- Bu konu 5 yanıt içerir, 7 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
14 Kasım 2009: 10:36 #658227
Anonim
Isparta’dan okuyucumuz: “Gıybeti açıklar mısınız? Kişinin arkasından hüsn-ü zan edilse gıybet olur mu?”
Gıybet, Müslümanın gıyâbında hoşuna gitmeyecek ölçülerle konuşmaktır. Hüsn-ü zan ise, Müslümanın davranış ve hareketlerini iyiye yormaktır. Bir başka ifâdeyle Müslümanın hareketlerini kötüye tevil etmek gıybet, iyiye tevil etmek hüsn-ü zandır. Veya Müslümanı arkadan çekiştirmek gıybet, arkadan davranışlarında aslında yanlış anlaşıldığını, niyetinin kötü olmadığını, öyle yapmak istemediğini… vs belirtmek ve iyiliğine şahitlik etmek hüsn-ü zandır. Ya da yarısı dolu bir bardağın boş kısmını gösterip “Bardağın yarısı boştur!” demek—yerine göre—gıybet; dolu kısmını gösterip “Yarım bardak su var!” demek hüsn-ü zandır. Gıybet haramdır. Hüsn-ü zan helâldir.Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Ey îman edenler! Zannın çoğundan sakınınız. Zîra zannın bir kısmı günahtır. Bir birinizin günahını araştırmayınız. Bir kısmınız bir kısmınızı gıybet etmesin. Sizden biriniz ölü kardeşinizin etini yemekten hoşlanır mı? Ondan tiksinirsiniz! Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah tevbeleri dâimâ kabul eden ve acıyandır.”1 Bediüzzaman Hazretlerine göre bu âyet, gıybetten, altı derece şiddetle sakındırıyor.2
Yani gıybet:
1- Aklen,
2- Kalben,
3- İnsâniyeten,
4- Vicdanen ve fıtraten,
5- Asabiyeten,
6- Milliyeten reddedilmiştir.3Bu âyette sakınılması emredilen “zannın çoğu”ndan maksat gıybettir. Müslümanların birbirlerinin gizli ve özel hallerini ve günahlarını araştırmaları ve birbirlerini çekiştirmeleri haramdır. Çünkü öyle günahlar vardır ki, kul ile Rabb’i arasında bir sırdan ibârettir.
Kul pişman olmuş; Rabb’i setretmiştir, yani örtmüştür.
Kul nedâmet duymuş; Rabb’i bağışlamıştır.
Kul tevbe yapmış; Rabb’i affetmiştir.Üçüncü bir şahsın araya girip, kulun günahlarını tek yanlı ve keyfî olarak deşifre etmesi İlâhî hikmete, irâdeye, rahmete, inâyete, mağfirete ve muhabbete uygun değildir. Cenâb-ı Hakk’ın bir ismi Settâru’l-Uyûb’dur ve bu isim kullarının günahlarının gizli kalmasını ve ifşâ edilmemesini iktizâ eder. Gıybet ise bu İlâhî sır ve hikmetle bağdaşmaz ve çelişir. Çünkü gıybet, günahı ifşâdan başka bir şey değildir. Günahların ifşâsında zâten hiçbir feyiz ve kemâlât yoktur.
Cenâb-ı Hakk’ın “zannın bazısı” ifâdesiyle hâriç tuttuğu kısım ise, bardağın dolu kısmı olan hüsn-ü zandır ki, günah değildir, teşvik edilmiştir, hayırdır, kemâlâttandır, feyiz vericidir, sevaptır.
Bedir muhârebesi mücâhitlerinden Ka’b bin Mâlik (ra) Tebük harbinde İslâm ordusundan geri kalmış, daha sonra da harbe iştirak etmemişti. Tebük’e varıldığında Allah Resûlü (asm): “Ka’b bin Mâlik nerede?” diye sorunca, orada bulunan bir adam: “Kibirle cübbelerine bakıp durması onu savaştan alı koydu!” dedi. Buna ilk tepki gösteren Muâz bin Cebel (ra) oldu ve: “Ne çirkin şey söyledin…! Yâ Resûlallah! Biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz!” dedi.
