İhlas ve samimiyet, ilim ve amelin bir neticesidir. Bu yüzden ilim ve amel, ihlasın mukaddemesidir. Mukaddeme geçilmeden ihlasa ulaşılmaz.
Üstad’ın da ilmi vardır, onun talebelerinin de ilmi vardır. Bu hadiste kastedilen ilim, en yüksek ilim değil, her insanın kapasitesine uygun olan bir ilimdir.
Yani kim olursa olsun, önce ilim basamağını, sonra amel basamağını, en sonunda da ihlas basamağını çıkıp maksuda ulaşabilir. Yoksa ilim, amel ve ihlas üçlüsünü parçalamak ve ayrıştırmak mümkün değildir. Hiç ilmi olmayan amel edemez, amel edemeyen de ihlasa erişemez.
İnsanın manevi hali her an aynı olmayabilir. Bazen günah ve gaflet devreye girip insanın manevi sıhhatini bozar ve huşu ve huzuruna zarar verebilir. Bu yüzden insanın manevi haleti yeknesak bir şekilde sabit olmaz, sürekli olarak dalgalanır.
Biz bu dalgalanmalara değil, genel gidişatımıza bakmalıyız.
Şayet genel gidişatımızda ciddi bir bozulma ve sapma varsa, o zaman telaşlanıp kaygılanmayız. Yoksa insan her anında huşu ve huzuru bulamayabilir, bu sahabelerde bile böyle olmuştur.