- Bu konu 23 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
4 Nisan 2014: 13:41 #817012
Anonim
[TABLE=”align: center”]
[TR]
[TD]
İHLÂS[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”class: pembe”]Bir şeyi saf temiz ve arıtılmış hale getirmek. Kalbi saf etmek, çıkar ve şöhret amacı güdülmeyen, içten, riyasız, samimi sevgi ve bağlılık. Yapılanİbadet ve işlerde gösterişe yer vermeme, ibadet ve taatda riyadan uzaklaşma hali ve kalbin safasına keder veren şeyden, kalbi uzak tutmak. Sırf Allah rızasını düşünmek, ona göre hareket etmek ve sadece Allah için ibadet etmek.
İhlâs; bir kalp hareketi ve ruhanî bir davranıştır. Kalp temizliğinin ve sağlamlığının bir delilidir. Yalnız Allah’ın rızasını arayan bir niyettir. Kişinin bütün varlığı ve benliği ile Allah’a kulluk etmesi ve bu kulluğun da ondan başkasını düşünmemesidir. Ayrıca İhlâs, “kalbi garaz şüphesi ve zan eğriliğinden temiz tutmaktır” şeklinde tarif edilmiştir. İhlâsta Hakkın rızâsı talep edilir, yapıları işlerde, riya, gösteriş, menfaat ve şöhret gayesi güdülmez.
“Bir şey karışıklıktan arındığı zaman, temiz olur. Saf ve temiz hareketlere de ihlâs denir” (İmâm Gazzâ1î, İhyâ u’ulumi’d-din, IV, ş 379). İhlâs bir kalp hareketi ve ruhâni bir davranış olmaktadır. Kalbî davranışların makbul oluşu, niyet ve irademizin sağlamlığına bağlıdır. İhlâs, kalp sağlamlığının bir delilidir. Böyle olunca her işe başlandığı zaman niyette ihlas, yani her türlü dünyevî karşılık beklemekten uzak olmak gerekmektedir. Cenâb-ı Hakk’ın rızası ihlâs ile kazanılır. Yoksa ihlâs kişinin başarı ve becerileriyle elde edilemez. Bazen ihlas ile söylenmiş bir tek kelime ile kişi kurtuluşa erer ve Cenab-ı Hakk’ın rızasını elde edilebilir. Bazan bir tek adamın irşadı, bin kişinin irşadı kadar Allah rızasına sebep olur. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurur: “Ben Cebrail’den ihlâsın ne olduğunu sordum. Şöyle cevap verdi: Ben de Aziz ve Celil olan Allah’a: “İhlâs nedir?” diye sordum o şöyle buyurdu: “İhlas benim bir sırrımdır. Onu kullarımdan sevdiğim kimselerin kalbine koyarım.”
Kur’an-ı Kerîm, ihlâsı lüzum, fayda ve neticeleriyle belirtmiştir. Buna göre ihlas, ibadet ve davranışta Allah’a özden bağlanmaktır. “Yaptıklarımızın mükâfatı bize, sizin yaptıklarınızın cezası da size aittir. Biz ona özümüzle bağlanmışız” (el-Bakara, 2/139) ayeti, amellerinde sadece Allah’ın rızasını gözetenlerin hâlis insanlar olduğuna işaret etmektedir.
Böyle bir ihlâsı taşıyanlar, Allah’ın dininde ihlâslı ve samimi olan özyürekli kişilerdir. İhlâs ve samimiyetlerini ibadeti Allah için yaparak gösterirler, nefisleri hoşlanmasa da bu hallerine devam ederler ve Allah’a hamdetmekten geri kalmazlar (el-A’râf, 7/29; Yûnus, 10/22; Lokmân, 31/32; en-Nisâ, 4/46; ez-Zümer, 39/2, II, 14; el-Mümin, 40/14, 65).
İhlâs, fenalığı ve kötülüğü gideren bir fazilettir. “İşte biz ondan (Yûsuf’tan), fenalığı ve fuhşu gidermek için böyle yaparız. Çünkü o, bizim ihlâslı kullarımızdandır”(Yûsuf, 12/24) ayetinde, evdeki kadınla Hz. Yûsuf arasında geçen olayda ve kadının niyetinin neticesiz kalışında en büyük etkenin, Hz. Yûsuf’un ihlâsı olduğu görülmektedir.
İnsanlık için ihlâsın gereği her zaman emredilen bir keyfiyet oluşuyla da anlaşılmaktadır. Çünkü ihlas, ehl-i kitaba, yapacakları diğer ibadetlerle birlikte emredilmişti (el-Beyyine, 98/5).
İhlas, şeytanın kişiye süslemeye çalıştığı fenâlıklara ve insanları azdırma gayretine engel olan bir tutumdur. Bu durum şeytanın, “Yeryüzünde insanlara (fenâlıkları) süsleyeceğim, elbette onların hepsini azdıracağım. Ancak içlerinde ihlâsa sahip müminler bunun dışındadır” (el-Hicr, 15/40; Sâd, 38/83). Ayetlerinde ifadesini buları itiraftan anlaşılmaktadır.
Şirkten, kitabı ve peygamberi yalanlamadan, sapık yollara sapıp tevhit akidesine aykırı inanç düşünceler beslemeden dolayı gerçekleşecek ilâhî azaptan, “Allah’ın ihlâs sahibi kulları istisna” (es-Sâffât, 37/40, 74, 128, 160) sözedilerek azâbtan kurtuluşta ihlâsın yeri ve önemi belirtilmiştir.
Ahlâk önderleri peygamberler, varlıkları ihlâsla yoğrulmuş şahsiyetlerdir. Hz. Mûsâ, Hz. Yûsuf, Hz. İbrahim, Hz. İsmâil, Hz. Ya’kûb ve Hz. Peygamber (s.a.s)’in özellikleri anlatılırken Kur’an onları ihlâslı kullar olarak nitelemiştir (Meryem, 19/51; Yûsuf, 12/24; Sâd, 38/45, 46; ez-Zümer, 39/11). Çünkü Peygamberler davet ve tebliğlerinde daima, Hakk’ın, rızasından başka bir gaye ve maksat gütmeyerek, ihlâslarını ortaya koymuşlardır.
Fudayl b. İyâd (r.a): “Halk için ameli terketmek, riyadır; halk işin amel etmek ise şirktir. İhlas, Allahu Teâlâ (c.c)’ın bu iki şeyden seni afiyette kılmasıdır” diyor. Hz. Ebû Bekir (r.a) bir hutbesinde şöyle der: “Biliyorsunuz ki, malum bir ecelin peşinde gece-gündüz koşuyoruz. Allahu Teâlâ’nın (c.c) rızası için söylenmeyen hiçbir şeyde hayır yoktur. Aziz ve Celil olan Allah’ın (c.c) yolunda harcanmayan hiç bir malda hayır yoktur. Bilgiçlik taslayarak gurura kapılanlarda hayır olmadığı gibi, Allah (c.c) için yaptıklarında insanların kınamasından endişeye düşenlerde de hayır yoktur” (Kuşeyri Risalesi, İstanbul 1978, s. 3, 7).
Müminler bütün söz ve fiillerinde Allah (c.c)’ın rızasını gözetmek zorundadırlar. Eğer insanların hoşlarına gitmek niyetiyle amelde bulunurlarsa, kendi kendilerini helâk ederler. Nitekim Uhud savaşında Müminlerin en önde savaşanlarından birisi de Kuzman idi. Medine’deki hurmalıklarını korumak niyetiyle savaştığı için, Cehennemlik olmuştur (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ani’l-Azîm, Beyrut 1969, IV, 342). Hz. Peygamber (s.a.s)’ şöyle buyurmaktadır: “üç hususta müslümanın kalbi hıyanet edemez: Allah için ihlâs ile amel yapmak, İslâm devletinin yöneticilerine samimiyetle öğüt vermek ve İslâm cemaatı ile birlikte olmak” (İbn Mace, Mukaddime, 18)
İhlâsın zıddı riya ve gösteriştir. Bu da insanı şirke sürükler. Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Şüphesiz Cenab-ı Allah sadece kendisi için ve kendisinin rızası için olmayan bir amelden başkasını kabul etmez” (en-Nesâî, cihad, 24).
