- Bu konu 3 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
15 Nisan 2011: 09:29 #670325
Anonim
Gaflet; nefsin arzularına uyarak, ALLAHü teâlânın emir ve yasaklarını kısacası ALLAHü teâlâyı unutmak demektir. Peygamber efendimiz; (Ey insanlar! Ölmeden önce gafleti bırakın, ALLAHü teâlâya dönün. Tevbe istiğfar ederek ALLAH’a kulluk edin. Sizi oyalayıcı işleriniz çoğalmadan yararlı işler yapmaya gayret edin. ALLAHü teâlâyı çok çok anın. Rabbinizin rızasını kazanmaya çalışın. Böyle yaparsanız, rızkınız bol olur. Kazancınız çoğalır. Yardım görürsünüz ve eksikleriniz tamamlanır) buyurmuşlardır.
Bütün din büyükleri, İslam âlimleri, gaflete dalmaktan yani ALLAHü teâlâyı, Onun emir ve yasaklarını unutmaktan daha büyük bir bela, dert, sıkıntı yoktur buyurmuşlar ve her asırda gelen insanlara bunları dilleri ile anlatmışlar ve kitaplar yazarak onları, sonsuz felakete sürükleyene gaflet zehirinden kurtarmaya, uyandırmaya çalışmışlardır. Bunun için Bayezid-i Bistami hazretleri; “İnsana zararı en şiddetli olan şeyin ne olduğunu bilmek istedim. Anladım ki, bu gaflettir. Gafletin insana yaptığı zararı Cehennem ateşi yapmaz. Ya Rabbi! Bizleri gaflet uykusundan uyandır. Lütuf ve keremin ile bu duamı kabul eyle” buyurmuştur.
Hazret-i Ali de; “Gaflet, insana gurur getirir, helake yaklaştırır” buyurmaktadır.
Muhammed Ma’sum Faruki hazretleri ise, bir talebesine yazdığı mektupta şöyle buyurmaktadır:
“Yazıklar olsun, ömür geçti. Bir hayırlı iş yapmadım. Dünyanın vefasız, yalancı olduğu, şimdi anlaşıldı. Hayatı, hayal oldu. Fitneleri, dertleri bitmedi. Ahbap, arkadaşlar, öldüler, gittiler. Bu halleri görüp de, gafletten uyanmıyor, ibret almıyoruz. Pişman olmuyoruz. Tevbe etmiyoruz. Gaflet devam ediyor, günahlarımız artıyor. ALLAHü teâlâ, Tevbe suresinin yüz yirmi yedinci âyetinde mealen; (Görmüyorlar mı ki, her sene, bir iki kere, dertlere, belalara yakalanıyorlar. Yine tevbe etmiyor, pişman olmuyorlar) buyurdu. Bu nasıl imandır? Nasıl Müslümanlıktır? Ne kitaptan, ne sünnetten nasihat alınıyor. Ne de, başa gelen dertlerden, hadiselerden ibret alınıyor. Uzun seneler, beraber yaşadıkları, birlikte gezip dolaştıkları, yiyip içtikleri, yatıp kalktıkları ahbaplarını, arkadaşlarını düşünsünler. Sevdiklerinin, birlikte eğlendiklerinin, yardımcılarının ne olduklarını görmüyorlar mı? Hiçbirinden bir şey kaldı mı? Onlardan haber verenler var mı? Ömürlerinin harmanını rüzgar götürdü.Biz garipler, birkaç günlük ömrümüzü gaflet ile geçirmemeye gayret edelim. Tavşan uykusu ile yaşamayalım! Kalblerimizi geçici, yaldızlı, sahte lezzetlere kaptırmayalım! Bu zehirli tatlılıklara aldanmayalım! ALLAHü teâlânın emrettiği ibadetleri, razı olduğu iyi işleri yapalım! Nefs ve şeytanın ve kötü kimselerin yalanlarına, fitnelerine inanmayalım! Kabir ve kıyamet azaplarını düşünerek, kendimizi şimdiden koruyalım! Bu kısa hayat ve aslı olmayan görünüşü bırakıp, ölmeden ölmekle şereflenelim!”