Sonrası mâlûm. Tebük seferinden dönen Allah Resûlü (asm), bu harbe iştirak etmeyen ve Allah’tan korktukları için mazeret de uydurmayan Ka’b bin Mâlik’le (ra) berâber üç kişi hakkında: “Allah sizin hakkınızda hüküm verene kadar bekleyin!” buyurmuş, Müslümanları da onlarla konuşmaktan alıkoymuştu. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (asm) bu kararı üzerine, Ka’b bin Mâlik (ra) ve iki arkadaşının dünyaları kararmış, hüngür hüngür ağlamaya başlamışlardı. Bu ağlayış geceli gündüzlü tam elli gün sürdü. Ellinci gün Cenâb-ı Hak şu âyet-i kerîmeyi nâzil buyurdu: “Ve seferden geri kalan üç kişinin de (tevbelerini Allah kabul etti.) Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihâyet Allah’tan başka sığınacak kimse olmadığını anlamışlardı. Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir. Çünkü O, tevbeleri kabul eden, Rahîm olandır.”4
İşte, elli günlük gözyaşları ve bir günahın affı.
Burada kısa bir tahlil yapmamız gerekirse; Tebük harbi esnasında adamın yaptığı gıybet girişimine karşı, Muâz bin Cebel’in (ra) tavrı hüsn-ü zandır. Harp dönüşünde Peygamber Efendimiz (asm) hakem olmuş, kararı Cenâb-ı Hakk’ın İlâhî irâdesine arz etmiştir. Ka’b bin Mâlik (ra) iki arkadaşıyla birlikte tövbekâr olmuşlar; fakat tövbe sorumluluğu içinde elli gün süre ile ağlamaktan dünyaları başlarına yıkılmıştır. Cenab-ı Hak da affetmiştir.Dipnotlar:
1- Hucûrât Sûresi, 49/12.
2- Sözler, s. 344.
3- Sözler, s. 345.
4- Tevbe Sûresi, 9/118.Süleyman KÖSMENE
14.11.2009
Yeniasya
14 Kasım 2009: 16:53 #760269Anonim
Gıybet’in Anlamı ve Tarifi
Gıybet duyduğu zaman insanın hoşuna gitmeyen, gıyabında yapılan konuşmadır. Söylemiş olduğun şey, ister bedeninde, ister nesebinde, ister ahlâkında, ister fiilinde, ister zihninde, ister bün-yesinde olsun hiçbir fark yoktur. Hatta elbisesinde, evinde ve bineğinde bile hoşuna gitmeyen bir eksikliği belirtsen yine gıybet olur.
Bedene gelince, gözündeki zayıflığı, şaşılığı, başındaki kelliği, boyunun kısa veya uzunluğunu, renginin siyahlığı ve sarılığını belirtmek gibidir. Nasıl olursa olsun, kişinin kendisiyle vasıflanabileceği düşünülen ve söylenildiği takdirde hoşuna gitmeyen her söz gıybete dahildir.
Nesebe gelince, ‘Babası Nebtî (çiftçi, ziraatçı) veya Hindli’dir’ veya ‘hasis’ veya ‘ayakkabı tamircisi’ veya ‘çöpçü’ gibi kişinin hoşuna gitmeyen herhangi bir vasfını söylemendir.
Ahlâka gelince, ‘O kötü ahlâklıdır, cimridir, gururludur, riyakârdır. Fazla öfkeli, korkak, âciz, zayıf kalpli, mütehevvir ve benzeri ahlâklıdır!’ demek de gıybettir.
Dil ile ilgili fiillerine gelince, ‘O hırsız, yalancı, içkici, hain, zâlim, namaz hususunda gevşek, zekât hususunda küstah veya güzel rükû yapmaz, güzel secde etmez, necasetlerden korunmaz veya anne ve babasına karşı itaatkâr değildir veya zekâtı yerine sarfetmiyor veya zekâtı güzelce taksim etmeyi beceremiyor veya orucunu kadınlarla müstehcen konuşmaktan, gıybet yapmaktan, halkın namusuna saldırmaktan korumuyor’ demek de gıybettir.
