• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #681940
    Anonim

      [TABLE=”width: 606, align: center”]
      [TR]
      [TD=”bgcolor: #ffffff, align: left”]Hamd, Allah’a Mahsustur

      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”colspan: 2″][TABLE=”width: 606″]
      [TR]
      [TD=”width: 580, bgcolor: #ffffff, align: left”][TABLE=”width: 570, align: center”]
      [TR]
      [TD]Cenâb-ı Hak buyuruyor:

      “O, kendisinden istediğiniz her şeyi verdi. Allâh’ın nîmetlerini saymaya çalışsanız, saya­mazsınız! Doğrusu insan, çok zâlim (ve) çok nankördür!” (İbrâhîm, 34)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: center”]

      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Rasûlullah (sav) buyuruyor:

      “…Dindarlıkta kendinden üstün olana bakıp tâbî olmak, dünyalıkta ise kendinden aşağıda olana bakıp, Allâh’ın kendisine verdiği üstünlüğe hamdetmek… Böyle yapanları Allâh, şükredici ve sabredici olarak yazar. Kim de dindarlıkta kendinden aşağıda olana, dünyalıkta ise kendinden üstün olana bakar da elde edemediğine üzülürse, Allah onu şükredici ve sabredici olarak yazmaz.” (Tirmizî, Kıyâmet, 58)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: center”]

      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]İnsân, kendisine bir bardak su veya bir buket çiçek ik­râm eden kişiye bile en azından bir teşekkür borcu hisseder ki, bu, beşerî ve vicdânî bir vecîbe kabûl edilir. Aslında bu ölçü, bize Cenâb-ı Hakk’ın sayısız nîmetleri karşısında nasıl bir minnettarlık ve şükür hissi içinde bulunmamız gerektiğini hatırlatır.

      Nîmet ve iyilikler karşılığında birbirimize yaptığımız teşekkürler, bizi Allah’a şükretmeye götüren bir ahlâk köprüsüdür. Bilinen bir hakikattir ki, mahlûka teşekkür etmeyen, Hâlık’a da şükretmez. Ancak dikkat edilmesi gereken bir husus vardır ki, insanlara yapılacak teşekkürler ve minnettarlık, o iyilik ve nîmetin gerçek sâhibine, yâni Hâlık Teâlâ Hazretlerine de arz edilmelidir. Zîrâ Allâh, bu kâinâtı yaratırken, her hâdiseyi bir sebebe istinâd ettirmiştir. Bu yüzden sebeplerin arkasındaki “Müsebbibu’l-Esbab”ı, yâni ihsân ve ikrâmın hakîkî sahibi olan Allah Teâlâ’yı hiçbir zaman unutmamak îcâb eder.

      Aksi takdirde böyle bir hâl, kendisine çok kıymetli hediyeler gönderen bir zâtın şahsına değil de, sadece hediyeyi getiren postacıya teşekkür etmeye benzer ki, bu da son derece yersiz, gülünç ve acı bir aldanıştır. Aynı şekilde nîmetleri bize ulaştıran sebeplere bağlanıp Hakk’ı bırakmak veya rızkın peşine düşüp Razzâk’ı unutmak, bundan sonsuz derece büyük bir hamakat ve nankörlüktür. Çünkü kula, Allâh’ı unutmak kadar büyük bir ayıp ve kayıp tasavvur olunamaz. İnsanın, gerçek nîmet vereni görmeyip sebeplere bağlanması, zamanla kendisini kula kul olmaya götürür. Böyle bir basîret körlüğü ve idrâksizlik, kesinlikle müminlere yakışmaz. (Osman Nûri Topbaş, Şebnem Dergisi, Yıl: 2006, Ay: Ocak)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: center”]

      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
      el-Bâtın: Mahiyeti gizli olan, gözlerden, idrak ve duygulardan aslını gizlemiş ve zâtıyla bâtın olan, demektir.[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: center”]

      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Kısa Günün Kârı
      Hayat yollarının kıvrımları ve iniş-çıkışları döne dolaşa kabre varır. İnsanlar, yaşadıkları hakîkat ve niyetler üzere ölürler. Bu dünya hayatında vicdan huzûru içinde yaşamanın, îman ile son nefese kavuşabilmenin ve nihâyet ebedî âlemdeki ilâhî neş’e ve safâlara kavuşmanın en emin yolu, kulun “hamd”, “sabır”, “şükür” ve “zikir” hâlinde istikamet üzere bulunmasından geçer.[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]
      [/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]
      [/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.