• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #666603
    Anonim

      Helali ve temizi tercih etmek, helalinden ve temizinden yemek bir imandır, imanın yaşanmasıdır, imanın gereğidir ve mü’min olmanın bir şartıdır. Helalde de, haramda da mü’min hassastır ve dikkat eder. İnsan Allah’a nasıl inanmışsa ve bunda bir şüphesi yoksa ve ciddiyet sahibi ise, helal ve haram şeyler de o kadar şüphesiz olması ve ciddi hareket etmesi gerekir.

      “Helal” ve “haram” kavramı Kur’an’a ait birer kavramdır ve Allah’ın kelamıdır.
      Çünkü helali de, haramı da Allah belirler. Neyin helal, neyin haram olduğunu Allah bildirir. Bu konuda söz sahibi ve kural koyan Yüce Allah’tır. Hiç kimsenin, hiçbir insanın bu meselede sözü geçerli değildir.

      Ayetin verdiği bilgi şöyle: “Kendi dillerinizin yakıştırdığı yalanlarla ‘Şu helal, bu haram’ diyerek Allah adına yalan uydurmayın. Çünkü Allah adına yalan uyduranlar iflah olmazlar.” (Nahl Suresi, 16:116)


      Helal ve haram kavramının tespitinde ikinci söz sahibi de Allah’ın elçisidir. Yüce Allah bu konuda görevi Resulullah’a (a.s.m) vermiştir. O da helal ve haram olan şeyleri Allah adına tayin eder.

      “Onlar, ellerindeki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları ümmi nebi olan Peygamber’e uyanlardır. Peygamber ise onlara iyiliği emreder, onları kötülükten sakındırır, temiz şeyleri onlara helal eder, pis şeyleri haram kılar…” (Araf Suresi, 7:157)

      Öyle ise ne helaldir, helal olan şeyler nelerdir, hangileridir? Kur’an burada güzel bir tanım getirir ve insan yaratılışına en uygun ve her insanın fıtratı gereği hoşuna giden bir manayı bildirir.

      “Senden, kendilerine neyin helal edildiğini soruyorlar. De ki: İyi ve temiz olan şeyler size helaldir.” (Maide Suresi, 5:4)

      Bu “iyi ve temiz” şeyin Kur’an’ca ifadesi “tayyibat”tır. Gerek yukarıdaki ayette “temiz şeyler” olarak tercüme edilen, gerekse bu ayette “iyi ve temiz” kelimeleriyle anlam verilen her iki ifade “tayyibat”tır.

      “Tayyibat”ın tersi/karşıtı “habîsat”tır, bu kelime mealde “pis şeyler” olarak tercüme edilir. Demek ki, helal denince akla iyi ve temiz şeyler; haram denince de pis şeyler geliyor.
      “Temiz şey” kadar insanı rahatlatan ve içini açan bir şey olmadığı gibi, “pis şey” kadar da insanı rahatsız eden, midesini bulandıran bir şey yoktur.

      Böylece mana açıkça ortaya çıkıyor. Bir şey helal midir, öyleyse temizdir; temiz midir, öyleyse helaldir. Bir şey haram mıdır, öyleyse pistir; pis midir, öyleyse haramdır.

      Niye helal, niye haram
      Niye helal ve haram olmuştur? Allah helal dediği için helal olmuştur, haram dediği için haram olmuştur. Onun için temizdir ve helaldir ya da pistir ve haramdır.
      Öyleyse şöyle bağlayıcı, dinî bir kuralı hatırlayalım: Allah bir şeye helal der, temiz olur, haram der pis olur. Helallik ve haramlık Allah’ın emriyle belirlenmiş olur.

      Daha kesin bir deyişle, Allah bir şeyi emreder, o şey helal olur; bir şeyi de nehyeder/yasaklar o şey haram olur.


      Helali ve temizi tercih etmek, helalinden ve temizinden yemek bir imandır, imanın yaşanmasıdır, imanın gereğidir ve mü’min olmanın bir şartıdır.

      “Eğer O’nun ayetlerine inanmış kimseler iseniz, üzerlerine Allah’ın adı anılan şeylerden yiyin” (En’am Suresi, 6:118) ayeti bu gerçeği belirliyor.

      Helalde de, haramda da mü’min bu açıdan hassastır ve dikkat eder. Mesele bir iman meselesidir, bir inanç meselesidir. İnsan Allah’a nasıl inanmışsa ve bunda bir şüphesi yoksa ve ciddiyet sahibi ise, helal ve haram şeyler de o kadar şüphesiz olması ve ciddi hareket etmesi gerekir.


      Aksi durumda devreye en büyük düşman olar şeytan girer. Şeytan girince de her şeyin özü ve özelliği değiştiği gibi rızkın mahiyeti de değişir, helaller haram olur, haramlar helal gibi görünür, harama karşı hassasiyet azalır.


