• Bu konu 2,318 yanıt içerir, 201 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 2,206 ile 2,220 arası (toplam 2,313)
  • Yazar
    Yazılar
  • #812184
    Anonim

      dostum, güneşe bak, toprağa bak,
      suya bak, buluta bak; fakat, arkana
      bakma..
      kimin geldiği önemli değil, kimin
      gelmediği de..
      unutma, yolcu değişir, yol değişir,
      ama menzil değişmez.
      yolcuya bakıp, yolunu tanıma.
      yola bak, yolcuyu tanı, yolcu
      hakkındaki kıymet hükmünü ona
      göre ver.
      vahim olan, yolun yolcusuz olması
      değil;
      asıl vahim olan yolcunun yolsuz
      olmasıdır;
      yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın,
      hercai ve seyyal
      “en doğru yol: en dikensiz yoldur”
      diyenler seni aldatıyorlar.
      onlar, karanlık evlerinde
      kaybettiklerini sokak lambasının
      altında arayan şaşkınlardır.
      aldırma….
      ayağına batan dikenler, aradığın
      gülün habercisidir.
      dikenine katlanmaktan söz
      edenler, aşıkmış gibi
      davrananlardır.
      gerçek aşık olanlarsa, dikenini de
      sever.
      dostum, yollar yürümek içindir.
      fakat, şu gerçeği de hiç unutma:
      yürümekle varılmaz, lakin
      varanlar yürüyenlerdir.
      yol boyunca; yola çıkıp da
      yürümeyenleri,
      yola oturup, gelen-geçenin
      ayağına çelme takanları,
      yoldan metafizik uyuşturucularla
      keyif çatanları,
      tel örgülerle çevirdiği yolu
      kendisine zindan edip volta
      atanları,
      maratona 100 metre koşucusu
      gibi hızlı gidip, 50. metrede yola
      yatanları,
      yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli
      olduğunu görünce, yolculuk
      üzerine zor atanları,
      yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve
      menzil üzerine kalem oynatanları,
      ayağına batan tek bir dikenin
      faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra
      satanları,
      beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek
      için ufka bakıp bakıp dağıtanları,
      yanlış kılavuzlara kızıp yolu
      satanları göreceksin.
      aldırma, yürü.
      göğsüne yüreğinden başka muska
      takma.
      vahiy haritan,
      nebi kılavuzun,
      akıl pusulan,
      iman sermayen,
      amel azığın,
      sevgi yakıtın,
      ahlâk karakterin,
      edep aksesuarın,
      merhamet sıfatın,
      şeref ve izzet adın olsun.
      doğru yol:
      insanların çoğunun gittiği yol
      değildir, düşünen öz akıl
      sahiplerinin yoludur.
      yolda vereceğin her molayı öz
      eleştiri durağında vermelisin.
      unutma, tevbe özeleştiridir.
      her molada yolda olup olmadığını,
      yürümen gereken menzil
      istikametinde yürüyüp
      yürümediğini kontrol etmen,
      pişman olmaman için elzemdir.
      yön tayini sık sık gerekli olabilir.
      “haritayı saklayabileceğin en
      güvenilir yerin yüreğindir.”

