• Bu konu 27 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
14 yazı görüntüleniyor - 16 ile 29 arası (toplam 29)
  • Yazar
    Yazılar
  • #805484
    Anonim


      sebat etmeye emirdir. Orta derecedeki mü’minlere nazaran, ibadetin arttırılmasına emirdir. Kâfirlere göre, ibadetin şartı olan iman ve tevhid ile ibadetin yapılmasına emirdir. Münafıklara nazaran, ihlâsa emirdir. Binaenaleyh, اُعْبُدُوا blank.gif1 ’nun ifade ettiği ibadet kelimesi mükellefîne göre müşterek-i mânevî hükmündedir.

      رَبَّكُمْ ﴿ Yani: “Sizi terbiye eden ve büyüten Odur. Ve sizin mürebbîniz Odur. Öyleyse, siz de Ona ibadet etmekle abd olunuz!”

      Ey arkadaş! Vakta ki Kur’ân-ı Kerim ibadeti emretti. İbadet ise üç şeyden sonra olabilir.

      Birincisi: Mâbudun mevcut olmasıdır.

      İkincisi: Mâbudun vâhid olmasıdır.

      Üçüncüsü: Mâbudun ibadete istihkakı bulunmasıdır.

      Kur’ân-ı Kerim, o üç mukadder suale işaret etmekle beraber, şartlarının delillerini de zikrederken, Mâbudun vücuduna dair olan delilleri iki kısma ayırmıştır.

      Birisi: Hariçten alınan delillerdir ki, buna “âfâkî” denilir.

      İkincisi: İnsanların nefislerinden alınan burhanlardır. Buna, “enfüsî” tesmiye edilir. Enfüsî olan kısmını da, biri nefsî, diğeri usulî olmak üzere iki kısma taksim etmiştir.

      Demek, Mâbudun vücuduna üç türlü delil vardır: âfakî, nefsî, usulî.

      Evvelâ, en zahir ve en yakın olan nefsî delile اَلَّذِى خَلَقَكُمْ blank.gif2 ﴿ cümlesiyle, usulî delile de وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ blank.gif3 ﴿cümlesiyle işaret etmiştir. Sonra, ibadet insanların hilkat ve yaratılışına tâlik edilmiştir.

      [NOT]Dipnot-1 İbadet ediniz.
      Dipnot-2 “Sizi, (O) yarattı.” Bakara Sûresi, 2:21.
      Dipnot-3 “Sizden önceki insanları da.” Bakara Sûresi, 2:21.
      [/NOT]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Mâbud: Kendisine kulluk edilen, Allah[/TD]
      [TD]abd: kul[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
      [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz kesin delil[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey[/TD]
      [TD]enfüsî: nefis ve beden dairesinde olan, kişinin kendine ait[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
      [TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]istihkak: lâyık olma, hak etme[/TD]
      [TD]kâfir: Allah’ı veya Onun kesin olarak emrettiği şeylerden herhangi birini inkâr eden kimse[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mevcut: var[/TD]
      [TD]mukadder: gr. lâfız olarak zikredilmediği halde gizli olarak kastedilen[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mükellefîn: yükümlüler, vazifeliler[/TD]
      [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mürebbî: terbiye edici, eğitici[/TD]
      [TD]müşterek-i mânevî: mânevî ortak yön[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nazaran: –e bakarak, oranla, nispetle[/TD]
      [TD]nefis: bir kimsenin kendisi, iç ve dış donanımı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nefsî: nefis ve beden dairesine ait[/TD]
      [TD]sebat etme: kararlılıkla devam etme, sabit olma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]taksim etmek: bölmek, ayırmak[/TD]
      [TD]talik etmek: bağlamak, asmak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]terbiye etme: belli bir amaca erişecek şekilde besleyip büyütme, yetiştirme[/TD]
      [TD]tesmiye etmek: isimlendirmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
      [TD]usulî: asıllara, köklere ait; bir kimsenin soy ağacı itibariyle anne baba tarafından geriye doğru silsilesi, ataları, dedeleri[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vakta: ne vakit[/TD]
      [TD]vâhid: bir[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
      [TD]zahir: açık, görünen; söyleyenin maksadı, düşünülmeye muhtaç olmadan anlaşılan söz[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âfâkî: dış dünyaya ait[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #805516
      Anonim


        İbadetin hilkat-ı beşere terettübü iki şeyden ileri geliyor: Ya insanlar ilk yaratılışında ibadete istidatlı ve takvaya kabiliyetli olarak yaratılmışlardır. Ve o istidadı ve o kabiliyeti onlarda gören, onların ibadet ve takvâ vazifelerini göreceklerini kaviyyen ümit eder. Veyahut, insanların hilkatinden ve memur oldukları vazifeden ve teveccüh ettikleri kemalden maksat, ibadetin kemâli olan takvâdır.

        لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ blank.gif1 ﴿ Şu cümle, her iki noktaya da tatbik edilebilir. Yani, “İstidad ve kabiliyetinizde ekilen veya vazife ve hilkatinizden kastedilen takvânın kuvveden fiile çıkarılması lâzımdır.”

        Sonra, Kur’ân-ı Kerimde Mâbudun vücuduna ait âfâkî delillerin en karibine جَعَلَ لَكُمْ اْلاَرْضَ فِراَشًا blank.gif2 ﴿ cümlesiyle işaret edilmiştir. Ve bu işaretten arzın bu şekle getirilmesiyle nev-i beşere ve sâir hayvanata kabil-i süknâ olarak hazır bulundurulması, ancak Allah’ın ca’liyle (yapmasıyla) olup tabiatın ve esbabın tesiriyle olmadığına bir remiz vardır. Çünkü tesir-i hakikînin esbaba verilmesi bir nevi şirktir.

        وَالسَّمَاۤءَ بِنَاۤءً blank.gif3 ﴿ cümlesiyle, Sâniin vücuduna olan âfâkî delillerden en basit ve en yükseğine işaret edilmiştir.
        Sonra, mürekkebat ve mevâlidin vücud-u Sânie veçh-i delâletlerine وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَاۤءِ مَاۤءً blank.gif4 ﴿ ilâ âhir cümlesiyle işaret edilmiştir.

        Sonra, geçen delillerin herbirisi alel’infirad, yani birer birer Sâniin vücuduna delâlet ettiği gibi, heyet-i mecmuası da Sâniin vahdetine işarettir.


        [NOT]Dipnot-1 “Umulur ki, korunmuş olursunuz, takvaya ulaşırsınız.” Bakara Sûresi, 2:21.
        Dipnot-2 “Yeryüzünü sizin için bir döşek yaptı.” Bakara Sûresi, 2:22.
        Dipnot-3 “Gökyüzünü sizin için dam yaptı.” Bakara Sûresi, 2:22.
        Dipnot-4 “Gökten size su (yağmur) indirdi.” Bakara Sûresi, 2:22.[/NOT]

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Mâbud: Kendisine kulluk edilen, Allah[/TD]
        [TD]Sâni: her şeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ale’l-infirad: yalnız, tek başına [/TD]
        [TD]arz: dünya[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ca’l: yapma[/TD]
        [TD]delâlet: delil olma, gösterme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]esbab: sebepler[/TD]
        [TD]hayvânât: hayvanlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]heyet-i mecmua: toplamı, bütün fertleri[/TD]
        [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hilkat-ı beşer: insanın yaratılışı[/TD]
        [TD]ilâ âhir: sonuna kadar devam eden[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istidad: kabiliyet; ruhî yetenek[/TD]
        [TD]kabil-i süknâ: oturmaya elverişli, oturulabilir[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kabiliyet: yetenek; alma ve öğrenme becerisi[/TD]
        [TD]karib: yakın[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kaviyyen: güçlü, kuvvetli bir şekilde[/TD]
        [TD]kemâl: olgunluk, fazilet, mükemmellik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kuvve: henüz gerçekleşmemiş fakat gerçekleşme imkânında olan, potansiyel güç [/TD]
        [TD]mevâlid: mahsuller, topraktan yeni çıkan şeyler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mürekkebat: bileşikler, bileşik maddeler[/TD]
        [TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık türü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
        [TD]remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sâir: diğer, başka[/TD]
        [TD]tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma[/TD]
        [TD]terettüb: gerekme, bir şey netice olarak ortaya çıkma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tesir-i hakikî: gerçek tesir[/TD]
        [TD]teveccüh etmek: yönelmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
        [TD]vech-i delâlet: delâlet etme yönü, işaret edilen yön, mânâ[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vücud: varlık, var oluş; Allah’ın varlığı[/TD]
        [TD]vücud-u Sâni: her şeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah’ın varlığı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âfâkî: dış dünyaya ait[/TD]
        [TD]şirk: Allah’a ortak koşma [/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #805517
        Anonim

