• Bu konu 18 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
5 yazı görüntüleniyor - 16 ile 20 arası (toplam 20)
  • Yazar
    Yazılar
  • #809991
    Anonim

      Hazreti Ali Efendimiz günün birinde;

      -“Allah’ım beni Sen’den başkasına muhtaç etme” şeklinde dua etmişti. Sevgili Peygamberimiz:
      -“Ya Ali sen ölmek mi istiyorsun?” diyerek müdahalede bulunur. Sonra da;

      -“İnsanlar birbirlerine muhtaç yaratılmıştır. Allah’ım beni namerde muhtaç etme şeklinde dua etmen daha doğrudur” diye nasihatte bulunmuştur. Demek ki insanoğlu mutlaka diğer insanlarla birlikte yaşayacak ancak birlikte yaşayacağı, özel manada arkadaşlık yapabileceği kişileri iyi seçmek zorundadır.

      İnsanların ilişkilerini sınıflandırmak istersek, üç grupta toplayabiliriz. Bunlar; insan-i ilişkiler, iman-i ilişkiler, ihvan-i ilişkilerdir. Konumuzu biraz açacak olursak.

      İnsan-i ilişkiler; insanların hayatiyetini sürdürmek için dünya işlerinde, yapmak zorunda oldukları işleri vardır. Bunlar maddi varlıklarını sürdürmek için oluşan; ticari ilişkiler, komşuluk ilişkileri, devletler ve milletler arası ilişkilerdir. İnsan olan ve konusunun uzmanı olan her dil, ırk ve dinden kişiler bu ilişki kapsamındadır.

      İman-i ilişkiler; sosyal yaşantının özele dönüşmeye başladığı, ilişkilerin daha mahreme doğru yol aldığı kısımdaki ilişkilerdir. Buradaki ilişkiler, dinin esasları üzerine bina edilir ve başka dinden olanların bu ilişkide yeri yoktur. Ancak başka dinden olanlara kendi dininin öğretilerini (emir ve yasaklarını) sunmak için tebliğ, irşad ve nasihat bağlamında oluşacak ilişkilere müsaade vardır.

      İhvan-i ilişkiler; ihvan sözlük manası itibariyle, kardeş demektir.
      Arkadaşlığın zirve hâli; birbirinde yok olma noktasıdır. Arkadaşının çıkarını kendi çıkarından üstün gördüğü hâldir.
      İnandıkları-inanmadıkları, sevdikleri-sevmedikleri, özelde sırların dahil her şeyin rahatlıkla paylaşılabildiği noktadır burası…

      İnsanın yaşamı süresince hayatın çilesini, keder ve neşesini birlikte paylaştıkları oranda güçlendiği bu ilişki, sağlam temeller üzerine oturduğu takdirde, bu dostluğun uzantısı ahiret yurdunda bile devam edecektir.
      Sahabe efendilerimizden biri, ölünce peygamberimizden ayrı düşeceği aklına geldiği zaman çok ağlıyordu. Onu teskin etmek için yüce Peygamberimiz; “kişi sevdiği ile beraberdir” buyurmakla, birbirini sevenlerin öldükten sonra da ahiret yurdunda birlikte olacaklarının haberini vermiştir.

      Dostluklar madem ki daimi kalacak o zaman dostumuzu gayet güzel bir şekilde seçmemiz gerekmektedir. Dostluktaki sevgi sıradanlıktan çıkmakta, birbirinin hali, birbirini etkilemektedir. Dostlar farkında olsun yada olmasın; huyları, davranışları, zevkleri, tercihleri ve inançları birbirlerine benzemeye başlamaktadır.

      Sadi Şirazi Hazretleri dostların birbirlerini etkileme hâlini Gülistan’ında şöyle izah eder;

      “Bir gün hamama gittim, temizlenmek için bir miktar kil aldım. Baktım ki o kil diğerlerinden farklı olarak mis gibi gül kokuyordu. Kile lisan-ı hâl ile sordum; “Ey kil nedir bu halin?”. Kil cevap verdi: ’Ben bir gül ağacına arkadaşlık ettim. Koku bana ondan geçti. Yoksa ben sade bir toprağım, koku onun kokusudur’ dedi”
      Alemlere Rahmet Hazreti Muhammed (sav) Efendimizin sözü ile yazımızı bitirelim ki Onun şefaatinden ve dostluğundan pay sahibi olalım:

      “Kişi arkadaşının dini üzeredir. O halde herkes kiminle arkadaşlık yaptığına baksın.” (Ebu Davud, Tirmizi).

      alıntı

      #810013
      Anonim

        Dünyevi dostluk ve arkadaşlıklar,
        insanların ebedi hayatına mal olabilecek kadar ehemmiyet kesbetmiştir.Ahirette, Kişi sevdiğiyle beraber olduğu gibi, aynı zamanda dostunun dini üzeredir. Zira Tirmizî’nin bir rivayetinde Hz.Peygamber(s.a.v): “Kişi dostunun dini üzeredir. Kişi sevdiğiyle beraberdir. Öyle ise her biriniz dost edindiği kimselere dikkat etsin!” emri ile kesin bir üslubla bu mes’eleye temas ederler.

        Aynı manayı takviye eden bu hadis ise hâlihazır insanlığın sahip olduğu manevi hastalığını ifşa etmesi hasebiyle gayet manidardır. Hz.EbuZerr(r.a) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü! Kişi, bir kavmi sever, fakat onların amelini işlemezse, sonu ne olacak?” dedim. Efendimiz de(s.a.v); “Ey Ebu Zerr..! Sen sevdiğinle berabersin!” buyurdu.

        Sahabeden Hz.Enesb.Malik(r.a) rivayet ediyor: Cennet ehli Cennet’e girip ayrılmış yerlerine (köşklerine) oturduklarında, (dünyadaki samimi) din kardeşlerini özlediklerinden dolayı birbirlerini görmek ister. Bu düşünce esnasında birinin serîri(koltuk) diğerinin serîrine, diğerinin serîri öbürünün yanına (anında) gider.

        Onlar buluşunca her ikisi de köşklerine yaslanarak, sohbete ve dünyada aralarında olan şeyleri karşılıklı konuşmaya başlarlar. Birisi şöyle der: “Ey Kardeşim! Hatırlar mısın biz dünyada falan mecliste sohbet yerinde veya camide hâlisane Allah’a dua etmiştik (Kur’ân okumuştuk, sohbet dinlemiştik), işte Allah da bizi (orada) bağışladı.”

        Bir insan için âileden sonra, her gün düşüp kalktığı arkadaşlar zümresi, onu saran içtimâî muhitlerin ikinci halkasını teşkil eder. Bu muhit, insanın bir kısım alışkanlıklar kazanmasında âile muhitinden daha da müessir olabilmektedir.

        İbnuSinâ: “Mektepte çocuk, edebi güzel, alışkanlıkları arzu edilen şekilde olan başka çocuklarla düşüp kalkmalıdır. Zira bir çocuk diğer bir çocuk için daha çok telkin gücüne sahiptir. Çocuk arkadaşıyla ünsiyet eder, (çok şeyi) ondan kapar” der.

        Şu halde arkadaşlar zümresinin iyi veya kötü oluşunun, çocukta kesin bir hüküm icra edeceği yeni ve eski bütün terbiyecilerce kabul edilmektedir.

        Arkadaş mes’elesineKur’ân-ı Kerîm: “Mü’minler, mü’minlerden ayrılıp kâfirleri dost edinmesin. Bunu her kim yaparsa Allah’la ilişiği kesilmiş olur.”âyetiyle dikkatlerimizi çekmektedir. (Âl-i İmrân 28)

        Hz.Peygamber’den(s.a.v) gelen bir rivayette de: “Sâdece mü’minle arkadaşlık et.” denmektedir.
        Sahih senedle geldiği tasrih edilen bir rivayette de sırf dünyevî maksada yönelen mâlâyânîlehviyatın girdiği meclislerden, arkadaş ortamlarından sakınmak emredilmektedir.

        Sık sık beraber olunan arkadaşın ehemmiyetini zihinlerde tesbit için bir de teşbihe yer verilir. Resulullah(s.a.v) iyi arkadaşı misk(güzel koku) satıcısına benzetir. Çünkü ondan dünyevî veya uhrevî bir faide, bir nur bulaşacaktır. Efendimiz(s.a.v), böyleleriyle arkadaşlığa teşvik ettiği gibi uzaktan yakından dünyevî veya uhrevî bir zarar dokunacak kimselerle de arkadaşlık etmemeyi emretmiş olmaktadır.