      #812186
      Anonim

        ” Sevmek” dedim,
        “Yoluna ölmek” dedi.
        “Yol” dedim,
        “Alıp başını gitmek” dedi.
        “Gitmek” dedim,
        Bir “Ahh” çekip, “Dostlardan
        ayrılmak” dedi.
        “Dost” dedim. Durdu, bana
        baktı.”Dost” diye mırıldandı.
        “Yüreğime nasıl koysam
        bilemediğim” dedi.
        ”Yürek” dedim,
        “Dünyaları içine sığdıramadığım”
        dedi.
        “Dünya” dedim,
        “Hayatın bir yüzü” dedi.
        “Yüz” dedim.
        “Ardında ne gizli bilemediğim”
        dedi.
        “Giz” dedim
        “Hep çözmeye calıştığım” dedi
        “Çalışmak” dedim,
        “Hep bitmeyecek öykü” dedi.
        “Öykü” dedim,
        “Binlercesini içimde gizliyorum”
        dedi.
        “Gizlemek” dedim,
        “İşte, her şeyin bitmesi” dedi.
        “Şey” dedim,
        “Sevda” dedi.
        “Sevda” dedim,
        “Peşinden koştuğum” dedi.
        ‘Koşmak” dedim,
        “Hayat bir maraton” dedi.
        “Hayat” dedim,
        “Öyle kısa ki” dedi.
        “Niye kısa ki” dedim,
        “Yaşanacak çok şey var, zaman
        yok” dedi.
        “Yaşanması gereken ne var”
        dedim,
        “Aşk” dedi.
        “Bütün aşkların toplamı, en yüce
        ve tek aşk” dedi.
        “Önce ona varsan olmaz mı” diye
        sordum,
        “Keşke olsa” dedi,”Ama önce
        yoğrulmak gerek”.
        “Acı çekmek mi?” dedim,
        “Evet, aşk acısında boğulmak”
        dedi.
        “Yok olunca” dedim,
        “İşte gercek aşkı da o zaman
        yasamaya başlarsın” dedi.
        “Gerçek aşk” dedim,
        “Büyük O” dedi.
        Durdum. Durdum. Durdum ve
        sustum…
        “Neden sustun” diye sordu,
        “Yüreğim titredi sanki” dedim.
        “Neden” diye sordu,
        “Bilmiyorum” dedim, “Büyük
        O!”.
        “Evet” dedi, “Büyük O!”.
        “Nerede?” diye sordum.
        “Her yerde” dedi.
        “Nasıl?” diye sordum,
        “Yüreğini aç” dedi.
        “Yüreğimi açmak?” dedim
        “Bir tebessümle bak her şeye”
        dedi.
        “Tebessüm” dedim,
        “Her kapının anahtarı” dedi.
        “Kapı” dedim
        “Girmeden bilemezsin” dedi.
        “Ya korku?” dedim
        “Bilinmeyenden korkar insan”
        dedi
        “Ben bilmiyorum” dedim
        “Neyi?” diye sordu
        Ben’i” dedim,
        “Sen kimsin?” diye sordu
        “Ben kimim?” diye sordum,
        “Sevgiyle beslenensin” dedi.
        “Kimin sevgisiyle” dedim,
        “Büyük O’nun” dedi.
        Durdum. Durdum. Yine sustum.
        “Kimsin sen?” dedim,
        “SEN’im” dedi…