          Sonra, nimetlerin menşei ve menbaı olan âlemin nizamına işaret eden o cümlelerin suret-i tertibi رِزْقًا لَكُمْ ﴿’ün delâletiyle beraber, Mâbudun ibadete müstehak olduğuna delâlet eder. Çünkü ibadet, şükürdür. Şükür, Mün’ime edilir; yani nimetleri veren Zâta şükretmek vaciptir.

          Sonra رِزْقًا لَكُمْ blank.gif1 cümlesinden, arz ve arzdan çıkan mevalid, yani arzın semereleri insanlara hâdim oldukları gibi, insanlar da onların Saniine hâdim olmaları lâzım olduğuna bir remiz vardır.

          فَلاَ تَجْعَلُوا ِللهِ اَنْدَادًا blank.gif2 ﴿ cümlesi ise, geçen cümlelerin herbirisiyle alâkadardır. Yani, Rabbinize ibadet yaptığınızda şerik yapmayınız. Zira Rabbiniz, ancak Allah’tır. Sizi, nev’inizle beraber halk eden Odur. Ve Arzı size mesken olarak hazırlayan Odur. Semâyı sizin binanıza dam olarak yaratan Odur. Ve sizin rızık maişetinizi tedarik için suları gönderen Odur. Hülâsa, bütün nimetler Onundur; öyle ise bütün şükürler ve ibadetler de ancak Onadır.

          Arkadaş! Bu âyetin tazammun ettiği cümlelerin keyfiyet ve nüktelerine gelelim.

          Evvelâ: Kur’ân-ı Kerimde kesretle zikredilen يَاۤ اَيُّهَا ﴿ ile edilen hitap ve nida, üç vecihle ve üç edatla tekit edilmiştir. Birisi, ikazı ifade eden ve ikaz için kullanılan يَا harfidir. İkincisi, alâmetleri aramakla birşeyi bulmak için kullanılan اَىُّ kelimesidir ki, Türkçede “hangi” kelimesiyle tercüme edilir. Üçüncüsü, gafletten ayıltmak için kullanılan هَا harfidir. Bu tekitlerden anlaşılır ki, burada şu tarzla yapılan nida ve hitap, çok faidelere ve nüktelere işarettir. Ezcümle:



          [NOT]Dipnot-1 “Sizin için rızık yaptı.” Bakara Sûresi, 2:22.
          Dipnot-2 “Sakın Allah’a eş ve ortaklar koşmayınız.” Bakara Sûresi, 2:22.[/NOT]

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Mâbud: Kendisine kulluk edilen, Allah
          [/TD]
          [TD]Mün’im: nimet verici; gerçek nimet verici olan ve yarattıklarını sonsuz bir şekilde nimetlendiren Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
          [TD]Sâni: her şeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
          [TD]alâmet: işaret, belirti, iz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]arz: dünya[/TD]
          [TD]delâlet: delil olma, gösterme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]edat: tek başına bir anlam ifade etmeyen, kullanıldığı kelimelerle sebep, sonuç, vasıta benzerlik vb. bakımlardan ilişkisi olan kelime (dahi, gibi, için vs.)[/TD]
          [TD]evvelâ: ilk önce, birinci olarak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ezcümle: örneğin, meselâ[/TD]
          [TD]gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]halk etmek: yaratmak [/TD]
          [TD]hitap: konuşma, sesleniş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hâdim: hizmetçi[/TD]
          [TD]hülâsa: özetle, kısaca[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kesret: çokluk[/TD]
          [TD]keyfiyet: durum, nitelik, özellik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]maişet: geçim, yaşayış[/TD]
          [TD]menba: kaynak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]menşe: esas, kaynak, kök[/TD]
          [TD]mesken: ev, yer[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mevâlid: topraktan çıkan ürünler, mahsuller[/TD]
          [TD]müstehak: lâyık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nev’: tür[/TD]
          [TD]nida: çağrı, sesleniş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nizam: düzen, kanun[/TD]
          [TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme[/TD]
          [TD]semere: meyve[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]semâ: gökyüzü[/TD]
          [TD]suret-i tertib: tertip, diziliş şekli, biçimi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tazammun etmek: içermek, içine almak[/TD]
          [TD]tekit etmek: pekiştirmek, sağlamlaştırmak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vacip: zorunlu, farz[/TD]
          [TD]vecih: tarz, şekil[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zira: çünkü[/TD]
          [TD]şerik: ortak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]اَىُّ: hangi[/TD]
          [TD]هَا: tenbih[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]يَا: ey[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #805518
          Anonim


            Birincisi: İnsanlara ibadetlerin teklifinden hâsıl olan meşakkatin, hitab-ı İlâhiye mazhariyetten neş’et eden zevk ve lezzetle tahfif edilmesidir.

            İkincisi: İnsanın gaibane olan aşağı mertebesinden, huzurun yüksek makamına çıkması ancak ibadet vasıtasıyla olduğuna işarettir.

            Üçüncüsü: Muhatabın üç cihetten ibadete mükellef olduğuna işarettir. Kalbiyle teslim ve inkıyada, aklıyla iman ve tevhide, kalıbıyla amel ve ibadete mükelleftir.

            Dördüncüsü: Muhatabın mü’min, kâfir, münafık olmak üzere üç kısma ayrılmış olduğuna işarettir.

            Beşincisi: İnsanların yüksek, orta, avam tabakalarına hitaben şâmil olduğuna işarettir.

            Altıncısı:
            İnsanlar arasında yapılan nidâ ve hitaplarda âdet edinmiş olan şeylere işarettir ki, insan, evvelâ gördüğü adamı çağırır ve durdurur, sonra kim olduğunu anlamak için alâmetlerine dikkat eder, sonra maksadını anlatır.

            Hülâsa: Mezkûr hitap, geçen üç cihetten tekit edilmiş şu nüktelere işarettir.

            يَا ile nida edilen insanlar gafil, gaip, hazır, cahil, meşgul, dost, düşman gibi çok muhtelif tabakalara şâmildir. Bu muhtelif tabakalara göre يَا ’nın ifadesi değişir.

            Meselâ, gafile karşı tenbihi ifade eder; gaibe ihzarı, cahile târifi, dosta teşviki, düşmana tevbih ve takri’i gibi her tabakaya münasip bir ifadesi vardır.
            Sonra, makam-ı kurbu iktiza ettiği halde, uzaklara mahsus olan يَا edatının kullanılması birkaç nükteye işarettir.