Dünya ile ilgili fiiline gelince, ‘O az edeplidir. Halk hakkında küstahtır veya hiç kin senin kendi üzerinde hakkı olduğunu görmediği gibi, kendi nefsinin herkeste hakkı olduğunu sanar veya fazla konuşur. Fazla er, fazla uyur. Uyku vakti olmayan vakitlerde uyur, uygun olmayan yerlerde oturur’ demek de gıybettir. Elbisesinde ise ‘Onun yenleri pek geniştir. Eteği uzun, elbisesi kir-lidir’ demek de gıybettir. Bir grup ‘Din hususunda gıybet yoktur. Çünkü din hususunda başkasını kötüleyen bir kimse Allah’ın kötülediğini kötülüyor demektir. Bu bakımdan başkasını günahlarıyla zikredip o günahlarından dolayı kötülemek caizdir’ demişler ve delil olarak şu rivayeti öne sürmüşlerdir: Hz. Peygamber’e (s.a) bir kadından sözedilerek onun fazla saliha ve fazla oruç tutan olduğu söylendi. Fakat ‘kadın diliyle komşularına eziyet veriyor’ da denildi. Hz. Peygamber de cevap olarak şöyle buyurdu:
O ateştedir.219
Yine Hz. Peygamber’in yanında başka bir kadından söz edilerek, onun cimri olduğu söylendi. Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurdu:
Böyle olduktan sonra onun hayrı nerede kalır?220
Bu (kadının cimri olduğuna dair) söz, bozuk bir sözdür. Çünkü ashâb-ı kirâm, Hz, Peygamber’den ahkâmı sormaya muhtaç olduklarından dolayı gelip Hz. Peygamber’e böyle şeyleri soruyorlardı. Onların gayeleri sözü edilen adamı tenkid değildi ve Hz. Peygamberin meclisinden başka bir mecliste de böyle bir şeye ihtiyaç yoktu. Bizim elimizdeki delil, ümmetin icmaıdır. Ümmet, başkasını, hoşuna gitmeyecek bir vasıfla anan kimsenin gıybetçi olduğunda ittifak etmiştir. Çünkü böyle bir kimse Hz. Peygamberin gıybet tarifinde belirttiği hükme dahil olur. Bütün bu konularda doğru olduğu halde gıybet eden bir kimse gıybetçidir, rabbine isyan etmiştir ve kardeşinin etini yemiş gibidir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
-Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?
-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.
-Gıybet kardeşinin hoşuna gitmediği bir vasıfla onu zikretmendir.
-Acaba benim dediğim kardeşimde varsa?
-Eğer senin dediğin kardeşinde varsa, onun gıybetini yapmış olursun. Eğer dediğin kendisinde yoksa ona iftira etmiş olursun.221
Muaz b. Cebel şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber’in yanında bir kişinin bahsi geçti. Ashâb ‘O çok âciz bir kimsedir!’ dedi. Buna karşılık Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
-Siz kardeşinizin gıybetini yaptınız!
-Biz onda olanı söyledik!
-Eğer onda olmayanı söyleseydiniz kendisine iftira etmiş olurdunuz.222
Huzeyfe Hz. Âişe’nin şöyle dediğini rivayet eder: Hz. Âişe, Hz, Peygamber’in yanında bir kadından bahsetti ve dedi ki: ‘O kısa boyludur’. Bunun üzerine Hz. Peygamber Âişe ye şöyle dedi:
Sen onun gıybetini yapmış oldun!223
Hasan Basrî şöyle demiştir: Başkasından bahsetmek üç kısma ayrılır:
1.Gıybet
2.Bühtan
3.İfk (iftira)
Bunların hepsi Allah’ın Kitabı’nda zikredilmiştir. Bu bakımdan gıybet; kişide olanı söylemendir, bühtan kişide olmayanı söylemendir. İfk ise, kulağa geleni söylemendir!
İbn Şîrîn bir kişiden bahsederken şöyle demiştir: ‘O siyah kişi…’ Sonra Allah’tan bağışlanma diledi ve ‘Ben gıybet yapmış olduğum kanaatindeyim’ dedi. İbn Şîrîn, İbrahim Nehâî’den bahsederken elini gözünün üzerine koyup öyle konuştu, kör İbrahim demedi.
Hz. Âişe şöyle demiştir: ‘Sakın hiçbiriniz başkasının gıybetini yapmasın! Çünkü ben bir ara Hz. Peygamber’in yanında iken bir kadın için ‘Şu kadın ne kadar da uzun etekli imiş!’ dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber bana dedi ki: ‘At, at!’ Ben ağzımdan bir çiğnem et parçası çıkardım.224
219)İbn Hibban, Hâkim
220)Harâitî, {Mürsel olarak)
221)Müslim
222)Taberânî
223)İmam Ahmed, Ebu Dâvud, Tirmizî
224)İbn Ebî Dünya, İbn Merduveyh14 Kasım 2009: 22:08 #760291Anonim
Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.-Gıybet kardeşinin hoşuna gitmediği bir vasıfla onu zikretmendir.-Acaba benim dediğim kardeşimde varsa?-Eğer senin dediğin kardeşinde varsa, onun gıybetini yapmış olursun. Eğer dediğin kendisinde yoksa ona iftira etmiş olursunüstadımız diyor ki; İnsaniyetiniz ne olmuş ki, böyle canavarcasına arkadaşınızı diş ile parçalamayı yapıyorsunuz? yani gıybet bir canavarlıktır nasıl oluyorda bu canavarlığı kabul ediyorsunuz? diye soruyor akıl sahiplerine ……. varın gerisini siz düşünün….