Şâmil İA.
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]4 Nisan 2014: 13:51 #817013Anonim
[TABLE=”align: center”]
[TR]
[TD]
İHLÂS[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”class: pembe”]Bir şesamimi sevgi ve bağlılık. Yapılanİbadet ve işlerde gösterişe yer vermeme, ibadet ve taatda riyadan uzaklaşma hali ve kalbin safasına keder veren şeyden, kalbi uzak tutmak. Sırf Allah rızasını düşünmek, ona göre hareket etmek ve sadece Allah için ibadet etmek.
İhlâs; bir kalp hareketi ve ruhanî bir davranıştır. Kalp temizliğinin ve sağlamlığının bir delilidir. Yalnız Allah’ın rızasını arayan bir niyettir. Kişinin bütün varlığı ve benliği ile Allah’a kulluk etmesi ve bu kulluğun da ondan başkasını düşünmemesidir. Ayrıca İhlâs, “kalbi garaz şüphesi ve zan eğriliğinden temiz tutmaktır” şeklinde tarif edilmiştir. İhlâsta Hakkın rızâsı talep edilir, yapıları işlerde, riya, gösteriş, menfaat ve şöhret gayesi güdülmez.
“Bir şey karışıklıktan arındığı zaman, temiz olur. Saf ve temiz hareketlere de ihlâs denir” (İmâm Gazzâ1î, İhyâ u’ulumi’d-din, IV, ş 379). İhlâs bir kalp hareketi ve ruhâni bir davranış olmaktadır. Kalbî davranışların makbul oluşu, niyet ve irademizin sağlamlığına bağlıdır. İhlâs, kalp sağlamlığının bir delilidir. Böyle olunca her işe başlandığı zaman niyette ihlas, yani her türlü dünyevî karşılık beklemekten uzak olmak gerekmektedir. Cenâb-ı Hakk’ın rızası ihlâs ile kazanılır. Yoksa ihlâs kişinin başarı ve becerileriyle elde edilemez. Bazen ihlas ile söylenmiş bir tek kelime ile kişi kurtuluşa erer ve Cenab-ı Hakk’ın rızasını elde edilebilir. Bazan bir tek adamın irşadı, bin kişinin irşadı kadar Allah rızasına sebep olur. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurur: “Ben Cebrail’den ihlâsın ne olduğunu sordum. Şöyle cevap verdi: Ben de Aziz ve Celil olan Allah’a: “İhlâs nedir?” diye sordum o şöyle buyurdu: “İhlas benim bir sırrımdır. Onu kullarımdan sevdiğim kimselerin kalbine koyarım.”
Kur’an-ı Kerîm, ihlâsı lüzum, fayda ve neticeleriyle belirtmiştir. Buna göre ihlas, ibadet ve davranışta Allah’a özden bağlanmaktır. “Yaptıklarımızın mükâfatı bize, sizin yaptıklarınızın cezası da size aittir. Biz ona özümüzle bağlanmışız” (el-Bakara, 2/139) ayeti, amellerinde sadece Allah’ın rızasını gözetenlerin hâlis insanlar olduğuna işaret etmektedir.
Böyle bir ihlâsı taşıyanlar, Allah’ın dininde ihlâslı ve samimi olan özyürekli kişilerdir. İhlâs ve samimiyetlerini ibadeti Allah için yaparak gösterirler, nefisleri hoşlanmasa da bu hallerine devam ederler ve Allah’a hamdetmekten geri kalmazlar (el-A’râf, 7/29; Yûnus, 10/22; Lokmân, 31/32; en-Nisâ, 4/46; ez-Zümer, 39/2, II, 14; el-Mümin, 40/14, 65).
İhlâs, fenalığı ve kötülüğü gideren bir fazilettir. “İşte biz ondan (Yûsuf’tan), fenalığı ve fuhşu gidermek için böyle yaparız. Çünkü o, bizim ihlâslı kullarımızdandır”(Yûsuf, 12/24) ayetinde, evdeki kadınla Hz. Yûsuf arasında geçen olayda ve kadının niyetinin neticesiz kalışında en büyük etkenin, Hz. Yûsuf’un ihlâsı olduğu görülmektedir.
İnsanlık için ihlâsın gereği her zaman emredilen bir keyfiyet oluşuyla da anlaşılmaktadır. Çünkü ihlas, ehl-i kitaba, yapacakları diğer ibadetlerle birlikte emredilmişti (el-Beyyine, 98/5).
İhlas, şeytanın kişiye süslemeye çalıştığı fenâlıklara ve insanları azdırma gayretine engel olan bir tutumdur. Bu durum şeytanın, “Yeryüzünde insanlara (fenâlıkları) süsleyeceğim, elbette onların hepsini azdıracağım. Ancak içlerinde ihlâsa sahip müminler bunun dışındadır” (el-Hicr, 15/40; Sâd, 38/83). Ayetlerinde ifadesini buları itiraftan anlaşılmaktadır.
Şirkten, kitabı ve peygamberi yalanlamadan, sapık yollara sapıp tevhit akidesine aykırı inanç düşünceler beslemeden dolayı gerçekleşecek ilâhî azaptan, “Allah’ın ihlâs sahibi kulları istisna” (es-Sâffât, 37/40, 74, 128, 160) sözedilerek azâbtan kurtuluşta ihlâsın yeri ve önemi belirtilmiştir.
Ahlâk önderleri peygamberler, varlıkları ihlâsla yoğrulmuş şahsiyetlerdir. Hz. Mûsâ, Hz. Yûsuf, Hz. İbrahim, Hz. İsmâil, Hz. Ya’kûb ve Hz. Peygamber (s.a.s)’in özellikleri anlatılırken Kur’an onları ihlâslı kullar olarak nitelemiştir (Meryem, 19/51; Yûsuf, 12/24; Sâd, 38/45, 46; ez-Zümer, 39/11). Çünkü Peygamberler davet ve tebliğlerinde daima, Hakk’ın, rızasından başka bir gaye ve maksat gütmeyerek, ihlâslarını ortaya koymuşlardır.
Fudayl b. İyâd (r.a): “Halk için ameli terketmek, riyadır; halk işin amel etmek ise şirktir. İhlas, Allahu Teâlâ (c.c)’ın bu iki şeyden seni afiyette kılmasıdır” diyor. Hz. Ebû Bekir (r.a) bir hutbesinde şöyle der: “Biliyorsunuz ki, malum bir ecelin peşinde gece-gündüz koşuyoruz. Allahu Teâlâ’nın (c.c) rızası için söylenmeyen hiçbir şeyde hayır yoktur. Aziz ve Celil olan Allah’ın (c.c) yolunda harcanmayan hiç bir malda hayır yoktur. Bilgiçlik taslayarak gurura kapılanlarda hayır olmadığı gibi, Allah (c.c) için yaptıklarında insanların kınamasından endişeye düşenlerde de hayır yoktur” (Kuşeyri Risalesi, İstanbul 1978, s. 3, 7).
