• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #664316
    Anonim

      Son Şahitler’den Ali Tayyar, Bediüzzaman’la yaşadığı anılardan anlatıyor…


      1932’de Konya’nın Ereğli kazasının Ayrancı nahiyesinde doğdu. Bediüzzaman’ı 1955-1959 yıllarında muhtelif defalar ziyaret etmişti.

      “Bizim de başımız feda olsun”
      “Yıl 1957. Hayat iksiri olan bu eserleri hem okuyup hem de muhtaç olanlara ulaştırma azmi ve gayreti içindeydik. Hakikatı bilmeyen bazı safdil Müslümanlar bizi adli mercilere şikayet ettiler. İhbar dilekçesinde benim de ismim vardı. Nahiyeden gelen başçavuş ve birkaç jandarma iki kardeşin evini, savcılığın emri üzerine aradılar. Bizim evi de arayacaklarını söylediler. Kanunlara saygılı olduğumu söyledim. ‘Şayet arama emriniz varsa, buyurun arayın’ dedim. Kitapları okuduğumu itiraf ettim. Başçavuş, arama emri olmadığını, kitapları kendiliğimden getirip teslim etmemi, bu yolun yanlış olduğunu, sonunda pişman olacağımı ısrarla söylüyordu.
      “Ben, bu kitapların müellifini idamla yargılanırken müdafaalarının birinde, ‘Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa, her gün biri kesilse, hakikat-ı Kur’âniyeye feda olan bu baş zındıkaya teslim-i silâh etmeyecektir’ dediğini naklettim. Bu yolun yanlış olmadığını söyledim. ‘Eğer yaptığımız hizmetin suç olduğu tesbit edilirse, bu kudsî dâvâya bizim de başımız feda olsun’ dedim.
      “Başçavuş bu sözüm üzerine hiddetle, ‘Tamam! Sen kendini iyice kaptırmışsın. Fakat ben arama emri çıkartır, seninle hesaplaşırım’ diyerek çekip gitti.
      “İki veya üç ay sonra bir Cuma günüydü. Evimiz, bir polis jeepiyle gelen komiser, başçavuş, jandarmalar ve polisler tarafından sarıldı. Başçavuş bana hitaben, ‘İşte arama emri!’ diyerek elindeki kâğıdı bana doğru uzattı. Ben de ‘Buyurun’ dedim. Külliyatın tamamı evimde olmasına rağmen, arama olacağını bildiğim için, Sözler ve Lem’alar dışındaki eserleri kaldırmıştım. Başçavuş, sebebini anlayamadığım ani bir değişiklikle; ‘Siz yalan söylemezsiniz. Bu hususta size itimat ediyorum. Ben aramayacağım. Evindeki kitapları kendin getir’ dedi. Ben de mezkur kitapları getirip teslim ettim. Kitaplarımla beraber Ereğli adliyesine götürüldüm.
      “Mahkemede sorgu hakimi bana, ‘Niçin bu kitapları okuyorsun? Okuyacak kitap mı bulamadın? İmam-ı Gazali’nin, İmam-ı Rabbani’nin, Mevlâna Celâleddin’in eserlerini okusana! Bunlar hükümet tarafından yasaklanmış, bunları okuma!’ dedi.

      “Niçin Risale-i Nur okuyorsun?”
      “Hakime hitaben, ‘O kitapların hepsi kütüphanemde mevcut. Ama bu eserlerin yeri müstesnadır’ deyince, Hakim yarı istihza, yarı hakikat şunları söyledi: ‘Yani bunları okuyunca ne olmuşsun sanki!7
      “Ben de cevaben, ‘Bu kitapların hayatımda yaptığı yüzlerce değişlikten birini, müsaade edersiniz anlatayım’ dedim. Ve şöyle devam ettim:
      “Muhterem Hakim Bey, biz göçebeyiz. Yaylalarımız ormanlıktır. Bu ormanları devletin görevli memurları bekler. Böyle olduğu halde, hiçbir ihtiyacımız yokken yarıçapı iki yüz santimetreye varan ardıç ağaçlarını, ‘Bu ağacın lavı mı daha fazla yükselecek, yoksa şu ağacın mı?’ diye keyif için yakardık. Asırlık ağaçlar, birkaç dakika içinde kül olur giderdi. Bu eserlerden, ‘ağaçların bizim menfaatimiz için dağlarda ihtiyat ambarı gibi her türlü istifademize âmade oluşunu, havadaki gaza-ı muzırrayı tasfiye edişini, yağmuru çekişini, yaş kaldığı müddetçe de Yaratanı zikredişini’ ve daha nice faydalarını okuduktan sonra, aynı muhitte yine koyunlarımızı otlatmamıza rağmen, artık kuru dallarını seçerek, pilâvımızı otlar yanmasın diye Say taşlarının üzerinde pişiriyorduk. Böylece bir değişikliğin, memleket ve millet için fevkalâde bir kazanç olduğunu takdir buyurmazsanız, vereceğiniz en ağır cezayı kemâl-i vicdan-ı kalble kabul ediyorum. Yoksa kitaplarımın iadesini ve dâvâmin beraatini talep ediyorum.’
      “Sözlerimi bitirince, Hakim Bey başını sallayarak ‘Anlıyorum evlâdım, anlıyorum evlâdım’ dedikten sonra, ‘Maznunun beraatine, kitapların Ankara İlâhiyat Fakültesinden bir heyet tarafından tetkikine’ karar verdi.
      “Üç ay sonra kitaplarımın faydalı eserler olduğu, okunmasının devletin lâiklik prensibine aykırı olmadığı, Türkiye’de din ve vicdan hürriyeti bulunduğu gerekçesiyle iade edildi.
      “Biz aynı azim ve şevkle hizmetimize devam ediyorduk.
      Necmettin Şahiner, Son Şahitler

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.