        Zikredilen bu hadiste Resulullah(a.s.v) şöyle buyurdular: “İyi arkadaşla kötü arkadaşın misali, misk taşıyanla körük çeken insanlar gibidir. Misk sahibi ya sana kokusundan verir veya sen ondan satın alırsın. Körük çekene gelince ya evini, ya da elbiseni yakar yahut da sen onun pis kokusunu alırsın.”

        Ne sünnette ne de müteakip terbiyecilerde çocuğun akran ve arkadaşlardan tecrid edilmesi diye bir tavsiyeye rastlanmaz.

        Aksine arkadaşlık ve kardeşliği teşvik etmişler, uzlete ve köşeye çekilmeyi kerih görmüşlerdir.
        Çocuk behemahal arkadaşlarıyla bir araya gelecek, onlarla oynayacak, çocukluğunu yaşayacaktır. Sünnette bunun misalleri çokça mevcuttur.

        Çocuğun yalnız ve hatta sadece kardeşleriyle düşüp kalkması, onun bir kısım içtimâî his ve melekelerinin nâkıs kalmasına sebep olacaktır. Günümüz terbiyecileri, çocuğun ruh sağlığının korunması ve hattâ ruhî bozukluklara mâruz olanları tedâvi için, çocuğu kaynaşabileceği akranlar grubu içerisinde koymaya büyük ehemmiyet vermektedirler.

        Bir hadislerinde Efendimiz(s.a.v) şöyle buyurdular: “Allah rızası için bolca dost edinin. Rabbiniz diridir ve kerem sahibidir. Kıyamet gününde kuluna, arkadaşlarının yanında azap etmez.”
        Başka bir hadislerinde ise Efendimiz(s.a.v) şöyle buyurdular: “İnsanlarla çokça tanışın, çünkü kıyamette her tanışılan kişinin şefaati vardır.”

        Arkadaş meselesinde nazara alınması gereken bir husus, yaşıtlarına dikkat etmek ise de diğer bir husus cinsiyete dikkat etmektir.

        Bir çocuğun uzun müddet karşı cinsten olanlarla düşüp kalkması, onun, o cinse ait davranışları kazanmasına yol açmaktadır.

        Resâiluİhvânu’s-Safâ’da; câri âdetlere uzun müddet uymakla ahlâkta onlara benzerlik hâsıl olup, kuvvet bulacağı ifade edildikten sonra: “Şecâatli (…) ve sâlih kimselerin yanında yetişen çocukların çoğu onların ahlâkını aynen kaptığı gibi, kadın ve muhannislerin yanında yetişen çocuklar da aynen onlar gibi olurlar” denmektedir.

        Dostluk ve arkadaşlığı tercih edilen bir insanın, sahip olması gereken bazı hasletler vardır. İstikametli bir arkadaşlığın ön şartı olan bu hasletler ise şunlardır; “Akıllı olmak, güzel ahlâklı olmak, fasık olmamak, bid’atçı olmamak ve dünyaya fazla düşkün olmamak.”

        İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) anlatıyor: İki dost müminden birisi vefat edip cennetle müjdelenir. Nice sonra hayatta olan kişi, vefat eden dostunu hatırlayarak, “Ey Allah’ım! Şüphesiz filanca benim dostumdur. Bana, Sana ve Resûlüne itaati, hayrı emreder, kötülükten men eder, benim hiç şüphesiz Sana kavuşacağımı haber verirdi. Ey Allah’ım! Benden sonra onu sapıklığa düşürme ki, bana gösterdiğin nimeti ona da gösteresin. Benden hoşnut olduğun gibi ondan da hoşnut olasın” der.

        Sonra diğeri de ölür ve ruhları bir araya gelir de, “Her biriniz kardeşi hakkında söyleyeceğini söylesin” denir. Her ikisi de birbirinden razı olduğunu haber verince Cenab-ı Hak ikisi için: “Ne güzel kardeş, ne güzel arkadaş, ne güzel dost” buyurur.

