• Bu konu 18 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 20)
  • Yazar
    Yazılar
  • #671370
    Anonim


      Kur’an-ı Kerim Hz. İsa ve İncil’e ait müspet hallerini ve doğrularını tasdik eder; ama
      yaptıkları yanlışlarını da göstererek hak ve hakikate irşat eder. Gerçekler ayrıntılarda gizli
      olduğu bir hakikattir.

      Hz. İsa (as) hakkında pek çok gerçeği Kur’an ayetlerinin ayrıntılarında
      bulmak mümkündür. Bu ayrıntıları göremeyenler pek çok gerçekleri kaçırırlar. Bunlardan
      bazıları de Hz. İsa’nın (as) doğumu, peygamberliği, mucizeleri, ölmeden semaya yükseltilmesi,
      kıyamete alamet olmak üzere yeniden gelmesi ve kendine inananlara şahitliği bunlardan
      bazılarıdır.

      Kur’an-ı Kerim Maide Suresinde şöyle buyurur: “Yüce Allah kıyamet günü
      peygamberleri huzuruna topladığı zaman onlara ‘Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara beni ve annemi
      Allah’tan başka ilahlar edinin’ diyen sen misin?” diye sorar. İsa der ki: ‘Seni her türlü noksan
      sıfatlardan tenzih ederim. Hak olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer söylemişsem sen
      zaten onu bilirsin. Sen benim gönlümde olanı da bilirsin, ben ise senin açıklamadığın bir şeyi
      asla bilemem. Görünmeyen ve gizli olan her şeyi hakkıyla bilen ancak Sensin. Bana
      emrettiklerinden başkasını ben onlara söylemedim. ‘Yalnız ve yalnız benim de sizin de Rabbiniz
      olan Allah’a ibadet edin’ dedim. Ben onların arasında bulunduğum müddetçe onların haline
      şahit idim. Sen beni huzuruna aldıktan sonra onların halini bilen ve gören Sensin. Ve sen her
      şeye hakkıyla şahitsin. Eğer onlara azap edersen onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan
      elbette sen dilediğini yapmaya kadirsin. Ve Sen her şeyi hikmetle yaparsın.

      #791338
      Anonim


        Nisa Suresinde de “Yahudilerin peygamberliğini inkâr etmeleri, Meryem’e iftirada
        bulunmaları, Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı biz öldürdük demeleri sebebi ile lânete
        uğramışlardır. Onu ne öldürdüler, ne de astılar, başkası ona benzetildi de onu öldürdüler.
        Kendileri de bu hususta ihtilafa düştüler. Onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Kapıldıkları
        şey ancak zan ve tahminden ibarettir. Hakikatte ise Allah onu kendi huzuruna yükseltti.
        Allah’ın kudreti her şeye galiptir ve Onun her işi hikmetledir. “Ehl-i Kitaptan kimse kalmaz ki,
        ölümünden önce İsa’nın hak peygamber olduğuna iman etmesinler. Kıyamette de İsa onlar
        üzerine şahitlik edecektir” buyrulmaktadır

        #791339
        Anonim

          Zuhruf suresinde ise yüce Allah şöyle buyurur: “İsa, peygamberlik nimeti verdiğimiz bir
          kuldan başka bir şey değildir. Biz onu İsrail oğullarına bir ibret ve imtihan vesilesi kıldık.
          Dileseydik sizin yerinize melekler yaratırdık. O zaman imtihana gerek kalmazdı. Sonra biz
          İsa’yı kıyamet için de bir alamet kıldık. Onun hakkında şüpheye düşmeyin ve Bana uyun. İşte
          dosdoğru yol budur. Sakın şeytan sizi doğru yoldan ayırmasın. Muhakkak ki o sizin apaçık
          düşmanınızdır. İsa (as) size apaçık mucizeler ve ihtilafa düştüğünüz hususlarda açıklık
          getirecek olan bir kitapla geldi. Allah’tan korkun ve itaat edin.”

          #791343
          Anonim

            Demek Hz. İsa (as) kıyamete yakın gelecek, yani hakikati anlaşılacak ve ehl-i kitap bu
            hakikati kabul edecek ve Hz. İsa’nın (as) Allah’ın kulu ve hak peygamberi olduğu ve davası
            olan “Tevhit Davasının” hakkaniyeti kabul edilecektir. Hıristiyanlar da sonunda buna
            inanacaklardır. Bu İsa’nın (as) tekrar dönüşü demektir. Mesele şahısın kimliğinin bilinmesi ve
            tanınması meselesi değil, davanın anlaşılması meselesidir.

