- Bu konu 26 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
26 Ocak 2013: 19:19 #811579
Anonim
Görülüyor ki, Hz. Âişe’ye iftira edenlere, Allahü teâlâ, alçak demekdedir. Onlara çok acı azablar vereceğim bildirmektedir. (Hasâis-ul-habîb) kitabında diyor ki, Resûlullahın mübârek zevcelerinden birini (Kazf) edenin, kötüKyenin kâfir olduğuna ve tevbesinin kabul olmıyacağına, Abdullah İbni Abbâs hazretleri fetva vermiştir. Hele, Hz. Âişe’ye kötü demek, Kur’ân-ı kerîmi inkâr etmek olur. Bunun küfr olduğu sözbirliği ile bildirümişdir. Eshâb-ı kirâmdan birinin annesine kötü diyenin cezası da, kazf cezasının iki katıdır. Hz. Âişe buyurdu ki: Resûlullahın (s.a.v.) ilk hastalığı Hz. Meymûne’nin evinde oldu. O gün Resûlullahın Hz. Meymûne’ye uğradığı gündü. Burada Resûlullahın (s.a.v.) hastalığı arttı. Diğer ezvâc-ı tahirât gelerek Resûlullahın hizmetine koyuldular.Peygamberimiz de “Ey benim zevcelerim ma’zûr görün takatim yoktur ki evlerinizi dolaşayım. İzin verirseniz Âişe’nin evine gideyim, bana orda hizmet edersiniz.”buyurmuşlardı. Resûlullah (s.a.v.) Hz. Abbas ve Hz. Ali’nin omuzlarına dayanıp Hz. Âişe’nin odasına gitdi.
Giderken mübârek ayakları yeri sürüyordu. Gelip döşeğe yattı. Bu odada 11 (m. 632) senesinde Rebi’ ûl evvel ayının onikinci Pazartesi günü Öğleden önce mübârek başı Hz. Âişe validemizin göğsünde olduğu halde vefât etti. Vefat ettiği yere; Hz. Âişe’nin odasına defn edildi.
26 Ocak 2013: 19:21 #811580Anonim
Resûlullahın (s.a.v.) vefâtından sonra da Eshâb-ı kirâmın “aleyhimürrıdvan” Hz. Âişe validemize Ümm-ül-Mü’minin; mü’minlerin annesi olarak hürmetleri, ikramları ve izzetleri çok fazla idi. Hatta bu hususta Hz. Ömer (r.a.) bunda o derece ileri gitti ki, Hz. Âişe:“Resûlullahın vefâtından sonra Hz. Ömer bana çok iyilik etti. Yâ Rabbi bundan böyle beni Onun ihsan ve iyilikleri için ayakta tutma” buyurdu. Hz. Âişe validemiz Resûlullahın; kabr-i şerîfi yanında kendisi için ayırmış olduğu yeri Hz. Ömer’e (r.a.) verdi. Hz Ömer buraya defn edildi.
26 Ocak 2013: 19:23 #811581Anonim
Hz. Âişe validemiz Hz. Osman zamanında da dîn-i İslâmı öğretmekle meşgul oldu. Osman (r.a.) hilafetinin son zamanlarında Kûfe ve Mısır’da isyancılar Medine’ye yürüdüler ve Hz. Osman’ı şehîd etdiler. Hz. Ali, halife olunca, katilleri arayıp kısas yapmak için gecikdirmeği uygun gördü.Eşkıya ise, bundan yüz buldu. Taşkınlığa devam etdiler. Hz. Osmanı söğüp, kendilerini haklı gösteren sözleri her tarafa yaymağa başladılar. Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden Talha, Zübeyr, Nu’mân bin Beşîr, Ka’b bin Acre ve başkaları bu hâle çok üzüldüler’, “İşin sonunun böyle olacağını bilseydik, Hz. Osmanı, eşkıyaya karşı korurduk” dediler.
