• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #682367
    Anonim

      Gerçek Mânâda Bayram

      Cenâb-ı Hak buyuruyor:
      “(Rasûlüm!) De ki, siz gerçekten Allâh’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allâh da sizi sevsin…” (Âl-i İmrân, 31)

      Rasûlullah (sav) buyurdular:
      “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücûda benzerler. Vücûdun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)

      Bir gün Rasûlullâh (sav):

      “–Nefsim kudret elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki, birbirinize merhamet etmediğiniz müddetçe cennete giremezsiniz.” buyurmuşlardı.

      Ashâb-ı kirâm:

      “–Yâ Rasûlallâh! Hepimiz merhametliyiz.” dediler.

      Allâh Rasûlü (sav) ise:

      “–(Benim kastettiğim) merhamet, sizin anladığınız şekilde yalnızca birbirinize olan merhamet değildir. Bilakis bütün mahlûkâta şâmil olan merhamettir, (evet) bütün mahlûkâta şâmil merhamet!..” buyurdular. (Hâkim, IV, 185/7310)

      Bu hadîs-i şerîfin de işâret buyurduğu hakîkate göre insan tek başına, ferdî olarak bayram yapamaz. Yâni tek başına bir bayram namazı, tek başına bir bayramlaşma tasavvur olunamayacağı gibi, sırf kendi şahsının veya kendi âilesinin mutluluğuna hasredilmiş bir bayram da düşünülemez. Çünkü bu, kulu bayramın gerçek feyz ve bereketine aslâ kavuşturamaz.

      Onun için her bayramda ve bilhassa bu bayramda toplumdan yükselen sessiz feryatları daha derinden duymamız gerekiyor. Hiç şüphesiz bunların başında da, yalnızlığa terk edilmiş hasta ve yaşlılar, sokakların insafına bırakılmış çocuklar, menfî medyanın zehirli telkinleriyle gayr-i meşrû yollara sürüklenen, alkol ve narkotik batağında eriyen daha hayatın bahârındaki gençler, dînî ve millî duygularını kaybeden körpe dimağlar gelmektedir.
      Bütün bunları hatırlayıp asıl mahrumlar ve muhtaçlar olan böyle insanlarımıza yüreğimizin uzandığı ölçüde idrâk edeceğimiz bayram, gerçek bir bayram hüviyetine kavuşmuş olur. Zîrâ bütün müslümanlar bir bedenin uzuvları gibidir. Dolayısıyla kaybettiğimiz her insan, sanki bu bedenden koparılmış bir parça hükmündedir. (Osman Nûri Topbaş, Altınoluk Dergisi, Ekim-2006)

      Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
      el-Hakem: Hüküm, Kendisine ait olan, hüküm yetkisini elinde tutan, son hükmü verecek olan, hükmeden, hakkı yerine getiren, ilmi, sözü, işi tam ve doğru olan demektir.

      Kısa Günün Kârı

      Düşünmeliyiz ki, toplumumuzdaki gâfilleri uyandıracak, garipleri ve muzdaripleri ihyâ edip gönüllerini sürûra gark edecek, insanlığı İslâm’ın güleryüzüyle tebessüm ettirecek hakîkî bayram, hangi rûhî hamleye muhtaçtır?

      Acaba bu bayram, Filistin, Suriye ve Irak’taki kardeşlerimizle nasıl bayramlaşmalıyız? Onlara gidecek bayram tebriğimiz nasıl olmalı?

      Bu bayram, kanadı kırık bir kuş gibi muzdarip olan mazlumlara, yetimlere, muhtaçlara yüreğimiz ve duâlarımız ne kadar uzanabilecek? Onların yüzlerinde bizlere hakîkî bayram neşesi olacak, gönüllerimize bahar ferahlığı bahşedecek bir tebessüme vesîle olabilecek miyiz?
      Hâsılı bayram günleri ve geceleri, bu suallerin bereketli netîcelerine kavuşmak için her zaman ele geçmeyen fırsat demleridir.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.