            1. Teklif edilen emanet ve ibadetin pek büyük bir yük olduğuna,2. Derece-i ubudiyetin mertebe-i ulûhiyetten pek uzak olduğuna,


            [TABLE]
            [TR]
            [TD]amel: davranış, iş[/TD]
            [TD]avâm: halk tabakası, sıradan insanlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
            [TD]derece-i ubudiyet: kulluk derecesi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]edat: fiil ve isimlerin dışında kalan, kendi başına bir mânâsı olmadığı halde isim ve fiillerle birlikte mânâ kazanan kelimeler [/TD]
            [TD]evvelâ: ilk önce, birinci olarak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan kimse[/TD]
            [TD]gaibâne: görünmeyen; üçüncü şahıs olarak (o, onlar gibi)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]gaip: gr. üçüncü tekil ve çoğul şahıslar; önünde, huzurunda olmayan veya huzurunda olduğunu hissetmeyen[/TD]
            [TD]hazır: gr. birinci tekil ve çoğul şahıslar; huzurda bulunan, kendini huzurda hisseden [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hitaben: hitap ederek[/TD]
            [TD]hitap: konuşma, sesleniş[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hitâb-ı İlâhiye: ilâhî hitap, sesleniş[/TD]
            [TD]huzur: sürekli olarak Allah’ın huzurunda bulunduğunun bilinci içinde olma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâsıl: oluşma, meydana gelme[/TD]
            [TD]hülâsa: özetle[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihzar: huzura getirme[/TD]
            [TD]iktiza etme: gerektirme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]inkıyad: boyun eğme, itaat etme[/TD]
            [TD]kalıb: vücut, beden[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâfir: Allah’ı veya Allah’ın bildirdiği kesin şeylerden birini inkâr eden kimse[/TD]
            [TD]makam-ı kurb: makamın yakınlığı, yakın olma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mazhariyet: erişme, nail olma[/TD]
            [TD]mertebe-i ulûhiyet: ilâhlık mertebesi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
            [TD]meşakkat: güçlük, zorluk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muhatap: hitap edilen[/TD]
            [TD]muhtelif: farklı, çeşit çeşit[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mükellef: yükümlü, sorumlu[/TD]
            [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]münasip: uygun[/TD]
            [TD]mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan kimse[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]neş’et etmek: kaynaklanmak[/TD]
            [TD]nida: çağrı, sesleniş[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
            [TD]tahfif edilme: hafifletilme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]takri’: azarlama[/TD]
            [TD]tekit etmek: pekiştirme, vurgulama[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]teklif: yükleme, sorumlu tutma[/TD]
            [TD]tenbih: ikaz, uyarı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tevbih: azarlama, kınama[/TD]
            [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şamil: içine alan, kapsamlı[/TD]
            [TD]يَا: (bk. ḥ-r-f[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #805519
            Anonim


              3. Mükelleflerin, zaman ve mekânca hitabın vakit ve mahallinden ırak bulunduğuna,
              4. İnsanların derece-i gafletlerine işarettir.

              Muzafun ileyhsiz zikredildiğinden, umumî bir tevessümü ifade eden اَىُّ kelimesi, hitabın umum kâinata şâmil olup, yalnız farz-ı kifaye suretiyle haml-i emanete ve ibadete insanların tahsis edilmiş olduklarına işarettir. Öyle ise ibadette insanların kusurları umum kâinata tecavüzdür.

              Sonra, اَىُّ kelimesinde bir icmal ve bir ipham vardır; çünkü izafesiz zikredilmiştir. Onun o ipham ve icmâli, نَاسْ blank.gif1 kelimesiyle izale ve tafsil edildiğinden, aralarında bir icmal ve tafsil cezaleti meydana gelmiştir.

              هَا: اَىُّ ’nün muzafun ileyhine ıvaz olmakla beraber, يَا edatiyle çağrılanları tenbih içindir.

              نَاسْ ﴿ aslında nisyandan alınmış bir ism-i fâildir; vasfiyet-i asliyesi mülâhazasıyla insanlara bir itâba işarettir. Yani, “Ey insanlar! Niçin misak-ı ezelîyi unuttunuz?”

              Fakat bir cihetten de insanlara bir mâzeret yolunu gösteriyor. Yani, “Sizin o misâkı terk etmeniz, amden değil; belki sehiv ve nisyandan ileri gelmiştir.”

              اُعْبُدُوا blank.gif2 ﴿ nidaya cevaptır. Mü’min, kâfir, münafık olan geçen tabakalar


              [NOT]Dipnot-1 İnsanlar.
              Dipnot-2 İbadet ediniz.
              [/NOT]

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]cezâlet: güçlü ve düzgün ifade, güçlü ve güzel anlatım[/TD]
              [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]derece-i gaflet: gaflet derecesi[/TD]
              [TD]edat: fiil ve isimlerin dışında kalan, kendi başına bir mânâsı olmadığı halde isim ve fiillerle birlikte mânâ kazanan kelimeler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]farz-ı kifâye: dinen mutlaka yerine getirilmesi gereken ancak bir kısım Müslümanın yapması ile diğerlerinin üzerinden düşen vazife, cenaze namazı kılmak gibi [/TD]
              [TD]haml-i emanet: emaneti yüklenme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hitap: konuşma, sesleniş[/TD]
              [TD]icmal: özetleme, kısaltma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ipham: belirsizlik, kapalılık[/TD]
              [TD]ism-i fâil: gr. bir iş, oluş veya durumu yüklenen şahsı bildiren kelimedir, meselâ; kâtip[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]itâb: azarlama, kınama[/TD]
              [TD]izafe: tamlama, iki şey arasındaki bağlılık, bağlama[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]izale: giderme, ortadan kaldırma[/TD]
              [TD]kâfir: Allah’ı veya Allah’ın bildirdiği kesin şeylerden birini inkâr eden kimse[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kâinat: evren, yaratılmış her şey[/TD]
              [TD]mahal: yer[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]misak-ı ezelî: ezelî sözleşme[/TD]
              [TD]misâk: sözleşme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muzaafun ileyh: isim tamlamasında tamlayan kelime; sonu daima esre okunur[/TD]
              [TD]mâzeret: özür [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mükellef: yükümlü, sorumlu[/TD]
              [TD]mülâhaza: düşünme, akla getirme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse[/TD]
              [TD]mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun bildirdiği şeylere inanan kimse[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nida: sesleniş[/TD]
              [TD]nisyan: unutmak, unutkanlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sehiv: yanılma[/TD]
              [TD]tafsil: detaylı açıklama[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tahsis etmek: üstün tutup seçmek, tercih etmek, ait kılmak, mahsus kılmak[/TD]
              [TD]tecavüz: haddi aşma, ileri gitme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tenbih: ikaz, uyarı[/TD]
              [TD]tevessüm: bir işaret, belirti ortaya çıkma, görünme, bir şeyi işaretlerinden hareketle bilme, iyice anlama[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]umum: genel, bütün[/TD]
              [TD]vasfiyet-i asliye: asıl vasıf, temel özellik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âmden: kasten, bilerek[/TD]
              [TD]ırak: uzak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ıvaz: bedel[/TD]
              [TD]şâmil: içine alan, kapsamlı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]اَىُّ: hangi[/TD]
              [TD]هَا: tenbih[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]يَا: ey[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #805520
              Anonim

                nida ile çağırıldıklarından, اُعْبُدُوا blank.gif1 emri devam, itaat, ihlâs, tevhid gibi, her tabakaya münasip bir mânâyı ifade eder.

                رَبَّكُمْ blank.gif2﴿Rab ünvanı اُعْبُدُوا ile teklif edilen ibadete bir illet ve bir sebebe işarettir. Yani, “Sizin terbiyeniz Rabbinizin elinde olduğundan, daima Ona muhtaçsınız. Ve terbiyenize lâzım olan bütün levazımatı veren Odur. Onun, o nimetlerine şükür lâzımdır. Şükür ise ancak ibadettir.”

                َلَّذِى خَلَقَكُمْ blank.gif3 ﴿ esmâ-i müphemeden olduğu için, merci ve medlûlü ancak sıla denilen dahil olduğu cümle ile malûm olur. Meselâ; اَلَّذِى جَاۤئَكَ blank.gif4 denildiği zaman, gelen adamın yalnız sana gelmekle malûmiyeti var, başka cihetten malûmiyeti yoktur. Binaenaleyh, burada رَبِّ kelimesinin اَلَّذِى ile vasıflandırılması Cenâb-ı Hakkın marifeti, hakikatiyle olmayıp ancak ef’âl ve âsârıyla olduğuna işarettir.