Katiller, bunu haber alınca, bu sahâbîleri de şehîd etmeğe karar verdiler. Bunlar da Mekke-i mükerremeye gitdiler. Hac etmek için Mekkeye gelmiş olan Hz. Âişeye anlatıp ona sığındılar. “Halîfe, fitneyi basdırıncaya kadar, eşkıyaya yüz veriyor. Onlar da şımararak düşmanlıklarını, işkencelerini artdırıyorlar. Kısas yapılmadıkça ve zâlimlerin cezası verilmedikçe, kan dökmemin önüne geçilemiyecekdir” dediler.
Hz. Âişe de, “Bu şakiler Medînede kaldıkça ve Emîrü’l-mü’minînin etrâfını sardıkça, sizin Medîneye gitmeniz doğru olmaz. Şimdilik emin bir yere gidiniz işin sonunu bekleyiniz. Hz. Alî’yi bu eşkıyanın elinden kurtarmak için uzakdan yardım ediniz, ilk fırsatda, halîfeyi aranıza alıp eşkiyâ üzerine yürüyünüz. Katilleri yakalayıp kısas yapmak kolay olur. Böylece kıyâmete kadar, zâlimlere ders vermiş olursunuz! Bu iş şimdi kolay değildir.
Acele etmeyiniz” buyurdu. Eshâb-ı kirâm, Hz. Âişe’nin sözlerini beğendiler, İslâm askerlerinin toplanma yerleri olan Irak ve Basra taraflarına gitmeği uygun gördüler. Hz. Âişeye “Fitne kalkıp, ortalık düzelinceye ve halifeye kavuşuncaya kadar bizi himaye et! Sen Müslümanların annesisin ve Resûlullahın muhterem zevcesisin. Ona herkesden daha yakın ve daha sevgilisin. Seni herkes saydığı için, eşkiyâ sana yaklaşamaz. Bizimle beraber bulun! Bize kuvvet ol!” diye yalvardılar.
Hz. Âişe, müslimânların rahat etmesi için ve Resûlullahın Eshâbını korumak için, onlarla birlikde Basra’ya hareket etdi. Halîfenin etrafını sarmış olan ve birçok işlere karışmakda olan katiller, bu haberi Hz. Alîye başka türlü anlatdılar. Halîfeyi de Basra’ya gitmeğe zorladılar. İmâm-ı Hasen ve İmâm-ı Hüseyin ve Abdullah bin Ca’fer Tayyar ve Abdullah bin Abbâs gibi Sahâbîler, halîfeye acele etmemesini, münafıkların sözüne aldanmamasını söylediler ise de, eşkiyâ ağır basarak, Emir hazretlerini Basra’ya götürdüler.
Önce Ka’ka’ adında birini gönderip, Hz. Âişe’nin yanında bulunanların düşüncelerini sordu. Sulh ve fitneyi önlemek istediklerini, bunun için de, önce katillerin yakalanması lâzım geldiğini söylediler. Halife, bu isteklerini uygun buldu. Her iki tarafdaki Müslümanlar sevindiler. Üç gün sonra birleşmek için anlaşdılar. Buluşma saati yaklaşınca, katiller haber aldı. Şaşkına döndüler.
Başkanları olan Abdullah bin Sebe’ yahûdisinin etrâfında toplandılar. Bunun çâresini sordular. Son çaremiz bu gece halîfenin askerlerine hücum ediniz ve hemen halifeye gidip “Âişe’nin yanındakiler sözlerinde durmadı. Baskına uğradık” deyiniz. Bir süvari birliği ile de, karşı tarafa saldırdılar. Birkaç gün evvel gönderdikleri ajanlar da, karşı tarafdan imiş gibi “Halife sözünde durmadı. Baskına uğradık” diye bağırdılar. Böylece harb başladı. Deve vak’ası böyle patlak verdi.