        #812187
        Anonim

          Hamuş!.. Dedi Mevlana kendisine
          Hamuş!… Yani Suskun!… Sustuğu
          yerde açıldı kapılar, önüne serildi
          ışıltılı kelimeler, kalbi duygular…
          Hamuş!.. dedi sustu Mevlana…
          Sustu ve kapandı karanlıklara…
          Karanlıklara Şems doğdu sonra…
          Baktı… Gördü… Adına Aşk dedi…
          Candan özge candan öte olana…
          Yaprakta tohumu, damlada
          okyanusu gördü sonra…
          Hamuş!.. Demiştim ben de
          kendime. Sözün bittiği yerde,
          noktanın konduğu yerde
          susmuştu bütün kelimelerim.
          Anlatmak yormuştu nazenin
          bedenimi… Anlaşılamamak ise en
          çok yüreğimi. Sustuğu yerde
          anlaşılmaktı belli ki bütün derdi…
          Hamuş!.. Demiştim ben de
          kendime. Seni anlatmayan bütün
          kelimeleri susmuştum. Senle
          başlamayan bütün cümleleri bir
          bir bozmuştum. Şems ol da gel
          karanlıklarıma doğ diye
          ummuştum… Umutmuşsun!..
          Unutmuşum!…
          Hamuş!.. Demiştim ben de
          kendime. Suskunluğum verilene
          rıza göstermekti… “İyi günde,
          kötü günde, hastalıkta ve
          sağlıkta” diye başlayan o
          tekerlemeye eşlik etmekti. İyi ve
          güzeli sana kötü ve çirkini
          kendisine seçmişti… Suskunluğun
          bedeli sadece bu seçimdi…
          Hamuş!.. Demiştim ben de
          kendime. Dün’ü dünde bırakmak
          adına…”Şimdi yeni şeyler
          söylemek lazım”dı. Aşk!
          Demiştim sonra Aşk!… Aranan
          bulunmuştu… Beklenen
          gelmişti… Aşk vardı ve ötesi
          çoktan unutulmuştu!…
          Hamuş!.. Demiştim ben de
          kendime. Sana da Şems
          diyecektim belki… Kör kuyulara
          atılmasaydın bütün karanlığına
          rağmen görecektin güneşi…
          Kapattın gözlerini, kestin attın
          son yanında yeşeren düşlerini…
          Şems olmak kolay mıydı canı
          canana teslim etmeden?
          Kendinden geçmeden aydınlanır
          mıydı kör karanlıklar, açılır mıydı
          kilit vurulmuş kapılar…
          Hamuş!.. Demiştim ben de
          kendime. Sonra “ne olursan ol
          yine gel” demiştim… Önce
          kendine sonra kendindekine.
          Kendini bilmekti marifet…
          Kendini bulmaktı meziyet… Dev
          aynasında değil, boy aynasında
          seyretmekti asıl kendini
          keyfiyet…
          Sonra “Bişnev!” dedi Mevlana…
          “Dinle!..”
          Sonra “Bişnev!” demiştim ben
          de!… Dinle!… Hamuş ol dinle!..
          Kendin ol dinle!… Tövbe et
          dinle!… Affet dinle!…Ama
          dinle!… İlle de dinle!…
          Sath-ı müdafaada meşruiyet
          aramak senin neyine!…
          Dinle!.. Hataya bedel, günaha
          kefaret biçmek senin neyine!…
          Dinle!..Yenilen hakkı hukuku
          arşına endazeye, kiloya, grama,
          grata vurmak senin neyine!…
          Dinle!.. Cüceler dev, ayaklar baş
          olmuşsa cüceyle boy, devle güç
          yarışına girmek senin neyine!…
          Dinle!.. Akıllar uçmuş, fikirler
          gitmiş, duygular yerle yeksan
          olmuşsa, namus, edep haya, en
          çok da namustan, edepten,
          hayadan, akıldan fikirden
          yoksunların eline düşmüşse
          konuşmak senin neyine!
          Sus ve dinle!..
          Hamuş ve bişnev!..
          Yangın yerine bak!.. Ateşten,
          külden, kordan ne var elinde!..
          Pervane değilsen yaklaşma sakın
          ateşe!… Can’ı Canan’a teslime
          hazır değilsen “Ben Aşk’ım”
          deme kimseye… Aşk gelmesin
          seninle dile… İncinmesin ne
          Mecnun ne Leyla ne gül ne de
          diken seninle!.. Ayağıma diken
          batacak diyorsan düşme çöle…
          Ah u zar ederim diyorsan çekme
          gözüne sürme!.. Talipsen kara
          bahta kör talihe…Dinle!
          “Gel, gel ne olursan ol yine
          gel!…” diyorsan, “Hamuş!…” ol
          sen de… Sonra da “Bişnev!…” de
          en sevilene!…
          Ve semaya dursun yürekler
          Aşk’ın önünde…

          #812193
          Anonim

            En sevdiğim dua ;
            Allah’ım beni her iki cihanda da mahcup etme..
            İbrahim Tenekeci

            #812228
            Anonim

              Bazen aniden karşınıza çıkan bir söz, Rahman’ın size okumanız için uzattığı bir levhadır.
              Mehmet Deveci

              #812231
              Anonim

                Eğer, Allah istememiş olsaydı, siz dahi o şeyi isteyemezdiniz. Ben, kulumun zannı üzereyim.Artık dilediği gibi düşünsün !

                #812268
                Anonim

                  Şu dünya bir dağ gibidir. Ona
                  nasıl seslenirsen o da sana sesleri
                  öyle aksettirir.
                  Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa,
                  hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa,
                  sana gerisin geri şer yankılanır.
                  Öyleyse kim ki senin hakkında
                  kötü konuşur, sen o insan
                  hakkında kırk gün kırk gece
                  sadece güzel sözler et. Kırk
                  günün sonunda göreceksin her
                  şey değişmiş olacak. Senin
                  gönlün değişirse dünya değişir..

