• Bu konu 6 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
8 yazı görüntüleniyor - 1 ile 8 arası (toplam 8)
  • Yazar
    Yazılar
  • #680973
    Anonim

      1- بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

      Ehl-i iman âhiret hemşirelerim olan kadınlar taifesi ile bir muhaveredir

      Bazı vilâyetlerde taife-i nisâdan samimî ve hararetli bir surette Nurlara karşı alâkalarını gördüğüm ve haddimden pek ziyade, onların Nurlara ait derslerimeitimadlarını bildiğim sıralarda, mübarek Isparta’ya ve mânevî Medresetü’z-Zehrâya üçüncü defa geldiğim zaman işittim ki, o mübarek âhiret hemşirelerim olan taife-i nisâ, benden bir ders bekliyorlarmış. Güya vaaz suretinde camilerde onlara bir dersim olacak. Halbuki, ben dört beş vecihle hastayım. Ve hem perişan, hattâ konuşmaya ve düşünmeye iktidarsız bulunduğum halde, bu gece şiddetli bir ihtarla kalbime geldi ki:

      “Madem on beş sene evvel gençlerin istemeleriyle Gençlik Rehberi’ni onlar için yazdın ve pek çok istifade edildi. Halbuki hanımlar taifesi, gençlerden daha ziyade bu zamanda öyle bir rehbere muhtaçtırlar.”
      Ben de bu ihtara karşı gayet perişan ve zaaf ve aczimle beraber, Üç Nükte ile, gayet muhtasar bazı lüzumlu maddeleri, o mübarek hemşirelerime ve mânevî gençevlâtlarıma beyan ediyorum.


      BİRİNCİ NÜKTE

      Risale-i Nur’un en mühim bir esası şefkat olmasından, nisâ taifesi şefkatkahramanları bulunmaları cihetiyle daha ziyade Risale-i Nur’la fıtraten alâkadardırlar. Ve lillâhilhamd bu fıtrî alâkadarlık çok yerlerde hissediliyor. Bu şefkatteki fedakârlık,hakikî bir ihlâsı ve mukabelesiz bir fedakârlık mânâsını ifade ettiğinden, şimdi bu zamanda pek çok ehemmiyeti var.
      Evet, bir valide veledini tehlikeden kurtarmak için hiçbir ücret istemeden ruhunu

      [BILGI]Dipnot-1 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.[/BILGI]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Gençlik Rehberi: Risale-i Nur içinde bulunan, gençlere ait meselelerden oluşan bir kitapçık[/TD]
      [TD]Isparta: (bk. bilgiler)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Medresetü’z-Zehrâ: (bk. bilgiler)[/TD]
      [TD]acz: güçsüzlük[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]alâkadar: ilgili, bağlantılı[/TD]
      [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cihet: yön, şekil[/TD]
      [TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ehl-i iman: Allah’a Ondan gelen herşeye inananlar, mü’minler[/TD]
      [TD]esas: temel[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]evlât: çocuklar[/TD]
      [TD]evvel: önce[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fıtraten: yaratılış itibariyle[/TD]
      [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]had: sınır, yetki[/TD]
      [TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hararetli: çok istekli[/TD]
      [TD]hemşire: kız kardeş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
      [TD]ihtar: hatırlatma, uyarı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]iktidarsız: güçsüz, kuvvetsiz[/TD]
      [TD]istifade etmek: faydalanmak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]itimad: güven[/TD]
      [TD]lillâhilhamd: Allah’a hamd olsun[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhavere: karşılıklı konuşma[/TD]
      [TD]muhtasar: kısa, özet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mukabele: karşılık vermek[/TD]
      [TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mühim: önemli[/TD]
      [TD]nükte: ince anlamlı söz[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
      [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]taife-i nisâ/nisâ taifesi: kadınlar topluluğu[/TD]
      [TD]valide: anne[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vecih: yön[/TD]
      [TD]veled: çocuk[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vilâyet: il[/TD]
      [TD]zaaf: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
      [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #815733
      Anonim

        feda etmesi ve hakikî bir ihlâs ile vazife-i fıtriyesi itibarıyla kendini evlâdına kurban etmesi gösteriyor ki, hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık var. Bu kahramanlığıninkişafı ile hem hayat-ı dünyeviyesini, hem hayat-ı ebediyesini onunla kurtarabilir. Fakat bazı fena cereyanlarla, o kuvvetli ve kıymettar seciye inkişaf etmez. Veyahutsû-i istimal edilir. Yüzer nümunelerinden bir küçük nümunesi şudur:O şefkatli valide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda görmesi için her fedakârlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder. “Oğlum paşa olsun” diye bütün malını verir, hafız mektebinden alır, Avrupa’ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor. Ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor; Cehennem hapsine düşmemesini nazara almıyor.Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak, o mâsum çocuğunu, âhirette şefaatçi olmak lâzım gelirken dâvâcı ediyor. O çocuk, “Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helâketime sebebiyet verdin?” diye şekvâ edecek. Dünyada da, terbiye-i İslâmiyeyi tam almadığı için,validesinin harika şefkatinin hakkına karşı lâyıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder.