26 Ocak 2013: 19:27 #811582Anonim
Deve vak’ası sonunda Hz. Ali Hz. Âişe’ye izzet ve ikramda bulunmuş ve kendisini Medine-i Münevvere’ye göndermiştir. Hz. Âişe’nin (r.anha) Deve vak’asına çıkması, harb etmek için olmayıp ıslâh etmek, fitneyi basdırmak içindi. Hz. Âişe mü’minlerin annesidir ve Resûlullahın zevcesidir. Hz. Ali’nin de annesi makamında olduğu, Kur’ân-ı kerîmde bildirilmektedir. İctihâdı Hz. Ali’nin ictihâdına uymadı. Hz. Âişe; Hz. Ali’yi çok severdi. Çünkü (Ali’yi sevmek imândandır) hadîs-i şerîfini, Hz. Âişe haber verdi. Böylece, onu sevdiğini ve herkesin de sevmesi lâzım geldiğini bildirdi. Hz. Ali şehîd edilince pek çok ağladı ve üzüldü. Seyyid Ahmed bin Ali Rıfâî buyuruyor ki “Eshâb-ı kirâm “aleyhimürrıdvân” arasında olan olaylar üzerine aşırı konuşmak fikir yürütmek, hiç caiz değildir. Her müslüman, Eshâb hakkında, dilini tutmalı, o büyüklerin hep iyiliklerini söyleyip, hepsini sevmeli övmelidir. Çünkü onlar birbirlerini severlerdi.”26 Ocak 2013: 19:28 #811583Anonim
Hz. Âişe müctehid idi. Bütün İslâm ilimlerinde çok büyük derecesi vardı. Bilhassa; kadınlara mahsus hallere dair fıkhî hükümler kendisinden sorulurdu. Çünkü Hz. Âişe hem mü’minlerin annesi, hem de dinlerini öğrenecekleri bir müftî müctehid idi. Âyet-i kerîme ile medh ve sena olundu. Alim, edîb, çok akıllı ve üstâd idi. Çok fasih ve beliğ konuşurdu. Âişe-i Sıddîka hazretlerinin faziletleri, üstünlükleri, sayılamıyacak kadar çokdur. Eshâb-ı kirâma fetva verirdi. Âlimlerin çoğuna göre, nkh bilgilerinin dörtde birini Hz. Âişe haber vermiştir. Hadîs-i şerîfde (Dîninizin üçde birini Humeyrâdan öğreniniz!) buyuruldu. Resûhullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, Hz. Aişeyi çok sevdiği için, ona (Humeyrâ) derdi.Eshâb-ı kirâmdan ve Tabiînden çok kimse, Hz. Âişeden işitdikleri hadîs-i şerîfleri haber vermişlerdir. Urvetübni Zübeyr hazretleri buyuruyor ki “Kur’ân-ı kerîmin ma’nâlarını ve halâl ve harâmları ve Arab şiirlerini ve neseb ilmini Hz. Âişe’den daha çok bilen kimse görmedim.”
26 Ocak 2013: 19:29 #811584Anonim
Eshâb-ı kirâm, hediyyelerini, Resûlullaha, Âişe’nin evinde getirip, böylece sevgisini kazanmağa yarışırlardı. Zevceler, iki grup idi. Âişe tarafında Hafsa, Safiyye, Sevde vardı. İkincisi, Ümm-i Seleme ve ötekiler idi. Bunlar, Ümm-i Seleme’yi Resûlul ılaha gönderip (Eshâbına emr buyur. Hediyye getirmek isteyen, hangi zevce yanında iseniz, oraya getirsin!) dediklerinde, Resûlullah buyurdu ki, “Beni, Âişe hakkında incitmeyiniz! Cebrâil “aleyhisselâm” bana. yalnız Aişenin yanında iken geldi.” Ümm-i Seleme, dediğine pişman olup, tevbe ve afv diledi. Fakat zevceler, Hz. Fâtıma (r.anha) ile de haber gönderdiler.Cevabında “Ey kızım, benim sevdiğimi, sen sevmez misin?” buyurdu. Fâtıma “Elbet severim” dedi. Cevâbında “O hâlde, Âişe’yi sev!”buyurdu. Âişe (r.anhâ)`buyurdu ki, Resûlullahın zevceleri arasında, Hadîceye (r.anhâ) gayret etdiğim gibi başkasına gıbta etmedim. Hâlbuki, onu görmemişdim.
