- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
ABDULLAH tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
18 Temmuz 2011: 21:54 #672602
ABDULLAH
GURBET… Gariplik… Ve Altıncı Mektub
Gurbetin adı mı işledi sinelerimize, yoksa aslı mı? Gurbet deyip yakındıklarımız gerçek gurbet mi? Beş çeşit gurbetin hangisindeyiz? Gaflet sarhoşluğundan bir nebze olsun çıkabilsek bir derece hissedebileceğiz belki de bu beş çeşit gurbeti. Karanlıklı gurbetlerimizin iman nuruyla nurlanması duasıyla…
Hüzündür gurbet… Elemdir… Kederdir… Feleğin çarklarına istemeden de olsa yapılan bir serzeniştir gurbet… Zaman-mekân çizgisinde garipliğin en uç noktasını hissettirir aslında. Şu gurbet diyarına geldiğimizin ilk gününde yaptığımız ilk tefekkürdür, GURBET… Gülmelerin ağlamalara, sevinçlerin eleme kalbettiği diyardır gurbet…
Gayretli kardeşlerim, hamiyetli arkadaşlarım ve dünya denilen diyar-ı gurbette medar-ı tesellilerim, Madem Cenâb-ı Hak sizleri, fikrime ihsan ettiği mânâlara hissedar etmiştir; elbette hissiyatıma da hissedar olmak hakkınızdır. Sizleri müteessir etmemek için, gurbetimdeki firkatimin ziyade elîm kısmını tayyedip bir kısmını sizlere hikâye edeceğim. Şöyle ki:
Diye başlar asrın müceddidi, gurbetin muhtelif vecihlerini ifade buyurduğu mektubuna… Onun için ilk gurbet DÜNYA’dır… Ki, o gurbetteki firkatinin çoğunlukta olan elîm kısmını tayyedip, yalnızca bir kısmını hikâye ettiğine dikkati çeker.
Şu iki üç aydır pek yalnız kaldım. Bazen on beş yirmi günde bir defa misafir yanımda bulunur. Sair vakitlerde yalnızım. Hem yirmi güne yakındır dağcılar yakınımda yok dağıldılar.
Üç aylık bir yalnızlık ve on beş yirmi günde tek bir misafir… “hissiyatıma da hissedar olmak hakkınızdır” Hissedebiliyor muyuz, üç aylık bir yalnızlığı, on beş yirmi günde tek bir kişiyi görmeyi…
İşte gece vakti, şu garibâne dağlarda, sessiz, sadasız, yalnız, ağaçların hazinâne hemhemeleri içinde, kendimi birbiri içinde beş muhtelif renkli gurbetlerde gördüm.
Vakit gece ve mekân dağlar… Ses seda yok… Yalnızlığın içinde yalnızca ağaçların hüzünlü hemhemeleri var… Ve birbiri içinde beş çeşit renkte gurbet…
Birincisi: İhtiyarlık sırrıyla, hemen ekseriyet-i mutlaka ile, akran ve ahbabım ve akaribimden yalnız ve garip kaldım. Onlar beni bırakıp âlem-i berzaha gittiklerinden neş’et eden hazin bir gurbeti hissettim.
İlk gurbeti idrak etmek için ihtiyarlık sırrını bir derece fehme takrib etmek gerekir. Bediüzzaman gençliği ve ihtiyarlığı tarif ederken bir hadisten mealen:
“En hayırlı genç odur ki, ihtiyar gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak, gençlik hevesâtına esir olmayıp gaflette boğulmayandır. Ve ihtiyarlarınızın en kötüsü odur ki, gaflette ve hevesatta gençlere benzemek ister, çocukçasına hevesât-ı nefsâniyeye tâbi olur.”
Olarak ifade eder. Demek ihtiyarlık sinnen yani yaşca büyük olmadan ibaret değildir. Genç iken de ihtiyar gibi ölümü düşünüp, gençliğin geçici heveslerine esir olmayıp gaflette boğulmayanlar da ihtiyarlığın sırrına ermiş ve ilk gurbeti bir derece hissetmişlerdir. Demek alem-i berzaha nispeten HÜZÜNLÜ bir gurbetteyiz…
İşte, şu gurbet içinde ayrı diğer bir daire-i gurbet açıldı. O da, geçen bahar gibi alâkadar olduğum ekser mevcudat beni bırakıp gittiklerinden hâsıl olan firkatli bir gurbeti hissettim.
Alakadar olduğumuz bütün varlıklar bizi bırakıp gittiği için FİRKATLİ bir gurbetteyiz aynı zamanda…
Ve şu gurbet içinde bir daire-i gurbet daha açıldı ki, vatanımdan ve akaribimden ayrı düşüp yalnız kaldığımdan tevellüt eden firkatli bir gurbeti hissettim.
Çoğumuzun literatüründe ki gurbet işte bu… Vatandan ve akrabalardan ayrı düşüp yalnız kalmaktan doğan FİRKATLİ gurbet…
Ve şu gurbet içinde, gecenin ve dağların garibâne vaziyeti bana rikkatli bir gurbeti daha hissettirdi.
Vaktimizin gece, mekânımızın garibâne vaziyetinde dağlar olması RİKKATLİ bir gurbet…
Ve şu gurbetten dahi, şu fâni misafirhaneden ebedü’l-âbâd tarafına harekete âmâde olan ruhumu fevkalâde bir gurbette gördüm.
Ve RUH’un gurbeti… Başa mı döndük dersiniz: Dünya denilen diyar-ı gurbet…
Birden, “Fesübhân
!” dedim, bu gurbetlere ve karanlıklara nasıl dayanılır düşündüm. Kalbim feryatla dedi:
Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,
Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!Birden, nur-u iman, feyz-i Kur’ân, lütf-u Rahmân imdadıma yetiştiler. O beş karanlıklı gurbetleri, beş nuranî ünsiyet dairelerine çevirdiler. Lisanım
“hasbün
ve ni’mel vekil” söyledi.
