- Bu konu 6 yanıt içerir, 8 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
16 Nisan 2010: 22:53 #661968
Anonim
Hata benimdir!.. ‘diyerek kardeşliğimizi yenileme kahramanlığına var mısınız?
Toplum içindeki birlik beraberliğimiz bizim için çok mühimdir. Bu sebeple konuştuğumuz dostlarımızı, tartıştığımız muhataplarımızı kırıp incitmekten ciddi şekilde çekinir, olanca gayretimizle birlikteliğimizi korumaya çalışırız.
Bizim bu birlikteliğimizi koruma gayretimiz büyüklerimizde gördüğümüz örneklerden gelir..
İşte bu örneklerden birini takdim etmek istiyorum bugün sizlere. Özellikle farklı fikir sahipleriyle konuşurken birlikteliğimizi zedeleyecek üslup ve tavırlardan kaçınmamızın gerektiği şu günlerde bu gibi örnekleri hatırlamaya ihtiyacımız fazla.
Yaşanmış bu örnekleri okuduktan sonra biz de dostlarımızı incitmekten, muhataplarımızı darıltmaktan benzeri bir dikkat ve titizlikle kaçınır, hatta bir incinme ve kırılma halinde suçu kendi üzerimize alarak gönül birliğimizi koruma örnekliğini biz de verebiliriz.
İşte size kırılma ve darılmayı önleyerek kardeşliğimizi yenileme adına suçu kendi üzerine alma fedakârlığından unutulmayan bir örnek…
***
Medine’de bir sohbet sırasında Hazreti Ebu Bekir Efendimiz kendi düşüncesini ortaya koyar. Hz. Ömer Efendimiz de karşı düşüncesini ortaya koyar. Efendimiz (sas)’den açık seçik bir hükmün bilinmediği konularda sahabe arasında farklı görüşler rahatça dile getirilirdi. Bu normaldi. Fakat bu defa Hz. Ebu Bekir (ra) Efendimiz bu karşı görüşün üslubundan biraz kırılır gibi oldu ve Hz. Ömer Efendimiz’e:
Zaten ben ne söylersem sen onun aksini söylersin!.. deyiverdi. Bunun üzerine Hazreti Ömer Efendimiz’in ses tonu biraz daha yükseldi. Karşı görüşünü daha yüksek ses tonuyla dile getirdi. İşi daha ileri boyutlara götürmekten çekinen Hz. Ebu Bekir (ra) hemen kalkıp dışarı çıktı ve doğruca Efendimiz (sas)’in huzuruna gelerek kendisinin sebep olduğunu düşündüğü gergin olayı şöyle anlattı:
Ya Resulallah! dedi, Ömer’le konuşurken ‘zaten ben ne söylersem sen onun aksini söylersin’ diye bir karşılık verdim, kırıcı ve kabaca davrandım galiba, durumu nasıl düzelteceğimi bilemiyorum.
Bu arada Hz. Ömer Efendimiz de yükselttiği kendi ses tonundan dolayı pişmanlık duymuş, o da kalkıp doğruca soluğu Hz. Ebu Bekir’in evinde almıştı. Meydana gelen kırılmayı hemen telafi etmeyi düşünüyordu. Ancak onun evde olmadığını öğrenince o da, doğruca Allah Resulü’nün huzuruna gelip mahcup bir şekilde durumu olduğu gibi anlatma gereği duydu. Efendimiz (sas) en sadık dostu Ebu Bekir’in yüksek sesle incitilmesine razı olmuyordu anlaşılan. Bundan dolayı Hz. Ömer’e hitaben:
– Ya Ömer! Hicret arkadaşımı bana bırakmalı değil miydin? diye sitemde bulundu. İşte bu sitemli sözden sonra olayın, Ömer’i zor durumda bırakmaya doğru geliştiğini gören Hz. Ebu Bekir Efendimiz’in gönlü buna razı olmadı. Hemen bulunduğu yerden iki dizi üzerine gelerek:
Ya Resulallah dedi, kabahat Ömer’de değil bende idi. Ben sorumluyum o konuda!.. Ve sorumluluğu tamamen kendi üzerine alıp nefsini suçlu gösterdi. Böylece kendini hatalı göstermek suretiyle incinip kırılmayı ortadan kaldırıverdi,gönül birliğini tekrar sağlayarak geriye bir incinme izi dahi bırakmadı.. (Buhari)
İşte bugün bizim hem kendi nefsimizde hem de dostlarımızda aradığımız örnek budur. Meydana gelen incinmeyi önlemek ve anlaşmazlığı çözmek için sorumluluğu kendi üzerine alma, kendini suçlu gösterip arayı düzeltme fedakârlığı. Buna siz karşı tarafı kazanmak için kendi nefsini suçlama kahramanlığı da diyebilirsiniz.. Anlaşmazlıklarımızın böyle incinme ve kırılma boyutlarına ulaşacağı yerlerde hemen araya girip sorumluluğu üzerimize aldığımız takdirde, biz kazanan taraf oluruz. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz’in sorumluluğu üzerine alarak meseleyi çözüvermesi gibi bir problem çözme kahramanlığı olur bu. Çünkü siz cennetle müjdelenen Hz. Ebu Bekir’in (ra) kahramanlığını tatbik ediyorsunuz şahsınızda.
İşte bütün mesele burada, bu ahlak ve anlayışta. Hataları, kendi üzerine alarak dostlarıyla, çevresiyle, toplumla hep anlaşma zemini arama kahramanlığında? Ne dersiniz, burada yazımızın başlığını bir daha okuyalım mı?
Hata benimdir diyerek suçu üzerine alıp kardeşliğimizi yenileme kahramanlığına siz de var mısınız?
