• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #667283
    Anonim

      Her iki deccalın harikulâde icraatı
      17.01.2011

      2011-01-16_231103.jpg

      Ekser tahribat ve hevesâta sevkiyât

      olduğundan, kolayca harikulâde öyle işler yaparlar ki, bir
      rivayette, “Bir günleri bir senedir.” Yani, bir senede yaptıkları işleri
      üç yüz senede yapılmaz denilmiş.

      İKİNCİ MESELE
      Rivayetlerde,
      her iki Deccalın harikulâde icraatlarından ve pek fevkalâde
      iktidarlarından ve heybetlerinden bahsedilmiş. Hattâ bedbaht bir kısım
      insanlar, onlara bir nevî ulûhiyet isnad eder diye haber verilmiş. Bunun
      sebebi nedir?
      Elcevap: “El-ilmu indallah” (Hakikati Allah bilir)
      icraatları büyük ve hârikulâde olması ise: Ekser tahribat ve hevesâta
      sevkiyât olduğundan, kolayca harikulâde öyle işler yaparlar ki, bir
      rivayette, “Bir günleri bir senedir.” Yani, bir senede yaptıkları işleri
      üç yüz senede yapılmaz denilmiş. Ve iktidarları pek fevkalâde görülmesi
      ise, dört cihet ve sebebi var:
      Birincisi: İstidrâc eseri olarak,
      müstebidâne olan koca hükûmetlerinde, cesur orduların ve faal milletin
      kuvvetiyle vukua gelen terakkiyat ve iyilikler haksız olarak onlara
      isnad edilmesiyle, binler adam kadar bir iktidar onların şahıslarında
      tevehhüm edilmeye sebep olur. Halbuki, hakikaten ve kaideten, bir
      cemaatin hareketiyle vücuda gelen müsbet mehâsin ve şeref ve ganimet o
      cemaate taksim edilir ve efradına verilir. Ve seyyiât ve tahribat ve
      zayiât ise, reisinin tedbirsizliğine ve kusurlarına verilir. Meselâ, bir
      tabur bir kaleyi fethetse, ganimet ve şeref süngülerine aittir. Ve
      menfî tedbirlerle zayiâtlar olsa, kumandanlarına aittir.
      İşte hak ve
      hakikatin bu düstur-u esasiyesine bütün bütün muhalif olarak müsbet
      terakkiyât ve hasenat o müthiş başlara ve menfî icraat ve seyyiat bîçare
      milletlerine verilmesiyle, nefret-i âmmeye lâyık olan o şahıslar,
      istidrac cihetiyle, ehl-i gaflet tarafından bir muhabbet-i umumiyeye
      mazhar olurlar.
      İkinci cihet ve sebep: Her iki Deccal, âzamî bir
      istibdat ve âzamî bir zulüm ve âzamî bir şiddet ve dehşetle hareket
      ettiklerinden, âzamî bir iktidar görünür. Evet, öyle acip bir istibdat
      ki, kanunlar perdesinde herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hattâ
      elbisesine müdahale ederler. (Zannederim, asr-ı âhirde İslâm ve Türk
      hürriyetperverleri, bir hiss-i kablelvuku ile bu dehşetli istibdadı
      hissederek oklar atıp hücum etmişler. Fakat çok aldanıp yanlış bir hedef
      ve hatâ bir cephede hücum göstermişler.) Hem öyle bir zulüm ve cebir
      ki, bir adamın yüzünden yüz köyü harap ve yüzer mâsumları tecziye ve
      tehcir ile perişan eder.
      Üçüncü cihet ve sebep: Her iki Deccal,
      Yahudinin İslâm ve Hıristiyan aleyhinde şiddetli bir intikam besleyen
      gizli komitesinin muavenetini ve kadın hürriyetlerinin perdesi altındaki
      dehşetli bir diğer komitenin yardımını, hattâ İslâm Deccalı masonların
      komitelerini aldatıp müzaheretlerini kazandıklarından, dehşetli bir
      iktidar zannedilir. Hem bazı ehl-i velâyetin istihracatıyla anlaşılıyor
      ki, İslâm devletinin başına geçecek olan Süfyanî Deccal ise, gayet
      muktedir ve dahi ve faal ve gösterişi istemeyen ve şahsî olan şan ve
      şerefe ehemmiyet vermeyen bir sadrâzam ve gayet cesur ve iktidarlı ve
      metin ve cevval ve şöhretperestliğe tenezzül etmeyen bir serasker bulur,
      onları teshir eder. Onların fevkalâde ve dâhiyâne icraatlarını,
      riyasızlıklarından istifade ile kendi şahsına isnat ve o vasıtayla koca
      ordunun ve hükûmetin teceddüt ve inkılâp ve harb-i umumî inkılâbından
      gelen şiddet-i ihtiyacın sevkiyle işledikleri terakkiyâtı şahsına isnad
      ettirerek şahsında pek acip ve harika bir iktidar bulunduğunu meddahlar
      tarafından işâa ettirir.
      Dördüncü cihet ve sebep: Büyük Deccalın,
      ispritizma nevinden teshir edici hassaları bulunur. İslâm Deccalının
      dahi, bir gözünde teshir edici manyetizma bulunur. Hattâ, rivayetlerde
      “Deccalın bir gözü kördür” (Buhari, Fiten: 26) diye nazar-ı dikkati
      gözüne çevirerek Büyük Deccalın bir gözü kör ve ötekinin bir gözü, öteki
      göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekle, onlar kâfir-i
      mutlak bulunduğundan, yalnız münhasıran bu dünyayı görecek bir tek gözü
      var ve âkıbeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder.
      Ben
      bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde
      teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir
      bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle
      mukaddesata hücum eder. Avâm-ı nâs hakikat-ı hali bilmediklerinden,
      harikulâde iktidar ve cesaret zannederler.
      Hem şanlı ve kahraman bir
      millet, mağlûbiyeti hengâmında, böyle istidraçlı ve şanlı ve talihli ve
      muvaffakiyetli ve kurnaz bir kumandanı bulunduğundan, gizli ve dehşetli
      olan mâhiyetine bakmayarak, kahramanlık damarıyla onu alkışlar, başına
      kor, seyyielerini örtmek ister. Fakat kahraman ve mücahid ordunun ve
      dindar milletin ruhundaki nur-u İmân ve Kur’ân ışığıyla hakikat-ı hâli
      göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı
      rivayetlerden anlaşılır.


      Şuâlar, 5. Şuâ, Üç Küçük Mesele, s. 927

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.