Müminler bütün söz ve fiillerinde Allah (c.c)’ın rızasını gözetmek zorundadırlar. Eğer insanların hoşlarına gitmek niyetiyle amelde bulunurlarsa, kendi kendilerini helâk ederler. Nitekim Uhud savaşında Müminlerin en önde savaşanlarından birisi de Kuzman idi. Medine’deki hurmalıklarını korumak niyetiyle savaştığı için, Cehennemlik olmuştur (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ani’l-Azîm, Beyrut 1969, IV, 342). Hz. Peygamber (s.a.s)’ şöyle buyurmaktadır: “üç hususta müslümanın kalbi hıyanet edemez: Allah için ihlâs ile amel yapmak, İslâm devletinin yöneticilerine samimiyetle öğüt vermek ve İslâm cemaatı ile birlikte olmak” (İbn Mace, Mukaddime, 18)
İhlâsın zıddı riya ve gösteriştir. Bu da insanı şirke sürükler. Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Şüphesiz Cenab-ı Allah sadece kendisi için ve kendisinin rızası için olmayan bir amelden başkasını kabul etmez” (en-Nesâî, cihad, 24).
Şâmil İA.yi
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]4 Nisan 2014: 13:58 #817014Anonim
Amellere Kıymet Kazandıran Şey; Niyet ve İhlas
Amellere Kıymet Kazandıran Şey; Niyet ve İhlasYüce Rabbimiz, insanları, kendisini tanısın ve ibadet etsin diye yaratmıştır. Ancak bu surette insan, sorumluluktan kurtulacak, dünya ve ahirette mutluluğa erecektir. Yalnız bu sorumluluklar yerine getirilirken temel kriter, niyet ve ihlastır. Yapılan işte karşılık, niyet ve ihlasa göre verilmektedir.
Yapılan ibadet ve güzel amelde niyet, sadece Allah’ın rızasını kazanmak, Allah Teâlâ’nın farzlarını yerine getirmek, haramlarından sakınmak olmalıdır.Sadece insanların takdir ve teveccühünü kazanmak veya hem Allahın rızasını hem de insanların takdirini kazanmak düşüncesiyle yapılan ibadet ve amellerin Allah katında hiçbir kıymeti yoktur.
Rabbü’l Alemin, Kur’an-ı Kerim’de “Halbuki onlara, dini yalnız O’na has kılarak ve hanifler olarak Allah’a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de işte budur.” (Beyyine, 5) buyurarak müslümanlardan dinin, yalnızca, ihlasla, samimiyetle yaşananının kabul edileceğini bildirmiştir.
Allah Rasûlü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem de şöyle buyurmuştur:
“Ameller niyetlere göredir ve her amel edene niyetine göre karşılık vardır.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Trimizi)
“Nice güzel görünüşlü ameller, bozuk niyet sebebiyle reddedilir…”“Nice kimseler yataklarında öldükleri hâlde, niyetlerinden dolayı şehidlik mertebesini kazanırlar.” (Ahmet b. Hanbel)
“Kim bir borcu vermemek niyetiyle alırsa o kimse hırsızdır.”Allah Rasûlü Aleyhissalatü Vesselam Tebuk seferine çıkarken beraberindeki ashâbına şöyle demiştir:
“Bazı kimseler, özürlerinden dolayı Medine’de kaldılar. Bunlar, attığımız adımların, yaptığımız masrafların, çektiğimiz sıkıntı ve açlığın sevabına ortaktırlar. Çünkü onlar da samimî olarak bizimle birlikte çıkmak isterlerdi.” (Buharî, Ebu Dâvûd)Günahların hükmü ise niyete göre değişmez. Haram hiçbir suretle helâl olmaz.
Seleften bir zat şöyle demiştir
“Mübâh işlerimde (oturup kalkmak, yemek içmek gibi yapılmasında sevap, terkinde günah olmayan işler), hatta yemek, içmek, uyumak gibi zorunlu hâllerimde de ibadet niyeti getirmekten hoşlanıyorum.” Çünkü, ibadet niyetiyle bütün mübâh işler, zorunlu hâller ve sıradan âdetler ibadete dönüşürler… Mubahlar sevap depolarıdır. Himmeti ve maksadı ahiret olan kimseler, bunları ibadet niyetiyle sevap hazineleri hâline getirme fırsatını kaçırmazlar.”Bu konuda son devrin büyüklerinden Abdülhakim Hüseyni Hz. de şöyle demiştir:
“Bir kimse, -memur, işçi, patron her kim olursa olsun- sabah evinden çıkmaya hazırlanırken içinden şöyle bir niyet etse ;
‘Ya rabbi sen rezzakı mutlaksın, tüm yaratıklarının rızkını verirsin. Ancak rızık aramayı üzerimize vacip kılmışsın. Ya rabbi işte senin bu emrini yerine getirmek için evimden çıkıyorum.’O kişi, akşam evine dönünceye kadar sürekli camide namaz kılan kişinin ecri gibi sevap alır.”
Hikmet ehli bir zat demiştir ki; Gösteriş ve sohbet uğruna ibadet eden kimse, para kesesine çakıl taşı doldurarak pazara çıkan kimseye benzer. Kendisini görenler “Bu adamın ne dolu kesesi var” derler. Ama bir şey almak istese, kesesindeki çakıl taşlarına karşılık kendisine kimse bir şey vermez.
İhlasta ölçüyü gösteren çok önemli bir hadisi şerif:
Ukbe bin Müslim bir ara Medine’de kalabalık arasında birine rastlar. Kim olduğunu sorunca, Ebu Hureyre olduğunu öğrenir. Yaklaşıp “Allah aşkına, bana bir hadis naklet.” der.
Ebu Hureyre Hazretleri “Otur da nakledeyim.” der. Ebu Hureyre Radiyallahu Anh bir süre hüngür hüngür ağladıktan sonra bayılır. Kendine gelince “Tamam nakledeceğim.” der. Fakat yine hüngür hüngür ağlamaya başlar.Uzunca bir süre sonra susar ve şu hadisi şerifi nakleder:
“Resûlullah Aleyhissalâtu Vesselâm Efendimiz buyurdular ki:
“Kıyamet günü ilk çağrılacaklar, Kurânı ezberleyen biri, Allah yolunda öldürülen biri ve bir de çok malı olan biridir.Allah Teâlâ Hazretleri Kurân okuyana:
“Ben, Resûlüme inzal buyurduğum şeyi sana öğretmedim mi?” diye soracak. Adam: “Evet yâ Rabbi!” diyecek.
“Bildiklerinle ne amelde bulundun?” diye Rabb Teâlâ tekrar soracak.
Adam: “Ben onu gündüz ve gece boyunca okurdum” diyecek.
Allâhu Teâlâ Hazretleri: “Yalan söylüyorsun!” diyecek.
Melekler de ona: “Yalan söylüyorsun!” diye çıkışacaklar.
Allahu Teâlâ Hazretleri ona: “Bilakis sen, “Falanca Kur’an okuyor” densin diye okudun ve bu da söylendi” der.
Sonra, mal sahibi getirilir. Allah Teâlâ Hazretleri:
“Ben sana bolca mal vermedim mi? Hatta o kadar bol verdim ki, kimseye muhtaç olmadın?” der. Zengin adam, “Evet yâ Rabbi” der.“Sana verdiğimle ne amelde bulundun?” diye Rabb Teâlâ sorar.
Adam: “Sıla-i rahimde bulunur ve tasadduk ederdim” der.
Allâhu Teâlâ Hazretleri:”Hayır, bilakis sen: ‘Falanca cömerttir’ desinler diye bunu yaptın ve bu da denildi” der.
Sonra Allah yolunda öldürülen getirilir. Allah Teâlâ Hazretleri:
“Niçin öldürüldün?” diye sorar.Adam: “Senin yolunda cihadla emrolundum. Ben de öldürülünceye kadar savaştım” der.
