, siyasal ve ekonomik bozulmaların özünde günahlarla kirlenmiş kalp unsuru vardır Böyle kalpler, fırsatını buldukça cemiyete fitnesini bulaştırır ve cemiyetin diğer masum fertlerini de bozar Böylece, bozulma kalp merkezinden toplumsal alana doğru yayılma gösterir

              Bu yüzden tasavvuf erenleri, dış alemde gözlemledikleri fitneyi, kalpteki günahların bir görünümü olarak görmüşler ve bütün günahların kaynağı nefs-i emmaredir demişler

              Mukaddes Kitabımız’a ve Rasul’ün haberlerine olduğu kadar derin gözlemlere dayanan bu tesbit doğrudur Günahlar nefs-i emmareden kalbe akar Mesela haset ve kin Bu günahlar kalpte yer edince, insanı düşmanlığa sevk eder Bu düşmanlık ferdi katil olmaya, toplumları da başka topluluklara karşı kıyıcı ve sömürücü olmaya kadar götürür Eğer insan korkak tabiatlı biri ise, onu gıybete ve dedikoduya sevk eder İşte gıybet ve adam öldürme günahı bir cemiyette bu dürtülerle işlenir ve cemiyetin fertlerini birbirine düşürür İş kan davalarına kadar büyür, nesillerden nesillere sirayet eder İşte böylece insanoğlunun kalbinde başlayan bu iki günah, cemiyetleri bölen ve birbirine düşman eden büyük bir fitneye dönüşür

              Tarih boyunca tasavvuf ehli, bütün iyiliklerin olduğu kadar bütün kötülüklerin de başlangış noktası olan kalp alanında çalışarak, insanlık ailesine huzur getirmeye çalışan gerçek insanlık dostları olagelmişlerdir

              Toplum Kalplerin Aynasıdır

              Demek ki fitne, imansız veya günahkâr bir kalbin mahsulü İç alemdeki anarşinin dış alemi istila etmesi Bu yüzden işin özünü gören iman nuruyla aydınlanmış akıllar, modern dünyanın yaşadığı problemlerin sebeplerini, zahirî sebeplerden ziyade insanlığın kalbî derinliklerinde görmüşlerdir

              Bu açıdan bir toplum örgüsüne bakarak onları meydana getiren fertlerin kalbî durumları hakkında doğru kanaatlere ulaşmamız mümkündür Cemiyet nizamı onu oluşturan fertlerin ruh ve gönül aynasıdır

              İdeal insanların, yani kâmil ve mükemmel insanların kalbi, Allah’ın zikriyle huzur bulmuştur Onların gönlünde günah olmadığı için, o gönüllerden cemiyete hep hayır ve güzellikler akar Onların elleri sadaka verir, adaleti uygular; dilleri hakkı söyler Onların oluşturduğu cemiyet dengeli ve huzurludur O cemiyet terbiye eden, mükemmel insanlar yetiştiren bir mektep olmuştur artık O cemiyetin şehirlerinde, sokaklarında, pazarlarında her fazileti görüp taklit edeceğimiz o kadar çok örnek insan vardır ki, kötülerin bile iyi bir insan olmakan başka bir tercihleri yoktur

              Böyle bir toplumun insanları, cennetten bir topluluk gibidir ve sanki cennet ehlinin ahlâkını dünya ehline öğretmek için yeryüzünde bir müddet kalmak üzere gelmiş gibidirler Bu cemiyetin temelinde adalet güneşi ışıldadığı için, fitne karanlığı kaçıp gitmiştir

              Diğer taraftan, kalbi hayır ve şer kutupları arasında gidip gelen insanların, yani nefs-i levvame sahiplerinin kalbinde takva ile günahların savaşı vardır Önce günah işlerler sonra döner ağlarlar Nefislerine söz geçiremezler bir türlü Seyyid Ahmet Arvasî bu insan tipini anlatmak için çok güzel bir misal verir: “O bir avcı gibidir Önce narin, kadife tüylü ceylanı vurur; onu keser, parçalar, sonra da duvarda asılı sazını eline alır, ‘aman yazık oldu ceylana, kaç kuzulu ceylan, yad avcı geldi’ der, ona ağıtlar söyler ve ağlar”

              Bu insanların kalbinde iyi ve kötü duygular savaştığı gibi, kurdukları cemiyette de iyiler ve kötüler savaşır duur İyiler galip gelirse cemiyet huzurlu bir ortama, kötüler galip gelirse karmaşa ortamına dönüşür Kuvvetler denk gelirse savaş sürer gider Bu cemiyet de fertlerinin kalbine benzer Kalpler dengesiz olduğu için cemiyet de dengesizdir Çalkantılıdır Durulmak bilmeyen dalgalı, huzursuz bir deniz

              Bazen Huzur da Fitnedir

              Nefs-i emmare sahibi zevkçi insanların kalbinde artık savaş bitmiştir Ama şer ve günahlar saltanatını ilan ettiği için O toplumun fertleri, bu saltanatın adını istikrar ve huzur koymuştur Bu huzuru bozanları fitneci ilan ederler Onlara hakkı, hakikati, ölümü ve sonrasını, ceza gününü, Allah’ı hatırlatan herkesi düşman ilan ederler Kendi vicdanlarının sesini bile bastırırlar Onlar için yaşamanın biricik gayesi hazdır Dünyanın fani hazları

