• Bu konu 1 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #662768
    Abdülbâkî
      Hoca Vehbi ve İhlâs Risâlesi
      Üstad Bedîüzzamân Hazretleri Konyalı Hoca Vehbi Efendiye bir çoban talebesini gönderme hadisesi var ki enterasandır.
      Konyalı Hoca Vehbi Efendi Üstad’ın ve Risâle-i Nûrların aleyhinde konuşur ve bunu talebeleri duyar.Üstad’ın hizmetinde bulunan talebeleri heman öfkeye kapılarak “Üstadım bize izin ver O’na bunu soralım şeklinde heyecana kapılır ve harekete geçerler.”
      Üstad ise “Hayır olmaz.” der ve izin vermez.Hoca Vehbi’nin bu itirâzını bir çoban da duyar ve Üstada ,”Üstad’ım bana izin ver Hoca Vehbi’ye ben gideyim.” der.Üstad ise hizmetindeki talebelerine vermediği izni bu sâfî kalb çobana verir ve tamam git keçeli der.
      Çoban Konya’ya varır ve Halıcı Sabri ağabeyi bulur ve Hoca Vehbi ile görüşmek istediğini söyler. Sabri ağabey onu Hoca Vehbi ile görüştürür.Çobanın Hoca Vehbi Efendiye sözleri şöyledir:
      -“Hocam,Said Nursî diye bir âlim var,bu kişi kitap yazıyormuş.Bu kitaplara da tefsir diyormuş.Ben anlamadım siz bir bakın nasıl bir tefsirmiş?” der.Ve elindeki “İhlâs Risâlesini” Hocaya varir.
      Hoca ise ben bir bakayım sana söylerim demiş.Bir süre sonra ise “Kardeşim Said Nursî büyük bir âlimdir ve bu eserlerde hakîkî Kur’ân tefsiridir.” demiş ve çoban geri dönmüş.
      Bu olay kısa olarak Kastamonu Lahikası’nda şöyle geçer:
      “Hâfız Ali’nin mektubunda yazdığı şu fıkra, Konya âlimlerinin Risâle-i Nûr’u yazmakta ve takdir etmekte olduklarını ve tefsir sahibi Hoca Vehbi’nin (r.h.) Risâle-i İhlâs karşısında mağlûbiyetle beraber, Risâle-i Nûr’a karşı hayran ve takdirkâr olması münâsebetiyle, Hâfız Ali demiş:
      “Risâle-i Nûr’un bir kerâmetidir, öküze et ve arslana ot atmaz. Öküze ot verir, arslana et verir. O arslan Hocanın en evvel İhlâs Risâleleri eline geçmiş.”(Kastamonıu Lâhikası – Mektup No: 164 )
      Orada, Sabri ve mahdumları ve Nûr şakirtlerine ve başta Hoca Vehbi Hazretleri olarak hocalarına çok selâm eder ve duâlarını bekleriz.
      Başta, çok mübrek tefsirin çok muhterem ve kıymettar sahibi olan Hoca Vehbi Efendi olarak, Risale-i Nur’u takdir edip alâkadarlık gösteren bütün Konya ve civarı ulemalarını, bütün kazançlarıma ve dualarıma şerik ettim.
      Konyalı Sabri’nin Refet’e yazdığı mektubunu gördüm, ondan bildim ki, bu Sabri, öteki Sabri gibi gayet hâlis ve samimî ve çalışkan bir Nûrcudur. Bin bârekâllah hem ona, hem onu teşvik ve teşcî eden ve hocaların yüzlerini ak eden Konya âlimlerine! Başta müfessir mübârek Hoca Vehbi olarak onlara ve oradaki Nûr şakirtlerine çok selâm ederiz ve bu mübârek şuhur-u selâsede duâlarını isteriz.
      Konyalı Sabri’nin genç mekteplilerin çoklukla Nûr dairesine girmelerine çalışması ve başta müfessir, hacı ve Hoca Vehbi Efendi ve Konya ulemasının Nûrlara karşı hüsn-ü teveccühleri ve tasdikkârane münâsebetleri;…(Emirdağ Lâhikası Mektuplarından)
      Evet,Hoca Vehbi’ye bir çobanın gönderilmesi hakîkaten çok mühim.Çünkü sâfî bir ihlâs sırrının izdüşümlerini görüyoruz.Bu mesele ile muhataplarımıza Risâle-i Nûrları tebliğ ederken nasıl bir metod ile hareket etmemize de güzel bir misal.
      Risâleleri tebliğ usûlünde muhtaç gönüllere ulaşmak ve onları yakın hale getirmek boynumuzun borcudur.Bu ehemmiyetli ve mes’uliyetli vazîfeyi yaparken en önemli düsturumuz ihlâs olmalıdır.Allah rızâsı için çalışmak ve hizmet etmek meselenin en önemli noktasıdır.
      Bir de muhataplarımıza tebliğ hususnda Risâle-i Nûrların bir kerameti olan “öküze et ve arslana ot atmamasıdır.” Böylece”Öküze ot verir, arslana et verir.” düsturu muhtaç olanlara en uygun tebliğ yolu olan onların ihtiyaçları olan Risâlelerin ulaştırılması veya en uygun muktezâ-i hâl dikkate alınarak onların akıllarının ve kalblerinin miktarınca konuşmak gerekiyor.Sadece Allah için anlatmak ve ulaştırmak neticesini ise düşünmemek.
      #771364
      Anonim