                İcad, inşa veya başka bir kelimeye tercihan yaratılışın güzel şeklini ifade eden خَلَقَ blank.gif5 tâbiri, insanlardaki istidadın sedad ve istikametçe ibadete elverişli olduğuna işarettir. Ve keza ibadet, yaratılışın ücreti ve neticesidir. Bu itibarla sevap, ibadetin ücreti olmayıp, ancak Cenâb-ı Hakkın kereminden olduğuna işarettir.

                وَاَلَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ blank.gif6 ﴿ Merci ve medlûlünün adem-i malûmiyetine delâlet


                [NOT]Dipnot-1 İbadet ediniz.
                Dipnot-2 Rabbiniz.
                Dipnot-3 Sizi yaratan.
                Dipnot-4 Size gelen.
                Dipnot-5 Yarattı.
                Dipnot-6 Sizden öncekileri de.
                [/NOT]

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]adem-i malûmiyet: bilinmemezlik, belirsizlik[/TD]
                [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                [TD]delâlet: delil olma, gösterme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ef’âl: fiiler, işler[/TD]
                [TD]esmâ-i müpheme: gr. ism-i mevsuller; mânâsı kapalı isimler; yalnız başına müstakil bir mânâ taşımayan ancak kendinden sonra gelen cümle ile (sıla cümlesi) birlikte bir mânâ içeren isimler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakikati: Zâtı, kendisi, aslı[/TD]
                [TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihlâs: samimiyet[/TD]
                [TD]inşa: mevcut unsurlardan bir şey yapma, yaratma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istidad: ruhî özellik, yetenek[/TD]
                [TD]istikamet: doğruluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]itibarla: özellikle[/TD]
                [TD]kerem: cömertlik, ikram, bağış[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                [TD]levazımat: gerekli şeyler, ihtiyaçlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
                [TD]marifet: Allah’ı bilme, tanıma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]medlûl: delâlet olunan, gösterilen mânâ[/TD]
                [TD]merci: bağlantılı olduğu yer, dönüş yeri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mâlûmiyet: bilinir olma, bilinmişlik[/TD]
                [TD]nida: sesleniş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sedad: doğruluk[/TD]
                [TD]sıla: gr. sıla cümlesi; Arapça’da “ellezî=öyleki” gibi müphem isimlerden hemen sonra gelip öncesini açıklayan cümle[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunluğa kavuşturma[/TD]
                [TD]tercihan: tercih olarak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tevhîd: birleme; her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve ilân etme[/TD]
                [TD]tâbir: ifade, söz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âsâr: eserler, varlıklar[/TD]
                [TD]اَلَّذِى: (bk. n-ḥ-v[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #805521
                Anonim


                  eden اَلَّذِينَ evvelki insanların ölümle mahvolup gittiklerine ve onların ahvâlini bildirecek bir bilgi olmadığına ve yalnız sizin gibi bir kısım mahlûklar onların yerlerine gelmekle, o mahvolan insanların tarifleri mümkün olduğuna işarettir.

                  لَعَلَّ blank.gif1 :﴿ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ blank.gif2 kelimesi, ümit ve recayı ifade ediyor. Fakat bu mânâ, hakikatiyle Cenâb-ı Hak hakkında istimal edilemez. Binaenaleyh, ya mecazen istimal edilecektir veya muhataplara veyahut sâmi ve müşahitlere isnad edilecektir.

                  Mânâ-yı mecazıyla Cenâb-ı Hak hakkında isnad edilmesi şöyle tasvir edilir:

                  Nasıl ki bir insan, bir iş için bir adamı teçhiz ettiği zaman, o işin o adamdan yapılmasını ümit eder. Kezalik—bilâ-teşbih—Cenâb-ı Hak, insanlara, kemal için bir istidat, teklif için bir kabiliyet ve bir ihtiyar vermiştir. Bu itibarla, Cenâb-ı Hak, insanlardan o işlerin yapılmasını intizar etmektedir denilebilir. Bu teşbih ve istiarede, hilkat-i beşerdeki hikmetin takvâ olduğuna ve ibadetin de neticesi takvâ olduğuna ve takvânın da en büyük mertebe olduğuna işaret vardır.

                  Reca mânâsının muhataplara atfedilmesi şöyle izah edilir:

                  Ey muhatap olan insanlar! Havf ve reca ortasında bulunmakla, takvâyı reca ederek Rabbinize ibadet ediniz. Bu itibarla insan, ibadetine itimad etmemelidir ve daima ibadetinin artmasına çalışmalıdır.

                  Reca mânâsı, sâmi ve müşahitlere göre olursa şöyle tevil edilecektir:

                  Ey müşahitler! Arslanın pençesini gören adam, o pençenin iktizası olan parçalamayı arslandan ümit ve reca ettiği gibi, siz de, insanları ibadet teçhizatıyla mücehhez olduklarını gördüğünüzden, onlardan takvâyı reca ve intizar edebilirsiniz. Ve keza, ibadetin fıtrî bir iktiza neticesi olduğuna işarettir.

                  [NOT]Dipnot-1 Umulur ki (bk. ḥ-r-f: Diğer edatlar).
                  Dipnot-2 “Umulur ki, korunmuş olur, takvaya erişirsiniz.” Bakara Sûresi, 2:21.
                  [/NOT]

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                  [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ahvâl: haller, durumlar[/TD]
                  [TD]atfetme: bağlama, göndermede bulunma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]bilâ-teşbih: benzetmek gibi olmasın, benzetme olmaksızın[/TD]
                  [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
                  [TD]hakikat: asıl, gerçek, doğru [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]havf: korku[/TD]
                  [TD]hikmet: fayda, gaye, sır[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hilkat-i beşer: insanın yaratılışı[/TD]
                  [TD]ihtiyar: irade, dileme, tercih gücü[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]iktiza: bir şeyin gereği[/TD]
                  [TD]intizar: bekleme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]isnad: dayandırma[/TD]
                  [TD]istiare: hakiki mânâ ile mecâzî mânâ arasındaki benzerlikten dolayı bir kelimenin veya sözün mânâsını geçici olarak alıp başka bir kelime için veya söz için kullanma san’atı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]istidad: ruhî özellik, yetenek[/TD]
                  [TD]istimal etmek: kullanmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]itimad: güvenme[/TD]
                  [TD]izah: açıklama[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kabiliyet: yetenek[/TD]
                  [TD]kemâl: mükemmellik, fazilet, olgunluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                  [TD]kezalik: bunun gibi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mecazen: bir sözü gerçek anlamı dışında başka bir mânâyı anlatacak şekilde kullanma[/TD]
                  [TD]mânâ-yı mecazî: mecaz anlamı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mücehhez: cihazlanmış, donanmış[/TD]
                  [TD]müşahit: gören, şahit olan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]recâ: isteme, ümit etme[/TD]
                  [TD]sâmi: işiten, dinleyen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma[/TD]
                  [TD]tasvir: anlatım, ifade etme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]teklif: yükümlülük, sorumluluk[/TD]
                  [TD]tevil etmek: yorumlamak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]teçhiz: cihazlandırma, donatma [/TD]
                  [TD]teçhizat: cihazlar, âletler [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]teşbih: benzetme[/TD]
                  [TD]اَلَّذِينَ: (bk. n-ḥ-v[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #805554
                  Anonim

                    تَتَّقُونَ blank.gif1 Takvâ, tabakat-ı mezkûrenin ibadetlerine terettüp ettiğinden, takvânın bütün kısımlarına, mertebelerine de şâmildir. Meselâ, şirkten takvâ; kebairden, mâsivaullahtan kalbini hıfzetmekle takvâ; ikabdan içtinap etmekle takvâ; gazabtan tahaffuz etmekle takvâ. Demek تَتَّقُونَ kelimesi bu gibi mertebeleri tazammun eder.