      Ayet helal rızka bunun için işaret eder:

      “Allah’ın size verdiği rızıklardan yiyin, ama şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” (En’am Suresi, 6:142)

      Helal ve temiz rızıktan yemek varken, bu konuda dikkat etmeyip “helal dairede” kalmamak haddi/sınırı aşmak sayıldığından İlahî gazaba uğramak da söz konusu oluyor. Bu durum ise insanın helak olmasına doğru gider. Kur’an’ın uyarısı dikkat çekicidir:

      “Size verdiğimiz helal ve temiz rızıklardan yiyin. Sakın bunlarda haddi aşmayın; yoksa gazabıma müstahak olursunuz. Gazabımı hak eden ise, helak çukuruna yuvarlanmış demektir.” (Taha Suresi, 20:81)

      Bakara, 60. ayette de helale dikkat edilmediği zaman fesatçılık çıkacağına işaret edilir ve yeryüzünde bir bozgunculuğun çıkacağı haber verilir: “Allah’ın rızkından yiyin, için; fakat fesatçılık edip de yeryüzünü bozguna vermeyin, dedik.”


      Bugün dünyada görülen bütün kavgaların temelinde helale harama uyulmaması, hakka ve hukuka riayet edilmemesi yatıyor. Hiçbir sınır ve ölçü tanınmadan tüketim çılgınlığı içinde ve çok para kazanma hırsıyla milyarı bulan insanlar açlık tehlikesiyle yüz yüze gelirken, geriye kalan dünya nüfusu ise çeşitli hastalıklarla boğuşuyor, obezite tehlikesinin içinde yuvarlanıyor.

      Bismillah, helalin başlangıcı
      Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.) Ümmü Seleme validemizin anlattığına göre dualarında tayyib/temiz rızık ister ve şöyle derdi:
      “Allâhümme innî es’elüke rızkan tayyiben ve ilmen nâfian ve amelen mütekabbelen (Allah’ım! Sen’den tertemiz, helal bir rızık, yararlı bir ilim ve kabul olunacak bir amel istiyorum).” (Heysemi 10:111)

      Helal rızık mideye girince o zaman kalp de beslenir ve mahfaza/koruma altına alınır. Hadisten bu gerçeği şu ifadelerle öğreniyoruz:

      “Kalplerimiz muhafazalı kaplara benzer. En üstün kalp, helal yiyeceklerle beslenen ve faydalı bilgileri barındıran kalptir.” (Suyuti, Camiu’s-Sağir ve Tercemesi, Aydın Yayınları, 1:470)

      Yiyip içtiğimiz şeyler kesildikten sonra yenilen hayvanların eti ise, keserken Allah’ın adını anmamız gerektiği gibi, yerken de besmeleyi söylememiz gerekiyor.


      Besmeleyle başlamak sadece et ve et ürünlerine bağlı değil, yiyip içtiğimiz her şeyde “Bismillahirrahmanirrahim”i terk etmememiz isteniyor.

      “Üzerlerine Allah’ın adını anarak yiyin” (Maide Suresi, 5:4) ayetiyle “Eğer O’nun ayetlerine inanmış kimseler iseniz, üzerlerine Allah’ın adı anılan şeylerden yiyin” (En’âm Suresi, 6:118) ayeti bu emri hatırlatıyor.
      “Üzerine Allah’ın adı anılmayan şeylerden yemeyin” (En’âm Suresi, 6:121) ayeti de bir nehyi/yasağı getiriyor.

      Her iki ayet “Birinci Söz”de şöyle açıklanıyor.Madem herşey manen, Bismillah der, Allah namına Allah’ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi, Bismillah demeliyiz. Allah namına vermeliyiz. Allah namına almalıyız. Öyle ise, Allah namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız.”

      Çünkü gerek etini yediğimiz, gerekse sebze ve meyvelerinden tattığımız “Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der, rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere Rezzâk namına en latif, en nazif, ab-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar. Her bir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları Bismillah der…”

      İş çok ciddi
      Son olarak şöyle bir sonuca ulaşabiliriz:
      Helal gıdayı aramak, helal gıdayı satın almak, satmak ve helal gıdayı yiyip içmek öncelikle bir iman işidir, Allah’ın emrini yerine getirmektir “salih bir amel”dir; şeytana uymamaktır ve makbul olmuş bir duadır.

      Buna karşılık araştırıp soruşturmadan, inceleyip öğrenmeden, gözümüzün gördüğü, içimizin çektiği, damak zevkimizi okşayan, zaman içinde de alışkanlık haline getirdiğimiz gıdaları rastgele yiyip içmek hem midemizi yoruyor, hem de kalbimize zarar veriyor, dünyamızı, ahiretimizi tehlikeye atıyor.


      Demek ki, bu iş öyle küçümsenecek, basite alınacak, savuşturulacak bir mesele değildir; hayatî bir olaydır ve o nispette de hassasiyet isteyen bir şuur/bilinç işidir.

      Kaynak:Moraldergisi
    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.