15 Kasım 2009: 09:58 #760303Anonim
-Sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemeyi sever mi? diyerek gıybeti, hem aklen, hem kalben, hem insaniyetten, hem vicdanen, hem fıtraten ve hem de milliyeten kötüleyen ve yasaklayan Kur’ân-ı Kerîm’dir.
Bu sebeple, Müslümanlar gıybeti de artık büyük günahlar arasına almalı, uygulamalıdırlar.
Gıybet düşmanlığı iş edinenlerin, kıskançların ve inatçıların en çok kullandıkları alçakça bir silahtır. “İzzet-i nefis sahibi, bu pis silaha tenezzül edip kullanmaz. Nasıl meşhur bir zat demiş:
-Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. Çünkü gıybet, zayıf, zelil ve aşağıların silahıdır.”
Büyüklerden öğrendiğimize göre, gıybet ancak bazı özel hallerde yapılabilir:1) Hakkını yiyen bir adamın, ilgili makama şikayet suretinde yapılan gıybeti gıybet değildir.
2) Bir kötülüğü, bir yolsuzluğu, bir günahı önlemek amacıyla, belli yerlere be makamlara anlatmak…
3) Kendisiyle meşveret eden birine, başka biri hakkında fikir söylemek de gıybet değildir. Mesela kendisiyle ortaklık yapılacak olan biri soruluyorsa, gerektiğinde, “Onunla ortaklık etme zarar görürsün!” denilebilir.
4) Tahkir ve teşhir amacı taşımadan, sırf tanıtmak için biri hakkında konuşulabilir. İcabında tuhaf ve saçma da olsa lâkabı söylenebilir.
5) Günahı açıktan işleyen, fenalıktan sıkılmayan, hatta onunla da yetinmeyip işlediği günahla iftihar edeni zulmünden lezzetlenen kişiler için de gıybet söz konusu değildir. Çünkü bunlar zaten kötülüğü açıktan yapan, mütecahir fasıktırlar. Başka bir art niyet taşımaksızın, sırf Hak rızası ve iyilik olsun diye, bu konularda konuşulanlar gıybet sayılmamıştır.
Aksi halde, işin içine başka niyetler karışırsa, Efendimiz’in (SAV) diliyle,
“Ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi, gıybet de Salih amelleri yer bitirir.”
25 Kasım 2010: 17:58 #760365Anonim
GIYBETİN KÖTÜLÜĞÜ
*Peygamber Efendimiz (asm) gıybetçinin kötü akıbeti hakkında şöyle buyurmuşlardır:
“Mi’râca çıktığım gece, tırnakları ile yüzlerini tırmalayan bir takım kimseler gördüm. Cebrail’e:
“Bunlar kimdir?” diye sordum. Cebrail de:
“Bunlar insanları gıybet edip çekiştirenler, gizli hallerini araştıranlardır,” dedi.*Süleyman bin Câbir anlatmaktadır:
Resûl-i Ekrem’e gittim ve:
“Bana faydalanacağım bir hayrı anlat,” dedim.