        Bu sefer de iki dost inkârcı insandan biri öldüğü zaman ve yerinin ateş olduğu haber verildiğinde ise dünyadaki dostunu hatırlayarak, “Ey Allah’ım! Benim dostum olan falanca bana, Sana ve Resûlüne isyanı, kötülüğü emreder, hayırdan men eder, Sana kavuşmayacağımı bana söylerdi. Ey Allah’ım! Benden sonra onu hidayete erdirme ki, bana gösterdiğin cezanın bir mislini de ona gösteresin” der.

        Cenab-ı Hak da onlardan her biri için, “Ne kötü kardeş, ne kötü arkadaş, ne kötü dost” buyurur. Bunun üzerine onlar birbirine lânet etmeye başlarlar.

        Hz.Alinin(r.a) mevzu hakkındaki şu veciz sözleri ne kadar da manidardır:
        Görüşü kabul gören ama ameli hoş görülmeyen kimseyle arkadaşlık etmekten sakın. Şüphesiz arkadaş, arkadaşıyla itibar görür.

        Fasık, facir ve Allah’a karşı açıkça günah işleyen kimselerle arkadaşlıktan sakın. Şüphesiz kötülük kötülüğe katılır.

        Takva sahibi ve dindar kardeşinle arkadaş ol ki güvende olasın. Ondan doğru yola kılavuzluk dile ki ganimete eresin.

        Seni gafil ve haris kılan kimseyle arkadaşlıktan sakın. Şüphesiz böyle bir kimse seni yardımsız bırakır ve helak eder.

        Eğer selamette olmayı seviyorsan, cahillerle arkadaşlıktan sakın. Zira cahillerle arkadaşlık aklın yokluğundandır.

        Hikmet sahibi kimselerle arkadaşlık et, hilim sahibi(yumuşak huylu) kimselerle otur ve dünyadan yüz çevir ki yüce cennette sükûnet edesin.

        Ahmakla birlikte olunca, kötü kimseyle muaşeret ettiğinde ve zalimle bir muamelede bulunduğunda ihtiyatlı ol. Aynı zamanda Ahmak kimseyle arkadaşlık, ruhun azabıdır.

        Dünya ehliyle oturmak insana imanı unutturur ve şeytana itaate sürükler. Aynı zamanda dünya ehliyle arkadaşlıkta etme. Zira eğer mal açısından azalırsan seni önemsemezler ve eğer mal açısından çoğalırsan sana haset ederler.alinti

        #810028
        Anonim

          İki din kardeşi, birbirini yıkayan iki el gibidir. Tıpkı Muhâcir ve Ensar gibi…

          #810029
          Anonim
            Bir kimsenin sevdiğiyle beraber olması demek;

            onunla sözde, özde ve davranışta aynı duyuş, düşünüş, hissediş ve yaşayış hâlinde olması,

            yâni “sevdiğini” gösterecek aynîlikler ve beraberliklerin mevcut bulunması demektir.

            #810050
            Anonim

              Müslümanın en büyük üç düşmanı vardır: Şeytan, nefis ve kötü arkadaş. Kötü arkadaş, şeytandan ve nefisten daha zararlıdır. Bir hadis-i şerif meali:
              (Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir. Kiminle dostluk ettiğinize dikkat edin!) [Hâkim]

              Şeytan ve nefsimiz, kötü arkadaş vasıtasıyla bizi felaketlere sürükler. Kötü arkadaştan, yılandan, aslandan kaçar gibi kaçmak lazımdır. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
              (Gözleri üstümde olan, beni hep gözetleyen, iyiliğimi görünce örtbas eden, bir kötülüğümü gördüğünde ise, bunu etrafa yayan kötü dosttan sana sığınırım ya Rabbi!) [İ. Neccar]

              (Kötü arkadaş, demirci körüğü gibidir. Üflenince, ateş kıvılcımları seni yakmazsa da, kokusu seni rahatsız eder.) [Buhari]

              İyi arkadaş kimdir? Birkaç hadis-i şerif meali:
              (En iyi arkadaş, Allah’ı andığında yardım eden, unuttuğunda sana hatırlatandır.) [Hâkim]

              (En iyi arkadaş, sözleri ilminizi artıran, ameli de ahireti hatırlatandır.) [Hâkim]

              (İyi arkadaş, güzel koku satan gibidir. Sana koku sürmese de, yanında bulunduğun müddetçe güzel kokusundan faydalanırsın.) [Müslim]

            5 yazı görüntüleniyor - 16 ile 20 arası (toplam 20)
            • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.