• Bu konu 16 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 16 ile 18 arası (toplam 18)
  • Yazar
    Yazılar
  • #811687
    Anonim

      .

      Peygamber Efendimiz Buyuruyor ki;

      “İki (kişi) bir’den hayırlıdır. Ve üç iki’den hayırlıdır. Ve dört de üç’ten hayırlıdır. Öyle ise siz cemaatle birlikte olunuz. Muhakkak ki Allah’ın eli (Rahmet ve yardımı) cemaat üzerindedir. Aziz ve Celil olan Allah ümmetimi ancak hidayet üzerinde birleştirir. Biliniz ki, cemaaten uzak olan her kişi için ateşe düşme vardır.”

      Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
      Ramuz-El Hadis
      sayfa 15/11.hadis
      #811688
      Anonim

        Ahir Zamanda Cemaat Olmanın Kıymet Ve Ehemmiyeti.

        “Cemaatte rahmet vardır. Ayeti kerimesi her asırda olduğu gibi bu asırda da Müslümanların cemaat olmalarını emrediyor. Kuranı kerimin insanları cemaat olmaya teşvik etmesinde ve çağırmasında insanlar için büyük menfaatler vardır. Bu menfaatler hem dini, hem siyasi, hem içtimai hem de iktisadi alanlarda tezahür etmektedir.

        Dini noktada cemaat olmanın faydası ahir zaman denilen şu zaman diliminde daha da kıymetle ve ehemmiyetli hale gelmiştir. Yaşadığımız bu zamanda zulumatlar, günahlar, dalaletler ve bidatler her tarafı öyle kuşatmış durumda ki, bu günah, haram ve isyan girdaplarına düşüp imanını yitirme ve o dalalet tuzaklarına düşmemek için bir cemaatin rahmetine sığınmak en itidalli bir yoldur.

        Bediüzzaman Hazretleri ahir zamanda insanların hadsiz günahlara ve kötülüklere maruz kalacağını bu musibet ve belalardan kurtulmak için cemaat olmanın ehemmiyetini ve kıymetini sikke-i tasdiki gaybi adlı eserde şöyle izah ediyor.”Bir zaman hatırıma geldi ki Hayatı içtimaiye de insanlar neye rast gelse ve temas etse günahlara maruz kalıyor, her cihetle günahlar insanları sarıyor. Bu kadar günahlara karşı insanların ibadetleri ve takvası kabil gelmediği gibi mukabele de edemiyor. Her biri bin yerden gelen günahlara karşı bir dil nasıl kabil gelebilir ve galebe edebilir. O insanlar nasıl necat bulabilir diye hayretle düşünürken; kalbime geldi ki, Risale-i Nurun sadık ve kıymetli talebelerinin esas tuttukları iştiraki ameli uhrevi ve samimi tesanüt sırrıyla ve her bir kardeşin binler samimi dilleriyle ibadet ve istiğfar ederek binlerce taraflardan hücum eden günahlara karşı binler dillerle mukabele edebilirler.

        İhlas ,sadakat ve sünnetiye seniyeye ittiba ve hizmet derecesine göre o külli ibadete sahip olabilirler..Bazen kırk bin dille meleklerin zikir ettiği gibi halis sadık kardeşlerin kırk bin dilleri ile ibadet eder,necata muvaffak olurlar.Bu büyük kazancı elden kaçırmamak gerek.Bediüzzaman hazretlerinin kendi talebeleri için taşıdığı endişe ve hayret bütün ehli Müslüman insanlar için geçerlidir.Her gün binlerce günaha maruz kalınıldığı, günahların her taraftan yayıldığı,her kesin insanları harama ve günaha çağırdığı,sapkınlıkların sıradanlaşıp basit hale geldiği,kuran ve sünnet ahlakından uzaklaşıldığı böyle bir zamanda Müslümanlar cemaat olmaya muhtaçtır.Her gün bazen saatte binler günahlara denk gelen insanların bu şahsi manevi ve cemaat haline gelen günahlara karşı durmak için et cemaat olması farzdır.