Resûl-i Ekrem:
“Kardeşini güler yüzle karşıla ve ayrıldığı zaman gıybetini yapma,” buyurdu.25 Kasım 2010: 18:24 #781557Anonim
Gıybet Ve Nemime (Söz Taşıma) HakkındaHadis No : 4309
Ravi: Ebu Hüreyre
Tanim: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?” “Allah ve Resulü daha iyi bilir!” dediler. Bunun üzerine: “Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!” açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam: “Ya benim söylediğim onda varsa, (Bu da mı gıybettir?) dedi. Aleyhissalatu vesselam: “Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir.”Kaynak: Ebu Davud, Edeb 40, (4874); Tirmizi, Birr 23, (1935); Müslim, Birr 70 (2589)
Hadis No : 4310
Ravi: Aişe
Tanim: Ey Allah’ın Resulü, sana Safiyye’deki şu şu hal yeter! demiştim. (Bundan memnun kalmadı ve): “Öyle bir kelime sarfettin ki, eğer o denize karıştırılsaydı (denizin suyuna galebe çalıp) ifsad edecekti” buyurdu. Hz. Aişe ilaveten der ki: “Ben Resulullah (sav)’a bir insanın (tahkir maksadıyla) taklidini yapmıştım. Bana hemen şunu söyledi: “Ben bir başkasını (kusuru sebebiyle söz ve fiille) taklid etmem. Hatta (buna mukabil) bana, şu şu kadar (pek çok dünyalık) verilse bile.”Kaynak: Ebu Davud, Edeb 40, (4875); Tirmizi, Sıatu’l-Kıyame 52, (2503, 2504)
Hadis No : 4311
Ravi: Enes
Tanim: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Mirac gecesinde, bakır tırnakları olan bir kavme uğradım. Bunlarla yüzlerini (ve göğüslerini) tırmalıyorlardı. “Ey Cebrail! Bunlar da kim?” diye sordum: “Bunlar,” dedi, “insanların etlerini yiyenler ve ırzlarını (şereflerini) payimal edenlerdir.”Kaynak: Ebu Davud, Edeb 40, (4878, 4879)
Hadis No : 4312
Ravi: Müstevred
Tanim: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Kim bir müslüman(ı gıybet ve şerefini payimal etmek) sebebiyle tek lokma dahi yese, Allah ona mutlaka onun mislini cehennemden tattıracaktır. Kime de müslüman bir kimse(ye yaptığı iftira, gıybet gibi bir) sebeple (mükafaat olarak) bir elbise giydirilse, Allah Teala Hazretleri mutlaka, onun bir mislini cehennemden ona giydirecektir. Kim de (malı, makamı olan büyüklerden) bir adam sebeiyle bir makam elde eder (orada salah ve takva sahibi bilinerek para ve makama konmak için riyakarlıklara girer)se Allah Teala Hazretleri Kıyamet günü onu mürdiler makamına oturtarak (rezil eder ve mürdilere münasib azabla azablandırır.)”Kaynak: Ebu Davud, Edeb 40, (4876)
Hadis No : 4313
Ravi: Said İbnu Zeyd
Tanim: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Ribanın en kötüsün haksız yere müslümanın ırzını (manevi şahsiyetini) rencide etmektir.”Kaynak: Ebu Davud, Edeb 40, (4876)
Hadis No : 4314
Ravi: Muaz İbnu Esed el-Cüheni
Tanim: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Kim bir mü’mini bir münafığa (gıybetçiye) karşı himaye ederse, Allah da onun için Kıyamet günü, etini cehennem ateşinden koruyacak bir melek gönderir. Kim de müslümana kötülenmesini dileyerek bir iftira atarsa, Allah onu, kıyamet günü, cehennem köprülerinden birinin üstünde, söylediğinin (günahından paklanıp) çıkıncaya kadar hapseder.”Kaynak: Ebu Davud, Edeb 41, (4883)
Hadis No : 4315
Ravi: Cabir
Tanim: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Ne fasık ne de mücahir (günahı açıktan işleyen) kimse için söylenen gıybet sayılmaz. Mücahir olan hariç, bütün ümmetim affa mazhar olmuştur.” [Rezin ilavesidir. Buhari’de ikinci kısım mevcuttur. Edeb, 60]Kaynak: Müslim, Zühd 52, (2990)
Hadis No : 4316
Ravi: Huzeyfe
Tanim: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Kattat (söz taşıyan) cennete girmeyecektir.” [Müslim’in rivayetinde “nemmam cennete girmeyecektir” şeklinde gelmiştir.]Kaynak: Buhari, Edeb 50; Müslim, İman 169, (105); Ebu Davud, Edeb 38, (4771); Tirmizi, Birr 79, (2027)
Hadis No : 4317
Ravi: İbnu Mes’ud
Tanim: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Bana kimse ashabımın birinden (canımı sıkacak bir ) şey getirmesin. Zira ben, sizin karşınıza, içimde hiç bir şey olmadığı halde çıkmak istiyorum.”Kaynak: Tirmizi, Menakıb (3893); Ebu Davud, Edeb 33, (5860)
Kütübi Sitte – Gıybet Ve Nemime Bölümü
25 Kasım 2010: 19:46 #781562Anonim
اللهم اغفر لنا ولمن اغتبناه
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.