- Bu konu 9 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
16 Temmuz 2012: 13:57 #677784
Anonim
﴿ كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللهِ وَكُنْتُمْ اَمْوَاتًا فَاَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
1 ﴾
Yani, “Ne suretle Allah’ı inkâr ediyorsunuz? Halbuki sizin hayatınız yoktu, O size hayatı verdi. Sonra sizi öldürecektir, sonra yine hayat verecektir, sonra ona rücu edip gideceksiniz.”Âyetlerin nazmına ait üç vecih, bu âyette de câridir.
Bu âyetin mâkabliyle irtibatı:
Evet, Kur’ân-ı Kerim, vakta ki insanları ibadete ve Allah’a îman etmeye dâvet etti. Ve îmanın itikad edilecek esaslarıyla yapılacak hükümlerini icmâlen, delillerine işareten zikretti. Evvelce mücmelen işaret edilen delilleri tazammun eden nimetlerin tâdâdiyle, bu âyette de zikretmeye avdet etti.Evet, bu âyetle, en büyük nimet olan hayata işaret edilmiştir. İkinci âyetle, beka nimetine işaret edilmiştir. Evet, semavat ve arzın tanzimatı, hayatın kemal ve saadetini temin eder.
Üçüncü âyetle, beşerin kâinat üzerine tafdil ve tekrimine işarettir.
Dördüncü âyetle, beşere tâlim-i ilim nimetine işaret yapılmıştır. Bu nimetlerin suretine, yani nimet oldukları cihete bakılırsa, inayet-i İlâhiyeye delil oldukları gibi, ibadete de delildirler. Çünkü nimetleri verene şükür vâciptir; küfran-ı nimet, aklen de haramdır. Eğer o nimetlerin hakikatlerine bakılırsa, mebde ve meâdı ispat eden delillerdir.
Ve keza, bu âyet, geçen kâfir ve münafıkların bahsine de nâzırdır. Onun için, taaccübü ifade etmekle inkârı tazammun eden كَيْفَ
2 ile yapılan istifham, onların tehditlerine işarettir.
[NOT]Dipnot-1 Bakara Sûresi, 2:28.
Dipnot-2 Nasıl? (bk. ḥ-r-f: Diğer edatlar)
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]arz: yeryüzü [/TD]
[TD]avdet etme: geri gelme, geri dönme [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bahs: konu[/TD]
[TD]bekà: devamlılık ve kalıcılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insan, insanlar[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câri: geçerli olan, yürürlükte bulunan[/TD]
[TD]hakikat: esas, gerçek mahiyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmâlen: kısaca, özet olarak[/TD]
[TD]inâyet-i İlâhiye: Allah’ın inâyeti; bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzen, düzenlilik; Allah’ın yardımı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irtibat: bağlantı[/TD]
[TD]istifham: soru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itikad etmek: inanmak[/TD]
[TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[TD]kâfir: Allah’ı veya Allah’ın bildirdiği kesin şeylerden birini inkâr eden kimse[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış her şey[/TD]
[TD]küfran-ı nimet: nimete karşı nankörlük, nimete saygısızlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mebde: başlangıç; ilk yaratılış[/TD]
[TD]meâd: dönülecek yer; ölümden sonraki yaratılış, haşir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâkabli: öncesi[/TD]
[TD]mücmelen: kısaca, özetle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen[/TD]
[TD]nazm: diziliş, tertip ve düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâzır: bakan[/TD]
[TD]rücu etme: dönme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]semavat: gökler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taaccüb: hayret etme, şaşkınlık[/TD]
[TD]tafdil: üstün tutma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tanzimat: düzenlemeler[/TD]
[TD]tazammun etme: içine alma, kapsama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tehdit: korkutma[/TD]
[TD]tekrim: lütuflandırma, ikram etme, saygı gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâdâd: sayma[/TD]
[TD]tâlim-i ilim: ilim öğretme, bildirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vakta ki: ne zaman ki[/TD]
[TD]vecih: şekil, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâcip: zorunlu, gerekli[/TD]
[/TR]
[/TABLE]16 Temmuz 2012: 14:00 #805737Anonim
Şimdi, bu cümlelerin aralarındaki irtibat ve münasebetlerden bahsedeceğiz.
Evet, Kur’ân-ı Kerim, evvelce gaibane yaptığı hikâyeden sonra, burada hitaba başladı. Bu da, belâgatçe malûm bir nükte içindir. Şöyle ki:İnsan, bir adamın fenalığından, ayıplarından bahsederken, hiddeti, gazabı o kadar galebe eder ki, hayalen, hayalî bir ihzar ile hitap suretiyle kendisine tevcih-i kelâm etmeye başlar. Veya iyiliklerinden bahsederken şevki ve aşkı galeyana gelir; hemen hayalinin karşısına getirir, kendisine hitap ile konuşmaya başlar. Bu “iltifat” ile tesmiye edilen bir kaidedir. Bu kaidenin, lisan-ı Arapta büyük bir mevkii vardır. İşte Kur’ân-ı Kerim, bu kaideyi takiben كَيْفَ تَكْفُرُونَ
1 diyerek, siga-i hitap ile onlara tevcih-i kelâm etmiştir.Sonra, vakta ki bu makamda takip edilen maksat, iman, ibadet etmek ve küfran-ı nimet etmemek, küfrü reddetmek gibi geçen usul ve esasları ispat için lâzım olan delilleri zikretmektir ve delillerin en vâzıhı, ahvâl-i beşer silsilesinden istifade edilen delillerdir ve nimetlerin en büyüğü, o silsilenin ukde ve düğümlerindendir. Kur’ân-ı Kerim, وَكُنْتُمْ اَمْوَاتًا فَاَحْياَكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
2 olan âyet-i kerime ile, beş düğümlü, mürettep o silsile-i acibeye işaret etmiştir. Biz de o beş düğümü, beş mes’elede hal ve beyan edeceğiz.Birinci mes’ele: كُنْتُمْ اَمْوَاتًا
3 cümlesi ukdeyi, yani birinci düğümü açıyor. Şöyle ki:İnsanın cesedini teşkil eden zerreler, âlemin zerratı içinde camid, dağınık bir şekilde iken, bakarsın ki, mahsus bir kanunla, muayyen bir nizamla intizam altına
[NOT]Dipnot-1 Nasıl inkar edersiniz.?