        Eğer hakikî şefkat sû-i istimal edilmeyerek, biçare veledini haps-i ebedî olan Cehennemden ve idam-ı ebedî olan dalâlet içinde ölmekten kurtarmaya o şefkatsırrıyla çalışsa, o veledin bütün ettiği hasenâtının bir misli, validesinin defter-i a’mâline geçeceğinden, validesinin vefatından sonra her vakit hasenatlarıyla ruhuna nurlar yetiştirdiği gibi, âhirette de, değil dâvâcı olmak, bütün ruh u canıyla şefaatçiolup ebedî hayatta ona mübarek bir evlât olur.Evet, insanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Bu münasebetle, ben kendi şahsımda kat’î ve daima hissettiğim bu mânâyı beyan ediyorum:

        Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasemediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
        [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]biçare: çaresiz, zavallı[/TD]
        [TD]cereyan: akım[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inkârcılık[/TD]
        [TD]defter-i a’mâl: amel defteri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
        [TD]esaslı: köklü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]evlât: çocuk[/TD]
        [TD]fena: kötü, çirkin[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fıtrî şefkat: doğal, yaratılıştan gelen şefkat, merhamet[/TD]
        [TD]hafız mektebi: Kur’ân-ı Kerimi ezberlemek için gidilen okul[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]haps-i ebedî: sonsuz bir hapis[/TD]
        [TD]hasenât: iyilikler, sevaplar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
        [TD]hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]helâket: mahvolma[/TD]
        [TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
        [TD]inkişaf: açığa çıkma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istifade: faydalanma[/TD]
        [TD]itibarıyla: özelliğiyle, bakımından[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kasem etmek: yemin etmek[/TD]
        [TD]kat’î: kesin[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kıymettar: değerli[/TD]
        [TD]merhum: Allah’ın rahmetine kavuşmuş, vefat etmiş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]misli: benzeri[/TD]
        [TD]muallim: öğretmen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mukabele etmek: karşılık vermek[/TD]
        [TD]mâsum: günahsız[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mübarek: hayırlı[/TD]
        [TD]münasebet: ilişki, bağlantı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nazara almak: göze almak[/TD]
        [TD]nümune: örnek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ruh-u canıyla: ruhu ve canıyla[/TD]
        [TD]sebebiyet vermek: sebep olmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]seciye: karakter, üstün özellik[/TD]
        [TD]sû-i istimal: kötüye kullanma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]takviye: kuvvetlendirme, güçlendirme[/TD]
        [TD]terbiye etmek: yetiştirmek, büyütmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]terbiye-i İslâmiye: İslâm terbiyesi[/TD]
        [TD]tesirli: etkili[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]valide: anne[/TD]
        [TD]vazife-i fıtriye: yaratılıştan gelen görev[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]veled: çocuk[/TD]
        [TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]üstad: öğretmen, hoca[/TD]
        [TD]şefaatçi: af için aracılık eden[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi[/TD]
        [TD]şekvâ etmek: şikâyet etmek[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #815742
        Anonim

          feda etmesi ve hakikî bir ihlâs ile vazife-i fıtriyesi itibarıyla kendini evlâdına kurban etmesi gösteriyor ki, hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık var. Bu kahramanlığıninkişafı ile hem hayat-ı dünyeviyesini, hem hayat-ı ebediyesini onunla kurtarabilir. Fakat bazı fena cereyanlarla, o kuvvetli ve kıymettar seciye inkişaf etmez. Veyahutsû-i istimal edilir. Yüzer nümunelerinden bir küçük nümunesi şudur:

          O şefkatli valide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda görmesi için her fedakârlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder. “Oğlum paşa olsun” diye bütün malını verir, hafız mektebinden alır, Avrupa’ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor. Ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor; Cehennem hapsine düşmemesini nazara almıyor. Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak, o mâsum çocuğunu, âhirette şefaatçi olmak lâzım gelirken dâvâcı ediyor. O çocuk, “Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helâketime sebebiyet verdin?” diye şekvâ edecek. Dünyada da, terbiye-i İslâmiyeyi tam almadığı için,validesinin harika şefkatinin hakkına karşı lâyıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder.