Çünkü, ölmüş olduğu hâlde, onun adını çok söylüyordu. Ne vakt bir koyun kesip dağıtsa mutlaka bir parçasını da Hadîce’nin akrabasına yollardı. Bunu görünce, bir defa (Allahü teâlâ, sana, sanki Hadîce’den başka kadın vermedi mi, hep onu söylüyorsun) dedim. “Evet, başka kadınlarım oldu. Fakat, o şöyle idi, böyle idi ve ondan çocuklarım oldu” buyurdu.
26 Ocak 2013: 19:32 #811585Anonim
Tirmizi’de Musa bin Talha diyor ki, Hz. Âişe’den daha fasih, düzgün konuşanı görmedim. Resûlullahı medh eden şu iki beyt Hz. Âişe’nindir: Ve lev semi’û ehl-ü Mısre evsâfe haddihî,Lemâ bezelû fî sevmi Yûsufe min nakdin.Levîmâ Zelîhâ lev re eyne cebînehû,Le âserne bilkat’il kulûbi alel eydi. Mısırdakiler, onun yanaklarının güzelliğini işitmiş olsalardı. Yûsuf aleyhisselâmın pazarlığında hiç para vermezlerdi. Ya’ni, bütün mallarını, onun yanaklarını görebilmek için saklarlardı. Zelihâ’yı kötüliyen kadınlar, onun parlak alnını görselerdi ellerinin yerine kalblerini keserlerdi (de acısını duymazlardı). Hz. Âişe’nin şân ve şereflerinden birisi de Resûlullahın sevgilisi olmasıdır. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, onu çok severdi. Resûlullaha en çok kimi seviyorsun denildikde, (Aişeyi) buyurdu. Erkeklerden kimi? dediler. “Âişenin babasını” buyurdu. Ya’ni en çok Hz. Ebû Bekir’i sevdiğini bildirdi. Hz. Âişe’ye sordular ki, Resûlullah en çok kimi severdi. Fâtıma’yı severdi dedi. Erkeklerden en çok kimi severdi dediler.Fâtıma’hın zevcini buyurdu. Bundan anlaşılıyor ki, zevceleri arasında, Hz. Aişe’yi, çocukları arasında Hz. Fâtıma’yı, Ehl-i beyti arasında, Hz. Ali’yi, Eshâbı arasında ise, Hz. Ebû Bekir’i en çok severdi. Hz. Âişe buyuruyor ki, (Birgün Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” mübârek nalınlarının kayışlarını çakıyordu. Ben de iplik iğriyordum. Mübârek yüzüne bakdım. Parlak alnından ter damlıyordu. Ter damlası, her tarafa nûr saçıyordu. Gözlerimi kamaşdırıyordu. Şaşa kaldım. Bana doğru bakdı.
“Sana ne oldu ki, böyle dalgın duruyorsun” buyurdu. “Yâ Resûlallah! Mübârek yüzünüzdeki nurların parlaklığına ve mübârek alnınızdaki ter danelerinin saçdıkları ışıklara bakarak kendimden geçtim” dedim. Resûlullah kalkıp yanıma geldi. Gözlerimin arasını öpdü ve “Yâ Aişe! Allahü teâİâ sana iyilikler versin! Beni sevindirdiğin gibi, seni sevindiremedim” buyurdu. Ya’ni, senin beni sevindirmen, benim seni sevindirmemden çokdur, dedi. Hz. Âişe’nin mübârek gözlerinin arasını öpmesi, Resûlullahı severek onun cemâlini anlıyarak gördüğü için aferin ve takdir olmaktadır. Beyt:
Ne iyi o gözler ki, güzele bakmakdadır.Ne tâli’li o kalb ki, onun için yanmaktadır!