Dipnot-2 “Ki; sizin hayatınız yoktu, O size hayatı verdi. Sonra sizi öldürecektir, sonra yine hayat verecektir, sonra ona rücu edip döneceksiniz.” Bakara Sûresi, 2:28.
Dipnot-3 Siz ölü idiniz.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]ahvâl-i beşer: insanların halleri, durumları[/TD]
[TD]belâgat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan etme: anlatma, açıklama[/TD]
[TD]câmid: cansız, katı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fenalık: kötülük[/TD]
[TD]gaibâne: yüzyüze olmadan, görmeyerek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]galebe: üstün gelme[/TD]
[TD]gazab: öfke, hiddet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitab: konuşma[/TD]
[TD]ihzar: getirmek; o anda olmayan bir şeyi zihnen huzura getirme, görünür kılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltifat: blğ. bir sözde dinleyicinin zihnini canlı tutma, gönlünü okşama veya onu ikaz etme gibi inceliklere binaen ifade üslubunda yapılan geçiş san’atı; üçüncü şahıs (gaip) kipinden, hazır bulunan ikinci şahıs (muhatap) kipiyle bahsetme gibi[/TD]
[TD]intizam: düzenlilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irtibat: bağ, ilişki[/TD]
[TD]kaide: düstur, prensip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küfran-ı nimet: nimete karşı nankörlük, nimete saygısızlık[/TD]
[TD]lisan-ı Arap: Arap dili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahsus: has, özel[/TD]
[TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevki: yer, makam, derece[/TD]
[TD]muayyen: tayin edilmiş, belirli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: alâka, bağlantı[/TD]
[TD]mürettep: sıralı, dizili, düzenli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nizam: düzen, kanun, sistem[/TD]
[TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]siga-i hitap: karşılıklı konuşma kipi[/TD]
[TD]silsile: zincir, sıra, dizi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]silsile-i acîbe: hayret verici haller ve durumlar zinciri, dizisi[/TD]
[TD]tesmiye: isimlendirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevcih-i kelâm: sözü birine yöneltme, söz söyleme, konuşma[/TD]
[TD]ukde: düğüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]usul: temel prensipler[/TD]
[TD]vakta ki: ne zaman ki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâzıh: açık, âşikar[/TD]
[TD]zerrat: zerreler, atomlar, maddenin en küçük parçaları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: atom, hücre[/TD]
[TD]zikretmek: belirtmek, anmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya; evren, kâinat[/TD]
[TD]âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın herbir cümlesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şevk: çok istek ve arzu, coşku[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Temmuz 2012: 14:03 #805738Anonim
alınarak âlem-i anâsıra gönderilir. Âlem-i anâsırda sâkit, sâkin, gizli bir vaziyette iken, birden bire kafile kafile, muayyen bir düsturla, yevmî bir intizamla, bir kast ve hikmet altında âlem-i mevalide intikal eder. Âlem-i mevalidde de, sükût içinde iken, birdenbire acip, garip bir tarz ile nutfeye inkılâp eder. Sonra müteselsil inkılâplar ile “alaka” olur, sonra mudga olur, sonra et, kemik olur. Bu inkılâpların herbirisi, evvelkisine nisbeten daha mükemmel ise de, lâyıkına göre mevattır, yani hayatsızdır.S – Mevt, hayatın zevalidir. Halbuki o zerrelerde hayat yoktur ki, zevali, mevt olsun.
C – Mevtin o zerrelere ıtlak edilmesi, mecazdır. Sebebi ise, üçüncü, dördüncü düğümleri zihne kabul ettirmek üzere, zihin için bir hazırlamadır.
İkinci mes’ele: فَاَحْيَاكُمْ
1 düğümünü açıyor.Evet, hayat, kudret-i ezeliyenin en büyük ve en ince ve en acip bir mu’cizesidir ve bütün nimetlerden üstündür ve mebde ve meâdın burhanlarından en zahir burhandır.
Evet, hayat nevilerinin en ednâsı nebat hayatıdır. Hayat-ı nebatiyenin başlangıcı, çekirdekte veya habbede hayat düğümünün uyanıp açılmasıdır. Bunun keyfiyeti o kadar zahir, o kadar umumî, o kadar melûf iken, zaman-ı Âdemden şimdiye kadar hikmet-i beşerden ve felsefesinden gizli kalmıştır. İşte hayatın ne derece ince olduğu anlaşıldı.
Ve keza, hayatı olmayan bir cisim, en büyük bir dağ da olsa tektir, yetimdir, mekânından başka birşeyle münasebeti yoktur. Lâkin balarısı gibi küçük bir cisim, hayata mazhar olduğu zaman, bütün kâinatla münasebettar olur ve herşeyle alışveriş yapar. Hattâ diyebilir ki, kâinat benim mülkümdür, benim yerimdir. Kâinatın her tarafına gider, havassıyla tasarruf eder, bütün eşya ile kesb-i muarefe
[NOT]Dipnot-1 O, sizi diriltti (dünyaya getirip hayat verdi).