          Eğer hakikî şefkat sû-i istimal edilmeyerek, biçare veledini haps-i ebedî olan Cehennemden ve idam-ı ebedî olan dalâlet içinde ölmekten kurtarmaya o şefkatsırrıyla çalışsa, o veledin bütün ettiği hasenâtının bir misli, validesinin defter-i a’mâline geçeceğinden, validesinin vefatından sonra her vakit hasenatlarıyla ruhuna nurlar yetiştirdiği gibi, âhirette de, değil dâvâcı olmak, bütün ruh u canıyla şefaatçiolup ebedî hayatta ona mübarek bir evlât olur.

          Evet, insanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Bu münasebetle, ben kendi şahsımda kat’î ve daima hissettiğim bu mânâyı beyan ediyorum:

          Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasemediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum


          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
          [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]biçare: çaresiz, zavallı[/TD]
          [TD]cereyan: akım[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inkârcılık[/TD]
          [TD]defter-i a’mâl: amel defteri[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
          [TD]esaslı: köklü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]evlât: çocuk[/TD]
          [TD]fena: kötü, çirkin[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fıtrî şefkat: doğal, yaratılıştan gelen şefkat, merhamet[/TD]
          [TD]hafız mektebi: Kur’ân-ı Kerimi ezberlemek için gidilen okul[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]haps-i ebedî: sonsuz bir hapis[/TD]
          [TD]hasenât: iyilikler, sevaplar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
          [TD]hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]helâket: mahvolma[/TD]
          [TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
          [TD]inkişaf: açığa çıkma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]istifade: faydalanma[/TD]
          [TD]itibarıyla: özelliğiyle, bakımından[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kasem etmek: yemin etmek[/TD]
          [TD]kat’î: kesin[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kıymettar: değerli[/TD]
          [TD]merhum: Allah’ın rahmetine kavuşmuş, vefat etmiş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]misli: benzeri[/TD]
          [TD]muallim: öğretmen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mukabele etmek: karşılık vermek[/TD]
          [TD]mâsum: günahsız[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mübarek: hayırlı[/TD]
          [TD]münasebet: ilişki, bağlantı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nazara almak: göze almak[/TD]
          [TD]nümune: örnek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ruh-u canıyla: ruhu ve canıyla[/TD]
          [TD]sebebiyet vermek: sebep olmak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]seciye: karakter, üstün özellik[/TD]
          [TD]sû-i istimal: kötüye kullanma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]takviye: kuvvetlendirme, güçlendirme[/TD]
          [TD]terbiye etmek: yetiştirmek, büyütmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]terbiye-i İslâmiye: İslâm terbiyesi[/TD]
          [TD]tesirli: etkili[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]valide: anne[/TD]
          [TD]vazife-i fıtriye: yaratılıştan gelen görev[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]veled: çocuk[/TD]
          [TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]üstad: öğretmen, hoca[/TD]
          [TD]şefaatçi: af için aracılık eden[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi[/TD]
          [TD]şekvâ etmek: şikâyet etmek[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #815743
          Anonim

            validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhumamerhum validemin ders ve telkinâtını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyükhakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.

            Ezcümle: Meslek ve meşrebimin dört esasından en mühimi olan şefkat etmek ve Risale-i Nur’un da en büyük hakikati olan acımak ve merhamet etmeyi, o valideminşefkatli fiil ve halinden ve o mânevî derslerinden aldığımı yakînen görüyorum.
            Evet, bu hakikî ihlâs ile hakikî bir fedakârlık taşıyan validelik şefkati sû-i istimaledilip, mâsum çocuğunun elmas hazinesi hükmünde olan âhiretini düşünmeyerek,muvakkat fâni şişeler hükmünde olan dünyaya o çocuğun mâsum yüzünü çevirmek ve bu şekilde ona şefkat göstermek, o şefkati sû-i istimal etmektir.

            Evet, kadınların şefkat cihetiyle bu kahramanlıklarını hiçbir ücret ve hiçbirmukabele istemeyerek, hiçbir faide-i şahsiye, hiçbir gösteriş mânâsı olmayarak ruhunu feda ettiklerine, o şefkatin küçücük bir nümunesini taşıyan bir tavuğun yavrusunu kurtarmak için arslana saldırması ve ruhunu feda etmesi ispat ediyor.