Alıntı…17 Nisan 2010: 22:10 #769506Anonim
Allah razı olsun toprak…
18 Nisan 2010: 09:21 #769515Anonim
Özür dilemenin manasının anlaşılamadığı zamanlardayız…müslümanca hassasiyet ölçülerini her şeye rağmen yerine getirip,döğene elsiz,söğene dilsiz ve gönülsüz olabilenlere ne mutlu…toprak sağolasın…
18 Nisan 2010: 11:20 #769496Anonim
Allah razı olsun kardeşlerim…
18 Nisan 2010: 20:23 #769527Anonim
Allah razi olsun..
12 Mayıs 2010: 09:12 #770154Anonim
Hata Yapanların Hayırlısı
İNSANIN bir sağı bir de solu vardır. Yaratılışta insan bu iki yanın ortasında dimdik durur. Bu duruş, insanın yaratılıştaki dengeli duruşudur.
Bir yana meylederse dengesini bozmuş, normalini değiştirmiş demektir. Doğru bir yürüyüş beklenemez böyle dengesini bozmuş insandan… Onun için insanda esas olan duruş, hep ortadaki dimdik duruştur.Ancak dengeli durmayı esas alan insanın bazen ayağı kayabilir, dengesini bozabilir, hatta sürçüp düşebilir de… Böyle düşüşlerde mühim olan, “Ben düştüm, artık ayağa kalkamam” demeyip hemen toparlanıp ayağa kalkmak, dengesini yine kurup yoluna devam etmektir… Bu takdirde düşmenin sonucunda fazla tehlike de yoktur. Kalkıp yoluna devam etmek söz konusudur çünkü… Tehlike nerede? Tehlike şuradadır:
“Eyvah, ben dengemi kaybedip düştüm, ayağa kalkmam imkânsız, hatta benden istikametli adam olmaz artık..” diye vesveseye kapılarak hedefine doğru yürüme azmini kaybetmek!.. İşte tehlike burada…
Maalesef, günah sürçmelerinden sonra kapıldığı vesvesenin etkisinde kalarak dengesini bozup yoluna devam etme azim ve aşkını kaybedenler vardır.
Halbuki Allah Resulü Efendimiz (sas), sürçerek günah çukuruna düşenlerin tekrar dengelerini bulup yollarına devam etmelerini temin için şöyle buyurmuştur:
“İnsanlar mutlaka hata yaparlar. Ancak hata yapanların hepsi de şerli insan değildir! Hata yapanların da hayırlısı vardır…”
“Kimdir hata yapanların hayırlısı ya Resulallah?” diye soranlara ise:
“Hatalarından sonra tövbe ederek aynı azim ve aşkla yollarına devam edenler!..” buyurmuştur Allah’ın Resulü.
Demek ki insan bazen bilmeden, bazen de nefsine uyarak hata yapabilir, bu her şeyin mahvolması mânâsına gelmez, ümidin kesilmesini gerektirmez.
Çünkü hatasından dolayı pişmanlık duyup da dinî hayat ve İslâmî hizmetlerine yine devam edenler, Efendimiz (sas)’in ifadesiyle, hata yapanların hayırlısıdırlar. Yeter ki, hatadan sonra ciddi şekilde üzüntü duyup pişmanlık hissetsin. Düştüğü yerde, benden adam olmaz artık, demeden kalkıp İslâmî hayatına ve hizmetine aynı azim ve aşkla devam etsin.
Bir adam, Hazreti Ali efendimize gelir:
“Ben yaptığım hatalarla mahvoldum, ne olacak halim?” diye ümitsiz şekilde sızlanır.
İmam-ı Ali efendimiz de:
“Mahvolacak zamana daha gelmedik, tövbe kapısı henüz kapanmamıştır, tövbe et, yoluna devam et,” der.
O ümitsiz adam:
“Benim günahım öylesine büyük ki, tövbe ile filan affa uğrayacak gibi değildir” der.
İmam-ı Ali efendimiz de:
“Hiç düşündün mü, senin günahın mı büyük, yoksa Rabb’imizin affı mı?” diye sorar.
Adam duraklar, düşünür, “Elbette Rabb’imin rahmeti…” der.
Hazreti Ali efendimiz:
“Öyle ise..” der. “Rahmeti senin günahından büyük olan Rabb’imizin affından ümidini kesme de tövbe edip kıble istikametli yoluna devam et.” Adam yine sorar:
“Ne zamana kadar tövbe?..”
Cevap tek cümledir:
“Tövbe ettiğin günahı terk edinceye kadar!..”
Demek ki, bazen sürçüp düşmek insanlığımızın icabıdır. Ancak düştüğü yerde ümitsizliğe kapılıp kalmak insanlığın icabı değil, şeytana tabi olmanın gereğidir. Çünkü şeytan da sürçüp düştüğü çukurda kalmayı tercih etti, “Rabb’imin rahmeti benim günahımdan büyüktür” demedi, öylece çukurda kaldı.. Ama Âdem babamız Rabb’imin rahmeti kulun yanlışından büyüktür, deyip ümidini kesmeden yoluna devam etti, Peygamberlik makamına layık görüldü..
Bütün bunlardan, şimdi sorabilir miyiz?
“Nasılsınız, sürçme ve düşmelerden sonra hemen kalkıp kıble istikametli yolunuza devam etme azim ve aşkınız tamam mı? Yoksa vesvese hâlâ devam mı ediyor?”
Unutmayın, vesvesede hayır olsaydı şeytanı kurtarırdı.
Ahmed Şahin
18 Mayıs 2010: 08:18 #770881Anonim
Allah razı olsun ne güzel bir paylaşım yüreğinize sağlık
18 Mayıs 2010: 10:22 #770891Anonim
Paylaşımlar için Allah razı olsun…
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.