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]acip: şaşırtıcı, hayret verici[/TD]
[TD]alaka: zigot; döllenmiş hücre[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil, kanıt[/TD]
[TD]düstur: kural, prensip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ednâ: en basit, en küçük[/TD]
[TD]habbe: çekirdek, tohum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havass: duyular, hisler[/TD]
[TD]hayat-ı nebâtiye: bitkilerin hayatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: amaç, gaye[/TD]
[TD]hikmet-i beşer: insanın bilgisi, felsefesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâp: değişim, dönüşüm[/TD]
[TD]intikal etme: bir yerden başka bir yere göç etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizam: düzenlilik[/TD]
[TD]kafile: grup, topluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kast: yönelme, maksat, istek[/TD]
[TD]keyfiyet: durum, nitelik, özellik [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[TD]kudret-i ezeliye: Allah’ın ezelden beri var olan kudreti, güç ve iktidarı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey[/TD]
[TD]lâkin: fakat, ancak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar olmak: ayna olmak, nail olmak[/TD]
[TD]mebde: başlangıç; ilk yaradılış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mecaz: bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek mânâsından başka mânâda kullanılan söz[/TD]
[TD]melûf: alışılmış [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevat: ölüler, cansızlar[/TD]
[TD]mevt: ölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meâd: dönülecek yer; ölümden sonraki yaratılış, ahiret[/TD]
[TD]muayyen: tayin edilmiş, belirli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mudga: et parçası; embriyo; döllenmiş hücrenin, bütün organlar oluşuncaya kadar geçirdiği dönem[/TD]
[TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: alâka, ilgi[/TD]
[TD]münasebettar: alâkalı, ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteselsil: zincirleme, birbirine bağlı[/TD]
[TD]nebat: bitki [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
[TD]nisbeten: kıyasla, oranla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nutfe: meni[/TD]
[TD]sâkit: sessiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sükût: sessiz kalma, susma[/TD]
[TD]tasarruf etme: işin içine girme, idare etme, hareket etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumî: genel[/TD]
[TD]yevmî: günlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zahir: açık[/TD]
[TD]zaman-ı Âdem: Hz. Âdem’in (a.s.) yaratılması zamanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: atom, hücre[/TD]
[TD]zevâl: yok olma, sona erme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i anâsır: elementler dünyası, unsurlar âlemi[/TD]
[TD]âlem-i mevâlid: canlılar âlemi, dünyası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ıtlak etme: verme, sınırı kaldırıp başka şeyleri de dâhil etme[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Temmuz 2012: 14:04 #805739Anonim
eder. Bilhassa hayat-ı insaniye tabakasına çıkan hayat, aklın nuruyla âlemleri gezmiş olur. Âlem-i cismanîde tasarruf ettiği gibi, âlem-i ruhanîde gezer, âlem-i misâle seyahat eder. Kendisi o âlemleri ziyarete gittiği gibi, o âlemler de, onun ruhunun âyinesinde temessül etmekle iade-i ziyaret etmiş gibi olurlar. Hattâ insan, “Âlem, Allah’ın fazlıyla benim için halk olunmuştur” diyebilir.Hayat-ı insaniye, herbirisi çok tabakalara şâmil olarak, hayat-ı maddiye, hayat-ı ruhaniye, hayat-ı mâneviye, hayat-ı cismâniye gibi nevilere ayrılır, inbisat eder. Demek ziya, renk ve cisimlerin görünmesine sebep olduğu gibi, hayat da, mevcudatın kâşifi ve sebeb-i zuhurudur.
Evet hayat, bir zerreyi bir küre gibi yapar; ashab-ı hayatın herbirisi, “Âlem benimdir” diyebilir. Aralarında müzahame ve münakaşa da olmaz. Müzahame ve münakaşa, yalnız nev-i beşerde olur. İşte, hayatın ne büyük bir nimet olduğu anlaşıldı.
Ve keza camid, dağınık bazı zerrelerin birden bire bir vaziyetten çıkıp, mâkul bir sebep olmadığı halde diğer bir vaziyete girmesi, Sâniin vücuduna zahir bir delildir. Hattâ hayat, hakikatlerin en eşrefi, en temizidir; hiçbir cihetle hısseti yoktur, çirkin bir lekesi yok. Hayatın dışı da, içi de, her iki yüzü de lâtiftir. Hattâ en küçük ve hasis bir hayvanın hayatı bile yüksektir. Bunun içindir ki, hayat ile kudret arasında zahirî bir sebep tavassut etmiyor. Hayata bizzat kudretin mübaşereti, izzete münâfi değildir. Halbuki umur-u hasiseye kudretin zahiren mübaşereti görünmemek için esbab-ı zâhire vaz edilmiştir. Demek, hayatta hısset yoktur. İşte bundan anlaşıldı ki, hayat, Sâniin vücuduna en zahir bir delildir.
Ve keza, en basit bir cismin geçirmiş olduğu inkılâbat ve tahavvülâta dikkatle bakılırsa görülür ki, âlem-i zerrattaki zerreler, âlem-i anâsıra intikal edince başka suretlere girerler, âlem-i mevâlidde, başka suretlere dönerler, nutfede başka
[TABLE]
[TR]
[TD]Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
[/TD]
[TD]ashab-ı hayat: hayat sahipleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[TD]camid: cansız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab-ı zahire: görünen sebepler[/TD]
[TD]eşref: en şerefli, en üstün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fazl: lütuf, ihsan, bağış[/TD]
[TD]halk olunmak: yaratılmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasis: âdi, basit, değersiz[/TD]
[TD]hayat-ı cismaniye: maddî, bedene ait hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı insaniye: insanlık hayatı[/TD]
[TD]hayat-ı maddiye: maddî hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı mâneviye: maddî olmayan, mânevî hayat[/TD]
[TD]hayat-ı ruhaniye: ruhânî hayat, ruhen yaşanan hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hısset: bayağılık, çirkinlik, değersizlik[/TD]
[TD]iade-i ziyaret: karşı ziyarette bulunma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inbisat etme: genişleme, yayılma[/TD]
[TD]inkılâbat: değişimler, dönüşümler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intikal etme: bir halden diğerine geçme, nakil olma[/TD]
[TD]izzet: değer, itibar, yücelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesb-i muârefe: tanışma[/TD]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
[TD]kâşif: keşfedici, açığa çıkarıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: ince, güzel, hoş[/TD]