Şems-i Tebrizi hazretleri, sevenlerine hitaben buyurdu ki:
“Ahireti terk edip, dünyaya talip olup muhabbet edenlere, mal kazanıp zengin olmaktan başka çare yoktur. Ahirete talip olan kimselere de, ölmeden önce ibadet yaparak, din-i İslama hizmet ederek gayretle çalışmaktan başka çare yoktur. ALLAHü teâlânın talibi olan kimselere, Ona kavuşmak arzusu içinde olanlara, mihnet, meşakkat, dert ve belalara katlanmaktan başka çare yoktur. İlmi talep edenlere, yani âlim olmak isteyenlere, herkesin gözünde hakir olmak ve yalnız, kimsesiz, garip kalmaktan başka çare yoktur. Çünkü, kim ilim öğrenmek arzusunda olursa, onun üzüntüsü çok olur. Onu rencide ederler. Huzura kavuşması için her türlü derde, belaya sabretmesi lazımdır. Her kim kendini üstün görürse, onun sonu zillete düşmektir. Hesapsız, sonunu düşünmeden malını sarfedenler, fakir olurlar. Her kim fakirliğe sabreder, kanaatkâr olursa, sonunda zenginliğe ulaşır. Herkesin, kendisinde bulunan iki şeyin birisini öldürüp, diğerini diri tutmaya çalışması lazımdır. Öldürmesi icap eden şey nefsidir. Çünkü nefs iman etmedikçe, rahata ermek düşünülemez. Diri tutması lazım gelen şey ise, gönüldür. Çünkü gönlü ölü olanların mesut ve bahtiyar olması düşünülemez.”
Cehennemden kurtulmak isteyen, helal ve haramları iyi öğrenmeli, haramdan, ALLAHü teâlânın yasak ettiği şeylerden sakınmalıdır. İslamiyet’in hududunu aşmamalıdır. Gaflete düşmemeli, ölümü unutmamalıdır. İnsan öldüğü zaman, kıyameti kopmuş demektir. Ölüm, uyandırmadan ve iş işten geçmeden önce uyanmalıdır.Zira Haris el-Muhasibi hazretleri;
“Günahlar gaflete, ALLAHü teâlâyı unutmaya, gaflet ise, kalbin katılaşmasına sebep olur. Kalbin katılaşması, insanı ALLAHü teâlâdan uzaklaştırır. ALLAHü teâlâdan uzaklaşmak ise, Cehenneme götürür” buyurmuştur.
Alıntı..
15 Nisan 2011: 11:26 #788984Anonim
Gaflet hastalığına sebep olan virüsler nelerdir peki ?
15 Nisan 2011: 12:50 #789003Anonim
@elfaz 245053 wrote:
Gaflet hastalığına sebep olan virüsler nelerdir peki ?
İşlenen her günah, her haram, her kötülük Peygamberimizin ifadesiyle kalpte siyah bir leke bırakmakta, kalp giderek kararmakta, manevî gerçekleri göremez ve anlayamaz hale gelmektedir.
Günlük hayatta yaşanan acımasızlık, anlayışsızlık, katı kalplilik, bencillik, kıskançlık, gafletin tezahürleridir.
Allahtan ve Allahın zikrinden habersiz, nefsinin kölesi olan, gayesiz, gafil kimselere uymak bizi gaflete düşürür.. Allah gafleti cümle müslümandan uzak etsin.. aminGaflete sebep olanlar ;
1- İnsanı tanımamak, yaratılış gayesini bilmemekİnsan, niçin yaratıldığını ve başına gelecekleri bilip unutmasa, gaflete düşebilir veya kibirlenebilir mi? Rabbine isyan edebilir mi? Demek ki insan yaratılış gayesini düşünmüyor. Eğer insanlar istenildiği gibi düşünebilseydi, Kur’an-ı kerimde sık sık, (Hiç düşünmüyor musunuz?) diye ikaz edilir miydi?