        Bu zamanda insan ne kadar mükemmel, takvalı olursa olsun, ihlas sahibi olsun,ilim ve marifet sahibi olsun üstadın deyimiyle şahsi manevi olan küfür odaklarına ve kesimlerine karşı mağlup olacaktır.Binlerce taraftan galen günahlara karşı yaptığı ibadetler ve amaller az düşecektir.O günahların çokluğu kazandığı sevapları silecektir.Binlerce günaha mukabil tek bir dili ve eli ve bedeni yeterli gelmeyecektir.

        Binler günaha karşılık gelecek binler diller ve ameller olacak ki ancak mukabele etsin ve karşılık versin.Buda ancak bu zamanda kişisel olarak hareket etmekle değil birlikte hareket ederek mümkündür.Bir dilin tövbesi ile binler dilin tövbesi bir olmayacaktır.Bir dilin ibadeti ile binler dilin ibadete bir olmayacaktır.Bir bedenin ibadeti ile binler bedenin ibadetleri bir olmayacaktır.Birleri binler on binler yüz binler milyonlar yapmak için binler on binler milyonlar ferdi bulunan cemaatlere girip o cemaatlerin şirketi manevi denilen iştiraki ameli uhrevi düsturlarından ve samimi tesanüt sırrına muvaffak olup faydalanıldığı zaman kazançlar artacak günahlara karşı koyacak hale gelecektir. Milyonlarca samimi, ihlâslı ve takvalı kardeşlerin dualarında yer alıp affa ve mağfirete vesile olacaktır.

        Cemaatin milyonlar dilleri ve bedenleri ve elleri ile ortak bir payda ile vücuda gelen hayırlı işler kişilerin elinde ve dilinde büyük ve külli bir şükür, fikir ve zikir olurken, birlikte hareket etme, fikir etme ve zikir etme ile ameller külli ve büyük bir ibadet. Hükmüne geçerken, kişisel ve yalnız başına yapılan ferd bazındaki ibadetler ise ne kadar büyük olursa olsun küfrün, fıskın ve günahların şahsi manevi olan büyüklüğü karşısında hiç hükmünde kalıyor.Farklı sebepler,olaylar,nedenler ile cemaate uzak,mesafeli ve ön yargılı bakan insanların yıllarca çalışarak kazanacakları hayırlı amel ve sevapları cemaat halinde cemaatin tesanüd,iştiraki ameli uhrevi,şahsi manevi ve teavün sırrı ile hareket edenler belki bir günde kazanacaktır.Cemaate mesafeli olanların rahmetten payları ile cemaatin içerisinde olanların rahmet payları hiç bir zaman bir olmayacaktır.

        Cemaatin inayeti,rahmeti,hakikati ve yardımına mazhar olanların rahatlığı ile uzak kalanların ki bir olmayacaktır.Cemaatin içerisinde bulunanların haramlara,günahlara,gaflete ve hatalara düşme sıklığı ile cemaate uzak duranların düşme sıklığı bir olmayacaktır.

        Mesela milyonlarca Risale-i Nur talebesi her gün dualarında beş defa ya rabbi risale-i nur talebelerini iki cihanda aziz ve mesut eyle, hüsnü hatimeye mazhar eyle, şüheda mertebesine mazhar eyle, günahlarını af ve mağfiret eyle, peygamberin ashaplarına komşu eyle, peygamberin sünnetine ittibaya muvaffak eyle, cennetini ve cemalini görmeyi nasip eyle. Diyerek dua ettiği zaman milyonlarca Risale-i Nur talebesi o duadan hissedar olur. Eğer o milyonların duasından bir kaçı kabul olup ötekiler kabul olmasa bile o duası kabul olanların hürmetine o gün ölen talebeler duanın kabulüne mazhar olarak duada istenilen şekilde vefat ederek necat bulacaklardır.

        Bir dilin tövbesi ve istiğfarı nerede, binler dilin birlikte aynı dua ile tövbesi nerede. Binler dilin zikir ve fikir birliği içerisinde dua etmeleri ve niyaz etmeleri nerede birlerin etmesi nerede. Bir dilin ricası nerede milyonlarca dilin Allaha af ve mağfiret ricası nerede.