                  #812269
                  Anonim

                    Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı
                    kayayı yontmaktadır.
                    Güneş onu yakıp kavurur.
                    O da Tanrıya yakarır keşke güneş
                    olsaydım diye.
                    “Ol” der Tanrı.
                    Güneş oluverir.
                    Fakat bulutlar gelir örter güneşi,
                    hükmü kalmaz.
                    Bulut olmak ister.
                    “Ol” der Tanrı.
                    Bulut olur.
                    Rüzgar alır götürür bulutu,
                    rüzgarın oyuncağı olur.
                    Rüzgar olmak ister bu kez.
                    Ona da “Ol” der Tanrı.
                    Rüzgar her yere egemen olur,
                    fırtına olur, kasırga olur.
                    Herşey karşısında eğilir.
                    Tam keyfi yerindeyken koca bir
                    kayaya rastlar.
                    Ordan esen burdan eser, kaya
                    banamısın demez!
                    Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da
                    izin verir.
                    Dimdik ve güçlü durmaktadır
                    artık dünyaya karşı…
                    Sırtında bir acı ile uyanır….
                    Bir ihtiyar taşçı kayayı
                    yontmaktadır. ..
                    kaderini sev … belki seninki en
                    guzelidir …
                    “Amor Fati – Nietzsche “
                    … bazı zamanlarda gider, bir taş
                    ustası bulur seyrederim.
                    Adam belki yüz kere vurur taşa.
                    Ama değil kırmak, küçücük bir
                    çatlak bile oluşturamaz.
                    Sonra birden, yüz birinci vuruşta
                    taş ikiye ayrılıverir.
                    İşte o zaman anlarım ki; taşı ikiye
                    bölen o son vuruş değil, ondan
                    öncekilerdir. ( Jacob Riis)

                    #812260
                    Anonim

                      BİR KELEBEĞİN İNSANLIK DERSİ
                      Bir gün kozada küçük bir delik
                      belirdi; deliğin ucu kıpırdıyordu.
                      Bu kıpırdamayı bir adam gördü.
                      Merak etti ve oturup kelebeğin
                      saatler boyunca bedenini bu
                      küçük delikten çıkarmak için
                      harcadığı çabayı ilgi dolu
                      bakışlarla seyre daldı.
                      Bir ara sanki kelebek delikten
                      çıkmak için çaba harcamaktan
                      vazgeçmiş gibi geldi adama.
                      Sanki kelebek elinden gelen her
                      şeyi yapmış ve artık yapabileceği
                      bir şey kalmamıştı.
                      Bu durumu hisseden adam,
                      kelebeğe yardım etmeye karar
                      verdi. Eline küçük bir kesici alet
                      alıp, kozadaki deliği büyütmeye
                      başladı.
                      Delik kelebeğin rahatça
                      çıkabileceği boyuta geldi. Bunun
                      üzerine kelebek kozadan kolayca
                      dışarı çıkıverdi.
                      Fakat oda ne! Kelebeğin bedeni
                      kuru ve küçücük, kanatları buruş
                      buruştu.
                      Kozadan çıkan kelebeği adam
                      izlemeye devam etti; adam
                      kelebekten bir şey bekliyordu.
                      Kelebeğin kanatlarının açılıp
                      genişleyeceğini ve bedenini
                      taşıyacak kadar güçleneceğini
                      umuyordu.
                      Ama adamın beklediklerinin hiç
                      biri olmadı! Kelebek uçamadı. O
                      an uçamadı, hiçbir zaman
                      uçamadı..
                      Kelebek, hayatının geri kalanını
                      kurumuş bir beden ve buruşmuş
                      kanatlarla yerde sürünerek
                      geçirdi. Ne kadar denese de asla
                      uçamadı.
                      Adam kelebeğe iyi niyetle
                      yardım etmek istemişti, kelebeğe
                      iyilik yapayım derken ne büyük
                      bir kötülük yapmıştı.
                      Adamın anlayamadığı bir şey
                      vardı. Kozanın kısıtlayıcılığının ve
                      buna karşılık kelebeğin daracık
                      bir delikten çıkmak için
                      göstermesi gereken çabanın,
                      Allah’ın kelebeğin bedenindeki
                      sıvıyı onun kanatlarına
                      göndermek ve bu sayede de
                      kozanın kısıtlayıcılığından
                      kurtulduğu anda uçmasını
                      sağlamak için seçtiği yol
                      olduğuydu.
                      Kelebek kozada kalacağı kadar
                      kalamamıştı.
                      Bazen hayatta tam olarak ihtiyaç
                      duyduğumuz şey çabalardır.
                      Eğer Allah, hayatta herhangi bir
                      çaba olmadan ilerlememize izin
                      verseydi, o zaman şu kelebek
                      misali bir anlamda sakat kalırdık.
                      O zaman olabileceğimiz kadar
                      güçlenemez, asla uçamazdık.
                      GÜÇLÜ OLMAK İSTEDİM… Ve
                      Allah beni güçlendirmek için
                      zorluklar yolladı.
                      BİLGELİK İSTEDİM… Ve Allah
                      çözmem için sorular yolladı.
                      BAŞARI İSTEDİM… Ve Allah bana
                      çalışmak için zeka ve kas gücü
                      verdi.
                      CESARET İSTEDİM… Ve Allah
                      bana üstesinden gelmem gereken
                      problemler verdi.
                      SEVGİ İSTEDİM… Ve Allah bana,
                      yardımcı olmam için problemli
                      insanlar yolladı.
                      İYİLİK İSTEDİM… Ve Allah bana
                      fırsatlar yolladı.
                      “İstediğim hiçbir şeyi elde
                      edemedim… Ama ihtiyaç
                      duyduğum her şey Allah
                      tarafından bana verildi.”
                      YAŞAMINIZI KORKUSUZCA
                      YAŞAYIN, ZORLUKLARIN
                      TÜMÜNE GÖĞÜS GERİN VE
                      ONLARIN ÜSTESİNDEN
                      GELEBİLECEĞİNİZİ AÇIKÇA
                      GÖSTERİN.
                      YÜZÜNÜZDEN GÜLÜMSEMEYİ
                      EKSİK ETMEYİN, UNUTMAYIN Kİ
                      BÜTÜN İNSANLARIN SİZİN
                      GÜLÜMSEMENİZE İHTİYACI
                      VAR…