            Şimdi terbiye-i İslâmiyeden ve a’mâl-i uhreviyeden en kıymetli ve en lüzumlu esas,ihlâstır. Bu çeşit şefkatteki kahramanlıkta o hakikî ihlâs bulunuyor. Eğer bu iki nokta o mübarek taifede inkişafa başlasa, daire-i İslâmiyede pek büyük bir saadete medarolur. Halbuki erkeklerin kahramanlıkları mukabelesiz olamıyor; belki yüz cihettemukabele istiyorlar. Hiç olmazsa şan ve şeref istiyorlar. Fakat maattessüf biçaremübarek taife-i nisâiye, zalim erkeklerinin şerlerinden ve tahakkümlerinden kurtulmak için, başka bir tarzda, zaafiyetten ve aczden gelen başka bir nevide riyâkârlığa giriyorlar.

            İKİNCİ NÜKTE

            Bu sene inzivâda iken ve hayat-ı içtimaiyeden çekildiğim halde, bazı Nurcu kardeşlerimin ve hemşirelerimin hatırları için dünyaya baktım. Benimle görüşen


            [TABLE]
            [TR]
            [TD]acz: güçsüzlük[/TD]
            [TD]a’mâl-i uhreviye: âhirete yönelik àmeller, işler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bina etmek: kurmak[/TD]
            [TD]biçare: çaresiz, zavallı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cihet: yön, şekil[/TD]
            [TD]daire-i İslâmiye: İslâm dairesi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esas: temel[/TD]
            [TD]ezcümle: meselâ, örneğin[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]faide-i şahsiye: kişisel fayda[/TD]
            [TD]fâni: gelip geçici, ölümlü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
            [TD]hakikat: asıl, esas[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
            [TD]hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hemşire: kız kardeş[/TD]
            [TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]inkişaf: açığa çıkma, gelişme[/TD]
            [TD]inzivâ: yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmamak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kıymetli: değerli[/TD]
            [TD]maattessüf: ne yazık ki[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]medar olmak: sebep olmak, vesile olmak[/TD]
            [TD]merhamet: acıma, şefkat etme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]merhum: Allah’ın rahmetine kavuşmuş, vefat etmiş[/TD]
            [TD]meşreb: hareket tarzı, metod[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mukabele: karşılık verme[/TD]
            [TD]muvakkat: geçici olarak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mübarek: hayırlı[/TD]
            [TD]müşahede etmek: gözlemlemek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
            [TD]nükte: ince anlamlı söz[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nümune: örnek[/TD]
            [TD]riyâkârlık: iki yüzlülük[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]saadet: mutluluk[/TD]
            [TD]sair: başka, diğer[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sû-i istimal: kötüye kullanma[/TD]
            [TD]tahakküm: baskı, zorbalık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
            [TD]taife-i nisâiye: kadınlar topluluğu[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]telkinat: telkinler, öğütler[/TD]
            [TD]terbiye-i İslâmiye: İslâm terbiyesi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]valide: anne[/TD]
            [TD]validelik: annelik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]yakînen: kesin olarak[/TD]
            [TD]zaafiyet: zayıflık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zalim: haksızlık eden[/TD]
            [TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]çekirdek-i esasiye: temel çekirdek[/TD]
            [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şer: kötülük[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #815745
            Anonim

              ekserî dostlardan, kendi ailevî hayatlarından şekvâlar işittim. “Eyvah!” dedim. “İnsanın, hususan Müslümanın tahassungâhı ve bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır. Bu da mı bozulmaya başlamış?” dedim. Sebebini aradım. Bildim ki, nasıl İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesine ve dolayısıyla din-i İslâma zarar vermek için, gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesâtıyla sefahete sevk etmek için bir ikikomite çalışıyormuş. Aynen öyle de, biçare nisâ taifesinin gafil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için bir iki komitenin tesirli bir surette perde altında çalıştığını hissettim. Ve bildim ki, bu millet-i İslâma bir dehşetli darbe, o cihetten geliyor. Ben de siz hemşirelerime ve gençleriniz olan mânevî evlâtlarıma kat’iyen beyan ediyorum ki:

              Kadınların saadet-i uhreviyesi gibi saadet-i dünyeviyeleri de ve fıtratlarındaki ulvîseciyeleri de, bozulmaktan kurtulmanın çare-i yegânesi, daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur. Rusya’da o biçare taifenin ne hale girdiğini işitiyorsunuz.