                    Ve keza, ibadetin ancak ihlâs ile ibadet olduğuna ve ibadetin mahzan vesile olmayıp maksud-u bizzat olduğuna ve ibadetin sevap ve ikab için yapılmaması lüzumuna işarettir.

                    اَلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ اْلاَرْضَ فِراَشًا وَالسَّمَاۤءَ بِنَاۤءً blank.gif2 ﴿ Kur’ân-ı Kerim, bu cümle ile beyan ettiği kudret-i İlâhiyenin azametiyle insanları ibadete teşvik edip heyecana getiriyor. Şöyle ki:

                    Ey insanlar! Arz ve semayı sizlere muti ve hizmetkâr yapan Zât, yaptığı şu iyiliğe karşı ibadete müstehaktır; ibadetini ediniz!

                    Ve keza, insanların faziletine ve yüksek bir kıymete mâlik olduğuna ve indallah mükerrem bulunduğuna bir imadır. Sanki beşere emrediyor:

                    Ey beşer! Yüksek ve alçak bütün ecramı sizin istifadenize tahsis etmekle sizlere bu kadar îzaz ve ikramlarda bulunan Cenâb-ı Hakka ibadet ediniz ve sizlere yaptığı keramete karşı liyakatinizi izhar ediniz!

                    Ve keza esbap ve tabiata tesirin verilmesini reddediyor. Şöyle ki:

                    Ey insan! Şu gördüğünüz yerler, gökler, sıfatlarıyla beraber, bir Hâlıkın halkıyla, kastıyla, tahsisiyle ve bir Nâzımın nazmıyla husule gelip bu intizamı bulmuşlardır.


                    [NOT]Dipnot-1 Takvâya ulaşırsınız.
                    Dipnot-2 “Rabbiniz sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü de dam yaptı.” Bakara Sûresi, 2:22.
                    [/NOT]

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                    [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Nâzım: bütün kâinat ve varlık âlemini bir fayda ve gayeye göre düzenleyen Allah[/TD]
                    [TD]arz: dünya[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
                    [TD]beyan: açıklama[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]beşer: insan[/TD]
                    [TD]ecram: gök cisimleri, yıldızlar, gezegenler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]esbap: sebepler[/TD]
                    [TD]fazilet: erdem, üstünlük[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]gazab: ceza, azap[/TD]
                    [TD]halk: yaratma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
                    [TD]husule gelmek: oluşmak, meydana gelmek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hıfzetmek: korumak[/TD]
                    [TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ikab: ağır ceza, azap[/TD]
                    [TD]ikram: bağış, iyilik, lütuf[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]indallah: Allah katında[/TD]
                    [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
                    [TD]izhar: açığa çıkarma, gösterme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]içtinap etmek: kaçınmak[/TD]
                    [TD]kast: bilerek ve isteyerek yapma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kebâir: büyük günahlar[/TD]
                    [TD]keramet: ikram, bağış[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                    [TD]kudret-i İlâhiye: Allah’ın güç ve iktidarı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]liyakat: lâyık olma[/TD]
                    [TD]mahzan: tamamen, sırf[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]maksud-u bizzat: asıl istenilen, maksadın tâ kendisi[/TD]
                    [TD]mutî: itaatkâr, emre uyan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mâlik: sahip[/TD]
                    [TD]mâsivaullah: Cenâb-ı Hakkın dışındaki her şey[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mükerrem: ikram edilmiş[/TD]
                    [TD]müstehak: lâyık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nazm: düzenleme, tertip etme[/TD]
                    [TD]semâ: gök[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sıfat: özellik, nitelik[/TD]
                    [TD]tabakat-ı mezkûre: adı geçen, ifade edilen tabakalar, sınıflar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem[/TD]
                    [TD]tahaffuz etmek: korumak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tahsis: tercih etme, seçme, mahsus kılma[/TD]
                    [TD]takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tazammun etmek: içine almak, kapsamak[/TD]
                    [TD]terettüp etme: gerekli olma, sonuç olarak ortaya çıkma, neticelenme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]îma: gizli ve ince bir mânâyı işaret etme, gösterme[/TD]
                    [TD]îzaz: aziz kılma, yüceltme, ihsan etme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
                    [TD]şâmil: içine alan, kapsayan[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #805555
                    Anonim


                      Kör tabiatın bu kadar büyük şeylerde yeri olmadığı gibi en küçük şeylerde de yeri yoktur.

                      Ve keza, sıfatlar da mümkinattan oldukları cihetle, Sânie delâlet ettiklerine işarettir. Zira cisimleri teşkil eden zerreler, büyüklük-küçüklük, çirkinlik-güzellik gibi gayr-ı mütenâhi ahval ve keyfiyetleri kabul etmekte müsavidirler. Yani bir zerrenin, bin keyfiyeti kabul etmeye kabiliyeti vardır ve bir hâlet, binlerce zerrelere hal olabilir. Binaenaleyh, güzellik gibi bir sıfat, binlerce zerrelere ve dolayısıyla cisimlere sıfat olabildiği halde, o kadar imkânat ve ihtimaller içinde muayyen bir cisme tayin edildiği zaman, herhalde bir kast ile, bir hikmet altında, bir zâtın irade ve tahsisiyle, binlerce cisimler arasında o cisim, o sıfata mevsuf kılınmıştır.

                      لَكُمْ blank.gif1 Bu ل ihtisas için değildir, ancak sebebiyeti ifade ediyor. Yani arzın tefrişine sebep, yani vesile, insandır. Bu misafirhanedeki ziyafet onun namına verildi. Fakat istifade, insanlara mahsus ve münhasır değildir. Öyleyse insanların ihtiyacından, istifadesinden fazla kalana abes denilemez.

                      فِرَاشًا blank.gif2 Bu tâbir, garip bir nükte-i belâgate işarettir. Çünkü, arzın sıkletinden dolayı suya batıp kaybolması tabiatının icabatından olduğu halde, Cenâb-ı Hak, merhametiyle bir kısmını dışarıda bırakarak, insanlar için bir mesken ve nimetlerine bir mâide, yani bir sofra olmak üzere tefriş etmiştir.

                      Ve keza فِرَاشًا tâbirinden anlaşılıyor ki, arz, bir hanenin tabanı gibi insan ve hayvanlara ferş ve bast edilmiştir. Öyleyse arzdaki nebatat ve hayvanat, hanedeki efrad-ı aile ile erzak vesaire gibi levazım-ı beytiye hükmündedir.

                      Ve keza فِرَاشًا tâbirinden anlaşılıyor ki, arz, taş gibi katı ve sert değildir ki kabil-i


                      [NOT]Dipnot-1 Size, sizin için.
                      Dipnot-2 Döşek.
                      [/NOT]

