• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #682159
    Anonim

      Huzur Veren Rahmetini İndirdi


      Cenâb-ı Hak buyuruyor:

      “Eğer siz ona yardım etmezseniz, iyi bilin ki, Allah ona yardım etmişti: Hani yalnız iki kişiden biri olduğu halde, inkar edenler kendisini (Mekke’den) çıkardıkları sırada ikisi mağarada iken arkadaşına: “Üzülme, Allah bizimle beraberdir.” diyordu. Allah ona sekînetini indirdi ve onu sizin görmediğiniz askerlerle destekledi; inanmayanların sözünü alçalttı. Üstün olan, yalnız Allah’ın sözüdür. Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe, 40)


      Rasûlullah (sav) buyurdular:

      “Allah’a yemin olsun ki, senin Allah katında en sevgili ve en değerli belde olduğunu bildiğim halde senden çıkıyorum. Vallahi senin halkın beni çıkarmasaydı senden çıkmazdım.” (Tirmizî, Menakıb, 68; Müsned, IV, 305)

      Peygamber Efendimiz (sav) ve Ebû Bekir (ra)’ın müşterek yardımcısı, dayanağı, sığınağı ve barınağı, Hak Teâlâ idi. Bunun için mağaranın önüne gelen bedbahtlar, bir güvercin yuvası ile örümcek ağından başka bir şey görememişlerdi.

      Ancak bütün bunlar olurken, mağaranın içinde Hz. Ebû Bekir (ra) nâzik anlar yaşamıştı. Korkmuştu; kendisi için değil, Allâh Rasûlü (sav) Efendimiz için…

      Zîrâ müşrikler azıcık eğilip baksalar, onları hemen görebileceklerdi. Onlar mağaranın sağını solunu dolaşıyor ve:

      “–Eğer mağaraya girmiş olsalardı, güvercinlerin yumurtası kırılır, örümcek ağı da bozulurdu.” diyorlardı.

      Bâzıları:

      “–Mağaranın içine girip bakalım!” dedikleri zaman, Ümeyye bin Halef:

      “–Sizin hiç aklınız yok mu? Mağarada ne işiniz var?! Üzerinde üst üste, kat kat örümcek ağı bulunan şu mağaraya mı gireceksiniz?! Vallâhi kanaatime göre şu örümcek ağı, Muhammed doğmadan öncesine âittir!” dedi.

      Ebû Cehil ise:

      “–Vallâhi, öyle zannediyorum ki, O yakınımızdadır! Fakat sihri ile gözlerimizi bağladı, görmez etti!” dedi.

      Bu esnâda endişeye kapılan Hz. Ebû Bekir Sıddîk, Rasûlullâh (sav)’e hitâben:

      “–Ben öldürülürsem, nihâyet bir tek kişiyim, ölür giderim. Fakat Sana bir şey olursa, o zaman bir ümmet helâk olur.” diyordu.

      Peygamberimiz ayakta namaz kılıyor, Hz. Ebû Bekir de gözcülük yapıyordu. Efendimiz’e:

      “–Şu kavmin Sen’i arayıp duruyorlar. Vallâhi ben kendim için endişelenmiyorum. Fakat sana zarar vermelerinden korkuyorum.” dedi.

      Rasûl-i Ekrem Efendimiz Yâr-ı Gâr’ına:
      “–Ey Ebû Bekir, korkma! Hiç şüphesiz Allâh bizimledir!” buyurdu. (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, III, 223-224; Diyarbekrî, I, 328-329)


      Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)

      el-Bâıs: Kullarını gafletten uyandırmak için onlara peygamberler gönderen, elçilerle ve gönderdiği kitapları ile ruhları uyandıran, kıyamet gününde ahiret hayatını başlatmak üzere ölüleri dirilten ve kabirlerinden çıkararak, yeniden hayata döndüren demektir.


      Kısa Günün Kârı

      Örümcek ne havada,
      Ne suda, ne yerdeydi…
      Hakk’ı göremeyen
      Gözlerdeydi!
      Ârif Nihat Asya

      Lügatçe
      sekîne: Kalplere sükûnet veren güven duygusu demektir.
      Yâr-ı Gâr: Mağara arkadaşı, mağara dostu.

      “İki Gün Bir Değil” mail servisi bir ALTINOLUK hizmetidir.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.