• Bu konu 12 yanıt içerir, 12 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
14 yazı görüntüleniyor - 1 ile 14 arası (toplam 14)
  • Yazar
    Yazılar
  • #646372
    Anonim

      Risâle-i Nur talebelerinden bir genç hâfız, pek çok adamların dedikleri gibi dedi: “Bende unutkanlık hastalığı tezayüd ediyor, ne yapayım?”

      Ben de dedim:

      Mümkün oldukça nâmahreme nazar etme. Çünkü rivayet var. İmam-ı Şâfiî’nin (ra) dediği gibi, “Haram-ı nazar, nisyan verir.”

      Evet, ehl-i İslâmda, nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye heyecana gelip, vücudunda su-i istimalâtla israfa girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hâfızasına zaaf gelir.

      Evet, bu asırda açık saçıklık yüzünden, hususan bu memalik-i harrede o su-i nazardan su-i istimalât, umumî bir unutkanlık hastalığını netice vermeye başlıyor. Herkes, cüz’î, küllî o şekvâdadır. İşte, bu umumî hastalığın tezayüdüyle, hadîs-i şerifin verdiği müthiş bir haberin tevili ucunda görünüyor. Ferman etmiş ki: “Âhirzamanda, hâfızların göğsünden Kur’ân nez’ ediliyor, çıkıyor, unutuluyor.” (Süyûtî, el-Havî Li’l-Fetevâ, 2:253; Ali el-Muttakî Kenzü’l-Ummâl, 14:233, 242.) Demek bu hastalık dehşetlenecek, hıfz-ı Kur’ân’a bu sû-i nazarla bazılarda set çekilecek; o hadisin tevilini gösterecek. Lâ ya’lemü’l-gaybe illâllah (Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez).

      Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lâhikası,

      #716932
      Anonim

        ALLAH RAZI OLSUN.. malesef günümüzün en büyük sorunu harama nisyan..elimizden geldigi kadar korunmaya çalışsakta bi noktada malesef delalete düşebiliyoruzz..bunun önüne nasıl geçebiliriz???

        #716952
        Anonim

          Allah bizleri ve sizleri ahir zamanın cazibedar fitnesinden muhafaza eylesin.. amin..

          #716954
          Anonim
            thewords wrote:
            Allah bizleri ve sizleri ahir zamanın cazibedar fitnesinden muhafaza eylesin.. amin..

            Aminnnnnnn.

            #716962
            Anonim

              aminnnnnnnnnnnnnnnnnn(saya senin gibi oldu)

              #717058
              Anonim

                İmandan sonra en mühim ve en lâzım âmâl-i salihadır. Salih amel ise maddî ve mânevî hukuk-u ibâda tecavüz etmemekle, hukukullahı da bihakkın îfa etmekten ibarettir.
                İmandan sonra, salih amel gelir. Salih amel, Allah’ın emirlerine uygun bir hayat sürmek demektir. Yaptığımız ticaret dürüst ise salihtir. Ettiğimiz ibadet ihlâslı ise salihtir. Gördüğümüz eşyayı, İlâhî birer eser olarak tefekkür edebiliyorsak bakışımız salihtir. Dinlediğimiz sözler, düşündüğümüz fikirler, kurduğumuz hayâller, sevdiğimiz mahbuplar meşru ise, helâl dairesi içinde ve rıza çizgisinde ise salihtir. Bunlar içerisinde, “maddî ve mânevî hukuk-u ibada tecavüz etmemek” çok önemli olmalı ki, salih amelin tarif cümlesine dahil olmuş.Hukuk-u ibad, yâni “kul hakkı” geniş bir kavramdı. Kulun malına ve canına yapılan tecavüzler maddî hukuk, onun kalp ve ruhuna verilen zararlar, namusuna, haysiyet ve şerefine saldırmalar ise mânevî hukuk olarak değerlendirilmelidir.
                Bugünlerde Kur’an-ı Hakîm’in nazarında imandan sonra en ziyade esas tutulan takva ve amel-i sâlih esaslarını düşündüm. Takva, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i sâlih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır.̶
                takva ehlı olursan haram nazarlardan kurtulmak daha kolyalaşır..
                Takva üçe ayrılır:
                1- Şirkten takva: İman ederek şirkten korunmak.

                2-Masiyetten takva: Büyük günahları işlemekten, küçüklerde de ısrardan sakınmak (Takvanın en yaygın mânâsı budur.)