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                      [TD]Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]abes: anlamsız, gayesiz, boş[/TD]
                      [TD]ahvâl: haller, durumlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]arz: yer, dünya[/TD]
                      [TD]binaenaleyh: bundan dolayı [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                      [TD]delâlet: delil olma, gösterme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]efrad-ı aile: aile fertleri, bireyleri[/TD]
                      [TD]erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ferş ve bast edilme: döşenme ve serilip yayılma[/TD]
                      [TD]garip: şaşırtıcı, harika[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]gayr-ı mütenâhi: sınırsız, sonsuz[/TD]
                      [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
                      [TD]hâlet: durum, hâl[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]icabat: gereği olan şeyler[/TD]
                      [TD]ihtisas (lâmu’t-Tahsîs): ait olma, özgü ve has olma bildiren lâm, Meselâ; “Elhamdü lillah” “Hamd Allah’a mahsustur” gibi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]imkânat: olasılıklar, ihtimaller[/TD]
                      [TD]irade: dileme, istek, tercih[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kabiliyet: yetenek[/TD]
                      [TD]keyfiyet: durum, nitelik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                      [TD]levazım-ı beytiye: ev için gerekli ihtiyaçlar, gereçler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mahsus: has, özel[/TD]
                      [TD]mesken: ev, barınma yeri[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mevsuf: nitelendirilen, vasıflandırılan[/TD]
                      [TD]muayyen: belirlenmiş, kararlaştırılmış[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mâide: sofra[/TD]
                      [TD]mümkinat: olması imkân dahilinde olan, varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan şeyler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]münhasır: bir şeyle sınırlı[/TD]
                      [TD]müsâvi: eşit, denk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nam: ad[/TD]
                      [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nükte-i belâğat: belâğat nüktesi, ifade inceliği[/TD]
                      [TD]sıklet: ağırlık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tabiat: yaratılış, karakter[/TD]
                      [TD]tahsis: tercih etme, mahsus kılma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tayin: belirleme, belirli kılma[/TD]
                      [TD]tefriş: döşeme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]teşkil etmek: oluşturmak, meydana getirmek[/TD]
                      [TD]tâbir: ifade etme, söz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zerre: atom, maddenin en küçük parçası[/TD]
                      [TD]zira: çünkü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ل: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #805556
                      Anonim


                        süknâ olmasın; ve su gibi mâyi de değildir ki, ziraat ve istifadeye kàbil olmasın. Belki orta bir vaziyette yapılmıştır ki, hem mesken, hem mezraa olsun. Bu iki faidenin taht-ı temine alınması, elbette ve elbette bir maksat, bir hikmet ve bir nizam ile olabilir.

                        وَالسَّمَاۤءَ بِنَاءً blank.gif1 Semanın, insanlara bir sakf, bir dam gibi yapılması, yıldızların o damda asılı kandiller gibi olmalarını istilzam eder ki, teşbih tamam olsun. Öyleyse gayr-ı mütenâhi şu boşlukta dağınık bir şekilde yıldızların bulunması, akılları hayrette bırakan nizam ve intizamlı vaziyetleri kör tesadüfe isnad edilemez.

                        S – İnsan, arza nisbeten bir zerredir. Arz da kâinata nazaran bir zerredir. Ve keza, insanın bir ferdi, nev’ine nisbeten bir zerredir; nev’i de, sâir ortakları bulunan envâ içinde bir zerre gibidir. Ve keza, aklın düşünebildiği gayeler, faideler hikmet-i ezeliye ve ilm-i İlâhîdeki faidelere nisbeten bir zerreden daha aşağıdır. Binaenaleyh, böyle bir âlemin insanın istifadesi için yaratılmış olduğu akla giremez.

                        C – Evet, zahire bakılırsa insan bir zerre hükmündedir. Fakat insanın taşıdığı ruha, kafasına taktığı akla, kalbinde beslediği istidatlara nazaran bu âlem-i şehadet dardır, istiab edemez. Ancak o ruhun arzularını ve o aklın fikirlerini ve o istidatların meyillerini tatmin ve temin edecek âlem-i âhirettir.

                        Ve keza, istifade hususunda müzahame, mümanaa ve tecezzî yoktur; bir küll ile cüz’iyatı gibidir. Nasıl ki bir küllî, bütün cüz’iyatında mevcut olduğu halde, ne o küllîde tecezzî ve inkısam olur ve ne de cüz’iyatında müzahame ve müdafaa olur. Küre-i arzdan da binlerce müstefid olsa, ne aralarında bir müzahame olur ve ne küre-i arzda bir noksaniyet peyda olur. Yalnız insanın indallah kerameti


                        [NOT]Dipnot-1 Gökyüzünü kubbe yaptı.
                        [/NOT]

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]arz: yer, dünya[/TD]
                        [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cüz’iyat: bütünün parçaları; ferdler[/TD]
                        [TD]dam: tavan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
                        [TD]gayr-ı mütenâhi: sınırsız, sonsuz[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
                        [TD]hikmet-i ezeliye: Allah’ın ezelî hikmeti, herşeyi yerli yerinde ve bir gaye ve faydaya yönelik yapması[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ilm-i İlâhî: Allah’ın herşeyi kuşatan sınırsız ilmi[/TD]
                        [TD]indallah: Allah katında[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma[/TD]
                        [TD]intizam: düzenlilk, tertipli olma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]isnad: dayandırma, verme[/TD]
                        [TD]istiab etmek: içine almak, kapsamak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]istidat: kabiliyet, meziyet[/TD]
                        [TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]istilzam: gerektirme[/TD]
                        [TD]kabil-i süknâ: oturmaya elverişli, oturulabilir[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                        [TD]kàbil: elverişli olma, mümkün[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
                        [TD]küll: bütün[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]küllî: tür, cins, aynı sınıfın fertler topluluğu[/TD]
                        [TD]küre-i arz: yer küre, dünya[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mevcut olma: meydana gelme[/TD]
                        [TD]meyil: eğilim, istek, arzu[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mezra: ziraat, tarım alanı; ekilip dikilen yer[/TD]
                        [TD]mâyi: sıvı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müdafaa: savunma[/TD]
                        [TD]mümanaa: birbirine engel olma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müstefid olma: istifade etme, faydalanma[/TD]
                        [TD]müzahame: birbirine zahmet verme, sıkışma, sürtüşme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nazaran: bakarak, –göre[/TD]
                        [TD]nev’i: çeşit, tür[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nisbeten: kıyasla, oranla[/TD]
                        [TD]nizam: düzen, kanun[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]noksaniyet: noksanlık, eksiklik[/TD]
                        [TD]peyda olmak: belirmek, görünmek, meydana çıkmak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sakf: çatı, tavan, dam[/TD]
                        [TD]sema: gök[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sâir: diğer, başka[/TD]
                        [TD]taht-ı temine alınma: garanti ve güvence altına alınma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tatmin: doyurma[/TD]
                        [TD]tecezzî: bölünme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]temin etmek: sağlamak[/TD]
                        [TD]teşbih: benzetme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zahir: dış görünüş[/TD]
                        [TD]zerre: ufacık bir miktar, atom, maddenin en küçük parçası[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ziraat: tarım[/TD]
                        [TD]âlem-i âhiret: öldükten sonraki hayat, âhiret âlemi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #805557
                        Anonim


                          olduğu için, âlem-i şehadetin yaratılışında insan, ille-i gaiye menzilesinde gösterilmiştir. Ve insanın hatırı için, bütün envâa bir umumî ziyafet verilmiştir. Bu ise, bütün âlemin faideleri insana münhasır olup başkalara hiçbir faidesi yoktur demek değildir.

                          وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَاۤءِ مَاۤءً فَاَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ blank.gif1 ﴿ İnzâlin Cenâb-ı Hakka olan isnadından anlaşılıyor ki, yağmurun katreleri başıboş değildir; ancak bir hikmet altında ve bir mizan-ı kastî ile inerler. Çünkü, o mesafe-i baîdeden gelmekle beraber, rüzgâr ve hava da müsademelerine yardımcı olduğu halde, katrelerin aralarında müsademe olmuyor. Öyleyse o katreler başıboş olmayıp, gemleri, onları temsil eden meleklerin elindedir.

                          مِنَ السَّمَاۤءِ blank.gif2 Sema kelimesinin zikri geçtiğine nazaran, makam, zamirin yeri olduğu halde ism-i zahir ile zikredilmesi, yağmurların sema cirminden değil. Sema cihetinden geldiğine işarettir. Çünkü, sebkat eden sema kelimesinden maksat, cirm değil, cihettir.

                          مَاۤءً Semadan gelen karlar, dolular, sular olduğu halde yalnız suların zikredilmesi, en büyük istifadeyi temin eden, su olduğuna işarettir. مَاءً kelimesinde tenkiri ifade eden tenvin ise, yağmur suyunun acip bir su olup, nizamı garip, imtizâcât-ı kimyeviyesi size meçhul olduğuna işarettir.

