- Bu konu 115 yanıt içerir, 14 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
22 Haziran 2012: 19:13 #779452
Anonim
Hakkın ve hak adamlarının yardımı olmadan,
Melek de olsa kurtulamaz yüz karalıgından.23 Haziran 2012: 10:55 #779425Anonim
Senin vazifen fahr değil, şükürdür.
Sana layık olan şöhret değil, tevazudur, hacalettir.
Senin hakkın medih değil istiğfardır, nedamettir.
Senin kemalin hodbinlik değil, hudabinliktedir.(Sözler)
23 Haziran 2012: 18:30 #779413Anonim
24 Haziran 2012: 06:36 #779495Anonim
Akşemseddin’in Muradhanoğlu Mehmet ‘e nasihatı….
“Bir dünyevî râhat ve cismânî lezzete, bir de uhrevî rahat ve rûhânî lezzete dayanan iki türlü hayat tarzı vardır. Birincisi ikinciye bakarak değersiz ve geçicidir. Şu halde ona iltifât etme. Esâsen peygamberlere, velîlere, halîfelere rahat değil, cefâlar ve müşkiller lâyıktır. Sen de onların yolundasın. Nasîbinden elem değil zevk duy… Sen herhangi bir insan gibi değilsin, memleketin durumu, senin durumuna bağlıdır. Bedende görünen her şey ruhun eseri olduğu gibi, memlekette meydana gelen şeyler de Fâtih’in eseri olacaktır. Çünkü bedene oranla ruh ne ise, memlekete oranla sultanlar da aynı şeydir.”Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: “O insanlar sandılar mı ki, (sâdece) îmân ettik demeleriyle bırakılacaklar da imtihâna çekilmeyecekler.” (Ankebût sûresi:2)
Îmân, taklîd ile, babadan ve dededen görerek, sırf îmân ettim demekle olmaz. Böyle taklid ile inanan kimseler, imtihân olunması bakımından belâ ve musîbetlere düçâr olmazlar. Belâ ve musîbetler, Allah dostlarının muhabbet ve sevgisini artırır. Nitekim altın için ateş ne kadar kızgın olursa, altını o derece saf ve hâlis yapar. Bu sebeble kişi mânevî mertebesinin yüksekliğine göre büyük veya küçük belâ ve musîbetlere uğrar. Nitekim Resûlullah efendimiz bir hadîs-i şerîfte buyurdu ki:
“Kişi, dînindeki sebâtına göre belâya (imtihâna) mübtelâ olur. Âfiyet, kıymetini bilmeyen kimse için derd gibidir. Belâ, kadrini bilen için devâ gibidir.” Belânın, insanın Rabbine dönmesini sağlayan sıkıntıların kadrini bilen, Hakkı gerçekden sevenlerdendir. Taklid ile sevenler değillerdir. Çünkü taklid ile sevmek, belanın, imtihânın faydasını giderir. Sevilenin hareketi, gerçek muhabbeti bozmaz. Nitekim Mûsâ aleyhisselâm, Fir’avn’ın sarayında Âsiye Hâtun tarafından büyütülürken, Âsiye Hâtun onu gerçekten seviyordu. Fir’avn ise, Âsiye Hâtunu taklid ederek seviyordu. Âsiye Hâtun gerçekten sevdiği için, onun hareketlerinden incinmiyordu. Mûsâ aleyhisselâm Fir’avn’ın sakalını tutup çekince, Fir’avn’ın sevgisi gerçek sevgi olmadığı için, hemen rahatsız oldu.”
“Kişinin kadrinin ve kıymetinin varlığı, mihnetlere, belâ ve musîbetlere sıkıntılara sabretmesiyle ortaya çıkar. Bu mihnet, dünyâlığın olmaması veya eksilmesi, elden çıkması ile olur. Sabredenlerin, sabırdaki sebatları sebebiyle iyilikleri; yâni sabır, tevekkül, kanâat ve hilm, yumuşaklık gibi güzel hasletleri artar. Böylece olgunlaşan insanın kalb aynasındaki kirler, cevherin hâlis hâle getirilmesi gibi temizlenir. Belâ günlerinde, belâ geldiğinde Eyyûb aleyhisselâmın kulluğu iyi bir kulluktur.
“Kulluk beş kısımdır: Birincisi ten kulluğudur. Bu, Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasak ettiği şeylerden sakınmaktır. İkincisi; nefs kulluğudur. Bu kulluk, nefsi terbiye etmek, ıslâh etmek, mücâhede ve nefsin istemediği şeyleri yapmak, riyâzet çekip nefsin istediği şeyleri yapmamaktır. Üçüncüsü; Gönül kulluğudur. Bu ise, dünyâdan ve dünyâda bulunan şeylerden yüz çevirip, âhirete yönelmektir. Âhirete yarar iş yapmaktır. Dördüncüsü; sır kulluğudur. Bu, her şeyi bırakıp, tamâmen Allahü teâlâya dönüp, O’nun rızâsını kazanmaktır. Beşincisi; can kulluğu. Bu kulluk, müşâhedeye ermek için kendini Allah yoluna vermekle olur…”
“Mânevî huzûra ermek ve bu yolda ilerlemek için dört şey lâzımdır. 1. Az yemek, 2. Az uyumak, 3. Halka az karışmak, 4. Allahü teâlâyı çok zikretmek.”