Hakk Teâlâ ona: “Yalan söylüyorsun!” der. Ona melekler de:”Yalan söylüyorsun!” diye çıkışırlar.
Allah Teâlâ Hazretleri ona tekrar: “Hayır, bilakis sen: ‘Falanca cesurdur’ desinler diye düşündün ve bu da söylendi” buyurur.Sonra (Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Ebû Hüreyre’nin dizine vurup): “Ey Ebû Hüreyre! Bu üç kimse, Kıyamet günü, cehennemin, aleyhlerinde kabaracağı Allah’ın ilk üç mahlûkudur!” dedi.
“Şüfey der ki: “Ben Ebû Hüreyre’den aldığım bu hadisi, Hz. Muâviye’ye haber verdim. Bunun üzerine: “Böylelerine bu muâmele yapılırsa, insanların geri kalanlarına neler yapılır?” dedi ve Hz. Muâviye şiddetli bir ağlayışla ağlamaya başladı, öyle ki helak olacağını zannettim. Derken bir müddet sonra kendine geldi, yüzündeki (gözyaşlarını) sildi. Ve şunları söyledi:“Allah ve Onun Resûlü doğru söylediler:
‘Dünya hayatını ve onun zinetini isteyenlere, orada işlediklerinin karşılığını tastamam veririz. Onlar orada bir eksikliğe de uğratılmazlar. İşte âhirette onlara ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler orada boşa gitmiştir. Zâten yapmakta oldukları da bâtıldır’ (Hûd 15-16). [Müslim, İmâret 152, (1905); Tirmizî, Zühd 48, (2383); Nesâî, Cihâd 22, (6, 23, 24).]Amellerin sevapları gibi, kalbi etkilemeleri de bu ölçüye göredir.
Bütünüyle hâlis olan ameller, kalbin nurunu çoğaltır ve ondaki Allah ve ahiret sevgisini arttırır.
Bütünüyle dünyevî ve nefsanî gaye ve maksatlara dayanan ameller ise, kalbin ışığını söndürür ve ondaki yüce duyguları öldürüp süflî duyguları canlandırır.Hiç şüphe yoktur ki, dünyanın helâlına talip olmak meşrudur. Ancak, Allah Teâlâ için yapılan amelleri buna âlet etmek câiz değildir.
Bu sebeple, ihlâs sahibi kimseler, yaptıkları amellerden dünyaya ait bir fayda temin etmeyi düşünmek şöyle dursun, iradeleri dışında hasıl olan bu kabil faydalara üzülürler ve bu faydaların ahiretteki sevabın yerine geçme ihtimalinden korkarlar.
Çünkü kıyâmet gününde bazı kimselere şöyle denir:
“Siz nimetlerinizi dünya hayatınızda tükettiniz ve onlarla safa sürdünüz. Bugün size sadece hakaret ve azap vardır…” (Ahkâf, 20)Mü’minin tavrı :
Mü’min, her hal-ü kârda kendisini riya tehlikesi karşısında görür, bu tehlikeye karşı dikkatli ve uyanık davranır ve buna rağmen, kendi nefsini riyakârlıkla, amelini de riya karışmış olmakla itham eder.
Ancak, o, ortada yeterli delil bulunmadıkça ve özellikle kendisini ilgilendirmeyen konularda başka mü’minleri riyakârlıkla itham etmeye kalkışmaz. Çünkü bu türlü bir itham doğru değilse iftiradır; doğru ise, ortada ciddî bir delil bulunmadığı için su-i zandır. Bunların ikisi de günahtır.
Onun için, mü’min kendi nefsinin kötülüklerini, başkalarının ise iyiliklerini görür. Münafık ise tam aksine sürekli kendisini temize çıkarır, başkalarını itham eder.Riya sayılmayan Durumlar:
Bir gün sahabilerden biri Peygamber Aleyhissalatü Vesselam Efendimize gelerek “Ya Rasulallah, ben bir amel işliyorum. Fakat onu gizli tutmama rağmen açığa çıkıyor, duyuluyor. Duyulunca da bu durum hoşuma gidiyor. Bu amelden dolayı sevap kazanabiliyor muyum?Peygamber Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz bu soruya şöyle cevap veriyor: “Sana bu amelin karşılığında 2 sevap var. Biri o güzel ameli işlediğinden dolayı, biri de başkalarına örnek olduğundan dolayı.”
Allah, insanların kalplerini ihlasla amel edenlere çevirir.Rabbül Alemin, bizlere amellerimizi ihlas ve güzel niyetle taçlandırmayı nasip etsin. Amin.
Abdullah KESKİN4 Nisan 2014: 19:47 #817027Anonim
Niyette İhlas /Sâdık DânâCENNETLİK ADAM
Enes b. Malik radıyallahu anh’den:
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular:
Şimdi size cennetliklerden bir adam çıkagelecektir.Bir de baktık ki, Ensardan, abdest suyu sakalından damlayan ve ayakkabılarını sol eline asmış bir adam çıka geldi. Ertesi günü olunca Rasülü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem yine evvelki gibi söyledi. Bu adam gene birincide olduğu gibi çıkageldi. Üçüncü günü Rasülü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz aynı sözü tekrar etti. Yine aynı adam ilk hali gibi çıka geldi. Rasülü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem kalkınca Abdullah bin Amir o adamı takip etti ve dedi ki:
Ben babamla münakaşa ettim. Üç gün onun yanına girmeyeceğime yemin ettim. Eğer sen beni bu zaman zarfında yanına alıkoymağı muvafık görürsen öyle yap. Adam:
Olur, dedi.
Enes radıyallahu anh dedi ki: Abdullah sözüne devamla şöyle anlatıyor:
Üç geceyi onunla bir arada geçirdik. Fakat gece kalktığını görmedim. Ancak sabah namazına kadar uyandıkça Allahü Teala’yı zikretti ve tekbir getirdi. Abdullah dedi ki:
Onun hayırdan başka bir şey söylediğini işitmedim. Üç gün geçince sanki onun amelini küçük görür gibi dedim ki:
Ey Allah’ın kulu, babam ile benim aramda bir ayrılık ve ihtilaf vâk’i değildir. Fakat Rasülü Ekrem’in senin için üç kere (Şimdi size cennetliklerden bir adam çıka gelecektir) dediğini işittim. Üç def’asında da sen çıka geldin. Amelini anlamak için senin yanında kalmak istedim. Böylece sana uymak istedim. Fakat büyük bir amel işlediğini görmedim. Seni Rasûlü Ekrem Efendimizin söylediği mertebeye ulaştıran nedir? dedim.
Dedi ki:
Şu gördüğünden başkası değildir. Ben dönünce bana seslendi ve dedi ki:
O senin gördüğün şeyden başkası değildir. Ancak ben müslümanlardan hiç bir kimseye kalbimde bir hile ve kin tutmam ve Allah’ın verdiği her hangi bir hayırdan dolayı hiç bir kimseye asla hased etmem.