            Bu durumda Hz. İsa (as) hayatta olup İdris (as) gibi hayata lazım olan yemek, içmek ve
            havayı teneffüs etmek gibi sebeplere ihtiyaç duymadan Allah’ın kudreti ile semada melekler gibi
            yaşamaktadır. Bedeni yıldız gibi semada bulunmakla beraber nuranileşmiş ve maddi sebeplere
            ihtiyaç duymayacak şekilde latif bir hale gelmiştir. Bundan dolayı dünyadaki bedeni ile
            meleklerle beraber bulunmaktadır. Çünkü insanın tabaka-i hayatı beştir ve o üçüncü tabaka-i
            hayattadır. Ahir zamanda tekrar dünyaya gelecek ve dininin ve dinine mensup olanların hüsn-ü
            hatimlerini, güzel sonlarını görecektir. Güzel son ve hüsn-ü hatime ise İsa’nın (as) getirdiği “Tevhit” hakikatını anlamayarak “Teslise” düşen Hıristiyanların hakikati anlayarak tekrar
            Tevhide yönelmeleridir. Böylece Hz. İsa’nın (as) ümmeti hakkındaki kaygısı ve endişesi sona
            erecek, ümmetinin hak dine yeniden yaklaşması ile vazifesinin gereğini tam yapmış ve davasının
            sonucunu almış olacaktır. Hz. İsa (as) tevhidi tebliğ etmekle beraber “Allah’ın elçisinin de
            müjdecisi” olduğu için tevhide yaklaşan Hıristiyanlara tevhid hakikatının gerçek tebliğcisi olan
            Hz. Muhammed’i (as) tanıtarak ona tabi olmalarını isteyecektir. Kurtuluşun ancak Hz.
            Muhammed’e (sav) tabi olmak ve onun getirdiği ahkâmı ile amel etmekte olduğunu göstermek
            için onun o zamandaki temsilcisi olan Mehdiye uyarak ahkâmı üzere arkasında namaz
            kılacaktır.

            #791346
            Anonim

              İsa (as) ın gökten nüzulü haktır ve vaki olacaktır.
              Hz. İsa’nın (as) semadan nüzulü “Ehl-i Sünnet” ulemasının inanç esaslarındandır ve ortak
              görüşüdür. Bunun için “İmam-ı Azam Ebu Hanife” (ra) “Fıkh-ı Ekber” isimli risalesinde
              “Gökten İsa (as) ın nüzulü haktır ve vaki olacaktır” der. Bunu Kur’an-ı Kerim ayetleri yanında
              peygamberimizin (sav) hadislerine dayandırır. Çünkü Kur’an-ı Kerimin tebliği ve anlaşılması ile
              görevli olan peygamberimiz (sav) pek çok hadislerinde bu hususu detaylı olarak ümmetine
              anlatmıştır. Bu hadislerden “Kütüb-ü Sitte” denilen temel hadis kaynaklarında geçen bazı
              hadisler şunlardır:

              #791347
              Anonim

                İsa (as) ın gökten nüzulü haktır ve vaki olacaktır.
                Hz. İsa’nın (as) semadan nüzulü “Ehl-i Sünnet” ulemasının inanç esaslarındandır ve ortak
                görüşüdür. Bunun için “İmam-ı Azam Ebu Hanife” (ra) “Fıkh-ı Ekber” isimli risalesinde
                “Gökten İsa (as) ın nüzulü haktır ve vaki olacaktır” der. Bunu Kur’an-ı Kerim ayetleri yanında
                peygamberimizin (sav) hadislerine dayandırır. Çünkü Kur’an-ı Kerimin tebliği ve anlaşılması ile
                görevli olan peygamberimiz (sav) pek çok hadislerinde bu hususu detaylı olarak ümmetine
                anlatmıştır. Bu hadislerden “Kütüb-ü Sitte” denilen temel hadis kaynaklarında geçen bazı
                hadisler şunlardır:

                Peygamberimiz (sav) buyurdular: “On alamet görülmedikçe kıyamet kopmaz. Bunlardan
                üç tanesi Deccalın çıkması, İsa (as) ın nüzul ederek deccalı öldürmesi ve Müslümanların imamı
                olan Mehdiye uyarak arkasında namaz kılmasıdır.” “İsa bin Meryem adalet sahibi olarak inmesi
                yakındır.” Ebu Hureyre (ra) hadisi Nisa Suresi, 159. ayeti ile takviye eder. “Müslümanların
                imamı ise kendilerindendir. İsa (as) onların arasına iner.” “Ümmetimden bir cemaat kıyamete
                kadar hak için mücadele etmeye devam eder. Sonuncusu İsa bin Meryem ile görüşür. İsa (as) o
                cemaate uyar da arkasında namaz kılar.”

                #791356
                Anonim

                  Kâinatta iradesini kanunlar şeklinde tecelli ettiren ve bunlara “Sünnetullah” “Âdetullah”
                  ve “Tabiat kanunları” adını veren yüce Allah elbette dinin imtihanı ve kanunların gereği hikmeti
                  ile iş görecektir. Hikmeti de o zamanın şartları ve peygamberlerin vazifesi gereği bu önemli
                  hadise sadece Hz. İsa’nın (as) gelerek Mehdi’nin (ra) arkasında namaz kılması gibi cüz’i bir
                  hadise değildir. Bu sembolik bir hadisedir. Bunun arka planı ise Bediüzzaman Said Nursi
                  hazretlerinin izah ettiği gibi olmasıdır. “Ahir zamanda felsefe-i tabiyenin verdiği cereyan-ı
                  küfriye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı, İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip
                  İslâmiyete inkılâp edeceği bir sırada, nasıl ki İsevîlik şahs-ı manevîsi, vahy-i semavî kılıcıyla o
                  müthiş dinsizliğin şahs-ı mânevîsini öldürür. Öyle de, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı
                  mânevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı mânevîsini temsil eden Deccalı öldürür; yani, inkâr-ı
                  ulûhiyet fikrini öldürecek.”

                  #791361
                  Anonim

                    Ahir zamanda felsefi cereyanlar kuvvetlenerek dine galebe edecekler. Bilhassa semavi bir
                    dine ve kitaba dayanan Hıristiyanlar “İnkâr-ı Ulûhiyet” karşısında “Teslis akidesini” savunamaz
                    duruma gelecekler. İçlerinde teslisten uzaklaşma başlayacaktır. Tevhidi ve ulûhiyeti ispat eden
                    İslamı ve bilhassa “Tevhit” hakikatını aklî ve ilmî delillerle izah ve ispat eden “İman ve Kur’an
                    hakikatlarını” karşılarında görünce teslim olacaklardır. Böylece kendileri tevhide yaklaştıkları
                    gibi dinlerini de maddeci ve materyalistlerin inkârlarından kurtarmış olacaklardır.
                    İman hakikatlarını iki kere iki dört eder derecesinde izah ve ispat eden, materyalizmin
                    temel felsefesini “İsbat-ı San-i Vahid” ile çürüten, Kur’an-ı Kerimi ve peygamberlik
                    müessesesinin hakkaniyetini izah eden, Kur’an medeniyeti ile dinsiz felsefenin mukayesesini
                    yaparak beşerin saadetinin “İslam Medeniyeti” ile olduğunu isbat eden ve insanlığa hidayet
                    yolunu gösteren elbette “Mehdi” olacaktır. İsa (as) da ona uyacaktır. Bunun sonucu olarak hak
                    din dinsizlik karşısında büyük bir güç kazanacak ve insanlar ekseriyetle hak dine gireceklerdir.