Kalbim
“fein tevellev fe kul hasbiyallahu la ilahe illa hu aleyhi tevekkeltu ve huve Rabbul arşil aziym” âyetini okudu.
Aklım dahi,
ıztırabından ve dehşetinden feryat eden nefsime hitaben dedi:
Bırak biçare feryadı, belâdan kıl tevekkül. Zira feryat, belâ ender hata ender belâdır bil.
Belâ vereni buldunsa eğer, safâ ender vefâ ender atâ ender belâdır bil.
Madem öyle, bırak şekvâyı, şükret; çün belâbil, demâ keyfinden güler hep gül mül.
Ger bulmazsan, bütün dünya cefâ ender fenâ ender hebâ ender belâdır bil.
Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçücük bir belâdan, gel tevekkül kıl.
Tevekkül ile belâ yüzünde gül, tâ o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül.Bu beş çeşit gurbetin lisan, kalp ve akıl cihetinde reçetesini sunuyor…
Lisan:”Hasbün
ve ni’mel vekil” ile ilaç buluyor gurbet acısına. Zira Dördüncü Şua’da bahisle: Bir zaman ehl-i dünya beni her şeyden tecrit ettiklerinden, beş çeşit gurbetlere düşmüştüm. Ve ihtiyarlık zamanımda kısmen teessürattan gelen beş nevi hastalıklara giriftar olmuştum.
Sıkıntıdan gelen bir gafletle, Risale-i Nur’un teselli ve medet edici envarına bakmayarak, doğrudan doğruya kalbime baktım ve ruhumu aradım. Gördüm ki, gayet kuvvetli bir aşk-ı beka ve şedit bir muhabbet-i vücud ve büyük bir iştiyak-ı hayat ve hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr bende hükmediyorlar. Halbuki müthiş bir fena o bekayı söndürüyor. O hâletimde yanık bir şairin dediği gibi dedim:Dil bekası, hak fenası istedi mülk-ü tenim.
Bir devasız derde düştüm, ah, ki Lokman bîhaber.
Meyusâne başımı eğdim. Birden “Hasbün
ve ni’mel vekil” âyeti imdadıma geldi, dedi: “Beni dikkatle oku.” Ben günde beş yüz defa okudum.
Âyetle mükâlemesini söyler.
Ve ikinci olarak kalbin ilacı:
“fein tevellev fe kul hasbiyallahu la ilahe illa hu aleyhi tevekkeltu ve huve Rabbul arşil aziym”
Yani mealen: “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.”
Ve akıl mantık cihetiyle ispat eder.
Hem üstadlarımdan Mevlânâ Celâleddin’in nefsine dediği gibi dedim:
Cenâb-ı Hak “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dediğinde “evet, Sen bizim Rabbimizsin” dedim.
Teşekkür ve minnet bu “Evet” sözünün neresindedir? Zîra o söz hüznün ve sıkıntıların kaynağıdır.
Bilir misin hüzün ve sıkıntı sırrı nedir?
O, fakr ve fenâfillah kapısını çalmaktır.O vakit nefsim dahi “Evet, evet. Acz ve tevekkülle, fakr ve iltica ile nur kapısı açılır, zulmetler dağılır.
“İman ve İslamiyet nurundan dolayı Allah’a hamd olsun” dedi.
Son nokta NEFSTE… Nefsin imânı… Risale-i nur mesleğinin çıkış noktası: Acz ve tevekkül, fakr ile iltica…
Meşhur Hikem-i Atâiyenin şu fıkrası,
“Cenâb-ı Hakkı bulan neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden neyi kazanır?”; yani, “Onu bulan herşeyi bulur. Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına belâ bulur”
ne derece âli bir hakikat olduğunu gördüm ve
“O gariplere müjdeler olsun”
hadisinin sırrını anladım, şükrettim.
İşte, kardeşlerim, karanlıklı bu gurbetler, çendan nur-u imanla nurlandılar; fakat yine bende bir derece hükümlerini icra ettiler ve şöyle bir düşünceyi verdiler: “Madem ben garibim ve gurbetteyim ve gurbete gideceğim. Acaba şu misafirhanedeki vazifem bitmiş midir? Tâ ki sizleri ve Sözleri tevkil etsem ve bütün bütün alâkamı kessem” fikri hatırıma geldi. Onun için sizden sormuştum ki, “Acaba yazılan Sözler kâfi midir, noksanı var mı? Yani vazifem bitmiş midir? Tâ ki rahat-ı kalble kendimi nurlu, zevkli, hakikî bir gurbete atıp, dünyayı unutup, Mevlânâ Celâleddin’in dediği gibi
Semâ’ın ne olduğunu bilir misin? O, mevcudata sırt çevirip fenâ bulmak; fenâ-yı mutlak içinde bekâyı zevk etmektir.
deyip, ulvî bir gurbeti arayabilir miyim?” diye sizi o suallerle tasdî etmiştim.
Gurbetin adı mı işledi sinelerimize, yoksa aslı mı? Gurbet deyip yakındıklarımız gerçek gurbet mi? Beş çeşit gurbetin hangisindeyiz? Gaflet sarhoşluğundan bir nebze olsun çıkabilsek bir derece hissedebileceğiz belki de bu beş çeşit gurbeti. Ve şu DÜNYA denilen Diyar-ı Gurbetteki garipliğimizi… Karanlıklı gurbetlerimizin iman nuruyla nurlanması duasıyla…
AYNUR ERDEN
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.