Bir insan bir alet, bir makine yapınca, bunun nasıl ve nerelerde kullanılacağına dair bir tarif namesi hazırlanır. Tarif name ile de anlaşılması zor ise, kullanması için kurslar açar. Bir makine yanlış kullanılırsa, elden çıkar. Her şeyin yaratıcısı olan cenab-ı Allah da, insan denilen bu muazzam makineyi yaratıp başıboş bırakmayıp (Sizi boş yere yarattığımızı mı sandınız?) buyurmuştur. Ne yapması gerektiğini, Peygamberleri vasıtası ile kitaplar göndererek bildirmiştir.
Ne olduğunu, kim olduğunu, saadet ve felaketinin nelerde olduğunu bilmeyen, öldükten sonra başına gelecekleri düşünmeyen kimse akıllı olamaz. Allahü teâlâ, (Ben cin ve insanları ancak [beni tanısınlar] bana kulluk, ibadet etsinler diye yarattım) buyuruyor. (Zariyat 56)
O halde insan kul olduğunu bilip, kulluk görevlerini yerine getirmelidir.2- İşlerin sebeplerle yaratıldığını bilmemek
Allahü teâlâ her şeyi sebeplerle yaratmaktadır. Kudretini sebepler arkasında gizlemiştir. Âdet-i ilahi böyledir. Ancak bu âdetini bazen bozar, sebepsiz de yaratır. Bunu sevdiklerinin hatırı için yapar. İnsan çalışır kazanır, benim malım der, ben kazandım der. Bunun gibi kendisindeki her nimete, her başarıya (benim) der, (benim başarım, benim kabiliyetim, benim ilmim…vs) der ve nankör olur.3- Ölümü unutmak
Dünya hayatı rüya gibidir. Ölünce rüya bitecek, hakiki hayat başlayacaktır. Hadis-i şerifte, (İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar) buyuruldu. Ölmeden önce uyanmak gerekir. Peygamber efendimiz, (Şu kişiye şaşılır ki, o dünyanın peşinde, ölüm de onun peşindedir) buyurdu. O halde, (Nasihat olarak ölüm yeter) hadis-i şerifini düşünerek ölenlerden ibret almaya çalışmalıdır.
Genelde çok yaşamayı istemek, dünya zevklerine düşkün olmak, ölümü unutmak, sıhhat ve gençliğe aldanmaktan ileri gelir. Böyle kimsenin kalbi katı olur, ibadetleri vaktinde yapmaz, tevbeyi geciktirir, nasihat tesir etmez, ölümü unutur, hatırına bile gelmez. Hep dünya malına ve makamına kavuşmak için ömrünü harcar. Ahireti unutur, dünyanın faydasız zevk ve sefasını düşünür. Bunlardan kurtulmak için ölümün her an gelebileceğini düşünmeli, sıhhatin, gençliğin ölüme mani olmadığını unutmamalı.
(Gafiller arasında Allahü teâlâyı anan, kuru çalılar arasındaki yeşil ağaç gibidir.) [Ebu Nuaym]
(Gafil olduğu halde, gafletinden habersiz kimseye şaşılır. Şu kişiye de şaşılır ki ölüm onun peşinde iken, o dünyanın peşinde koşar. Rabbi kendinden hoşnut olup olmadığını bilmeden kahkaha ile gülene de şaşılır.) [Ebu Nuaym]
(Gaflet üzere uyuyan, Kıyamette öyle dirilir. O halde kendinizi Allahü teâlâyı anarak uyumaya alıştırın!) [Deylemi]
Zünnun-i Mısri hazretlerini rüyada görüp sual ederler:
– Vefatından sonra sana ne yaptılar?