26 Ocak 2013: 19:39 #811586Anonim
Tabiînin büyüklerinden olan imâm-ı Mesrûk, Hz. Âişe’den gelen bir haberi bildirirken (Resûlullahın sevgilisi ve Ebû Bekir Sıddîkın kerîmesi olan Hz. Sıddîka buyuruyor ki) diyerek söze başlardı. Bazan da (Allahü teâlânın ve göklerde olanların sevdiklerinin sevgilisi diyor ki) derdi. Âişe (r.anhâ) kendisinin, ezvâc-ı tâhiratın hepsinden daha üstün olduğunu söyliyerek, Allahü teâlânın ni’metlerini sayar, öğünürdü: Bunlardan da bazıları şunlardır. 1- “Resûlullah beni istemeden önce, Cebrâil aleyhisselâm, benim resmimi getirip gösterdi. ve bu senin zevcendir dedi” derdi. 2- “Resûlullah gece namazı kılıyordu. Ben yanında yatmış idim. Bu hâl yalnız bana mahsûsdu (diyerek öğünürdü). Secdede, mübârek elleri ayaklarıma değince, ayaklarımı çekerdim.” 3- “Resûlullahın zevceleri içinde, benden başka koca görmeden Resûlullah ile evlenen olmamıştır.”
4- “Ezvâc-ı Tâhirât içerisinde, yalnız benim yanımda iken vahiy geldi. Resûlullah (s.a.v.) bazı zevcelerine,“Âişe’yi üzerek, beni incitmeyiniz! Biliniz ki, onun yatağında iken bana vahy gelmekdedir” buyurmuşdu.
5- “Resûlullahın (s.a.v.) zevceleri arasında benden başka hiçbirinin hem babası, hem de annesi hicret etmiş değildir.” 6- “Allahü teâlâ benim hakkımda Berâat âyetini nazil eyledi” 7- “Resûlullah vefât ederken mübârek başları benim göğsümde idi.” 8- “Resûlullah benim evimde vefât buyurdu.” 9- “Benim odam Resûlullahın türbesi olmuştur.”26 Ocak 2013: 19:42 #811588Anonim
Hz. Âişe validemiz Resûlullahın rızasına kavuşmak için gecesini gündüzüne katardı. O’nu (s.a.v.) birazcık üzgün görse teselli etmek için elinden gelen her şeyi yapardı. Hatta Resûlullahın akrabalarını da gözetir, onlara karşı da her türlü iyiliği yapardı. Âişe (r.anhâ) buyuruyor ki, günde ikinci defa yemek yiyordum. Resûlullah (s.a.v.) görünce, “Yâ Âişe! Yalnız mi’deni doyurmak sana her işden daha tatlı mı geliyor? Günde iki kere yimek de israfdandır. Allahü teâlâ, israf edenleri sevmez” buyurdu. Hadimi merhum, burayı şöyle açıklıyor (Resûlullah (s.a.v.) Âişe’nin (r.anhâ) ikinci yemeği, acıkmadan yediğini anlayarak böyle buyurmuşdu. Yoksa, keffâretler için, günde iki kere yidirmek lâzım olduğu meydandadır.) Resûlullahın vefâtından sonra Hz. Âişe’ye yemek yiyip yemediğini sordular. “Hiç bir zaman doyasıya yemedim” buyurdular ve ağladılar. Daima oruç tutarlardı. Teheccüd namazını hiç terk etmezlerdi. Çoğu zaman Hz. Peygamberle (s.a.v.) kılarlardı.(Tirmizî-Zühd)
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) efendimizden 2210 hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Kendisinden de Eshâb ve Tâbiîn’den birçokları hadîs-i şerîf nakletmişlerdir. Hz. Âişe’nin ilmini en ziyade neşreden hemşiresi Esma’nın oğlu Urve İbn-üz-Zübeyr ve birâder-zâdesi Kâsım bin Muhammed bin Ebû Bekir’dir. Ahmed İbn-i Hanbel, (Müsnet)’inde Hz. Âişe’nin hadîslerini (253) sahife içinde toplamıştır. Sahih hadîs