              Risale-i Nur’un bir parçasında denilmiş ki:

              Aklı başında olan bir adam, refikasına muhabbetini ve sevgisini, beş on senelik fânive zâhirî hüsn-ü cemâline bina etmez. Belki, kadınların hüsn-ü cemâlinin en güzeli vedaimîsi, onun şefkatine ve kadınlığa mahsus hüsn-ü sîretine sevgisini bina etmeli—tâ ki, o biçare ihtiyarladıkça, kocasının muhabbeti ona devam etsin. Çünkü onunrefikası, yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardımcı refika değil, belki hayat-ıebediyesinde ebedî ve sevimli bir refika-i hayat olduğundan, ihtiyarlandıkça dahaziyade hürmet ve merhametle birbirine muhabbet etmek lâzım geliyor. Şimdikiterbiye-i medeniye perdesi altındaki hayvancasına muvakkat bir refakatten sonraebedî bir mufarakate mâruz kalan o aile hayatı, esasıyla bozuluyor.

              Hem Risale-i Nur’un bir cüz’ünde denilmiş ki: Bahtiyardır o adam ki, refika-iebediyesini kaybetmemek için saliha zevcesini taklit eder, o da salih olur. Hem


              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Rusya: (bk. bilgiler)[/TD]
              [TD]ailevî: aile ile ilgili[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bahtiyar: talihli, mutlu[/TD]
              [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bina etmek: kurmak[/TD]
              [TD]biçare: çaresiz, zavallı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cihet: taraf[/TD]
              [TD]cüz’: bölüm[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
              [TD]daire-i İslâmiye: İslâm dairesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
              [TD]din-i İslâm: İslâm dini[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
              [TD]ekserî: çoğunluk, pekçok[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]esas: temel[/TD]
              [TD]fâni: gelip geçici, ölümlü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
              [TD]gafil: Allah’ı düşünmeyen ve sorumluluklarından habersiz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı[/TD]
              [TD]hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hemşire: kız kardeş[/TD]
              [TD]hevesât: gelip geçici arzu ve istekler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hususan: bilhassa, özellikle[/TD]
              [TD]hüsn-ü cemâl: güzellik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hüsn-ü sîret: ahlâk güzelliği[/TD]
              [TD]kat’iyen: kesinlikle[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]komite: bir maksat çerçevesinde toplanmış cemiyet[/TD]
              [TD]merhamet: acıma, şefkat[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]millet-i İslâm: İslâm milleti[/TD]
              [TD]mufarakat: ayrılık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
              [TD]muvakkat: geçici olarak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mânevî evlât: mânevi çocuk[/TD]
              [TD]mâruz kalma: yüz yüze gelme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
              [TD]nisâ taifesi: kadınlar topluluğu[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]refakat: arkadaşlık[/TD]
              [TD]refika: eş, hanım[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]refika-i ebediye: sonsuza kadar arkadaş olarak kalacak olan eş, hanım[/TD]
              [TD]refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]saadet-i dünyeviye: dünyaya ait mutluluk[/TD]
              [TD]saadet-i uhreviye: âhiret hayatındaki mutluluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]salih: dinin emir ve yasaklarına eksiksiz olarak uyan kişi[/TD]
              [TD]saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden kadın[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]seciye: karakter, üstün özellik[/TD]
              [TD]sefahet: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sevk etmek: yöneltmek[/TD]
              [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tahassungâh: sığınma yeri, sığınak[/TD]
              [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]terbiye-i diniye: dinî eğitim, ahlâkî terbiye[/TD]
              [TD]terbiye-i medeniye: çağdaş eğitim[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
              [TD]zevce: eş, hanım[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
              [TD]zâhirî: dış görünüşteki[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]çare-i yegâne: tek çare[/TD]
              [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şekvâ: şikayet, yakınma[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #815747
              Anonim

                bahtiyardır o kadın ki, kocasını mütedeyyin görür, ebedî dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur, saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır. Bedbahttır o adam ki, sefahete girmiş zevcesine ittibâ eder, vazgeçirmeye çalışmaz, kendisi de iştirak eder. Bedbahttır o kadın ki, zevcinin fıskına bakar, onu başka bir surette taklit eder. Veyl o zevc ve zevceye ki, birbirini ateşe atmakta yardım eder. Yani, medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder.