Bunun üzerine Abdullah:
İşte seni bu dereceye ulaştıran budur, dedi.Rasülü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
Amellerin kıymeti niyetlere göredir. Herkesin niyeti ne ise eline o geçer.( Had is-i Şerif)
“Üç şey vardır ki bunlardan kimse kurtulamaz. (Diğer rivayette “az kimseler kurtulur” şeklindedir) Bunlar kötü zan, uğursuzluk saymak ve hased yani çekememezliktir. Şimdi bunlardan kurtuluş çarelerini size öğreteyim: Kötü zanna kapıldığın zaman, üzerinde durup da iç yüzünü araştırma. Uğursuz diye bildiğin bir şey ile karşılaştığın zaman aldırış etmeden işine devam et. Hased ettiğin kimseye karşı haddi aşma.” (îhya-u Ulûmiddin tercümesi, C.3 sh. 421)
4 Nisan 2014: 19:48 #817028Anonim
HİCRETTE NİYET
Rasûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Amellerin sıhhati ancak niyetlere göredir. Herkese ancak niyet ettiğinin karşılığı vardır. Artık kimin hicreti Allah ve Rasülüne müteveccih ise, hicreti de Allah ve Rasûlünedir. Kimin hicreti de kavuşacağı dünya (malı) yahut nikahlanacağı kadın için (yapılmış) ise, hicreti de (Allah ve Rasülünün rızası için değil) göç ettiği şeyedir.” (Tergib ve’t-Terhib, C.S, sh. 297).
“İşlerinizi ihlas ile yapınız. Zira Allah ancak kendisi için halisane olarak yapılanı kabul eder.. (Feyz ül-Kadir)
İbn-i Abbas radıyallahu anh’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Bir adam gelip “Ey Allah’ın Rasülü, ben hem Allah rızasını hem de derecemi (n halk tarafından bilinmesini) dileyerek (bir işi yapmağa) durduğum oluyor” dedi. Rasülü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem: bir cevap vermedi. Nihayet şu mealdeki ayet-i kerime indirildi:
“Artık kim Rabbine kavuşmayı ümit ve (arzu) ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbına ibadete (hiç bir kimseyi ve hiç bir şeyi) ortak tutmasın.” (Sûre-i Kehf: 110) (Tergib ve Terhib)Rasûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
“(Müslümanlar hakkında) iyi zan beslemek, kulluk (vazifelerinin) güzel olmasındandır.” (Feyz ül Kadir)
“Sizden hiç biriniz, Allahü Teala ve Tekaddes hazretleri hakkında güzel zanda bulunmadıkça ölmesin.” (Feyz ül Kadir)
4 Nisan 2014: 19:50 #817029Anonim
İNFAKDA NİYET
Sad İbn-i Ebî Vakkas radıyallahu anh demiştir ki:
Veda Haccı yılı Mekke’de şiddetli hastalığımda Rasülullah sallallahü aleyhi ve sellem zaman zaman beni iyade ve ziyaret ederdi. Bir ziyaretinde ben:
“Ya Rasülallah bendeki hastalık görüyorsunuz ki şu müzmin hadde varmıştır. Ben servet sahibiyim. Kızımdan başka varisim yoktur. Malımın üçte ikisini tasadduk edeyim mi? diye sordum. Rasülullah sallallahü aleyhi ve sellem:
Hayır tasadduk etme, buyurdu.Ben:Yarısını tasadduk edeyim mi? dedim. Rasülullah sallallahü aleyhi ve sellem:
Hayır tasadduk etme, diye cevap verdi. Ve sonra Rasülullah sözüne devam ederek şöyle buyurdu:“Sülüsünü (üçde birini) tasadduk et. Malının üçte biri de büyüktür, yahut çoktur. Yani hayli yekun tutar. Ey Sa’d! Senin varislerini zengin bırakman, muhtaç ve halka ellerini açar bir halde bırakmandan çok hayırlıdır.
Ey Sa’d! Allah rızası için infak ettiğin her nafakadan şüphesiz me’cur olursun! Hatta yemek yerken hayat yoldaşının ağzına verdiğin lokmadan bile me’cur olursun!”
Aile hayatında pek ziyade lutûfkar ve son derece şefkatli olan Rasülullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz bu vecizelerinde aile seadetinin her safhasını bütün esbab ve neticeleriyle ümmetine göstermiş bulunuyorlar.
Bu hadîs-i şerîfe nazaran kişi, infakı üzerine vacip olan aile efradını infak ederken rıza-i ilahiyi kasdederse hem vacib eda, hem de infak ve tasadduk sevabına nail olmuş olur.
Bu hadisin mantukuna göre âile infakından dolayı musab olmak ancak kurbet kasdıyla hasıl olur.
Binaenaleyh Cenab-ı Allah’ın rızası kasd edilmez ise vacib sakıt olursa da me’cur olamaz.4 Nisan 2014: 19:54 #817030Anonim
NİYET KALBİN AMELİDİR
“Ameller ancak niyetlere göredir.” (Buhari)
Çünkü niyet kalbin amelidir. Kalb ise marifetin yani Allahü Tealayı tanımanın kaynağıdır. Allahü Tealayı tanımanın kaynağının ameli, yani kalbin ameli ise, diğerlerinden daha hayırlı ve daha üstündür.
Kur’an azîmüşşan’da şöyle buyuruluyor:
“İnsanlar, ihlaslı ibadetten başkasıyla emrolunmadı” (Beyyine Suresi, 5)“Halis din Allah için olandır.” (Zümer,3)
Rasüllullah sallallahu aleyhi vesellembuyurur:
“Allahü Teâlâ buyurur ki, ihlas benim sırlarımdan bir sırdır. Onu sevdiğim kulun kalbine yerleşdiririm.”PUT KIRMAYA GİDERKEN
Muaz bin Cebel radıyallahu anh buyurur:
“İhlas ile amel et, az da olsa yetişir.
Benî israil’de bir abid vardı, ona filan yerde ağaçtan yapılmış bir put vardır. Bir kısım insanlar ona Allah diye taparlar, dediler. Kızdı ve kalktı. Baltayı omuzuna alıp o putu kırmağa gitti. Şeytan bir ihtiyar şekline girip onun karşısına çıktı ve : Nereye gidiyorsun? dedi. O putu kırıp, insanları Allahü Tealaya taptırmağa gidiyorum, dedi.
Şeytan:”Git ibadetle meşgul ol, bu senin için daha iyidir,” dedi. “Hayır putu kırma daha mühimdir,” diye cevap verdi. Şeytan “Seni bırakmam” deyip kavgaya tutuştular. O abid şeytanı yere vurdu ve göğsünün üzerine oturdu.
Şeytan, “Müsaade et bir söz söyleyeyim” dedi. Müsaade etdi. Dedi ki: Ey abid Allah’ın peygamberi vardır. O putu kırmayı dilerse, onlara emir verirdi. Sen bununla emir olunmadın, bunu yapma. “Hayır muhakkak yapacağım” dedi.
“Bırakmam” dedi. Gene kavgaya başladılar. Abid yine şeytanı yere vurdu. “Müsaade et bir şey daha söyleyeyim, dedi. Beğenmezsen istediğini yap,” dedi. “Peki söyle,” dedi. “Sen fakir bir abidsin. Senin yükünü insanlar çekiyorlar.
Senin iş yapabilecek ve diğer abidlere yiyecek ve giyecek verebilecek bir şeyin olması, o putu kırmaktan daha iyidir. Çünkü onu kırarsan insanlar bir başkasını yaparlar, onlara bir zarar vermiş olmazsın. Bundan vazgeç, her gün yastığının altına iki altın koyayım.” Abid, “Doğru söyledin,” dedi. Biri ile sadaka verip, diğeri ile de işlerimi görmem bu putu kırmaktan daha iyidir. Ben bununla emr olunmadım. Ben ne peygamberim, ne de bunu kırmakla vazifeliyim, dedi. Böylece geri döndü. Ertesi gün yastığının altında iki altın gördü. Altınları aldı. Ertesi gün gene gördü ve aldı. Kendi kendine “iyi ki o putu kırmadım,” dedi. Üçüncü gün yastığın altında hiç bir şey göremedi. Kızdı ve baltayı aldı. Şeytan karşısına çıktı ve “Nereye gidiyorsun?” dedi. “O putu kırmaya gidiyorum” dedi. “Yalan söylüyorsun, yemin ederim ki onu kıramazsın,” deyip kavgaya tutuştular. Şeytan abidi yere vurdu. Şeytanın elinde serçe gibi titriyordu. “Geri dön yoksa başını koyun gibi keserim,” dedi. “Peki döneyim, fakat o zaman iki defa ben seni yendim ve şimdi sen beni yendin. Sebebi nedir?” dedi.