                    #791363
                    Anonim

                      Ahir zamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacaktır. Birincisi, nifak ve münafıklık
                      perdesi altında saklanan, ehl-i nifakın başını çeken ve “Risalet-i Ahmediye”yi inkâr edecek olan
                      ve “Şeriat-ı İslamiyeyi” tahrib eden “Süfyanizm” cereyanıdır. Buna mukabil Âl-i beyt-i
                      Nebeviden olan ve ehl-i velâyet ve ehl-i kemalin başına geçerek “Kur’anın hakkaniyetini” ve
                      “Şeriat-ı Muhammediye”nin ahkamının doğruluğunu izah ve ispat eden “İman ve Kur’an
                      hizmetinin başını çeken bir zât-ı nurani, o Süfyanın şahs-ı manevisi olan “cereyan-ı
                      münafıkaneyi” öldürüp dağıtacaktır.
                      İkinci dinsizlik cereyanı ise tabiatçılık ve maddecilik felsefesinden doğan, maddeci felsefe
                      ile kuvvet bularak Allah’ı inkâr edecektir. Nasılki padişahı inkâr eden ve aslerlerin padişaha
                      bağlı olmadığını iddia eden bir adam herkese bir padişahlık ve bir hâkimiyet verirse Allah’ı
                      inkâr eden bir maddeci materyalist de her varlığa bir nevi ulûhiyet vermeye mecbur kalır. Bu
                      felsefe ve düşüncenin başına geçen ve teknolojinin hariklarından da faydalanarak kendini
                      güçlendiren Deccal da sağladığı hâkimiyetini ve baskıcı totaliter hükümetinin ve komitelerinin
                      gücüne dayanarak kendisini daha da güçlendirmek için bir çeşit ulûhiyetini ilan eder. Dinin ve
                      maneviyatın tamamem inkâr edilerek reddedildiği ve inananların büyük baskılara maruz kaldığı
                      bu zamanda Hz. İsa’ya (as) inananların büyük bir kısmı teslisin akıl ile kabul edilemezliğinden
                      dolayı hurafelerden sıyrılmak mecburiyetinde kalarak gerçek İseviliğe, yani Tevhide yaklaşacak,
                      yani Allah’ın rahmeti ile Tevhid hakikatı olan Allah’ın birliği inancı ağır basarak hâlihazır
                      Hıristiyanlık o hakikat karşısında tahrifattan sıyrılarak İslamın Tevhit hakikatında birleşerek
                      inanç noktasında Hıristiyanlık İslamiyete dönüşecektir.

                      Bu durumda Hırıstiyanlara Kur’an-ı
                      Kerimin hakikatlarına uymaktan başka çare kalmayacaktır. İsevilik inancı ve bu inancı
                      paylaşanların şahs-ı manevisi İslama tabi olacaktır. Bu inanç birliği ile “Hak Din” olan “Tevhit”
                      inancı büyük bir güç kazanacak ve dinsizlik cereyanları karşısında ayrı ayrı iken mağlup olan
                      İsevilik ve İslamiyet bu birleşme sonucunda dinsizliği mağlup edip dağıtacaktır.

                      #791364
                      Anonim

                        Bütün bu olaylar kendi kendine olacak değildir. Elbette Kur’anın mucizevî yönünü ortaya
                        koyarak İslam’ın “İman ve Kur’an” hakikatlarını izah eden ve dinsizliğin ortaya attığı şüphe ve
                        tereddütleri gidererek aklı ve kalbi ikna edecek olan peygamberimizin haber verdiği bir Mehdi
                        (ra) ve onun davasını benimseyerek süfyana karşı mücadele eden ve iman hakikatlerini neşreden
                        nurani bir cemaat olacağı gibi, İsa’nın (as) getirdiği Tevhit inancını yeniden canlandıran elbette
                        beşeri cismi ile ölmeden semavatta bulunan İsa’nın (as) kendisi gelecek ve Din-i Hak cereyanın
                        başına geçecektir. Yüce Allah bunu vaad etmiş, peygamberimiz (sav) de Allah’ın vadine
                        dayanarak haber vermiştir. Allah her şeye kadirdir. Elbette haber verdiği gibi yapacaktır.