                          فَاَخْرَجَ blank.gif3 ’deki ف müddet ve mühlet olmaksızın takibini ifade eder. Buna binaen, semeratın ihracı, yağmurun inzali akabinde bir müddet ara vermeden husule gelmesi lâzımdır. Halbuki ihraç ile inzal arasında hayli bir zaman vardır.


                          [NOT]Dipnot-1 “Gökten de size bir su indirdi ve onunla türlü meyveler ve mahsullerden size rızık çıkardı.” Bakara Sûresi, 2:22.
                          Dipnot-2 Semadan, gökyüzünden.
                          Dipnot-3 Onunla (suyla) çıkardı, yerden bitirdi.
                          [/NOT]

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                          [TD]acip: hayrette bırakıcı, hayranlık verici, acayip[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
                          [TD]cirm: cisim, kütle[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
                          [TD]garip: tuhaf, şaşırtıcı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma fiili kanunu[/TD]
                          [TD]ihraç: çıkarma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ille-i gaiye: asıl gaye, temel maksat[/TD]
                          [TD]imtizâcât-ı kimyeviye: kimyasal bileşimler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]inzal: indirme[/TD]
                          [TD]ism-i zâhir: açık isim, zamir olmayan, ismin kendisi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]isnad: dayandırma[/TD]
                          [TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]katre: damla[/TD]
                          [TD]keramet: şerefli ve kerim olma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]makam: derece, bir şeyin özel yeri[/TD]
                          [TD]menzile: makam, derece[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mesafe-i baîde: uzak mesafe[/TD]
                          [TD]meçhul: bilinmeyen[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mizan-ı kastî: istek ve irade dahilinde bir ölçü, denge[/TD]
                          [TD]mühlet: süre, zaman[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]münhasır: ait, mahsus, bir şeyle sınırlı[/TD]
                          [TD]müsademe: çarpışma, çatışma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nazaran: bakarak, –göre[/TD]
                          [TD]nizam: düzen, sistem[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sebkat: önceden geçme, zikredilme[/TD]
                          [TD]sema: gökyüzü[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]semerât: meyveler, mahsuller[/TD]
                          [TD]temin etmek: sağlamak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tenkir: gr. belirsiz kılma; bir kelimenin sonunu iki üstün, iki esre veya iki ötre yapmak sûretiyle mânâyı kapalı, belirsiz hale getirme[/TD]
                          [TD]tenvin: Arapça gramerde bir kelimenin sonunu nun gibi okutmak üzere konulan işaret; kelimenin sonuna iki üstün (en), iki esre (in), iki ötre (ün) gelmesi hali[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]umumî: genel[/TD]
                          [TD]zamir: ismin yerini tutan kelime[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem[/TD]
                          [TD]ف: takip “fe”si[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #805558
                          Anonim


                            Öyleyse اَخْرَجَ blank.gif1, اَنْزَلَ ’ye atıf değildir. Ancak, inzali takip eden fiillerin silsilesi ortadan kaldırılarak o fiillerin neticesi hükmünde olan اَخْرَجَ, اَنْزَلَ ’ye atfedilmiştir. Takdir-i kelâm şöyle olsa gerekir:

                            وَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاۤءِ مَاۤءً فَاهْتَزَّتِ اْلاَرْضُ وَرَبَتْ وَاَخْضَرَتْ وَ اَنْبَتَتْ فَاَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ blank.gif2


                            Bu itibarla, inzali takip eden اِهْتَزَّتْ blank.gif3 fiilidir. ف ’nin de asıl mevkii, اِهْتَزَّتْ dir.

                            بِهِ ’deki ب harfi, sebebiyetle karışık ilsak mânâsınadır. Yani, su, semeratın husulüne sebep olduğu gibi, semerata mülsak, karışık, yapışık olduğundan da, semeratın taravet ve tazeliğini muhafazaya vesiledir.

                            مِنَ الثَّمَرَاتِ blank.gif4 ’deki مِنْ beyan ile karışık ibtidayı ifade eder. Bu itibarla اَخْرَجَ blank.gif5 ’ye mef’ul olamaz, ancak sâmi’in fehmine göre tayin edilen mef’ul-ü mukadderdir. مِنَ الثَّمَرَاتِ ise, o mef’ule beyandır.

                            Takdir-i kelâm blank.gif6 فَاَخْرَجَ بِهِ (اَنْوَاعًا) مِنَ الثَّمَرَاتِ şeklindedir.

                            Nekre olarak رِزْقًا blank.gif7 ’nın zikredilmesi, bu rızkın nereden ve neyle husule geldiği size meçhul olduğuna işarettir.

                            [NOT]Dipnot-1 İndirdi, çıkardı.
                            Dipnot-2 Semadan bir su indirdi, yeryüzü harekete gelip kabardı, yeşillendi, bitkiler verdi, o suyla meyveler çıkardı.
                            Dipnot-3 Titredi, hareketlendi.
                            Dipnot-4 Meyvelerden.
                            Dipnot-5 Çıkardı.
                            Dipnot-6 “O suyla çeşit çeşit meyvelerden (rızık) çıkardı.” Bakara Sûresi, 2:22.
                            Dipnot-7 Rızık olarak.
                            [/NOT]

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]atıf: bağlı, bağlama[/TD]
                            [TD]beyan: açıklama[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fehm: anlayış, kavrayış[/TD]
                            [TD]husul: oluşma, ortaya çıkma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]husule gelmek: oluşmak, meydana gelmek[/TD]
                            [TD]ibtida: başlangıç[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ilsak: yapıştırma, bitiştirme, bitişme[/TD]
                            [TD]inzâl: indirme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]itibar: özellik[/TD]
                            [TD]itibarla: özelliğiyle[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mef’ul: yapılan iş, öznenin yaptığı işten etkilenen, nesne, tümleç[/TD]
                            [TD]mef’ul-ü mukadder: lâfız olarak metinde yer almayan, ancak sözün gelişiyle belirlenen nesne, tümleç[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mevki: yer, makam[/TD]
                            [TD]meçhul: bilinmeyen, bilinmez[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mülsak: yapışık, bitişik[/TD]
                            [TD]nekre: gr. başına “el” takısı almamış, sonu iki üstün, iki esre, iki ötre ile biten mânâsı kapalı, belirsiz isim[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]semerat: meyveler, mahsuller[/TD]
                            [TD]silsile: sıra, dizi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sâmi’: işiten, dinleyen[/TD]
                            [TD]takdir-i kelâm: sözün gelişi; lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan söz, mânâ[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]taravet: tazelik[/TD]
                            [TD]tayin: belirleme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ب: sebep ve ilsak “be”si[/TD]
                            [TD]ف: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]مِنْ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #805559
                            Anonim

                              لَكُمْ blank.gif1 ’deki ل ecliyet ve sebebiyet içindir. Yani, “Siz, rızkın gelmesine sebepsiniz, amma istifadesi size mahsus ve münhasır değildir ve başkalar da tebean istifadeye şeriktirler.”

                              Ve keza, Cenâb-ı Hak, sizlere nimetlerini tahsis ettiği gibi, sizin de şükrünüzü Ona tahsis etmeniz lâzım geldiğine işarettir.

                              فَلاَ تَجْعَلُوا ِللهِ اَنْداَدًا blank.gif2 ﴿ Başta bulunan ف geçen dört fıkraya bakıyor. Yani: “Odur Mâbud, şerik yapmayınız. Odur Kadîr-i Mutlak, şerikini itikad etmeyiniz. Odur Mün’im, şükründe şerik yapmayınız. Odur Hâlık, başka bir hâlık tahayyül etmeyiniz.”

                              تَجْعَلُوا blank.gif3 Bu tabirin, تَعْتَقِدُوا blank.gif4 tabirine tercihi, onların, Allah’a isnad ettikleri şeriklerin ve misillerin aslı ve hakikati olmadığı için o uydurma şeriklerin itikad edilecek şeyler olmadığına, ancak uydurma, ca’lî şeyler olduklarına işarettir.

