• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #655142
    Anonim

      Tek başlarına ne kadar sessizler. Ağızlarını bıçak açmıyor. Ayakta durmakta güçlük çekiyorlar. Hakikati temsil ettikleri için onurlu, yük taşımadıkları için yorgunlar. Anlam kazanabilmek için birbirlerinin gözüne bakıyorlar. “E”, “L”yi çağırıyor el sıkışmalı, “İ”, “S”yi davet ediyor mürekkebe dönüşmeli, “A”, “T”yi ünlüyor, atla kaçmalı kelime ormanına.
      Ne kadar kalabalıktır orman kim bilir! Ne kadar derindir, alfabeden kopmuş bir harfin yalnızlığı. Alfa’dan Omega’ya, Elif’den Ye’ye, A’dan Z’ye bütün harfler denize karışıyor aynı ırmakla. Dalgalar oluşturuyor yan yana geldiğinde ve kayadan kısraklara bindiriyor köpüklerini. Köpüklü kahvelerini mi! İçiyorlar elbette. Fincanlarını ters çevirip bekliyorlar, okuma zamanı. Beyaz porselenden bir yazı tahtası her zarif fincan. Okumanız var mı? O halde kahverengi tebeşirle çizilen bu resmi okuyun. Kabaran yüreğiniz değil bu öbek, peş peşe yükselen kelime dalgaları. Görüyor musunuz martıları üzerinde? Ve işte harfler Alfa’dan Omega’ya, Elif’den Ye’ye; inşa sanatını öğrenip, sallar, tekneler ve gemiler yapıyor, sonra korsanlık sanatını öğrenip batırıyorlar yüzen her şeyi. Ah kelam denizinin kazazedeleri! “Okumak”ın “Okı-mak/ Çağırmak”tan geldiğini bildiriyor kamuslar. “Çağırmak” fakat neyi! Harfleri ayakta tutan bir harfe ihtiyaç var. Ne diyor Ahmed Bîcan, Muhammediye’de: “Cebrail geldi eyitti: Dur Yâ Muhammed ki Allah Teâlâ seni okur…” Yani çağırır seni. Sen okuyarak neyi çağırıyorsun? Elifin yoksa hiçbir şeyin yok.
      “Ben okuyamam,” dediğinde nefesini kesecek bir meleğin de yok senin. Takatin kesilinceye dek sarılıp sıkacak “Ben okuyamam,” dedikçe. Her seferinde okumaktan pencereler açacak sana. “Oku!” diye gümbürdetecek kapını. “Yaratan Rabb’inin adıyla oku.” Elif anahtara benzemiyor mu? “O, insanı pıhtılaşmış kandan yarattı.” Nerden devşirdin bu gururu? “Oku, Rabb’in sonsuz kerem sahibidir.” Cömertçe saç göz nurunu. “Ki O, kalemle öğretti.” Sen kalemin gölgesinde soluklan. “Bilmediğini öğretmiştir insana.” Hakikatle donatmıştır, “Kelime” densin diye ona. Ah insan! Kâinat cümlesindeki özne! Okumaktan sıkıldığını söylüyorsun. Kararmadan aydınlanmıyor sema. Daralmadan genişlemiyor nefes. “Zorluk kolaylıkla beraber.” Bir adım at! “Ben okuyamam,” dediğinde nefesini kesecek bir meleğin de yok senin.
      Fakat harfleri telaffuz etmek değil okumak. Dudakların değil zihnin kıpırdaması. “Okuyabiliyor musun, öyleyse anlamalısın,” diyor Goethe. Anlaşılmıyor mu? O halde kürek çek, açıl kıyıdan. Hem iki kişilik bir yolculuktur okumak; yazan ve okuyan aynı teknede. Denizi de paylaşıyorlar fırtınayı da. Ağı birlikte çekiyorlar derinlerden. Güneşi birlikte batırıyorlar. Yazar öyle şeyler fısıldıyor ki kulağına, söylenmeyenleri de işitiyor okur. Bir orman yangını bu, daldan dala atlıyor ateş. Bir yazar ve bir okur iki yazara dönüşüyor o sırada. Deniz başak denizine, balıklar buğdaya. Her şey çoğalıyor. Sınırlar kalkıyor. Harfler kol kola girip halay çekiyor. Kelimeler yan yana gelip fotoğraf çektiriyorlar. Cümleler suluboya bir tablonun ele avuca gelmez kuşları. Elifin ardından sürüler halinde uçuyorlar. Kelam düşünce oluyor, kelime imge. Yorgunluğuna değiyor yazarın ve okurun. Kim yorulmadan okuyorsa bir kitabı karşısına Oscar Wilde çıkıyor: “Hiç yorulmadan okunan bir kitap, hiç yorulmadan yazılmış olmalı…”
      Bir de ölüm var karşımıza çıkan. Her şeyi anlamsızlaştıran ve her şeye anlam veren. Behçet Necatigil’e, “Adı, soyadı/ Açılır parantez/ Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl bitti/ Kapanır parantez. / O şimdi kitaplarda bir isim bir soyadı/ Bir parantez içinde doğum ölüm yılları,” dedirten bir şiirinde. Sartre’ı denemelerinde isyan ettiren kadirşinas ölüm: “Yazarlık ünü beni ilgilendirmiyor demiyorum, ama bir andan sonra hiçbir anlamı kalmıyor bunun. Ölüm gerçekten ölüm olunca, ün bir kandırmaca oluyor… Aramızdan birini alıyorlar, onu öfkesinden ya da kederinden öldürüyorlar. Yirmi beş yıl sonra da bir anıt dikiyorlar adına.” Yazdıkları her şeyi vuruyorlar mihenk taşına ölümün. Bu yüzük kaç ayar? Bu elmas kaç kırat?
      Bu sorunun cevabını her kuyumcu bilemez. Hem tenden kurtulmuş olmalı hem candan. Hem ilmiyle kuşatmalı, hem kuşatılmalı ilimle. Hem kendine nazar edebilmeli hem görmeli halkı. İlmi “Mutlak İlim”e, okumayı “Nefis Bilgisi”ne bağlamalı. Söz altınını israf etmemeli. Öyle bir üslupla söylemeli ki, bıkmamalı kalp. “Her dem yeni doğarız. Bizden kim usanası,” diyerek yenilemeli kendini. Yunus’tan başkası değil, “Elif”in kıymetini bilen kuyumcu. Hakla okumayı altından kelepçe yapan: “Okumaktan mâna ne/ Kişi hakkı bilmektir.” Elifle okumayı iki altın ok gibi fırlatan akıla: “Sen elifi bilmezsin/ Bu nice okumaktır.”

      A.Ali URAL

      #749258
      Anonim

        Allah razı olsun kardeşim..Çok güzel bir yazı..

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.