                        #791365
                        Anonim

                          Esasen hak dinler semadan gelen meleklerin getirdiği vahiyden kaynaklanmaktadır.
                          İnananlar melekleri görmedikleri halde peygambere inen vahyin melekler tarafından
                          getirildiğine inanmaktadırlar. Kutsal kitaplar böyle ortaya çıkmıştır. Bazen de insan suretinde
                          peygamberimizin (sav) yanında bulunduklarını sahabeler görerek nakletmişlerdir. Hz. Cebrail
                          (as) çoğu zaman sahabelerden “Dıhye” suretinde peygamberimiz (sav) ile görüştüğü
                          nakledilmektedir. Bazen de ölmüş evliyalar dahi Allah’ın kudreti ile ruhları birer misali cesed
                          giyerek gelip kendisinden yardım isteyen inananlarına yardım ettiği çok nakledilmektedir. Bütün
                          bunları yapan yüce Allah İsa’yı (as) dininin güzel bir sonuca ulaştığını göstermek ve
                          inananlarına bu konuda yardımcı olmak için niye göndermesin? Kaldı ki İncil Hz. İsa (as)
                          döneceğini söylemiş ve inananları da beklemektedir. Ahir zamana peygamberi Hz. Muhammed
                          (as) İsa’nın (as) gelerek kendi şeriatına uyacağını haber vermiştir. Yüce Allah kudreti ile
                          Âdem’e (as) benzer şekilde babasız yarattığı, beşikte iken konuşturarak kendisini inkâr eden
                          Yahudileri susturduğu, kudreti ile Yahudilerin tuzaklarından koruduğu ve bedeni ile semaya
                          yükselttiği ve melekler ile yaşattığı İsa (as) tekrar göndermeye elbette kadirdir.

                          #791366
                          Anonim

                            Hz. İsa’nın (as) dönüşüne kimsenin itirazı yok, ancak acabe geldiği zaman herkes
                            tanıyacak mı? Nüfüs kâğıdı olmayan birisi mi olacak? Veya nüfüs kâğıdında “Meryemoğlu İsa”
                            yazılı bulunan birisini mi göreceğiz? Veyahut “Ben Meryemoğlu İsa’yım, sizi kurtarmak için geldim. Bana uyarsanız kurtulursunuz. Şimdi Deccalı öldürmeye gidiyorum” diyen birisi mi
                            olacak? Bu soruları cevapladığımız zaman İsa’nın (as) ve Mehdi’nin (ra) böyle bir iddia ile
                            ortaya çıkmayacakları gerçeği ile karşılaşırız. Zira bu bir iddia meselesi değil bir dava ve bir
                            inanç meselesidir. İddiacıların çoğunun sonucunu hep beraber görüyoruz. Kaldı ki İsa (as)
                            ölüleri diriltmek gibi bir mucize ile inananların ahiretini kurtarmak iddiası ile geldiği zaman
                            Yahudiler onu inançlarını bozduğu ve kutsal kitaba aykırı hareket ettiği ve yeryüzünde
                            karışıklık çıkarttığı gerekçesi ile idamına hükmettiler.

                            Ahir zamanda böyle bir iddia ile gelse bile
                            elinde mucize olmayacak, olsa bile kimseyi inandıramayacaktır. Ancak Hz. İsa (as) ve
                            Mehdi’nin (ra) “İman ve Tevhit” davasını tanıyan ve bilenler “onun mukarrep ve havassıdır ve
                            nur-u iman ile onu tanırlar.” Yoksa açıkça onu herkes tanımayacaktır. Davasını ortaya koyar ve
                            dinsizliğin şahs-ı manevisine karşı nurani bir şahs-ı manevi oluşturur ve vazifesini yapar gider.

                            #791368
                            Anonim


                              “Şahs-ı manevi” “tüzel kişilik” anlamına gelen bir deyimdir. Soyut bir kavramdır. Ancak
                              somut ve maddi temele dayanan bir yapısı vardır. “Müteaddit eşya bir cemaat şekline girse, bir
                              şahs-ı manevîsi olacaktır. Eğer o cemiyet imtizaç edip ittihat şeklini alsa, onu temsil edecek bir
                              şahs-ı manevîsi, bir nevi ruh-u manevîsi olacaktır.” İnsan milyarlarca maddi hücrelerden ve
                              yüzlerce organdan oluşan bir şahs-ı müttehittir. Bunun için o maddi kalıbın bir ruhu ve o ruhtan
                              oluşan manevi bir mahiyeti olan insanlığı vardır. İnsanlık kavramı da insanlardan oluşan bir
                              şahs-ı manevidir. Bu durumda “devlet bir şahs-ı manevidir” yani tüzel kişiliktir. Devletin
                              kurumları da öyledir. Aynı şekilde “Aile” kavramı da anne, baba ve çocuklardan oluşan bir
                              şahs-ı manevidir. Bir evde yaşamaktan kaynaklanan birliktelik onları aile ve yuva kavramı
                              içinde manevi bir şahsiyetin mümessilleri haline getirmiştir. “Millet” kavramı da bir ülkede
                              yaşayan, aynı inanç ve duyguları paylaşan insanların oluşturduğu bir manevi şahsiyettir. Milletin
                              meclisinin de o milletin inanç, örf ve kültürünü temsil etmekten kaynaklanan bir şahsiyet-i
                              maneviyesi vardır. Meclis bu temsil makamından uzaklaştığı ölçüde halkından uzaklaşır,
                              yaklaştığı ölçüde milleti temsil eder. Bu örnekleri çoğaltabiliriz