[TD]makul: akla uygun, mantıklı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: var edilenler, varlıklar[/TD]
[TD]mübaşeret: temas etme, bizzat ilgili olma, ilgilenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münakaşa: tartışma[/TD]
[TD]münâfi: aykırı, zıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müzahame: sıkışma, itişip kakışma[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[TD]nutfe: meni[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sebeb-i zuhur: ortaya çıkış ve görünüş sebebi[/TD]
[TD]tahavvülât: hal, evre vs. değişimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavassut etme: vasıta olma, aracılık etme[/TD]
[TD]temessül: görünme, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umur-u hasise: alçak ve değersiz işler[/TD]
[TD]vaz etmek: koymak, yerleştirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık[/TD]
[TD]zahir: açık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zahiren: dış görünüş itibariyle[/TD]
[TD]zahirî: açık, görünürde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
[TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: evren, kâinat[/TD]
[TD]âlem-i anâsır: elementler âlemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i cismanî: maddî âlem[/TD]
[TD]âlem-i mevâlid: canlılar âlemi, dünyası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i misal: görüntüler âlemi[/TD]
[TD]âlem-i ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i zerrât: atomlar âlemi[/TD]
[TD]şamil: içine alan, kapsamlı[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Temmuz 2012: 14:06 #805740Anonim
vaziyet alırlar, sonra “alaka” olur, sonra mudga olur, sonra bir insan suretini giyer, ortaya çıkarlar. Bu kadar inkılâbât-ı acibe esnasında, zerreler öyle muntazam harekât ve muayyen düsturlar üzerine cereyan ederler ki, sanki bir zerre, meselâ âlem-i zerratta iken vazifelendirilmiş ve Abdülmecid’in gözünde yer alıp vazife görmek üzere yola çıkarılmıştır. Bu hali, bu vaziyeti, bu intizamı gören bir zihin, bilâ-tereddüt hükmeder ki, o zerreler, bir kasıtla ve bir hikmet altında gönderilir. İşte zerrâtın hayata mazhariyeti için geçirdiği bu kadar acip ve garip tavırlar, insana, ikinci bir hayatın bu hayattan daha kolay ve daha sehil olduğuna da bir kanaat getirir.
İşte, hayatın mebde ve meâde delil olduğu bu hakikatlerden anlaşıldı. فَاَحْيَاكُمْ
1 cümlesi, ثُمَّ يُحْيِيكُمْ
2 cümlesine bir delil gibidir; hepsi de birlikte, كَيْفَ
3 ’den istifâde edilen inkâra delildir.
Üçüncü mes’ele: ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ukdesini açar. Evet, mevtin de hayat gibi mahlûk olduğuna, mevtin idam ve adem-i mahz olmadığına delâlet eder. Mevt, ancak, ruhun ceset kafesinden çıkmasıyla tebdil-i mekân etmesinden ibarettir.Ve keza, nev-i beşerde mevcut emârât ve işârât-ı kesireden kat’iyetle anlaşılır ki, insan öldükten sonra birşeyi bâki kalır; o şeyi de, ancak ruhtur. Demek, ruhun bekası, hâsse-i zâtiyedir. Bu hâsse-i zâtiyenin bir fertte mevcut olması nev’in tamamında mevcut olmasını istilzam etmekle, mûcibe-i cüz’iyenin mûcibe-i külliye hükmünde olduğuna bir misal teşkil ediyor. Binaenaleyh, mevt, hayat gibi bir mu’cize-i kudrettir. Yoksa, hayat şartları bulunmadığından ademin dairesine girmiş değildir.
S – Ölüm nasıl nimet olur ve ne suretle nimetlerin sırasına dahil edilmiştir?
[NOT]Dipnot-1 “O, sizi diriltti (dünyaya getirip hayat verdi).” Bakara Sûresi, 2:28.
Dipnot-2 “Sonra sizi tekrar (O) diriltecek.” Bakara Sûresi, 2:28.
Dipnot-3 Nasıl? (bk. ḥ-r-f: Diğer edatlar)
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Abdülmecid: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adem-i mahz: sırf yokluk[/TD]
[TD]alaka: zigot; döllenmiş hücre[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bekà: devamlılık ve kalıcılık[/TD]
[TD]bilâ-tereddüt: tereddütsüz [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cereyan etme: hareket etme[/TD]
[TD]delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet etme: delil olma, işaret etme[/TD]
[TD]düstur: kural, prensip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emârât: izler, belirtiler[/TD]
[TD]fert: birey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]harekât: hareketler, davranışlar[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâsse-i zâtiye: bir şeyin zâtına, kendine ait temel özellik[/TD]
[TD]idam: yok etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâbât-ı acîbe: şaşırtıcı ve hayret verici değişimler[/TD]
[TD]intizam: düzenlilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istilzam etme: gerektirme[/TD]
[TD]işârât-ı kesire: çok işaretler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanaat: görüş, fikir[/TD]
[TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[TD]mahlûk: yaratılmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhariyet: erişme, nail olma[/TD]
[TD]mebde: başlangıç; ilk yaratılış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcut: var olan, bulunan[/TD]
[TD]mevt: ölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meâd: dönülecek yer; ölümden sonraki yaratılış, haşir[/TD]
[TD]muayyen: belirli [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mudga: et parçası; embriyo; döllenmiş hücrenin, bütün organlar oluşuncaya kadar geçirdiği dönem[/TD]
[TD]muntazam: düzenli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize-i kudret: Allah’ın kudret mu’cizesi[/TD]
[TD]mûcibe-i cüz’iye: olumlu tikel önerme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mûcibe-i külliye: olumlu tümel önerme[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’i: tür[/TD]
[TD]sehil: kolay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebdil-i mekân: mekân, yer değiştirme[/TD]
[TD]teşkil etme: meydana getirme, oluşturma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ukde: düğüm[/TD]
[TD]zerrât: atomlar, en küçük parçalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i zerrât: atomlar âlemi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Temmuz 2012: 14:09 #805741Anonim
C – Evvelâ: Ölüm, saadet-i ebediyeye mukaddemedir; bu itibarla nimet sayılabilir. Çünkü nimetin mukaddemesi de nimettir. Nitekim vâcibin mukaddemesi vâcip, haramın mukaddemesi haramdır.Saniyen: Ölüm, muzır hayvanlarla dolu bir hapisten geniş bir sahrâya çıkmak gibidir. Binaenaleyh, ruh, ceset kafesinden çıkarsa necat bulur.
