• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #683533
    Anonim

      Tarîk-ı hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, Cenab-ı Hakk’a ait vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler. Edeb-üd Din Ve-d Dünya Risalesi’nde vardır ki: Bir zaman şeytan, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’a itiraz edip demiş ki: “Madem ecel ve herşey kader-i İlahî iledir; sen kendini bu yüksek yerden at, bak nasıl öleceksin.” Hazret-i İsa Aleyhisselâm demiş ki:

      ﺍِﻥَّ ﻟِﻠَّﻪِ ﺍَﻥْ ﻳَﺨْﺘَﺒِﺮَ ﻋَﺒْﺪَﻩُ ﻭَ ﻟَﻴْﺲَ ﻟِﻠْﻌَﺒْﺪِ ﺍَﻥْ ﻳَﺨْﺘَﺒِﺮَ ﺭَﺑَّﻪُ

      Yani: “Cenab-ı Hak abdini tecrübe eder ve der ki: Sen böyle yapsan sana böyle yaparım, göreyim seni yapabilir misin? diye tecrübe eder. Fakat abdin hakkı yok ve haddi değil ki, Cenab-ı Hakk’ı tecrübe etsin ve desin: Ben böyle işlesem, sen böyle işler misin? diye tecrübevari bir surette Cenab-ı Hakk’ın rububiyetine karşı imtihan tarzı sû’-i edebdir, ubudiyete münafîdir.”

      Madem hakikat budur, insan kendi vazifesini yapıp Cenab-ı Hakk’ın vazifesine karışmamalı.

      Tarîk-ı hak: Hak yol, din yolu.
      Mücahede: Din için çalışma ve uğraşma. *Uğraşma, çalışma.
      Harekât: Hareketler.
      Edeb-üd Din Ve-d Dünya: Maverdî’nin bir eseri.
      Risale: Küçük kitap, ilmi konuda yazılmış küçük kitap.
      Kader-i İlahî: Allah’ın(cc) her şeyi sonsuz ilmiyle belirlemesi.
      Hazret: Büyükleri anarken isimlerinin başına eklenen hürmet ve saygı sözü.
      Aleyhisselâm: Selam O’nun üzerine olsun.
      Cenab-ı Hak: Allah(cc).
      Abd: Kul.
      Tecrübe: Deneyim, deneme, sınama.
      Tecrübevari: Dener gibi.
      Suret: Biçim, tarz.
      Rububiyet: Allah’ın(cc) terbiyecilik sıfatı, Allah’ın her şeyin sahibi, ihtiyaçlarının karşılayıcısı ve terbiye edicisi olması.
      Sû’-i edeb: Edepsizlik, terbiyesizlik, saygısızlık.
      Ubudiyet: Kulluk, Allah’ın(cc) emir ve yasaklarına uymak.
      Münafî: Zıt, ters, aykırı.
      Hakikat: Gerçek.

      Meşhurdur ki: Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz’in ordusunu müteaddid defa mağlub eden Celaleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerası ve etbaı ona demişler: “Sen muzaffer olacaksın, Cenab-ı Hak seni galib edecek.” O demiş: “Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım, Cenab-ı Hakk’ın vazifesine karışmam; muzaffer etmek veya mağlub etmek onun vazifesidir.” İşte o zât bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla, hârika bir surette çok defa muzaffer olmuştur.
      Müteaddid: Çok sayıda.
      Mağlub: Yenilmiş.
      Harb: Savaş.
      Vüzera: Vezirler, padişah yardımcıları.
      Etba: Tabi olanlar, bağlılar.
      Muzaffer: Zafer kazanan, yenen.
      Galib: Üstün yenen.
      Cihad: Din uğrunda çalışma ve savaşma, Allah(cc) yolunda savaşma.
      Vazifedar: Görevli.
      Zât: Hürmete layık kimse, saygıdeğer kişi.
      Sırr-ı teslimiyet: Kendi görevini yerine getirip gerisini bütünüyle Allah’a(cc) samimi olarak bırakmaktaki gizli gerçek ve derin mana.

      Evet insanın elindeki cüz’-i ihtiyarî ile işledikleri ef’allerinde, Cenab-ı Hakk’a ait netaici düşünmemek gerektir. Meselâ: Kardeşlerimizden bir kısım zâtlar, halkların Risale-i Nur’a iltihakları şevklerini ziyadeleştiriyor, gayrete getiriyor. Dinlemedikleri vakit zaîflerin kuvve-i maneviyeleri kırılıyor, şevkleri bir derece sönüyor. Halbuki Üstad-ı Mutlak, Mukteda-yı Küll, Rehber-i Ekmel olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm,

      ﻭَﻣَﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝِ ﺍِﻻ َّ ﺍﻟْﺒَﻼ َﻍُ
      Peygambere düşen ancak tebliğ etmektir (Maide Suresi: 99.)

      olan ferman-ı İlahîyi kendine rehber-i mutlak ederek, insanların çekilmesiyle ve dinlememesiyle daha ziyade sa’y ü gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş. Çünki

      ﺍِﻧَّﻚَ ﻻ َ ﺗَﻬْﺪِﻯ ﻣَﻦْ ﺍَﺣْﺒَﺒْﺖَ ﻭَﻟَﻜِﻦَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُ
      Sen sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Ancak Allah(cc) dilediğine hidayet verir (Kasas Suresi: 56.)

      Cüz’-i ihtiyarî: Serbest ve hür hareket edebilme yeteneği.
      Ef’al: Fiiller, işler.
      Netaic: Neticeler, sonuçlar.
      Risale-i Nur: Nur risalesi. Bediüzzaman Said Nursinin(ra) Kur’anın imanla ilgili ayetlerini kaynak alarak imanın bütün şartlarını açıklayıp delillerle ispat ettiği çok değerli eserlerinin hepsine birden verilen isim.
      İltihak: Katılma.
      Şevk: Çok istek, sevinç, coşku.
      Ziyade: Fazla, çok.
      Zaîf: Zayıf, kuvvetsiz.
      Kuvve-i maneviye: Manevi kuvvet(güç).
      Halbuki: Hakikat ve doğrusu şudur ki.
      Üstad-ı Mutlak: Tam üstad.
      Mukteda-yı Küll: Bütün yönleriyle uyulan, her bakımdan uyulan.
      Rehber-i Ekmel: En mükemmel rehber, en mükemmel yol gösterici.
      Resul-i Ekrem: En değerli ve üstün Peygamber (Hz. Muhammed(asm)).
      Aleyhissalâtü Vesselâm: Salat ve Selam O’nun üzere olsun.
      Ferman-ı İlahî: İlahi ferman, Allah’ın(cc) emir ve buyruğu.
      Rehber-i mutlak: Mutlak rehber, her durumda ve her bakımdan şaşmaz yol gösterici.
      Ziyade: Fazla, çok.
      Sa’y ü gayret: Çalışma ve gayret(çaba gösterme)
      Ciddiyet: Ağırbaşlılık, ciddilik.
      Tebliğ: Bildirmek, ulaştırmak.
      Hidayet: Doğruluk. İman edip İslam yoluna girmek.

      Öyle ise; işte ey kardeşlerim! Siz de, size ait olmayan vazifeye harekâtınızı bina etmekle karışmayınız ve Hâlık’ınıza karşı tecrübe vaziyetini almayınız!

      Harekât: Hareketler.
      Hâlık: Yoktan en güzel şekilde yaratan Allah(cc).
      Tecrübe: Deneyim, deneme, sınama.
      Vaziyet: Durum.

      LEMALAR(17. Lem’a / 13. Nota’dan)
    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.