        Üstad Hazretleri sâfî kalb çobanın Konya’dan dönüşünde yanına çağırmış ve şöyle demiş.

        “Sahralar dolusu kırmızı koyunların tasadduk etmekten hayırlı bir iş yaptın keçeli.” demiş.

        Hoca Vehbi ise “Bedîüzzamân îmânımın kurtulmasına vesîle oldu.” demiş.

        İşte “Ey kardeşlerim, dikkat ediniz. Vazifeniz kudsiyedir, hizmetiniz ulvîdir. Herbir saatiniz, bir gün ibadet hükmüne geçebilecek bir kıymettedir. Biliniz ki, elinizden kaçmasın.(Yirmi Dokuzuncu Mektup)”

        #771366
        Anonim

          Risâle-i Nûrlara hizmet etmek öncelikle ihlâs, sadâkat ve tesanüd ister.Fedâkarlık,cesâret,metânet,uhuvvet de elbette önemli düsturlardır.

          Hizmette cesâretli olmak başka,cesâretini hizmet içinde istimâl etmek dahâ başka olsa gerek. Hizmette şahsî cesaretin kullanılmaması gerektiğini de Üstad söyler.

          “Hasan Âtıf’ın mektubunda, cesur ve sebatkâr zâtlardan-ki “efeler” tâbir ediyor-bahis var. Biz, o cesur, sebatkâr yeni kardeşlerimizi ruh u canla kabul ediyoruz. Fakat Risale-i Nur dairesine girenler, şahsî cesaretlerini kıymetleştirmek için, sarsılmaz bir sebat ve metanete ve ihvanlarının tesanüdüne cidden çalışmaya sarf edip, o cam parçası hükmünde şahsî cesaretini, hakikatperestlik sıddıkiyetindeki fedakârlık elmasına çevirmek gerektir.

          Evet, mesleğimizde, ihlâs-ı tâmmeden sonra en büyük esas, sebat ve metanettir. Ve o metanet cihetiyle şimdiye kadar çok vukuat var ki, öyleler, herbiri yüze mukabil bu hizmet-i Nuriyede muvaffak olmuş âdi bir adam ve yirmi otuz yaşında iken, altmış yetmiş yaşındaki velîlere tefevvuk etmişler var.
          Hem bir adam, kendi başına cesareti güzel de olsa, bir cemaat-i mütesanideye girdikten sonra, onların istirahatini ve sarsılmamalarını muhafaza etmek için, o şahsî cesareti istimal edemez.(Kastamonıu Lâhikası – Mektup No: 162)”

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.