Salisen: Ölüm olmasaydı, küre-i arz nev-i beşeri istiab edemezdi ve nev-i beşer müthiş perişaniyetlere maruz kalırdı.
Rabian: İhtiyarlık yüzünden öyle bir dereceye gelenler var ki, tekâlif-i hayatiyeye kàdir olamaz, daima ölümünü isterler.
İşte bunun için, ölüm nimettir.
Dördüncü mes’ele: ثُمَّ يُحْيِيكُمْ
1 ukdesinin beyanındadır.Evet bu hayat, ikinci hayattır ki, ölümden sonra, haşirden evvel vukua gelir. Demek, hayat-ı uhreviye bu ikinci hayatla başlar. Binaenaleyh, bu يُحْيِيكُمْ ’deki hitap, yalnız insanlara ait değildir, bilcümle kâinata râcidir. Çünkü bu hayat-ı uhreviye, bütün kâinatın neticesidir. Eğer bu hayat olmasa, kâinatta hakikat denilen herşey, zıddına inkılâp eder. Meselâ nimet nıkmet olur, akıl belâ olur, şefkat yılan olur.
Beşinci mes’ele: ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
2 ’un ukdesi hakkındadır.Evet, Cenâb-ı Hak, âlem-i kevn ve fesad denilen şu âlemde hüsün, kubuh, nef’, zarar gibi zıtları, çok hikmetlere binaen karışık bir tarzda yaratmıştır. Hem de izhar-ı izzet için vesait ve esbâbı vaz etmiştir. Haşir ve kıyamette kâinat tasfiye ameliyatını gördüğü zaman, zıtlar biribirinden ayrılır ve esbab ile vesait de ortadan kalkar. Ortadaki perde ve hicap kalktıktan sonra, herkes Sâniini görür ve hakikî Mâlikini bilir.
[NOT]Dipnot-1 “Sonra sizi tekrar (âhirette) O diriltecek.” Bakara Sûresi, 2:28.
Dipnot-2 “Sonra tekrar ona döndürülürsünüz.” Bakara Sûresi, 2:28.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Mâlik: sahip, herşeyin hakiki sahibi olan Allah
[/TD]
[TD]Sâni: her şeyi mükemmel bir şekilde ve san’atla yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
[TD]bilcümle: bütün, bütünüyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaen: -dayanarak [/TD]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab: sebepler[/TD]
[TD]hakiki: gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haram: dince kesin bir delil ile yasaklanan şey[/TD]
[TD]hayat-ı uhreviye: âhiret hayatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir: öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
[TD]hicap: örtü, perde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: amaç, gaye[/TD]
[TD]hüsün: güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâp etme: dönüşme[/TD]
[TD]istiab etme: içine alma, sığdırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itibarla: özellikle[/TD]
[TD]izhar-ı izzet: izzet ve yüceliği gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kubuh: çirkinlik, kötülük[/TD]
[TD]kàdir olma: gücü yetirme, üstesinden gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey[/TD]
[TD]küre-i arz: yer küre, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukaddeme: hazırlık, başlangıç[/TD]
[TD]muzır: zararlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]necat bulmak: kurtuluşa ermek[/TD]
[TD]nef’: fayda[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
[TD]nikmet: azap, ceza[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]perişaniyet: perişanlık[/TD]
[TD]rabian: dördüncü olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]râci: ait, dönük[/TD]
[TD]saadet-i ebediye: sonu olmayan, sonsuz mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sahrâ: çöl, meydan[/TD]
[TD]salisen: üçüncü olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saniyen: ikinci olarak[/TD]
[TD]tasfiye: arındırma, temizleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekâlif-i hayatiye: hayatın yükümlülükleri, sorumlulukları[/TD]
[TD]ukde: düğüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vesait: araçlar, vasıtalar[/TD]
[TD]vukua gelme: meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâcib: dinî bakımdan yapılması şart ve kesin olan ve yapılması istenen emir[/TD]
[TD]âlem: dünya; evren, kâinat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i kevn ve fesad: oluşlar ve yok oluşlar dünyası[/TD]
[TD]şefkat: acıma, merhamet[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Temmuz 2012: 15:21 #805742Anonim
Tetimme
Mezkûr âyetteki cümlelerin arasındaki irtibatın
hülâsasına bir zeyildir.Cenâb-ı Hak, vakta ki onların küfrünü, istifham ifade eden كَيْفَ
1 ile reddetti ve halkı da taaccübe dâvet ettive ondan sonra gelen dört büyük ınkılâbı gösteren dört cümle ile burhan getirerek ispat etti.O inkılâpların herbirisi, çok tavırlara, vaziyetlere ve mertebelere şâmil olduğu gibi, kendinden sonra gelen inkılâpları hazırlayıcı birer mukaddeme oldu.
Birinci inkılâba, وَكُنْتُمْ اَمْواَتًا cümlesiyle işaret edilmiştir. Yani, bir insanın cesedini teşkil eden zerrelerin âlem-i zerratta geçirmiş olduğu vaziyetlerden son vaziyetine işarettir ki, فَاَحْيَاكُمْ
2 cümlesiyle işaret edilen ikinci inkılâba mukaddeme olur. Hakaik-i kevniyenin en acibi olan şu ikinci inkılâp da çok mertebelere, çok tavırlara şâmildir ki, son tavrı, vaziyeti ثُمَّ يُمِيتُكُمْ
3 cümlesiyle işaret edilen üçüncü inkılâba mukaddeme olur. Bu inkılâp dahi pek çok berzahî tavırlara şâmil olup, son vaziyeti ثُمَّ يُحْيِيكُمْ
4 cümlesiyle işaret edilen dördüncü inkılâpta tamamlanır. Bu dördüncü inkılâp dahi, birçok kabrî ve haşrî vaziyetlere şâmil olup, en son vaziyeti ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
5 cümlesiyle hitam bulur.Demek bir zîhayatın cesedi, birinci inkılâbın birinci vaziyetinden başlamak üzere daima teceddüd eder, tazelenir. Yani, bir libastan, bir kıyafetten çıkar, daha
[NOT]Dipnot-1 Nasıl? (bk. ḥ-r-f: Diğer edatlar)
Dipnot-2 “Sizi diriltti (dünyaya getirip hayat verdi).” Bakara Sûresi, 2:28.