                3-Masivadan takva: Kalbini Hak’tan alıkoyan her şeyden uzak durmak

                ve sızınle paylasmak istedıgım bı anımız var.biz bunu nusret hocama sorduk “hocam haram nazarlardan kendımızı nasıl sakınırız dıye ve bız nasıl muhafaza edıcez kendımızı”dıye..dedıkı “ustad vanda valının evınde uzun bı sure kalmasına ragmen kızlarının hıc bırını tanımıyor ve ona bu durum sorulunca “İLMİN İZZETİ BENİ BAKTIRMADI DIYOR”eger ki sizde ilim varsa zaten onu muhafaza etmek adına bakmıyacaksınız ama bakıyorsanız bu demektırkı sizde ilim yoktur”demişti
                Allah ondan ve butun ehlı ımandan ebeden razı olsun.

                #698183
                Anonim

                  Risâle-i Nur talebelerinden bir genç hâfız, pek çok adamların dedikleri gibi dedi: “Bende unutkanlık hastalığı tezayüd ediyor, ne yapayım?”
                  Ben de dedim:
                  Mümkün oldukça nâmahreme nazar etme. Çünkü rivayet var. İmam-ı Şâfiî’nin (ra) dediği gibi, “Haram-ı nazar, nisyan verir.”
                  Evet, ehl-i İslâmda, nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye heyecana gelip, vücudunda su-i istimalâtla israfa girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hâfızasına zaaf gelir.
                  Evet, bu asırda açık saçıklık yüzünden, hususan bu memalik-i harrede o su-i nazardan su-i istimalât, umumî bir unutkanlık hastalığını netice vermeye başlıyor. Herkes, cüz’î, küllî o şekvâdadır. İşte, bu umumî hastalığın tezayüdüyle, hadîs-i şerifin verdiği müthiş bir haberin tevili ucunda görünüyor. Ferman etmiş ki: “Âhirzamanda, hâfızların göğsünden Kur’ân nez’ ediliyor, çıkıyor, unutuluyor.” (Süyûtî, el-Havî Li’l-Fetevâ, 2:253) Demek bu hastalık dehşetlenecek, hıfz-ı Kur’ân’a bu sû-i nazarla bazılarda set çekilecek; o hadisin tevilini gösterecek. Lâ ya’lemü’l-gaybe illâllah (Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez).

                  Kastamonu Lâhikası, s. 96

                  ***
                  Tarihçe-i hayatımı bilenlere mâlûmdur; elli beş sene evvel, ben yirmi yaşlarında iken, Bitlis’te merhum vali Ömer Paşa hânesinde, iki sene, onun ısrârıyla ve ilme ziyâde hürmetiyle kaldım. Onun altı adet kızları vardı: üçü küçük, üçü büyük. Ben, üç büyükleri, iki sene beraber bir hânede kaldığımız halde, birbirinden tefrik edip tanımıyordum. O derece dikkat etmiyordum ki, bileyim. Hattâ bir âlim misâfirim yanıma geldi, iki günde onları birbirinden fark etti, tanıdı. Herkes bendeki hale hayret ederek, bana sordular:
                  “Neden bakmıyorsun?”
                  Derdim:
                  “İlmin izzetini muhâfaza etmek, beni baktırmıyor.”
                  Hem, kırk sene evvel, İstanbul’da Kâğıthâne şenliğinin yevm-i mahsûsunda, köprüden tâ Kâğıthâne’ye kadar Haliç’in iki tarafında binler açık saçık Rum ve Ermeni ve İstanbullu karı ve kızlar dizildikleri sırada, ben ve merhum mebus Molla Seyyid Tâhâ ve mebus Hacı İlyas ile beraber bir kayığa bindik; o kadınların yanlarından geçiyorduk. Benim hiç haberim yoktu. Halbuki, Molla Tâhâ ve Hacı İlyas, beni tecrübeye karar verdikleri ve nöbetle beni tarassud ettiklerini bir saat seyahat sonunda îtiraf edip, dediler:
                  “Senin bu haline hayret ettik, hiç bakmadın.”
                  Dedim:
                  “Lüzûmsuz, geçici, günahlı zevklerin âkıbeti elemler, teessüfler olmasından istemiyorum.”

                  Tarihçe-i Hayat, s. 448

                  #698202
                  Anonim

                    Allah razı olsun abla…
                    Çok ama çok önemli bir paylaşım…İnş. herkes okur…

                    #698205
                    Anonim

                      Ecmain olsun insallah canim

                      #699136
                      Anonim

                        Evet, bu asırda açık saçıklık yüzünden, hususan bu memalik-i harrede o su-i nazardan su-i istimalât, umumî bir unutkanlık hastalığını netice vermeye başlıyor. Herkes, cüz’î, küllî o şekvâdadır. İşte, bu umumî hastalığın tezayüdüyle, hadîs-i şerifin verdiği müthiş bir haberin tevili ucunda görünüyor.Allah razı olsun mühim bir konu..

