• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #664357
    Anonim

      Bir rekabet, hakemsiz yaşanıyorsa o savaştır.
      Savaşta kuralları güçlü olan koyar.

      Türkiye çok partili siyasi hayata geçtiği günden beri güvenilir bir hakemlik kurumu geliştiremediği için rekabet her seferinde savaş halini alıyor, ipi ve kılıcı elinde tutan istediğini asıyor, istediğini kesiyor.

      İp adalet, kılıç asker…

      İlk deneyimizi hatırlayalım:

      Demokrat Parti, Cumhuriyet’in temel ilkeleri konusunda CHP’den farklı düşünmeyen insanlarca kurulup yönetilmesine rağmen iktidar kavgası şimdiki gibi ‘dini siyasete alet etme’ tartışmasına kilitlenmişti. Rakibini devleti temelinden bozmakla suçlayan CHP, İngiliz gizli servisi ve komitacı subay güruhu sayesinde 27 Mayıs gibi iğrenç bir galibiyet elde edebilmişti.

      Çok partili siyasi rekabeti savaşa dönüştüren tartışmanın odağındaki ‘dini siyasete alet etme’ iddiası; namus ve aklın terazisinde sahteliği bin kere kesinleştiği halde bugün bile geçerliliğini koruyabilmektedir!

      50 yıl önce dini siyasete alet ettiklerinden yakınılanlarla şimdi aynı suçlamaya maruz olanları kıyaslayan her insaf ehli, ortadaki sahte gerekçenin her seferinde işleyebilmesine şaşırır.

      Öyle ya, hepsi ‘çağdaş kıyafetli’ (!) hanımlarla evli, hemen hepsi içki içmesini bilen (?) siyasetçiler de laikliği tasfiye etmekle suçlanıyorlardı, şimdi çok daha dindar olduklarından emin bulunduklarımız da… 50 yıl arayla bu iki kadrodan en azından birine yöneltilen laikliği ihlal suçlamasının sahte olduğuna hükmetmek fikir namusunun gereğidir.

      Menderes’i rejimi yıkmakla suçlayacaksın, 50 yıl sonra akıl almaz bir pişkinlikle aynı suçlamayı Erdoğan için tekrarlayacaksın!

      Türkiye için akıllara ziyan durum budur.

      Hiç değilse manevrada kullanılan taktiklerin biraz yenilik kazanması gerekmez mi?

      İki güreşçi düşününüz; biri her seferinde kural dışı bir numara ile rakibini tuşa getiriyor.

      Hakemin gözünün önünde oluyor bu…

      Belli ki hakem alenen taraf!

      Tabii yenilen pehlivan güreşe doymuyor ve tekrar mindere çıkıyor.

      Yine aynı numara ve yine tuş…

      Hakem görüyor ki galip güreşçi hile yapıyor…

      Yenilen yine doymuyor ve bir daha çıkıyor…

      Bu noktada, hile yapan güreşçiye mi, hileye göz yuman hakeme mi, yoksa tuş olmaya doymayan rakibine mi kızacağınızı şaşırırsınız.

      Türkiye’yi, siyasi rekabetin hakemsiz yaşandığı ilkel bir kavga ortamına mahkûm eden güç, Atatürk sonrasının CHP’sidir. Çok partili demokrasi tercihinde samimi olmayan, sadece Rus korkusu ile Amerika’nın koynuna girdiği için bu düzeni tercih eden İnönü, halkın kendisini ebediyen iktidardan uzaklaşmasını hazmedemediği için 1960 ihtilalinin bir numaralı örgütleyicisi olmuştur. Talebeleri de sonraki manevraları, İsmet Paşa’dan çok daha çiğ bir biçimde yapmaya devam edebilmektedirler. Yenilen güreşçi ise değişmiyor. Hakemin hakem olmadığını ve kuralları hep hilekâr güreşçinin lehine yorumlayacağını bildiği halde kazanmak için seyircinin yeteceğini sanıyor.

      Ülke hakemsizdir ama bunun sorumlusu, sadece, tuş olduğu zaman bile galip ilan edilen CHP değildir.

      Daha baştan, kör ve sağır hakeme razı olarak güreş tutana da ‘galip sayılır bu yolda mağlup’ demekten başka söz kalmıyor.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.