Dipnot-3 “Şunu bilin ki, sonra sizi (eceliniz gelince) O öldürecek.” Bakara Sûresi, 2:28.
Dipnot-4 “Sonra sizi tekrar (âhirette) O diriltecek.” Bakara Sûresi, 2:28.
Dipnot-5 “Sonra O’na döndürülürsünüz.” Bakara Sûresi, 2:28.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
[TD]berzahî: iki şey arasındaki aralık; dünya ile âhiret arasında olan kabir âlemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz kesin delil, kanıt[/TD]
[TD]hakaik-i kevniye: kâinattaki gerçekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşr: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
[TD]hitâm: son[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
[TD]inkılâp: değişim, dönüşüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irtibat: bağ, ilişki[/TD]
[TD]istifham: soru sorma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kabrî: kabir âlemine ait[/TD]
[TD]libas: elbise[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
[TD]mukaddeme: başlangıç, hazırlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taaccüb: hayret etme, şaşkınlık [/TD]
[TD]teceddüt: yenilenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tetimme: ek, tamamlayıcı not[/TD]
[TD]teşkil eden: meydana getiren, oluşturan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vakta ki: ne zaman ki[/TD]
[TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zeyil: ilâve, ek[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i zerrât: atomlar âlemi[/TD]
[TD]şamil: içine alan, kapsamlı[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Temmuz 2012: 15:25 #805743Anonim
güzel bir libasa, bir kıyafete girer. Ve hâkezâ, böylece saadet-i ebediyeye mazhar oluncaya kadar devam eder. Binaenalâhâzâ, bir zîhayatın şu müteselsil vaziyetlerine bakan bir adam, nasıl inkâra cesaret edebilir?Şimdi mezkûr âyetteki cümlelerin heyetlerinden bahsedeceğiz.
Birinci cümle: ﴾ كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللهِ
1 ﴿ Bu cümle ile yapılan istifham, o kâfirlerin zihinlerini, gözlerini, yaptıkları kötülüğe, fenalığa çevirtir. Tâ ki, bizzat şekavetlerini görsünler; belki insafa gelip ikrar ederler.﴾ تَكْفُرُونَ
2 ﴿’deki hitap, Cenâb-ı Hakkın şiddet-i gazabına işarettir. Çünkü gaipten hitaba yapılan iltifat, ya şiddet-i hiddete veya kesret-i muhabbete işarettir.
تَكْفُرُونَ ’ye bedel لاَ تُؤْمِنُونَ
3 ’nin zikredilmemesi, onların şiddet-i inatlarına işarettir. Çünkü onlar, hakkaniyeti delâil ile sabit olan imanı terk ve butlanı, burhanlar ile sabit olan küfrü kabul ettiler.﴾ وَكُنْتُمْ اَمْوَاتًا
4 ﴿ Bu cümledeki و vâv-ı hâliyedir; yani mâbadinin mâkabline hal olduğuna delâlet eder. Demek وَكُنْتُمْ اَمْوَاتًا , تَكْفُرُونَ
5 ’nin fâiline haldir. Halin, zevilhâlin âmili ile beraber olması şarttır. Halbuki burada dört cümle vardır. Bunlardan ikisi mâzi, ikisi müstakbel olduklarından, zevilhâlin âmili
[NOT]Dipnot-1 “[Siz ölü (henüz yok) iken sizi dirilten (dünyaya getirip hayat veren)] Allah’ı nasıl inkar ediyorsunuz!” Bakara Sûresi, 2:28.
Dipnot-2 İnkar ediyorsunuz.
Dipnot-3 İman etmiyorsunuz.
Dipnot-4 “Siz ölü (henüz yok) idiniz.” Bakara Sûresi, 2:28.
Dipnot-5 İnkar ediyorsunuz.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]binaenalâhâzâ: bundan dolayı, bunun üzerine[/TD]
[TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz, kesin delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]butlan: bâtıllık, yalan, gerçek dışılık[/TD]
[TD]delâil: deliller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet etme: delil olma, işaret etme[/TD]
[TD]fenalık: kötülük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâil: gr. özne; bir fiilin ifade ettiği işi, hareket ve oluşu meydana getireni gösteren kelime[/TD]
[TD]gaip: görünmeyen, o anda bulunmayan, gr. üçüncü tekil şahıs[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik[/TD]
[TD]heyet: bileşenler, grup; kelime, harf vs.’den oluşan genel yapı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitap: konuşma, seslenme, gr. ikinci tekil şahıs[/TD]
[TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâl: Arapça gramerde, cümle içinde fâilin (özne), mefûlün (tümleç, nesne) veya her ikisinin durumunu bildiren kelime veya cümle; “Onu yürürken gördüm” cümlesinde “yürürken” hâldir[/TD]
[TD]ikrar etme: kabul etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltifat: blğ. bir sözde dinleyicinin zihnini canlı tutma, gönlünü okşama veya onu ikaz etme gibi inceliklere binaen ifade üslubunda yapılan geçiş san’atı; üçüncü şahıs (gaip) kipinden, hazır bulunan ikinci şahıs (muhatap) kipiyle bahsetme gibi[/TD]
[TD]istifham: soru sorma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesret-i muhabbet: muhabbetin çokluğu, büyük sevgi[/TD]
[TD]kâfir: Allah’ı veya Allah’ın bildirdiği kesin olan şeylerden birini inkâr eden kimse[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]libas: elbise[/TD]
[TD]mazhar: erişme, kavuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
[TD]mâbadi: sonrası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâkabli: öncesi[/TD]
[TD]mâzi: geçmiş zaman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstakbel: gelecek zaman[/TD]
[TD]müteselsil: zincirleme, birbirine bağlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet-i ebediye: sonu olmayan, sonsuz mutluluk[/TD]
[TD]vâv-ı hâliye: cümlede öznenin, tümlecin veya her ikisinin durumunu bildiren sözün başında bulunan “vav” harfi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zevi’l-hâl: hâl sahibi; hâlin dayandığı, yani durumu açıklanan, bildirilen kelime, “Âlim bir adam gülümseyerek geldi” cümlesinde, “gülümseyerek” hâl, “adam” ise zevi’l-hâldir[/TD]
[TD]zikredilme: anılma, belirtilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]âmil: fâil, özne, işi yapan, etken, sebep[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şekavet: mutsuzluk, zorluk, sıkıntı[/TD]
[TD]şiddet-i gazab: azabın, cezanın şiddeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şiddet-i hiddet: şiddetli öfke, kızgınlık[/TD]
[TD]şiddet-i inat: şiddetli, aşırı inat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]و: vâv-ı hâliye[/TD]
[/TR]
[/TABLE]16 Temmuz 2012: 15:29 #805744Anonim
olan تَكْفُرُونَ
1 ile zamanca mukarin değildirler. Binaenaleyh و ’ın hâliyeti, bir mukaddere işarettir.Takdir-i kelâm:
2 وَتَعْلَمُونَ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ اَمْوَاتًا Bu itibarla, تَكْفُرُونَ’nin fâiline تَعْلَمُونَ
3 cümlesi hâl olur. Öteki cümleler اَنَّ ’ye haber olurlar.S – Onlar, birinci ölüm ile bir hayatı bilirlerse de, Allah’tan olduğunu bilmezler, inkâr ederler. İkinci hayat ile Allah’a rücuu zaten inkâr ederler.