                        #724404
                        Anonim

                          Harama bakmak unutkanlık verir
                          Risâle-i Nur talebelerinden bir genç hâfız, pek çok adamların dedikleri gibi dedi: “Bende unutkanlık hastalığı tezayüd ediyor, ne yapayım?”
                          Ben de dedim:
                          Mümkün oldukça nâmahreme nazar etme. Çünkü rivayet var. İmam-ı Şâfiî’nin (ra) dediği gibi, “Haram-ı nazar, nisyan verir.”
                          Evet, ehl-i İslâmda, nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye heyecana gelip, vücudunda su-i istimalâtla israfa girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hâfızasına zaaf gelir.
                          Evet, bu asırda açık saçıklık yüzünden, hususan bu memalik-i harrede o su-i nazardan su-i istimalât, umumî bir unutkanlık hastalığını netice vermeye başlıyor. Herkes, cüz’î, küllî o şekvâdadır. İşte, bu umumî hastalığın tezayüdüyle, hadîs-i şerifin verdiği müthiş bir haberin tevili ucunda görünüyor. Ferman etmiş ki: “Âhirzamanda, hâfızların göğsünden Kur’ân nez’ ediliyor, çıkıyor, unutuluyor.” (Süyûtî, el-Havî Li’l-Fetevâ, 2:253) Demek bu hastalık dehşetlenecek, hıfz-ı Kur’ân’a bu sû-i nazarla bazılarda set çekilecek; o hadisin tevilini gösterecek. Lâ ya’lemü’l-gaybe illâllah (Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez).
                          Kastamonu Lâhikası, s. 96

                          ***
                          Tarihçe-i hayatımı bilenlere mâlûmdur; elli beş sene evvel, ben yirmi yaşlarında iken, Bitlis’te merhum vali Ömer Paşa hânesinde, iki sene, onun ısrârıyla ve ilme ziyâde hürmetiyle kaldım. Onun altı adet kızları vardı: üçü küçük, üçü büyük. Ben, üç büyükleri, iki sene beraber bir hânede kaldığımız halde, birbirinden tefrik edip tanımıyordum. O derece dikkat etmiyordum ki, bileyim. Hattâ bir âlim misâfirim yanıma geldi, iki günde onları birbirinden fark etti, tanıdı. Herkes bendeki hale hayret ederek, bana sordular:
                          “Neden bakmıyorsun?”
                          Derdim:
                          “İlmin izzetini muhâfaza etmek, beni baktırmıyor.”
                          Hem, kırk sene evvel, İstanbul’da Kâğıthâne şenliğinin yevm-i mahsûsunda, köprüden tâ Kâğıthâne’ye kadar Haliç’in iki tarafında binler açık saçık Rum ve Ermeni ve İstanbullu karı ve kızlar dizildikleri sırada, ben ve merhum mebus Molla Seyyid Tâhâ ve mebus Hacı İlyas ile beraber bir kayığa bindik; o kadınların yanlarından geçiyorduk. Benim hiç haberim yoktu. Halbuki, Molla Tâhâ ve Hacı İlyas, beni tecrübeye karar verdikleri ve nöbetle beni tarassud ettiklerini bir saat seyahat sonunda îtiraf edip, dediler:
                          “Senin bu haline hayret ettik, hiç bakmadın.”
                          Dedim:
                          “Lüzûmsuz, geçici, günahlı zevklerin âkıbeti elemler, teessüfler olmasından istemiyorum.”
                          Tarihçe-i Hayat, s. 448

                          #724416
                          Anonim

                            “Lüzûmsuz, geçici, günahlı zevklerin âkıbeti elemler, teessüfler olmasından istemiyorum.”

                            Allah razi olsun…

                            #724429
                            Anonim

                              Allah razı olsun.
                              mühim bir konu bu çağda ve umursanmayan.
                              duaile..

                              #724430
                              Anonim

                                “İlmin izzetini muhâfaza etmek, beni (harama ) baktırmıyor.”
                                fazla soze ne hacet…
                                Rabbim Ustadimdan ve onun yolundan gidenlerden gani gani razi olsun…

                              14 yazı görüntüleniyor - 1 ile 14 arası (toplam 14)
                              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.