                              #791369
                              Anonim


                                Peygamberimiz (sav) getirdiği dinin mümessili olmakla İslam dinin şahs-ı manevisinin
                                oluşmasını sağlamıştır. Bediüzzaman peygamberimizin şahsiyet-i maneviyesini şöyle tasvir
                                etmektedir. “Evet, o bürhanın şahs-ı manevisine bak: Sath-ı arz bir mescit, Mekke bir mihrap,
                                Medine bir minber; o bürhan-ı bahir olan Peygamberimiz (sav) bütün ehl-i imana imam, bütün
                                enbiyaya reis, bütün evliyaya seyyid, bütün enbiya ve evliyadan mürekkep bir halka-i zikrin
                                serzakiri.” Böylece İslamiyet bir şahs-ı manevi teşkil ederken peygamberimizi (sav) de onun
                                temsilcisi olmaktadır. Peygamberimiz (sav) kendisine nübüvvetin verilmesi ile İslamiyet şahs-ı
                                manevisinin teşekkülü için 23 sene en çetin şartlarda mücadele etti. Kur’anın nüzulü ile vazifesi
                                bittiğinden izn-i ilahi ile dar-ı bekaya göçtü. Peygamberimizden sonra şanlı sahabeleri İslamiyet
                                şahs-ı manevisinin tevessüü için çalıştılar. O yüce şahs-ı manevi-i İslamiyet üç kıtaya hâkim
                                oldu. Onunla pek çok milletler hidayete erdiler. Peygamberimizin şahs-ı manevisi sünnetini de
                                içine alan bir kavramdır. Bunun içindir ki peygamberimiz (sav) “Ben size iki şey bırakıyorum.
                                Bunlara sarılırsanız kurtulursunuz. Birincisi ‘Kur’an-ı Kerim, ikincisi ise ehl-i beytimin temsil
                                ettiği sünnetimdir” buyurdular. Böylece peygamberin sünneti ile hareket eden bütün ümmeti
                                şahs-ı manevi-i İslamiyetin birer azası hükmüne geçmektedir

                                #791372
                                Anonim

                                  Aynı şekilde ahir zamanda gelecek olan Mehdi de “İman Hakikatleriniz izahı ve ispatı
                                  sadedinde eserlerini telif ederek “İman ve Kur’an” hizmetini talebelerinden ibaret olan “şahs-ı
                                  manevisine” bırakarak mehdiyet vazifesini ifa etmiş olacaktır. Onun vefatından sonra davasına
                                  ve talebeliğine kesb-i istihkak edenlerin oluşturduğu bir şahs-ı manevi tarafından tüm dünyada
                                  iman ve Kur’an hizmeti yapılacak ve İslamiyetin manevi hâkimiyetine hizmet edeceklerdir.
                                  Cemaat, cemiyet ve komitenin her yerde hükmettiği, her nevi işlerin ekipler ve takımlar
                                  ile yapılmaya çalışıldığı günümüzde, bir şahsın her şeyi yapacağı ve ona bağlanmak ile kurtuluşa
                                  ulaşılacağı gibi düşüncelere kapılanlar şahs-ı maneviden gaflet ettikleri zaman gerçeği daima
                                  şahısların peşine takılmakta arayarak yanılacaklardır. Çünkü dava bir olmakla beraber iddia
                                  sahipleri çoktur. “Mehdi ve Deccal gibi şahısların teşkil ettiği şahs-ı manevilerinin ve temsil
                                  ettikleri cemaatlerin yaptıkları âsâr-ı azimeyi o şahsın zatlarından tasavvur ederek öyle tefsir
                                  etmek” meseleyi anlamamaktır.

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 20)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.