                      #812279
                      Anonim

                        Abdülkuddûs’ ün Miraç hakkındaki sözleri hakikati izah eder gibidir.O der ki: “Vallahi Hazreti Muhammed S.a.v erişlmezlere erdi, görülmezleri gördü.Öyle yerlere ulaştı ki, oraya giden bir insanın geriye dönmesi mümkün değildir.Vallahi ben oralara gitseydim geriye dönmezdim!”

                        #812283
                        Anonim

                          İnsan, daha dünyaya geldiği andan itibaren, ölüm turnikesine girmiş ve bütün hayatı boyunca da varacağı kabir salonuna doğru, zaman koridorunu adımlamaya başlamış demektir. Yani insan, ‘İnna lillah’tan başlayıp ‘İnna ileyhi’ye doğru giden bir yolcudur. Bu yolculukta geçen her dakika, her saat, her gün ve her sene, onu eceline bir adım daha yaklaştırmaktadır. Bu sebeple de insan, hayatının her karesini ibadet felsefesi ve kulluk şuuruyla örgülemelidir.

                          #812340
                          Anonim

                            İnsanı cennete gönderen dünyanın
                            en tatlı yönlendirmesi:
                            ”KALK ! NAMAZIN GEÇİYOR”
                            Mehmet Deveci

                            #812348
                            Anonim

                              Dinde seninle yarışanla yarış!
                              Dünyalıkta yarışanla yarışma, dünyayı
                              onun kucağına at! ‘Hasan-ı Basri’

                              #812358
                              Anonim

                                @Livza 400227 wrote:

                                Dinde seninle yarışanla yarış!
                                Dünyalıkta yarışanla yarışma, dünyayı
                                onun kucağına at! ‘Hasan-ı Basri’

                                Çok hoşuma gitti bu sóz

                                #812367
                                Anonim

                                  Kur’an’ı okurken ana dilimiz gibi iki dil daha biliyoruz; İlgisizce ve Anlamazca. | Abdûlaziz Bayındır

                                15 yazı görüntüleniyor - 2,206 ile 2,220 arası (toplam 2,313)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.