Şeytan: O zaman Allah için kızmıştın, beni sana yendirmişti. Allah için iş yapana bizim gücümüz yetmez. Şimdi ise kendin için ve dünya için kızdın, kendi arzularına uyan bizi yenemez, dedi. (Kimya-yı Seadet, Niyet-ihlas bahsi)
4 Nisan 2014: 19:57 #817031Anonim
KIYAMET GÜNÜNDE
Sallallahu aleyhi ve selem buyurur:
Kıyamet günü olunca bir kul getirilir. Beraberinde de dağlar büyüklüğünde iyi amelleri vardır. Bu sırada bir nidacı, nida ederek der ki:Filan kişi üzerinde kimin hakkı varsa hemen gelsin, alsın! Bu nida üzerine oraya bir çok kişi gelir ve dağlar büyüklüğünde güzel amelleri bulunan o kişiden haklarını alırlar. Öyle ki, öteki beriki ala ala, onun dağlar büyüklüğündeki o güzel amelleri tamamen tükenir. O kişi ortada şaşırıp kalır. Fakat bu sırada Rabbı ona hitaben der ki:
Ey kulum, benim katımda senin öyle bir hazinen var ki ben onu ne meleklerime ne de mahlükatımdan her hangi birine bildirmedim. Onu yalnız ve sadece ben biliyorum. Bunun üzerine kul sorar:Ya Rabbi nedir o hazine? Allahü Teala ve Tekaddes hazretleri buyurur:
Senin hayırlı niyetlerindir. Ben onları yetmiş katı ile senin lehine yazmıştım.
Anlatılır ki; vaktiyle eski kavimlerden biri bir ara şiddetli bir kıtlığa maruz kalmıştı. İşte bu kıtlık zamanında, bir gün abidlerden biri, bir kum tepesinin yanından geçerken, ruhunun derinliklerin den gelen halis bir niyetle kendi kendine şöyle dedi:
Ah şimdi şu kum tepesi tamamen un olsaydı da onunla aç halkı doyursaydım…
Abidin bu halisane temennisi üzerine, Allahü Teala ve Tekaddes hazretleri zamanın peygamberine vahyen şöyle buyurdu:Filan abide haber ver ki, niyeti kabul edilmiş ve sanki o kum tepesi un olmuş ta, o da bununla halkı doyurmuşcasına kendisine sevab yazılmıştır.
ÖLÇÜ ALLAH RIZASI
Hazret-i Aişe radıyallahü anha’dan;
Rasülü Ekrem sallalahu aleyhi ve sellem buyurdular:
“Bir kimse, insanların darılmasına rağmen, Allah’ın rızasına sarılırsa, kendisinden Allah razı olduğu gibi, kulları da razı eder. Buna karşılık, eğer bir kimse Allah’ın rızasını çiğneme pahasına, kulları razı etmeye kalkışırsa kendisine Allah gazablandığı gibi, kulları da aleyhine döndürür. Böylece hem Allah’ı gazablandırmış hemde kulları memnun edememiş olur.”Ebu Mes’ud Ensarî radıyallahü anh anlatır:
Bir def’asında Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem efendimize bir adam çıka geldi. Cihada katılmak istediğini, fakat binecek bir şeyinin bulunmadığını ifade ederek şöyle dedi:
-Ya Rasülallah, bana bir binek… Rasülü Ekrem efendimiz şöyle buyurdu:
– Filan kişiye git. O, sana bir binek verecektir.
Adam söylenen şahsa gitti. O şahıs, savaşa giderken binmesi için kendisine bir deve verdi. Deveyi alınca geri geldi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selleme anlattı. Sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurdular:
Kim ki hayırlı bir işe öncülük ederse, kendisine aynen o hayırlı işi işleyene verilen sevab kadar sevab verilir.Mesela bir kimse dese ki:
Eğer Kur’an’ın tamamını bilseydim, hem onu devamlı okur hem de bütün ahkamı ile amel ederdim.
Böyle diyen kişi, eğer Kur’an-ı Kerim’den az bir şey de bilmiş olsa onu okuyor ve ahkamı ile amel ediyorsa, Allahü Teala ve Tekaddes hazretleri ona sanki Kur’an’ın tamamını okumuş ve tamamı ile amel etmişçesine sevab verir.Zira Allahü Teala bilir ki eğer o, Kur’an’ın tamamını bilmiş olsaydı, onu da okuyacak ve onunla amel edecekti. Eğer bir kişi böyle dediği halde Kur’an’dan bildiği az bir şeyi dahi okumuyor ve onunla amel etmiyorsa böyle bir kişinin niyeti karşılığında kendisine ecir yoktur. Çünkü onun niyetinin halis olmadığı aşikardır. Çünkü azı okumayan ve az ile amel etmeyen, çoğu da okumaz ve çokla da amel etmez.
4 Nisan 2014: 20:01 #817032Anonim
İHLASLI MÜ’MİN
Abdülkadir Geylânî hazretleri, ihlaslı mü’minleri şöyle senâ ediyor:
Mü’minin bütün fiil ve tasarruflarında salih ve halis bir niyeti vardır. Dünyada dünya için iş yapmaz. Bil’akis, dünyada âhiret için bina yapar. Camiler, mescidler, köprüler, mektebler, kervansaraylar (misafirhaneler) yapar, yaptırır, bunları tamir eder, ettirir.
Müslümanların yollarını yaptırır, güzelleştirir. Bunun dışında aile efradının geçimini sağlar. Onlar için yaptırır. Dullara, yetimlere, fakirlere, yoksullara ve muhtaç durumda olanların kâffesine bakar. Onların ihtiyaçlarını giderir. Bütün bunları, sırf Allah için ve ahirette kendisine bunların bedelinde bir şeyler yapılması için yapar, kendi nefsani hevai arzuları için yapmaz. (Fethür Rabbani, onaltıncı meclis)
Gene buyuruyorlar:Mü’min hırs yükünden kurtulmuştur. O, dünya için hiç bir zaman hırs beslemez, hırs yükünü yüklenmez, acele de etmez. Eşyada kalbi ile zühd eder, yine eşyadan özü ile yüz çevirir, ne ile emrolundu ise onunla meşgul olur ve bilir ki, kısmeti onu mutlaka bulur. Bir başkasına asla gitmez. Onun için, kısmetini aramakta yersiz ve lüzumsuz hırslara kapılmaz. Kısmetlerini arkasına atar. Öyle ki bu kısmetler, kendilerini kabul etmesi için ona tevazu gösterirler ve kabul etmesini isterler. (Yirmisekizinci meclis)
NİYETİ DÜZELTMEDEN…
[BILGI]Amellerin esası, yani temeli, tevhid ve ihlasdır. Kimin ki tevhidi yoksa ihlası yoksa, onun ameli de yoktur. Öyleyse sen ey müslüman önce amellerinin temelini tevhid ve ihlas ile tahkim et, kuvvetlendir. Sonra da onları izzet ve celal sahibi Allah’ın lütfü, kuvveti ve tevfiki ile bu temel üzerine bina et, kur. Bu noktada, sakın kendi gücüne, kendi iradene dayanma. Mutlak süretde Allah’ın iradesine, Allah’ın lütfuna ve kuvvetine dayan… [/BILGI](Altıncı sohbet)
Gene buyuruyorlar:Ey oğul! Konuştuğun zaman halis bir niyetle konuş. Sükût ettiğin zaman salih halis bir niyetle sükût et. Bir şeyi işlemeden önce salih halis bir niyete sahib bulunmayan kişinin ameli yok demektir. Sen niyetini düzeltmedikçe konuşsan da, sükut etsen de yine de günah içindesin. Çünkü niyetini düzeltmemişsin. Sükût etmen de, konuşman da sünnete uygun değil. (Yirmialtıncı sohbet)
ASIL DERVİŞLİK…
İbrahim Düssûkî kuddise sirruh hazretlerinin ihlas hakkındaki pek kıymetli kelamları ile mevzûu tamamlıyoruz. Derdi ki:
-Bir çok suda duran vardır ki; susuzdur. Susuzluğu gidermek için yolunu, erkanını bilmek icap eder.Burada kastım ihlasdır, sadakatdır. O ki bir illete veya bir sebebe dayanarak Mevlası’na ibadet eder. Onu nice bulur!