– Allahü teâlâ bana buyurdu ki:
(Beni sevdiğini söylerdin; fakat benden gafil olurdun. Bu ise yalancılıktır..)15 Nisan 2011: 14:07 #789021Anonim
İşte asrın hastalığı Gaflet!!
ve biz gaflet uykusuna devam ettikçe ;başımızdan bela ve musibetler eksik olmaz..Güç kaybediyoruz ,birliği unutuyoruz..Asrın müslümanın geldiği vahim durum da ortada!!
bu gün islam coğrafyasının düştüğü acı durum ortada!!!
sözde müslümanlarda şu fikiri hala savunmakta;
BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YIL YAŞASIN;
UNUTMAKİ ;
O YILAN YAVAŞ YAVAŞ KAPININ ÖNÜNE GELMEKTE….
17 Nisan 2011: 13:55 #789069Anonim
Gaflet, Allah katından gelen tüm uyarılara rağmen, bunda ısrar edenleri dehşetli ve tarifi mümkün olmayan ebedi bir azaba doğru hızla sürükler. Gafil olmakta ısrarcı davranan ve gaflet içinde dünyadan ayrılan insanlar, Allah’ın yarattığı imtihan dünyasından sonra, ebedi yaşamlarına artık cehennem ehli olarak devam edeceklerdir.
Kuran’da bildirildiği gibi gaflet içindeki insanların göz ve kulakları mühürlenmiş, anlayışları alınmıştır. Algı ve şuur düzeyi olarak hayvan gibidirler. Hatta bu durumu kendi rızalarıyla kabullendikleri için onlardan daha da aşağıdırlar. Allah Kuran’da bu durumdaki insanları şöyle tarif etmektedir:
Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)
Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar. (Furkan suresi, 44)Hayvanların şuuru yoktur. Yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı gibi, gaflet içindeki insanlar da adeta hayvanların şuursuzluğundadırlar. Bu şuursuzluk nedeniyle kalpleri katılaşmıştır. Gördükleri, işittikleri olaylar, kendilerine yapılan hatırlatmalar, verilen öğütler onları içinde bulundukları durumdan çıkarmaz. Her ne ile karşılaşırlarsa karşılaşsınlar düşünüp ibret almazlar.
Oysa her insan, gerçekleri anlamaktan ve uygulamaktan sorumludur. Ancak, gaflette ısrarcı davrandığı takdirde dünyadaki diğer canlı türlerinden daha akılsız bir duruma düşer ve insana insan vasfı kazandıran bütün özelliklerini kaybeder. İnsanlara Allah’ın varlığını kavrayıp, O’na kulluk etmeleri için verilen algılama, hissetme ve kavrama gibi meziyetlerin, gaflette kalmakta ısrarlı ve kararlı olan kimselerde mühürlendiği Kuran’da şöyle bildirilmektedir:
Onlar, Allah’ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar onların ta kendileridir. (Nahl Suresi, 108)
Ayette tarif edilen kişinin algıları tümüyle kapanmıştır. Bu durumdaki gafil insan ciddi bir çaba gösterip, Allah’a yönelmediği sürece artık cehennem ehli olmaktan kurtulamaz. Cehennemdeki şuursuzluk ve şaşkınlığı ise daha da fazladır:
Kim bunda (dünyada) kör ise, o, ahirette de kördür ve yol bakımından daha ‘şaşkın bir sapıktır. (İsra Suresi, 72)Oradaki azabın şiddeti ve dehşeti ise bir ayette şöyle tarif edilmiştir:
Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir. Ki o, yüreklerin üstüne tırmanıp çıkar. O, onların üzerine kilitlenecektir; (Kendileri de) Dikilip-yükseltilmiş sütunlarda (bağlanacaklardır). (Hümeze Suresi, 6-9)
Gaflet içinde yaşayan, bu durumdan kurtulmak için çaba harcamayan, Kuran’dan ve Allah’ın rızasından habersiz bir şekilde ölen insanlar cehenneme sürüklenirler. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.