kitapları Hz. Âişe’nin fetvaları ile doludur. dîni mes’elelerin hallinde, önce Kur’ân-ı kerîm’e sonra hadîs-i şerîflere başvurur, daha sonra da naslardan (âyet ve hadîs) çıkan ahkâma kıyas ederek ictihâd ederlerdi. O devrin belli başlı âlimlerinden ve fukahâ-i seb’adan biridir. (Fukahâ-i Seb’a, yedi fıkıh âlimi demektir ki, bunlar. Hz. Ömer, Hz. Ali, İbn-i Mes’ûd (r.a,), Zeyd bin Sâbit (r.a.), Hz. Âişe, Abdullah İbn-i Abbâs (r.a.) ve Abdullah İbn-i Ömer (r.a.)’dır.26 Ocak 2013: 19:44 #811589Anonim
Fıkıh ve ictihâdda, görüşü, keskin ve kuvvetli idi. Fıkıh ilminin kurucularındandır, İslâm Dininde pek yüksek makam sahibi olup, hadîs ve fıkıh âlimlerince takdir ve sitayişle anılanların başında gelmektedir. Tabiînden Mesrûk’a soruldu “Hz. Âişe Ferâiz ilminden bir şeyler bilir miydi.” Buyurdu ki: “Allaha yemin ederim ki, Eshâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden bir çoğu gelir Hz. Âişe’den ferâize ait şeyler sorar ve öğrenirlerdi.” İmâm-ı Zührî: “Eğer zamanının bütün âlimleri ve Peygamberimizin diğer zevcelerinin ilmi, bir araya toplansa, Hz. Âişe’nin ilmi yine çok olurdu.” buyururdu. Ebû Mûs’el Eş’arî (r.a.) buyurdu ki: “Bizler (Eshâb-ı kirâm) müşkül bir mesele ile karşılaşınca gider Hz. Aişe’ye sorardık. Hz. Âişe’nin ilmi pek çoktu.” Urve bin Zübeyr: “Ne fıkıhda ne tıbda, ne şiirde Hz. Âişe’den daha çok ilmi bulunan kimse yoktu” buyurmuştur. Abdurrahman bin Avf (r.a.) hazretlerinin oğlu Ebû Selem: “Sünnet-i Resûlullahı Hz. Âişe’den dahâ iyi bilen dinde tebahhur etmiş (derya gibi geniş ilme sâbib olmuş), âyet-i kerîmelere vâkıf ve sebeb-i nüzûllerini bilen, ferâiz ilminde mahir olan bir kimseyi görmedim” buyurmuştur. Ata bin Ebî Rebâh “Hz. Âişe Eshâb içinde en çok fıkıh bilen, isâbet-i rey bakımından en ileri gelen bir kimse idi” buyurmuştur.
26 Ocak 2013: 19:46 #811590Anonim
Hz. Âişe validemiz bütün İslâm ilimlerine vâkıf, müctehid, edîb, zühd ve verâ sahibi çok cömerd fair zevce-i Resûlullah idi. Onun vefâtında bütün müslümanlar ağladı. Çünkü O Ümm-ül-Mü’minîn idi. Hz. Aişe (r.anha) hakkında bir çok hadîs-i şerîfler vardır. Bunlardan biri imâm Münâvî’nin Ebî Şeybe’den bildirdiği “Âişe cennetde de benim zevcemdir.” Hadîs-i Şerifleridir. Râmuz-ül-ehâdis’de kendisine hitaben buyurulduğu bildirilen, hadîs-i şeriflerden bazıları şunlardır: “Ey Âişe hiç hayâsız söz söylediğimi gördün mü? Kıyâmet gününde Allah katında en kötü insan, şerrinden kaçarak insanların terk ettiği kimsedir.” “Ey Âişe, Allah kullarına lütf ile muamele edicidir. Her işte yumuşak davranılmasını sever.” “Ey Âişe, yumuşak ol; zirâ Allahü teâlâ bir kuluna iyilik murâd ederse onlara rıfk (yumuşaklık)kapısını gösterir.” “Ey Âişe bilmez misin; kul secde ettiği zaman, Allahü teâlâ onun secde yerini yedi kat yerin sonuna kadar tertemiz kılar.” “Ey Âişe, sana birisi istemeden, birşey verirse, kabul et; çünkü o, Allahü teâlânın sana gönderdiği bir rızıktır.”