                İşte, Risale-i Nur’un bu mealdeki cümlelerinin mânâsı budur ki: Bu zamanda aile hayatının ve dünyevî ve uhrevî saadetinin ve kadınlarda ulvî seciyelerin inkişafının sebebi, yalnız daire-i şeriattaki âdâb-ı İslâmiyetle olabilir. Şimdi aile hayatında enmühim nokta budur ki, kadın, kocasında fenalık ve sadakatsizlik görse, o da kocasının inadına, kadının vazife-i ailevîsi olan sadakat ve emniyeti bozsa, aynen askeriyedeki itaatin bozulması gibi, o aile hayatının fabrikası zîrüzeber olur. Belki o kadın, elinden geldiği kadar kocasının kusurunu ıslaha çalışmalıdır ki, ebedîarkadaşını kurtarsın. Yoksa, o da kendini açıklık ve saçıklıkla başkalara göstermeye ve sevdirmeye çalışsa, her cihetle zarar eder. Çünkü hakikî sadakati bırakan, dünyada da cezasını görür. Çünkü nâmahremlerin nazarından fıtratı korkar, sıkılır, çekilir. Nâmahrem yirmi erkeğin on sekizinin nazarından istiskal eder. Erkek ise,nâmahrem yüz kadından, ancak birisinden istiskal eder, bakmasından sıkılır. Kadın ocihette azap çektiği gibi, sadakatsizlik ittihamı altına girer, zaafiyetiyle beraber;hukukunu muhafaza edemez.


                Elhasıl: Nasıl ki kadınlar kahramanlıkta, ihlâsta, şefkat itibarıyla erkeklere benzemedikleri gibi, erkekler de o kahramanlıkta onlara yetişemiyorlar. Öyle de, omâsum hanımlar dahi, sefahette hiçbir vecihle erkeklere yetişemezler. Onun için,fıtratlarıyla ve zayıf hilkatleriyle nâmahremlerden şiddetli korkarlar ve çarşaf altında saklanmaya kendilerini mecbur bilirler. Çünkü, erkek sekiz dakika zevk ve lezzet içinsefahete girse, ancak sekiz lira kadar birşey zarar eder. Fakat kadın sekiz dakikasefahetteki zevkin cezası olarak, dünyada dahi sekiz ay

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]bahtiyar: talihli, mutlu[/TD]
                [TD]bedbaht: talihsiz, bahtsız[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cihet: yön[/TD]
                [TD]daire-i şeriat: Allah tarafından bildirilen emir ve yasaklara dayanan hükümlerin bulunduğu daire[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]dünyevî: dünyaya ait[/TD]
                [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]elhasıl: kısaca, özetle[/TD]
                [TD]emniyet: güven[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fantaziye: eğlence, zevk ve heveslere hitap eden davranışlar[/TD]
                [TD]fenalık: kötülük, çirkinlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fısk: günah[/TD]
                [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakikî: gerçek[/TD]
                [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hukuk: haklar[/TD]
                [TD]ihlâs: içten ve karşılık beklemeden yapılan davranış, samimiyet[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]inkişaf: açığa çıkma, gelişme[/TD]
                [TD]istiskal etmek: ağır bulmak, sıkılmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]itaat: emre uyma, boyun eğme[/TD]
                [TD]itibarıyla: açısından[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ittibâ etmek: tâbi olmak, uymak[/TD]
                [TD]ittiham: suçlama[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]iştirak etmek: katılmak[/TD]
                [TD]meal: anlam[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mecbur: zorunlu[/TD]
                [TD]muhafaza etmek: korumak, saklamak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mâsum: günahsız, saf[/TD]
                [TD]mühim: önemli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mütedeyyin: dinin emirlerini eksiksiz yerine getiren, dindar[/TD]
                [TD]nazar: bakış[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nâmahrem: nikahlanmanın haram olmadığı kişi, yabancı kişi[/TD]
                [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]saadet-i dünyeviye: dünyaya ait mutluluk[/TD]
                [TD]saadet-i uhreviye: âhiret hayatındaki mutluluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sadakat: içten bağlılık[/TD]
                [TD]seciye: karakter, üstün özellik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sefahet: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük[/TD]
                [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]teşvik etmek: yönlendirmek, özendirmek[/TD]
                [TD]uhrevî: âhirete ait[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
                [TD]vazife-i ailevî: aile ile ilgili görev[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vecih: yön[/TD]
                [TD]veyl: yazık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zaafiyet: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
                [TD]zevc: erkek eş, koca[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zevce: eş, hanım[/TD]
                [TD]zîrüzeber olmak: alt üst, darma dağınık olmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âdâb-ı İslâmiyet: İslâmiyetin terbiye kuralları[/TD]
                [TD]ıslah: düzeltme, iyileştirme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #815748
                Anonim

                  ağır bir yükü karnında taşır ve sekiz sene de o hâmisiz çocuğun terbiyesininmeşakkatine girdiği için, sefahette erkeklere yetişemez, yüz derece fazla cezasını çeker.