C – Cehli izale edecek deliller zahir iken o veçhile cehil denilmemesi, belâgatin kaidelerinden biridir. Buna binaen, birinci mevt ile birinci hayatın etvar ve ahvâline yapılan dikkat, Sânii ikrar ve tasdik etmeye icbar eder. Ve aynı zamanda evvelki hayat ve mematın Allah’tan olduğunu bilmek, ikinci bir hayatın olacağına da zihni ikna ve icbar eder. Hal böyle iken, cahil telâkki ettiğin o kâfirler, âlimler sırasına dahildirler.
كُنْتُمْ ’deki hitaptan, onların âlem-i zerratta dahi bir nevi vücut ve taayyünleri olduğu anlaşılıyor. Yoksa o zerrat, tesadüfle rastgele muayyen cisimleri teşkil edemez.
اَمْواَتًا
4 tâbiri,
5 لَمْ يَكُنْ شَيْئاً مَذْكُورًا ’in meâline imâdır.
[NOT]Dipnot-1 İnkar ediyorsunuz.
Dipnot-2 Bu takdir-i kelâm, tahkikli Arapça nüshada şöyle ifâde edilmiştir: “اَنَّكُمْ تَعْلَمُونَ اَنَّكُم كُنْتُمْ اَمْوَاتاً“
Dipnot-3 Biliyorsunuz.
Dipnot-4 Ölüler.
Dipnot-5 “Adı anılmaya değmez birşeydi.” İnsan Sûresi, 76:1.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Sâni: herşeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[TD]ahvâl: haller, durumlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]belâgat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi[/TD]
[TD]binaen: -dayanarak [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]cehl: cahillik, bilgisizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]etvâr: haller, tavırlar; merhaleler[/TD]
[TD]fâil: gr. özne; bir fiilin ifade ettiği işi, hareket ve oluşu meydana getireni gösteren kelime[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haber: Arapça gramerde, isim cümlesindeki hükmü (iş, oluş veya hareketi) ifade eden kısım[/TD]
[TD]hitap: konuşma, seslenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâliyet: hâl oluş; durumu beyan ediş [/TD]
[TD]icbar: zorlama, mecbur etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ikna: inandırma[/TD]
[TD]ikrar: kabul etme, doğrulama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itibar: özellik[/TD]
[TD]izale: giderme, ortadan kaldırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kaide: düstur, prensip[/TD]
[TD]kâfir: Allah’ı veya Allah’ın bildirdiği kesin şeylerden birini inkâr eden kimse[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]memat: ölüm[/TD]
[TD]mevt: ölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meâl: mânâ, açıklama[/TD]
[TD]muayyen: belirlenmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukadder: gr. lâfız olarak zikredilmediği halde gizli olarak kastedilen mânâ[/TD]
[TD]mukarin: beraber, eşit, aynı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstakbel: gelecek zaman[/TD]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rücu: dönme[/TD]
[TD]taayyün: belirlenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabir: ifade, anlatım[/TD]
[TD]takdir-i kelâm: sözün gelişi; lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan söz, belirtme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telâkki: anlama, kabul etme[/TD]
[TD]teşkil etme: oluşturma, meydana getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vech: yön, tarz[/TD]
[TD]vücut: varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zahir: açık[/TD]
[TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i zerrât: atomlar âlemi[/TD]
[TD]اَنَّ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]وَ: vâv-ı hâliye[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
16 Temmuz 2012: 15:32 #805745Anonim
﴾ فَاَحْيَاكُمْ
1 ﴿ Bu ف tâkip ve ittisali ifade eder. Yani, mâkabliyle mâbadinin arasında mesafe olmayacaktır. Halbuki burada, mevt ile hayat arasında uzun bir mesafe vardır. Evet, fakat bu ف Sânii ispat eden delillerin menşeine işarettir ki, o zerratın hiç bir vasıta ve esbab olmaksızın cemadiyetten hayvaniyete def’aten intikal etmesi, zihni, Sânii ikrar etmeye mecbur eder.