25 Haziran 2012: 09:27 #766685Anonim
Bir bayram günü Harun Reşit bayramlık güzel elbisesini giyerek Behlül Dana’nın ziyaretine gitmiş. Behlül, halifeye üç soru sormuş:
Yeryüzünde, yer altında ve gökyüzünde en fazla olan şey nedir?
Harun Reşit cevaben; “
Yeryüzünde canlı,
Yer altında ölü,
Gökyüzünde de kuşlar en çoktur” demiş.
Behlül Dana “Hayır bilemedin. Söylediklerin her ne kadar zahiren öyle görünse de işin hakikati şudur:
Yeryüzünde en çok olan tamah,
Yeraltında eyvah,
Gökyüzünde ise Salih ameldir.”25 Haziran 2012: 21:15 #777532Anonim
Enes bin Malik hazretleri bildiriyor: Biz bir gün dini bir konuda tartışırken, Resulullah efendimiz yanımıza geldi. Bize öyle öfkelenmişti ki, hiç böylesini görmemiştik. Buyurdu ki:
(Bırakın tartışmayı! Sizden öncekiler sırf bunun yüzünden helak oldu. Tartışmanın faydası yoktur, tartışma zararlıdır. Mümin münakaşa etmez. Münakaşa edene şefaat etmem.) [Taberani]Haklı olduğu halde tartışmayı terk etmek, haksız olduğu halde, tartışmayı terk etmekten daha zordur. Bu bakımdan haklı olduğu halde münakaşayı terk etmek daha çok sevaptır.
25 Haziran 2012: 21:38 #777454Anonim
EL-FETİH -29- Muhammed ALLÂH’ın Resûlüdür. Onun berâberindeki mü’minler de kâfirlere karşı şiddetli olup kendi aralarında şefkatlidirler. Sen onları rükû’ ederken, secde ederken, ALLÂH’dan lûtuf ve rızâ ararken görürsün. Onların alâmeti, yüzlerindeki secde izi, secde aydınlığıdır. Bunlar, Tevrâttaki sıfatları olup İncîldeki meselleri ise şöyledir: Öyle bir ekin ki filizini çıkarmış, sonra da onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış da artık gövdesi üzerinde doğrulmuş. Öyle ki ekicilerin hoşuna gider, kâfirleri de öfkelendirir. İşte böylece ALLÂH, onlar gibi îmân edip makbûl ve güzel işler yapanlara bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.
26 Haziran 2012: 18:34 #805049Anonim
26 Haziran 2012: 22:20 #805058Anonim
اسرار ازل را نه تو دانی و نه من
وین حرف معما نه تو خوانی و نه من
هست از پس پرده گفتگوی من و تو
چون پرده برافتد، نه تو مانی و نه من
Esrâr-ı ezel râ ne tu dânî vü ne men
Vin harf-i muammâ ne tu hânî vü ne men
Hest ez pes-i perde guftigûy-i men u tu
Çün perde beraftad, ne tu mânî vü ne men.(Ezel sırlarını ne sen bilirsin, ne ben/ Bu muammayı ne sen okursun, ne ben/ Sen ile ben dedikodusu var perde arkasında / Perde kalktı mı ne sen kalırsın, ne ben.)
Ö.H.28 Haziran 2012: 06:56 #805079Anonim
28 Haziran 2012: 18:53 #805099Anonim
Kullandığımız eşyalar üzerinde herhangi bir şekilde oluşmuş lekeler bizleri ne kadar da rahatsız ediyor. Bir an önce o lekeyi temizlemek ve o cismi asıl görüntüsüne kavuşturmak için gereğini yapıyoruz. Ya kalbimize, ruhumuza hücum eden, her gün karşı karşıya kaldığımız lekeler karşısında özümüzü korumak için neler yapıyoruz?29 Haziran 2012: 17:17 #805146Anonim
Dünün pismanligi…Yarinin telasi…
Çok zaman önceydi.O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir
şey yoktu.
İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.
Bir parçasına dün dedi, diğer parcasına bugün, öteki parçasına da
yarın.Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı;
ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup
batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil etti bu gününü.
Oysa yarın, bugüne dün diyor, düne de bu gün için yarın diyordu.
Bir türlü beceremedi.Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı.
Bu günü eline yüzüne bulaştırdı…Mutsuz oldu insan.Ve ne gariptir ki yarının telaşını da, dünün pişmanlığını da hep
bugün yaşadı;ama bugünü hiç yaşayamadı.Ne yarın ne de dün!
1 Temmuz 2012: 14:40 #805171Anonim
Bulanmadan donmadan…
Sularla birlikte akar ömür. Ta ki son menzile varılır, öyle durulur. Sular kaynağında duruydu, saftı. Sen kundağında… Sularla birlikte aktı hayatın. Kimi zaman bulandın kimi zaman duruldun. Akışın her anında berrak olma imkanı vardı. En güzeli “durulmadan, donmadan akmak”tı. Son kundağına sarıldığında ilk kundağındaki gibi değilsen; yani geldiğin gibi gidemiyorsan vay sana, eyvah sana!
Bu konuşmada geçen her kelime, her cümle karşımda durana, aynadan bana bakana. Gayrısına söz söylemek ne haddimize…
H.AKÇAY1 Temmuz 2012: 15:01 #805172Anonim
“Kuşlar gibi uçmasını,balıklar gibi yüzmesini öğrendik
ama insan gibi kardeşce yaşamasını öğrenemedik…”10 Temmuz 2012: 21:34 #805472Anonim
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.