        Cemaatin sevabına ve affına ihtiyacım yok benim ibadetim ve duam bana yeter diyenler varsa onlar ya küçük amellerine güvenerek ucb dediğimiz ameline güvenenlerdir. Ya da yaşadığı zamanın helaketler ve felaketler asrı olan ahir zaman olduğundan haberleri yoktur. Cennetle müjdelenen Hz Ömer bile ameline güvenmeyip. Cennete Bir kişi gedecek denilirse o ben miyim diye sevinirken, Cehenneme bir kişi gidecek denildiği zaman ise o kişi ben miyim diye korkuya kapılırken ümit ve korku arasında kalırken; günahların ve dalaletlerin sel gibi aktığı milyarlarca insanların imansız öldüğü böyle bir zamanda hiçbir garantisi olmayanların ameline ve küçük ibadetlerine güvenmesi ve cemaate uzak durması akıl işi değil.Vesselam. alinti..

        #811691
        Anonim

          Ancak bu cemaatleşmeyi ticaret maksadlı düşünenler bir kez daha ne yaptıklarını iyi düşünmeli..

          Hadis-i Şerifdeki elden maksad mecazi olduğunu bilmeliyiz. Allahu teala her türlü şekil ve cisimden ve herşeyden münezzeh ve yarattıklarına benzememektedir. O halde buradaki elden kasdı Allahın isim ve sıfatları olarak değerlendirmek mümkündür. Allahın rahmeti, bereketi, şefkati ve kudreti olarak düşünebiliriz.

          Ustad Bediüzzaman’ın r.a. Nur risalelerinde cemaate dair verdiği şu örnek çok vecizdir :

          “Çünki nasılki dört beş adamdan iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Herbiri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin herbirinin bir duvarda büyük bir âyinesi varsa, herbirinin noksansız, parçalanmadan birer lâmba oda ile beraber âyinesine girer.” Lem’alar ( 165 )

          “Evet üç elif ittihad etmezse, üç kıymeti var. Sırr-ı adediyet ile ittihad etse, yüz onbir kıymet alır. Dört kerre dört ayrı ayrı olsa, onaltı kıymeti var. Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksad ve ittifak-ı vazife ile tevafuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dörtbin dörtyüz kırkdört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi.. hakikî sırr-ı ihlas ile, onaltı fedakâr kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i maneviyesi dört binden geçtiğine, pek çok vukuat-ı tarihiye şehadet ediyor.

          Bu sırrın sırrı şudur ki: Hakikî, samimî bir ittifakta herbir ferd, sair kardeşlerin gözüyle de bakabilir ve kulaklarıyla da işitebilir. Güya on hakikî müttehid adamın herbiri yirmi gözle bakıyor, on akılla düşünüyor, yirmi kulakla işitiyor, yirmi elle çalışıyor bir tarzda manevî kıymeti ve kuvvetleri vardır. {(Haşiye): Evet sırr-ı ihlas ile samimî tesanüd ve ittihad, hadsiz menfaate medar olduğu gibi; korkulara hattâ ölüme karşı en mühim bir siper, bir nokta-i istinaddır. Çünki ölüm gelse, bir ruhu alır. Sırr-ı uhuvvet-i hakikiye ile rıza-yı İlahî yolunda, âhirete müteallik işlerde, kardeşleri adedince ruhları olduğundan biri ölse, “Diğer ruhlarım sağlam kalsınlar; zira o ruhlar her vakit sevabları bana kazandırmakla manevî bir hayatı idame ettiklerinden ben ölmüyorum.” diyerek, ölümü gülerek karşılar. “Ve o ruhlar vasıtasıyla sevab cihetinde yaşıyorum, yalnız günah cihetinde ölüyorum.” der, rahatla yatar.} Lem’alar ( 161 )”

        3 yazı görüntüleniyor - 16 ile 18 arası (toplam 18)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.