Ve keza, o zerrat, mevat halinde iken vaziyetleri sabit olmadığından, şe’nleri ve iktizaları, fasılasız tâkiptir.S – اَحْيَاكُمْ ’ün yerine niçin صِرْتُمْ اَحْيَاۤءً
2 denilmemiştir? C – اَحْيَاكُمْ hayatın Cenâb-ı Hak tarafından i’tâ edildiğine sarahaten delâlet eder. صِرْتُمْ اَحْيَاۤءً ’de o delâlet yoktur. Yalnız “Hayat sahibi oldunuz” mânâsına delâlet eder.ثُمَّ يُمِيتُكُمْ
3 Bunun yerine تَمُوتُونَ
4 zikredilmemesi, mevtin, kaderin takdiriyle, kudretin büyük bir tasarrufu olduğuna işarettir. Evet, ömr-ü tabiîsini bitirip sonra ölenler pek azdır. Kısm-ı âzamı, ömr-ü tabiîsi esnasında ölürler. Demek mevt, tabiî bir netice değildir, ancak cesedin inhilâliyle dağılmasından ibarettir. Yoksa ruhun fenâsıyla değildir. Mevt ile ceset dağılır, ruh bâki kalır.﴾ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ
5 ﴿ mâkabliyle mâbadi arasında bu’d-u mesâfeyi ifade eden ثُمَّ
6 imâte ile ikinci ihya arasında kocaman âlem-i berzahın fasıla olduğuna işarettir.
[NOT]Dipnot-1 “Sizi diriltti (dünyaya getirip hayat verdi).” Bakara Sûresi, 2:28.
Dipnot-2 Hayat sahibi oldunuz.
Dipnot-3 “Şunu bilin ki, sonra sizi (eceliniz gelince) O öldürecek.” Bakara Sûresi, 2:28
Dipnot-4 Ölürsünüz.
Dipnot-5 “Sonra sizi tekrar (âhirette) O diriltecek.” Bakara Sûresi, 2:28.
Dipnot-6 Sonra.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
[/TD]
[TD]Sâni: her şeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bu’d-u mesâfe: mesafenin uzaklığı[/TD]
[TD]bâki: kalıcı, ölümsüz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemadiyet: cansızlık, donukluk[/TD]
[TD]def’aten: birden bire, âniden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma, gösterme[/TD]
[TD]esbab: sebepler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fasıla: ara[/TD]
[TD]fenâ: yok olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvaniyet: hayvanlık[/TD]
[TD]ihya: hayat verme, diriltme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ikrar etme: kabul etme, doğrulama[/TD]
[TD]iktiza: gerektirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imâte: öldürme[/TD]
[TD]inhilâl: çözülme, ayrılıp dağılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intikal etme: yer veya konum değiştirme, bir halden diğerine geçme[/TD]
[TD]ittisâl: bağlılık, bitişiklik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’tâ etmek: vermek, bahşetmek[/TD]
[TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kısm-ı âzam: büyük bir kısmı[/TD]
[TD]menşe: kaynak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevat: ölü, cansız[/TD]
[TD]mevt: ölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâbadi: sonrası[/TD]
[TD]mâkabli: öncesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâkabliyle: öncesiyle[/TD]
[TD]sarahaten: açıkça[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabiî: doğal[/TD]
[TD]takdir: Allah’ın ezelî ilmiyle belirlemesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme[/TD]
[TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i berzah: öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları mânevî âlem, kabir âlemi[/TD]
[TD]ömr-ü tabiî: ortalama, normal yaşama müddeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şe’n: hâl, özellik, nitelik[/TD]
[TD]ثُمَّ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ف: (bk. ḥ-r-f[/TD]
[/TR]
[/TABLE]16 Temmuz 2012: 15:37 #805747Anonim
﴾ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
1 ﴿ Bu ثُمَّ ise, ikinci ihya ile rücu arasında mevcut büyük bir perde ve hicabın bulunduğuna işarettir.تُرْجَعُونَ
2 Yani, “Esbab perdesinin keşfiyle, vesaitin tardıyla Allah’a rücu edeceksiniz.”S – Allah’a rücu etmek, Allah’tan gelmeyi iktiza eder. Bunun için bir kısım insanlar, Allah ile insan arasında ittisali tevehhüm etmişlerdir ve bazı sofiler de şüpheye düşmüşlerdir.
C – Dünyada insanın vücut ve bekası olduğu gibi, âhirette de vücut ve bekası vardır. Dünyadaki vücut, vasıtasız dest-i kudretten çıkar. Dünyada terkip, tahlil, tasarruf, tahavvül ile karışık bekà meselesi, sabıkan zikredilen hikmet üzerine esbab, vesait, ilel, meseleye müdahale edip araya girerler. Âhirette ise, vücut ve beka, her ikisi de levazımatıyla, terkibatıyla bizzat dest-i kudretten çıkarlar ve herkes hakikî Mâlikini bilir. İşte bunu anlayan, rücuun ne demek olduğunu anlar.

[NOT]Dipnot-1 “Sonra O’na döndürülürsünüz.” Bakara Sûresi, 2:28.
Dipnot-2 Döndürülürsünüz.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Mâlik: herşeyin hakiki sahibi olan Allah[/TD]
[TD]bekà: devamlılık ve kalıcılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dest-i kudret: kudret eli[/TD]
[TD]esbab: sebepler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakiki: gerçek[/TD]
[TD]hicab: perde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
[TD]ihya: hayat verme, diriltme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktiza etme: gerektirme[/TD]
[TD]ilel: illetler, asıl sebepler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittisâl: bağlılık, bitişiklik [/TD]
[TD]keşf: açılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]levazımat: gerekli olan şeyler[/TD]
[TD]mevcut: var[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rücu: dönme, dönüş[/TD]
[TD]sabıkan: bundan önce; daha önce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sofi: dinin özünden habersiz, şekilci, aşırı katı kimse[/TD]
[TD]tahavvül: değişim, başkalaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahlil: ayırma, çözümleme[/TD]
[TD]tard: kovma, uzaklaştırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarruf: kullanma, bir halden başka hale sokma[/TD]
[TD]terkibat: birleşimler, oluşumlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terkip: birleşme, oluşum[/TD]
[TD]tevehhüm etme: sanma, zannetme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vesait: araçlar, vasıtalar[/TD]
[TD]vücut: beden, varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zikredilen: anılan, belirtilen[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ثُمَّ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.