Bilmeli ki: Hak yoluna girmeye, ancak mücadele kılıcı ile nefsi kesip öldürmekle nailiyet hasıl olur. Bir de nefsin yersiz isteklerini karşılıksız bırakmakla.
Elinizde daima ihlas olsun ki, susuzluğun hararetinden kurtulup o suya kanasınız.
Bir defa da şöyle buyurdu:
“Oğlum, fakr elbisesi giy: ama temiz olsun… zarif olsun… İş, ne elbise giymektedir; ne de kubbelerde sakin olmaktadır, ne de tekkelerde. Hatta zaviyeler de önemli değildir. Aba giymek, kaba giymek de bir mes’ele değildir.Hatta mavili şeyleri giymeyi de bir şey saymayız.
Bıyıkları kısaltmak, bağlı ayakkabı giymek, sofi libası giymek de bizim için önem taşımaz.
Asıl dervişlik odur ki: kalben bütün işlerinde ihlas yolunu tutasın.
Çalışmandaki niyetine; sadakat libası giydiresin… ve imanına sağlamlık aşılayasın.6 Nisan 2014: 10:57 #817036Anonim
NİYET VE İHLAS
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Amellerin değeri niyete göredir Ve her kişi için ancak, niyet ettiği şey vardır. Öyle ise; Allah ve Resulü için memleketini terk eden kimse, Allah ve Resulü için göç etmiştir. Dünyalık bir şey elde etmek veya bir kadınla evlenmek için yurdunu terk eden kimse tse; dünyalık bir meta, veya bir kadınla evlenmek için göç etmiş olur. [1]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“süphesiz Hz. Allah, herkesin yaptığı işin karşılığını, onun niyetindeki samimiyet kadar verir.[2]3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyi niyet, sahibini cennete sokar. [3]Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:
“Halbuki onlar Allah’a, onun dininde ihlâs (ve samimiyyet) erbabı ve muvahhidler olarak ibadet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmalarından, zekâtı vermelerinden başkasıyla emrolunmamışlardı. En doğru din de bu idi.
Ey saadet yolunun yolcusu kardeşim!.. -Ulu Allah, cümlemize yardımıyla güç kuvvet versin- Gideceğin aydınlık yol belli olmuştur. Şimdi bu yol boyunca yol alırken işlediğin güzel amelleri, ettiğin ibadetleri fesada uğramaktan ve kaybolmaktan korumalısın. Bu, “samimiyet ve Allah’a karşı şükür ve minnet borcunu ödemek ile olur. İşlenen amellerde samimiyet insanoğluna iki büyük fayda sağlar:
a) Samimi kalble edilen ibadetler Allah katında iyi kabul görür; büyük sevap ve mükâfatlara yol açar. Yalnız Allah rızası için yapılmayan ibadetler ise ya tamamı ile ya da çoğu ile redde uğrar, kabul görmez. Bu konuda sevgili peygamberimiz (s.a.s.) bir sözlerinde şöyle buyurmaktadır:
Ulu Allah şöyle buyurur: Ben kendisine eş-ortak koşul maktan en çok uzak olanım. Yaptığı herhangi bir amelde bana bir başkasını ortak eden kimseyi. Kıyamet günü bana ortak koştuğu kimse ile başbaşa bırakacağım. Amelinin mükâfatını ondan alsın. Ben samimiyet taşımayan bir ameli asla kabul etmem.
İslam, niyeti, ibadet ve muamelatta temel kabul etmiş, ceza ve mükafaat için şart kılmıştır.
Dünyada iken samimiyetten uzak kalarak işlediği amellerine karşılık sevap ve derece istemeğe kalkışan kimselere ulu Allah şöyle seslenecektir;Dünyada istediğin gibi oturup kalkmadın mı, bir yere baş olmadın mı? Dilediğin gibi alıp satmadın mı?
Canının istediği gibi izzet ve ikramda bulunmadın mı? Bütün bunları hep gönlünce yaptın, hiç bir zaman bizim hoşnutluğumuzu kazanmayı düşünmedin. Hiç bir hareketinde bize bağlılık göstermedin. Şimdi de kalkmış bizden ne istiyorsun?
Bu ve bunun benzeri örnekler, edilen ibadetlerin, işlenen amellerin Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak gayesinden uzak, samimiyetsiz hareketler olduğu zaman nice tehlike ve zararlar doğuracağını bize açıkça göstermektedir. [4]4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Halis niyyet, Arşa asılıdır… Kul, niyyetine sadık kalınca Arş-ı Ala, o kul affedilinceye kadar sallanır. [5]5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Bir kimse toplum arasında, (aşikarda ) namaz kıldığı zaman, namazını (farz, vacip ve sünnetine riayet ederek) güzelce kılar, gizli kıldığı zaman da aynı şekilde namazını güzel kılarsa Yüce Allah: Şü benim hakkıyla bir kulumdur, buyurur. [66- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Yüce Allah bir Kudsi Hadiste şöyle buyurmaktadır:
Ben ortakların ortaklığından, uzağım, Bir kimse başkasını benimle ortak tutarak bir amel işlerse, ben o kimseyi ve ortak koştuğunu terkederim. (Amelinin ecrini ortak koştuğundan alsın.) [7]7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Kulumun bana yaptığı ibadetlerden en çok sevdiğim ihlas ile başkasına nasihat etmektir. [8]8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Yalnız Allah için yapılan bir Hacc, başka gayeler için yapılan on cihaddan üstündür; yalnız Allah için yapılan bir cihad ise on defa hacc etmekten daha da üstündür. [9]9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cenab-ı Hak, hitabette bulunan her hatipten hitabesi ile ne kasdettiğini, ne gibi bir gaye ile hitabette bulunduğunun hesabını soracaktır. [10]10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamet gününde kişiye (dünyada) attığı her adımın hesabı Sorulacaktır. [11]Bu hadisi şerif İslam dininde mes’uliyet duygusunun önemini belirtmekte, hadisin ihlas bölümünde yer almasının hikmeti de inanç yönünden kişinin düşünce ve kanaatinden de Sorumlu tutulacağını anlatmak içindir. [12]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gösteriş, Şaşaa uğruna batılı yükseltip, hakkı küçük düşüren her makam sahibi, bu tutumu devam ettikçe Allah’ın gazabındadır. [13]Gösteriş ve alaışın ihlasla bağdaşmayacağı ifham edilmektedir. Özellikle makam sahiplerini gösteriş için halkı ezmemesi öğüt lenmekte ve böyle davrananların Allah’ın gazabında olacakları ifade buyurulmaktadır. [14]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Birisine yaranmak maksadiyle, bir şey verilmediği halde -bana şunu şunu verdi- diyerek övücülük yapan kimse iki kat yalancılık kıyafetine bürünmüş gibidir. [15]
Hadisin tahdis sebebi:
Resulullah’a gelen bir kadın:
“Ya Rasulallah, kocam bana bir şey almadığı halde onun bana şunu şunu aldığını söylememde bir günah var mıdır?diye sorması üzerine peygamber efendimiz bu hadislerini buyurdular ve bunun da günah olduğunu söylemiş oldular. [16]13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Kuşkusuz, Allah (c.c.) ancak kendi rızasını kazanmak gayesiyle halisane olarak yapılan amelleri kabul eder. [17]14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Muhakkak ki, Allah (c.c) sizin şeklinize ve servetinize bakmaz fakat, işinize ve içinize bakar. [18]15 Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Şüphesiz, her işin başında neşe, heyecan vardır ve bu heyecanın sonunda da gevşeme ve bıkkmlık vardır. Amel sahibi, amelinde ifrata kaçmadan sevap kazanmak ve Allah rızasını kazanmak için işe itidalle başlarsa, o kimsenin gayesine ulaşacağına kanaat ediniz. Böyle itidalle değil de parmakla gösteriliyor, ifrat derecede gisterişe yer veriyorsa o kimseyi salih kullardan saymayınız.[19]16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Bir kimse halkın gözü önünde namazını güzelce kılar da, yalnız başına namaz kılarken namazı güzel kılmazsa o kimse bu davranışı ile rabbini hor görmüştür. [20]17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Kim Allah ile kendi arasındaki hukuka güzelce riayet ederse, Allah o kul ile insanlar arasındaki hakların yerine getirilmesinde o kula yardımcı olmaya yeter… Kim gizli işlerini islah ederse, Allah da o kimsenin aşikar olan işlerini yoluna koyar. [21]18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
€œİnsanlar kıyamet gününde (dünyadaki ) niyyetleri üzere dirilirler.[22]19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Gizli şirk: Kişinin başkasının görmesi için yaptığı ibadettir. (Farkına varmadan, amellerde Allaha ortak koşmak anlamına gelir.) [23]20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Gizli şirk, düz kaygan taş üzerinde yürüyen karıncanın bırakacağı izden daha da gizlidir… Sana, öyle bir şey göstereceğim ki, bunu yaptığın takdirde senden şirkin büyüğü de gider. Üç defa şöyle de: “Allah’ım ben bilerek sana ortak koşmaktan sana sığınırım. Bilmeyerek yaptıklarımdan da sana istiğfar ederim. [24]Hadiste şirkin, tıpkı bir mikroba benzetildiğini görmekteyiz. Bir mikrobun sağlam vücudu alil hale getireceği gibi, şirkin de sağlam bir akideyi ifsat edeceği beyan edilmiştir. [25]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Gizli şirk, ümmetimde karanlık gecede kaygan taş üzerinde yürüyen karıncanın izinden daha gizlidir. Bu şirkin en küçüğü ise; Toplumun herhangi bir ferdine yapılan bir haksızlığı hoş görmek veya hakkaniyete uygun adaletli bir hükme (herhangi bir saikle) buğz etmektedir. Din Allah için sevmek ve Allah için buğz etmekten başka bir şey midir? Yüce mevla: De ki, ey habibim. Siz Allah’ı seviyorsanız bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin, buyurmuştur. [26]22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz ki, kıyamet gününde derece bakımından en kötü durumda olan kul: Başkasının dünyası uğruna dinini yok eden kimse olacaktır. [27]23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Başkasını memnun edebilmek için Allah’ın gazabını kazanmak, Allah’ın verdiği rızka karşı başkasına şükür etmek, Allah’ın (c.c.) sana vermediği şeyler için insanlara kızmak imanın zayıf olmasındandır. [28]24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her kim şöhret elbisesi giyerse, Cenab-ı Hak kıyamet günü o kimseye öyle bir elbise giydirir ki, sonra onunla ateşi alevlendirir. [29]25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
(Erkeklerden) her kim dünyada ipek elbise giyerse, kıyamet günü Allah {c.c.) ona ateşten bir elbise giydirecektir. [30]26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Kim duyurmak isterse, Allah (c.c.) onun gerçek niyetini herkese duyurur; kim ki, gösteriş isterse Yüce Allah onun bu halini herkese teşhir eder. [31]
Gösteriş, gizli ve açık olmak üzere iki rezilliğin doğmasına, sebep olur.1- Gizli rezillik: İnsanoğlu bir amel işlediği zaman melekler sevinerek o ameli alıp ulu Allah’ın huzuruna götürürler. Fakat gösteriş için yapılan bu amel hakkında Allah meleklere hemen emir verir:
Çabuk, götürün o ameli kirli ve kötü amellerin atıldığı hücreye tıkın. Çünkü sahibi o ameli benim hoşnutluğumu kazanmak gayesini güden samimî bir yürekle işlemedi. Başkalarına gösteriş olsun diye yaptı!
2- Açık rezillik: Bu, kıyamet günü Mahşer kalabalığı arasında vuku’ bulacaktır. Bu konuyu sevgili Peygamberimizin mübarek ağzından dinleyelim:
“Dünyada iken başkaları duysun diye ibadet eden kimseler, mahşer topluluğu tarafından şu dört ayrı kötü adlarla çağırılıp takdim edileceklerdir: Ey kâfir, ey günahkâr, ey hâin ve ey hüsrana düşen!… Bütün emeklerin boşa gitti.[32]27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Sadece Allah için olan ve sevabı da ondan beklenilen ibadetlerin karşılığı vardır ve ameller niyyete bağlıdır. [33]28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
€œBu ümmeti, iman nuruyla, doğru yolla, şerefle, yardımımla ve yer yüzünde sürecekleri hakimiyetle müjdele. Kim âhirete ait bir ameli dünyalık için yaparsa, onun ahirette hiç bir nasibi yoktur. [34]29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Camiye giren kimsenin gayesi ne ise ancak nasibi odur. [35]30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gece namazını kılmak niyyetiyle yatağına giren kimseyi uyku galebe çalıp, uyur ve kalkamazsa o kimse için yine niyyetinin sevabı yazılır ve uykusu kendisine rabbi tarafından verilen bir sadaka olur. [36]Soru: Samimiyet ve gösteriş (ihlas ve riya) ne demektir, bunların hükmü nedir? İşlenen amellere ne gibi tesirleri olur? Cevaplandırır mısınız?
Cevap: Yetkili din bilginlerimize göre samimiyet (İhlâs) iki kısma ayrılır:
1- Amelde Samimiyet: Amelde samimiyet, Allah’a bir adım daha çok yaklaşmayı dilemek, O’nun buyruklarına derin saygı duymak ve çağrısına koşmak demektir. Sağlam ve sarsılmaz bir inanca sahip olmak sahibini amelde samimiyet ve Allah’a bağlılığa götürür.
Samimiyetin zıddı, nifaktır. Nifak, Allah’tan başkasına yakınlaşmayı dilemek ve başkaları duysun diye ibadet etmek ve amel işlemek demektir.
2- Sevap Beklemede Samimiyet: Sevap beklemede samimiyet, hayırlı işler işleyerek karşılığında öbür dünyada menfaat ummak demektir.
Havariler İsâ Peygamber’e sorarlar:
“Samîmi (hâlis) amel nedir? Allah bağlısı kişi kimdir?†İsâ Peygamber buna şu ibret dolu cevabı verir:
Samimi amel, katıksız ameldir. Yani yalnız Allah’ın hoşnutluğunu kazanmayı gaye güden ameldir. Allah bağlısı kişi ise yaptığını sadece Allah için yapan, O’ndan başka kimsenin işlediği ameli bilmesini istemeyen kişidir. [37]alinti
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.