                  Az olmayan bu nevi vukuat da gösteriyor ki, mübarek taife-i nisâiye, fıtraten yüksek ahlâka menşe olduğu gibi, fısk ve sefahette dünya zevki için kabiliyetleri yok hükmündedir. Demek onlar daire-i terbiye-i İslâmiye içinde mes’ut bir aile hayatını geçirmeye mahsus bir nevi mübarek mahlûkturlar. Bu mübarekleri ifsad eden komiteler kahrolsunlar! Allah, bu hemşirelerimi de bu serserilerin şerlerinden muhafaza eylesin. Âmin.

                  Hemşirelerim, mahremce bu sözümü size söylüyorum: Maişet derdi için, serseri, ahlâksız, frenkmeşrep bir kocanın tahakkümü altına girmektense, fıtratınızdaki iktisatve kanaatle, köylü mâsum kadınların nafakalarını kendileri çıkarmak için çalışmaları nev’inden kendinizi idareye çalışınız, satmaya çalışmayınız. Şayet size münasipolmayan bir erkek kısmet olsa, siz kısmetinize razı olunuz ve kanaat ediniz. İnşaallah,rızanız ve kanaatinizle o da ıslah olur. Yoksa, şimdiki işittiğim gibi, mahkemelere boşanmak için müracaat edeceksiniz. Bu da, haysiyet-i İslâmiye ve şeref-i milliyemize yakışmaz.

                  ÜÇÜNCÜ NÜKTE

                  Aziz hemşirelerim, kat’iyen biliniz ki, daire-i meşruanın haricindeki zevklerde, lezzetlerde, on derece onlardan ziyade elemler ve zahmetler bulunduğunu, Risale-i Nur yüzer kuvvetli delillerle, hadisatlarla ispat etmiştir. Uzun tafsilâtını Risale-i Nur’da bulabilirsiniz.

                  Ezcümle, Küçük Sözler’den Altıncı, Yedinci, Sekizinci Sözler ve Gençlik Rehberibenim bedelime sizlere tam bu hakikati gösterecek. Onun için, daire-i meşruadaki keyfe iktifâ ediniz ve kanaat getiriniz. Sizin hanenizdeki mâsum evlâtlarınızlamâsûmâne sohbet, yüzer sinemadan daha ziyade zevklidir.


                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Gençlik Rehberi: Risale-i Nur içinde bulunan gençlere ait meselelerden oluşan bir kitapçık[/TD]
                  [TD]Küçük Sözler: Sözler kitabı içerisinden alınmış olan bazı bölümlerden oluşan kitapçık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]aziz: çok değerli, izzetli[/TD]
                  [TD]daire-i meşrua: dinin uygun gördüğü helâl daire[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]daire-i terbiye-i İslâmiye: İslâmiyetin terbiye dairesi[/TD]
                  [TD]elem: acı, keder[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]evlât: çocuklar[/TD]
                  [TD]ezcümle: örneğin[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]frenkmeşrep: Avrupalıları taklit eden[/TD]
                  [TD]fısk: günah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
                  [TD]fıtraten: yaratılış itibariyle[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hadisat: hâdiseler, olaylar[/TD]
                  [TD]hakikat: gerçek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hane: ev[/TD]
                  [TD]haricinde: dışında[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]haysiyet-i İslâmiye: İslâmiyetin değeri, şerefi[/TD]
                  [TD]hemşire: kız kardeş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hâmisiz: koruyucusuz[/TD]
                  [TD]ifsad eden: bozan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]iktifâ etmek: yetinmek[/TD]
                  [TD]iktisat: tutumlu olma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]inşaallah: Allah izin verirse[/TD]
                  [TD]kabiliyet: yetenek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kanaat: Allah’ın nasip ettiği rızka razı olma, yetinme[/TD]
                  [TD]kanaat getirmek: elindekiyle yetinmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kat’iyen: kesin olarak[/TD]
                  [TD]komite: heyet, komisyon[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahlûk: yaratılmış, varlık[/TD]
                  [TD]mahrem: gizliliği olan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahsus: has, özel[/TD]
                  [TD]maişet: geçim[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]menşe: kaynak[/TD]
                  [TD]mes’ut: mutlu[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]meşakkat: güçlük, zorluk[/TD]
                  [TD]muhafaza: koruma, saklama[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mâsum: günahsız, temiz, saf[/TD]
                  [TD]mâsûmâne: suçsuz, günahsız bir biçimde[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mübarek: hayırlı[/TD]
                  [TD]münasip: uygun[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müracaat etmek: başvurmak[/TD]
                  [TD]nafaka: geçim için gerekli olan şey[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                  [TD]nükte: ince ve derin anlamlı söz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rıza: hoşnutluk[/TD]
                  [TD]sefahat: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
                  [TD]tahakküm: baskı, zorbalık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]taife-i nisâiye: kadınlar topluluğu[/TD]
                  [TD]terbiye: eğitim, yetiştirme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vukuat: meydana gelen olaylar[/TD]
                  [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âmin: “Allahım kabul eyle”[/TD]
                  [TD]ıslah olmak: kötülüklerden kurtulup doğru yolu bulmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şer: kötülük[/TD]
                  [TD]şeref-i milliye: millete ait şeref[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #815749
                  Anonim