26 Ocak 2013: 19:47 #811591Anonim
Hz. Âişe (r.anhâ) bir gün Resûlullah efendimize, “Şehidlerin derecesine yükselen olur mu?” diye sorunca;“Her gün yirmi kerre ölümü düşünen kimse, şehîdlerin derecesini bulur.” buyur muşlardır. “Ey Âişe! Geceleri şu dört şeyi yapmadan uyuma!” 1- Kur’ân-ı kerîm hatim etmeden, 2- Benim ve diğer peygamberlerin şefaatlerine kavuşmadan, 3- Mü’minleri kendinden hoşnud etmeden, 4- Hac etmeden!” Bunları söyledikten sonra namaza durdu. Namazını bitirip de yanıma geldiğinde, kendilerine dedim ki: – Ey iki cihanın güneşi olan Efendim! Annem, babam, canım sana fedâ olsun; Bana dört şeyi yapmamı emrediyorsun. Ben bunları bu kısa müddet içinde nasıl yapabilirim? Tebessüm ederek buyurdular ki: “Yâ Âişe! Ondan kolay ne var? Üç İhlâs-ı şerîfi ve bir Fatiha sûresini okursan, Kur’ân-ı kerîmi hatmetmiş; bana ve diğer peygamberlere salevât getirirsen, şefaatımıza kavuşmuş; önce mü’minlerin ve sonra da kendi affını dilersen, mü’minleri kendinden hoşnud etmiş; (Sübhânallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerike leh. Lehül mülkü velehülhamdü ve hüve alâ külli şey’in kadir) tesbihini okursan hac etmiş sayılırsın!”Tabiînden gençler Hz. Âişe’ye geldiler ve Resûlullahın (s.a.v.) ahlâkını sordular. Buyurdu ki: “O’nun ahlâkı Kur’ân idi. Kur’ân-ı kerîmin hoş gördüğünü kabul edip râzı olurdu, hoş görmediğini kendisi de hoş görmez ve kaçınırdı.”
26 Ocak 2013: 19:52 #811592Anonim
“Resûlullah (s.a.v.) iki şey arasında muhayyer kılındığı zaman, o iki işin en kolayını alırdı -günâh olmadıkça- günah olduğu zaman, ondan herkesten çok uzaklaşırdı. Hiç bir zaman Allah’ın Resûlü (s.a.v.) kendi nefsi için intikam almaya kalkışmamıştır. Yalnız Allah’ın emri çiğnendiği zaman müstesna.” “Resûlullahın (s.a.v.) yatağı, içi hurma lifi dolu deri idi” “Peygamberin (s.a.v.) karnı (hiçbir zaman) yemek ile doymamıştır. Bu hususta hiç kimseye yakınmamıştır. İhtiyaç, onun için zenginlikten daha iyi idi. Bütün gece açlıktan kıvransa bile, O’nun bu durumu, gündüz orucundan alıkoymazdı. İsteseydi Rabbinden yeryüzünün bütün hazinelerini, meyvelerini ve refah hayatını isterdi. And olsun ki, O’nun o halini gördüğüm zaman acırdım ve ağlardım. Elimle karnını sıvazlardım ve derdim ki: “Canım sana fedâ olsun! Sana güç verecek şu dünyâdan bazı menfâatler (yiyecek ve içecekler) temin etsen olmaz mı?” “- Ey Âişe, dünyâ benim neyime! Ulû’l azm’den olan peygamber kardeşlerim, bundan daha çetin olanına karşı tahammül gösterdiler. Fakat o halleri ile yaşayışlarına devam ettiler, Rablerine kavuştular, bu sebeple Rableri onların kendisine dönüşlerini çok güzel bir şekilde yaptı, sevablarını arttırdı. Ben refah bir hayat yaşamaktan haya ediyorum. Çünkü böyle bir hayat beni onlardan geri bırakır. Benim için en güzel ve sevimli şey, kardeşlerime, dostlarıma kavuşmak ve onlara katılmaktır”buyurdu. Âişe (r.anha) dedi ki: Bu sözlerinden bir ay sonra (fazla) kalmadı vefât etti (s.a.v.). “Resûlullah (s.a.v.) bütün gece tek bir âyetle namaz kıldı.” Allahü teâlânın, insanların en üstünü olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e Peygamberlikle birlikte şehîdlik derecesini de vermiş olduğu, Hz. Âişe-i Sıddîka’nın haber vermiş olduğu şu hadîs-i şerîften anlaşılmaktadır.