                              ِللهِ Lâfza-i Celâlin اَنْدَادًا blank.gif5 üzerine takdimi, Allah’ın daima hâzır olduğunu düşünmek lüzumuna ve nehyin menşei, şerikin Allah için yapılışı olduğuna işarettir.

                              اَنْدَادًا Endad, نِدٌّ ’ün cem’idir. نِدٌّ ise, “misil” mânâsınadır. Halbuki, Cenâb-ı Hakka yapılan misil, onun zıddı olur. Birşey, hem zıt, hem misil olamaz; ve birşeyin zıddı, ona misil olamaz. Öyleyse mislin bulunması, mislin muhaliyetini istilzam eder.

                              اَنْدَادًا ’in sîga-i cem ile zikri, müşriklerin cehaletine işarettir. Yani: “Hiçbir cihetten


                              [NOT]Dipnot-1 Sizin için.
                              Dipnot-2 “Sakın Allah’a eş ve ortaklar koşmayınız.” Bakara Sûresi, 2:22.
                              Dipnot-3 Yapmayınız, uydurmayınız. (Kelimenin başında olumsuzluk mânâsı veren gizli “Lâm” edatı vardır.)
                              Dipnot-4 İnanmayınız, itikat etmeyiniz. (Kelimenin başında olumsuzluk mânâsı veren gizli “Lâm” edatı vardır.)
                              Dipnot-5 Eşler, ortaklar.
                              [/NOT]

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                              [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Kadîr-i Mutlak: her şeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
                              [TD]Lâfza-i Celâl: “Allah” kelimesi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Mâbud: Kendisine ibadet edilen Allah[/TD]
                              [TD]ca’lî: yapay, uydurma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cehalet: cahillik, bilgisizlik[/TD]
                              [TD]cem’: çoğul[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ecliyet: sebebiyet, sebep oluş [/TD]
                              [TD]endâd: eşler, benzerler [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fıkra: bölüm, kısım[/TD]
                              [TD]hakikat: asıl, gerçek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hâlık: yaratıcı[/TD]
                              [TD]isnad: dayandırma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
                              [TD]istilzam etmek: gerektirmek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]itikad: inanç, iman[/TD]
                              [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]menşe: esas, kaynak, kök[/TD]
                              [TD]misil: eş, benzer[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muhaliyet: imkânsızlık[/TD]
                              [TD]münhasır: ait, mahsus, bir şeyle sınırlı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mün’im: nimet verici; gerçek nimet verici olan ve yarattıklarını sonsuz bir şekilde nimetlendiren Allah[/TD]
                              [TD]müşrik: Allah’a ortak koşan[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nehy: yasaklama[/TD]
                              [TD]sîga-i cem: çoğul kipi, kalıbı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tabir: ifade, söz[/TD]
                              [TD]tahayyül etmek: hayal etmek, düşünmek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tahsis: üstün tutup tercih etme, ait kılma, ayırma[/TD]
                              [TD]takdim: öne geçirme, öne alma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tebean: tabi olarak, uyarak, bağlı olarak[/TD]
                              [TD]şerik: ortak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ف: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                              [TD]ل: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #805560
                              Anonim


                                bir benzeri olmayan Cenâb-ı Hakka nasıl bir sürü misil ve zıt yapıyorsunuz?”

                                Ve keza, bütün enva-ı şirkin reddine işarettir. Yani, “Ne zâtında ve ne sıfâtında ve ne ef’âlinde şeriki, şebihi yoktur.”

                                Ve keza, vesenî, sâbiî, ehl-i teslis, ehl-i tabiat gibi firak-ı dâllenin tevehhüm ettikleri şeriklerin tabakalarına işarettir.

                                İhtar: Vesenî mezhebinin menşei, yıldızları ilâh itikad etmek, hulûlü tahayyül etmek, cismiyeti tevehhüm etmek gibi gülünç şeylerdir.

                                وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ blank.gif1 ﴿ Bu cümle ile âyetlerin sonunda zikredilen emsalî cümleler, İslâmiyetin menşei ilim, esası, akıl olduğuna işaret eder. Binaenaleyh, İslâmiyetin, hakikati kabul ve safsatalı evhamı reddetmek, şânındandır.

                                تَعْلَمُونَ blank.gif2 ’ye bir mef’ulün terki, çok mef’ullerin takdirine sebep olmuştur. Demek, îcaz ve ihtisarı yapmakla itnab ve uzatmaktan kaçarken, daha ziyade itnaba, tatvîle sebep olmuştur. Yani, Allah’tan başka mâbudunuz olmadığını, halıkınızın bulunmadığını başka bir kadîr-i mutlak olmadığını ve mün’iminizin bulunmadığını bilirsiniz. Keza bilirsiniz ki, onların uydurdukları âlihe ve esnâm, bir şeye kàdir olmayıp, onlar da mahlûk ve mec’ûl şeylerdir.

                                endOfSection.gifendOfSection.gif

                                [NOT]Dipnot-1 Ve siz bilirsiniz (ki, Allah’tan başka mâbud ve yaratıcınız yoktur.)
                                Dipnot-2 Bilirsiniz.
                                [/NOT]

                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                                [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                                [TD]cismiyet: Cenâb-ı Hakkın Zâtının cisim olması[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ef’âl: fiiller, işler[/TD]
                                [TD]ehl-i tabiat: herşeyin tabiatın tesiriyle meydana geldiğine inananlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ehl-i teslis: Allah’ı baba, oğul ve mukaddes ruh diye üçlü unsur olarak kabul eden Hıristiyanlar[/TD]
                                [TD]emsalî: benzerleri[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]envâ-ı şirk: şirkin çeşitleri[/TD]
                                [TD]esnâm: putlar [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
                                [TD]firak-ı dâlle: hak yoldan sapmış olanlar, sapkın gruplar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hakikat: gerçek[/TD]
                                [TD]hulûl: Cenâb-ı Hakkın varlıkların içine girmesi, sızması[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hâlık: yaratıcı[/TD]
                                [TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ihtisar: kısaltma, özetleme[/TD]
                                [TD]ilâh: kendisine ibadet edilen, tanrı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]itikad etmek: inanmak, iman edip kabul etmek[/TD]
                                [TD]itnab: sözü uzatma; herhangi bir yeni fayda için, maksadı alışılagelmişin dışında uzun bir söz ile ifade etme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kadîr-i mutlak: sınırsız güç ve kudret sahibi[/TD]
                                [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kàdir: gücü yeten, kudret sahibi[/TD]
                                [TD]mahlûk: yaratık, yaratılmış[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mec’ûl: yapılmış[/TD]
                                [TD]mef’ul: yapılan iş, öznenin yaptığı işten etkilenen, nesne, tümleç[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]menşe: asıl, kök, kaynak[/TD]
                                [TD]mezheb: yol, ekol[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]misil: eş, benzer[/TD]
                                [TD]mâbud: kendisine kulluk edilen[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mün’im: nimet veren[/TD]
                                [TD]safsata: yalan, uydurma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sâbiî: yıldıza tapan[/TD]
                                [TD]sıfât: Allah’ın yüce Zâtını niteleyen kutsal özellikler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tahayyül etmek: hayal etmek[/TD]
                                [TD]takdir: belirleme; bir sözde açıktan belirtilmeyen gizli ve kapalı mânâları gösterme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tatvil: uzatma [/TD]
                                [TD]tevehhüm: sanma, kuruntuya kapılma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vesenî: putperest [/TD]
                                [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âlihe: ilâhlar, tanrılar[/TD]
                                [TD]îcaz: az sözle çok mânâlar anlatma, özlü söz[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şebîh: benzer[/TD]
                                [TD]şerik: ortak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şân: nâm, şeref[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                              14 yazı görüntüleniyor - 16 ile 29 arası (toplam 29)
                              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.