                    Hem kat’iyen biliniz ki, bu hayat-ı dünyeviyede hakikî lezzet iman dairesindedir ve imandadır. Ve a’mâl-i salihanın herbirisinde bir mânevî lezzet var. Ve dalâlet vesefahette, bu dünyada dahi gayet acı ve çirkin elemler bulunduğunu Risale-i Nur yüzer kat’î delillerle ispat etmiştir. Adeta imanda bir Cennet çekirdeği ve dalâlette vesefahette bir Cehennem çekirdeği bulunduğunu, ben kendim çok tecrübelerle ve hadiselerle aynelyakin görmüşüm ve Risale-i Nur’da bu hakikat tekrar ile yazılmış. Enşedit muannit ve muterizlerin eline girip, hem resmî ehl-i vukuflar ve mahkemeler ohakikati cerh edememişler. Şimdi sizin gibi mübarek ve mâsum hemşirelerime veevlâtlarım hükmünde küçüklerinize, başta Tesettür Risalesi ve Gençlik Rehberi veKüçük Sözler benim bedelime sizlere ders versin.

                    Ben işittim ki, benim size camide ders vermekliğimi arzu ediyorsunuz. Fakat benim perişaniyetimle beraber hastalığım ve çok esbab, bu vaziyete müsaade etmiyor. Ben de sizin için yazdığım bu dersimi okuyan ve kabul eden bütün hemşirelerimi, bütün mânevî kazançlarıma ve dualarıma Nur şakirtleri gibi dahil etmeye karar verdim. Eğer siz benim bedelime Risale-i Nur’u kısmen elde edip okusanız veya dinleseniz, o vakit,kaidemiz mûcibince, bütün kardeşleriniz olan Nur şakirtlerinin mânevî kazançlarına ve dualarına da hissedar oluyorsunuz.

                    Ben şimdi daha ziyade yazacaktım. Fakat çok hasta ve çok zayıf ve çok ihtiyar ve tashihat gibi çok vazifelerim bulunduğundan, şimdilik bu kadarla iktifâ ettim.


                    endOfSection.gifendOfSection.gif


                    اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى 1
                    Duanıza muhtaç kardeşiniz
                    Said Nursî

                    [BILGI] Dipnot-1 Bâkî olan sadece Odur.[/BILGI]

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Gençlik Rehberi: Risale-i Nur içinde bulunan gençlere ait meselelerden oluşan bir kitapçık[/TD]
                    [TD]Küçük Sözler: Sözler kitabı içerisinden alınmış olan bazı bölümlerden oluşan kitapçık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Nur şakirtleri: Risale-i Nur talebeleri[/TD]
                    [TD]Tesettür Risalesi: 24. Lem’a örtünmeyle ilgili olan kitapçık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]aynelyakîn: gözle görerek kesin bilgi edinme[/TD]
                    [TD]a’mâl-i saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun davranışlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bedel: karşılık[/TD]
                    [TD]cerh etmek: çürütmek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inkârcılık[/TD]
                    [TD]ehl-i vukuf: bilirkişi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]elem: acı, keder[/TD]
                    [TD]esbab: sebepler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]evlât: çocuklar[/TD]
                    [TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hakikî: gerçek[/TD]
                    [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hemşire: kız kardeş[/TD]
                    [TD]hissedar: pay sahibi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]iktifâ etmek: yetinmek[/TD]
                    [TD]kaide: kural, prensip[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kat’iyen: kesin olarak[/TD]
                    [TD]kat’î: kesin[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muannit: inatçı[/TD]
                    [TD]muteriz: itiraz eden[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mâsum: günahsız, temiz, saf[/TD]
                    [TD]mûcibince: gereğince[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mübarek: uğurlu, hayırlı[/TD]
                    [TD]müsaade etmek: izin vermek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]perişaniyet: perişanlık[/TD]
                    [TD]sefahet: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tashihat: bir eser üzerinde, yanlışları gidermek amacıyla yapılan düzeltmeler[/TD]
                    [TD]vaziyet: durum[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                    [TD]şedit: şiddetli[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                  8 yazı görüntüleniyor - 1 ile 8 arası (toplam 8)
                  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.