“Hayberde yidiğim zehirli etin acısını duymaktayım. O zehrin te’siri ile ebher (aort) damarım şimdi çalışmıyacak hâle geldi.” Ebû Dâvud, Hz. Âişe’den (r.anha) bildiriyor ki; kız kardeşim Esma, Resûlullahın yanına geldi. Arkasında ince elbise vardı. Derisinin rengi belli oluyordu. Resûlullah (s.a.v.) baldızına bakmadı. Mübârek yüzünü çevirdi ve “Yâ Esma! Bir kadın; namaz kılacak yaşa geldiği zaman; onun yüzünden ve iki ellerinden başka, yerlerini erkeklere göstermemesi lâzımdır” buyurdu. Hz. Ömer’in haber verdiği hadîs-i şerîfde Resûlullah (s.a.v.) Hz. Âişe’ye “Dinde fırkalara ayrıldılar âyet-i kerîmesi bu ümmette meydana gelecek olan bid’at sahiplerini ve nefslerine uyanları haber veriyor”. buyurdu.Resûlullah (s.a.v.) tenbellikden Allahü teâlâya sığınmış, “Yâ Rabbi! Beni, keselden koru!” diye duâ ettiğini, Âişe (r.anha ve Enes bin Mâlik (Buhârî) ve (Müslim) de bildirmişlerdir. (Eşî’ât-ül-leme’ât) da, (Beyân ve Şi’r) babında diyor ki, Âişe (r.anha)nın bildirdiği hadîs-i şerîfde, “Şi’r, iyisi iyi olan, çirkini çirkin olan sözdür”buyuruldu. Ya’ni, vezn ve kâfiye, bir sözü çirkinleştirmez. Şi’ri çirkin yapan, ma’nâsıdır. Resûlullah (s.a.v.)’e biri geldi. Onu uzakdan görünce, “Kabilesinin en kötüsüdür” buyurdu. Odaya girince; gülerek karşılayıp iltifat eyledi. Gidince; Hz. Âişe (r.anha) sebebini sordu, “İnsanların en kötüsü, zararından kurtulmak için yanına yaklaşılmayan kimsedir” buyurdu. O, müslümanların başın’da bulunan bir münafık idi. Müslümanları onun şerrinden korumak için müdârâ buyurdu. Medine’de kaht (kuraklık) oldu. Hz. Âişe’ye gelip, yalvardılar. Resûlullahın türbesinin tavanını deliniz buyurdu. Öyle yaptılar. Çok yağmur yağdı. Kabr-i şerîf ıslandı. KAYNAKLAR 1) Hilyet-ül-evliyâ cild-2, sh-43 2) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-8, sh-58 3) El-A’lâm cild-3, sh-240 4) Eshâb-ı Kirâm sh-310, 9, 10, 22, 27, 47, 72, 76 78 5) El-İsâbe cild-4, sh-359 6) El-İstiâb cild-4, sh-366 7) Medâric-ün-Nübüvve cild-2, sh-97 Tezkiret-ül-Huffaz cild-1, sh-27 9) Şezerât-üz-zeheb cild-1, sh-61 10) Tabakât-ül-Huffâz cild-1, sh-8 11) Üsüd-ül-gâbe, cild-5, sh-501 12) Fâideli Bilgiler sh-68, 70, 76, 153, 184, 202 13) Müsned-i Ahmed bin Hanbel cild-6, sh-29 14) Sahîh-i Buharî Kitab-un-nikah Bab-38, 39, 59 15) Miftah u kunûz-üs-sünne, Hz. Âişe maddesi 16) Sahîh-i Müslim: Nikâh, 69, 72 17) Ebû Dâvud: Nikâh, Bab-32 18) Tirmüzî: Nikâh, Bab-19 19) Nesâî: Nikâh Bab-29 20) İbn-i Mâce: Nikâh Bab-13 21) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye sh-983 -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.