              Bu insanların kalplerinden topluma şer akar Onların elleri zulüm işler, dilleri batıl konuşur Böyle bir toplumda insan terbiye olamaz; sadece insanlığını yitirir Nefsanî zevklerin sahte mutluluğu ile sarhoş dünyanın insanlarının gazetelerde, televizyonlarda görüp durmakta olduğumuz ürpertici halleri bu durumun ispatı değil mi? Neticede iman ve ahlâkın hakim olmadığı bir cemiyette, herkes sürdüğü sürü hayatından memnun olsa da o cemiyet fitne toplumudur

              Bu cemiyet içinde insanlar, dünyevi hazzın hatırı için barışı korurlar Onların iyilikleri Allah için olmadığından, faziletleri ve salih amelleri yok, bir takım sosyal erdemleri vardır Yardımlaşmaları genellikle dünyalık menfaatleri adına, en ileri derecede ise insanlık adınadır İşledikleri hiçbir günah onların vicdanını rahatsız etmez Bu haliyle adeta bir sürü hayatı yaşarlar

              O cemiyetin hayatı dünya içindir, sanatı dünya içindir Ebediyete giden bütün yollar kapalıdır Hazlardan mahrum olunca feryat ve isyan eder Böyle bir cemiyette Yaratıcı’nın hakkı ayaklar altındadır

              Ve işte en büyük fitne budur ve bütün çağlar boyunca da var olagelmiştir

              Cemil Mollahanoğlu

              #741638
              Anonim

                Fitneden uzak durmak için

                Fitneden uzak durmak için Hak ve hakikat yolunda taviz vermeden ısrarla yürümeliyiz Helal dairesini zorlamamalıyız Batıla tevessül etmemeliyiz Allah’ın çizdiği sırat-ı müstakimde daim ve sabit kalmalıyız Dostluğu ve İslam kardeşliğini geri plana itmemeliyiz Bu tavır ve davranışlar geleceğimizin, uçurumlara sapmadan düz bir çizgide ilerlemesini sağlayacaktır Rabbimiz, biz unutkan kullarını bu hususta şöyle uyarmaktadır: “Allahu Teâlânın emirlerini yerine getirmez, kendi aranızda dost olmazsanız, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur” (Enfal,73)

                Rahmet Peygamberi Resulullah Efendimiz, Müslümanların aralarındaki samimiyeti ve güveni tesis etmek için çok büyük gayretler göstermiştir Onları, birbirine düşürecek fiillerden uzak tutmaya çalışmıştır Fitne ve fesat illetinden uzak durmamız için biz insanları uyarmıştır Bununla ilgili olarak fitnenin zemmine dair bir kısım hadisleri dikkatinize sunmak istiyorum:

                “Kıyamet yaklaştıkça fitneler çoğalır Böyle zamanlarda; kenarda kalan ileri atılandan, oturan ayakta olandan, ayakta olan yürüyenden, yürüyen de koşandan hayırlı olduğu için evinizde oturun, fitneye karışmayın! (Ebu Davud) Fitne zamanında evinizde oturun, günahlarınıza tövbe edin, dilinizi tutun, kendi işinize bakın, başkalarının işine karışmayın!… (Ebu Davud; Nesai) İnsanın fitneden selamet kalması, evine kapanıp kalması ile mümkün olur… Fitne, fırtına gibi insanları savurduğu zaman, âlim ilmi ile kendini fitneden korur… Fitneden sakının! Söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile çıkarılan fitne gibidir… Ne mutlu fitneye karışmayana… Fuhuş yayılınca fitne çoğalır… Fitneler artmadıkça, kıyamet kopmaz… Ahir zamanda, âlim ve ilim azalır, cahillik artar Cahil ve sapık din adamları, yanlış fetva vererek fitne çıkarır, doğru yoldan saptırırlar… Karanlık gecenin (zifiri) karanlıklarına benzeyen fitneler zuhur etmeden amellere şitab edin (Zira o fitneler zuhur ettiği vakit) Kişi mümin olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayacak, yahut mümin olarak akşamlayacak kâfir olarak sabahlayacak, dinini bir dünya metaı mukabilinde satacaktır” (Ebu Davud; Müslim 1/446) Ancak Allah’ın ilimle kalbini dirilttiği kimseler hariç” (Sunen-i İbn-i Mace, II, 1305, 1310 (3954, 3961))

                Kişinin mümin olarak sabahlayıp kâfir olarak akşamlaması ne büyük bir felâkettir Bu durum hakikatte, iflasların en büyüğüdür Böyle büyük bir potansiyel risk karşısında hangi yürek titremez, hangi kalp korkuyla yerinden oynamaz? İman safiyetinin, yerini iç karartısına bırakması, gelen manevi felâketin habercisidir Gaflet, fısk ve fücurun ayak seslerini duymazlıktan gelmek, onun gelişini engellemez İslam birliğinin ve Müslüman dayanışmasının önündeki en büyük engel fitnedir Bu, sevgi ve iyi niyetle (hüsn-i zan) değiştirilmedikçe, manevi sahada tekâmül etmek hayalden ibaret olacaktır

                Sevelim ama sevilmeye layık olanları… Zira, Peygamber Azimüşşanın dediği gibi “Kişi sevdiğiyle beraberdir” Ebedi âlemde kiminle bir ve beraber olmak istiyorsanız, dünyada da onu seviniz, onun yolundan gidiniz

              6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.