• Bu konu 12 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
14 yazı görüntüleniyor - 1 ile 14 arası (toplam 14)
  • Yazar
    Yazılar
  • #673061
    Anonim

      Şimdi hep askerden ve kardeşlerden bahsediliyor ya iki asker var iki kardeş bunları üstad hz leri kendisi bizzat görerekmi yaşayarakmı cenabı hak tarafından yazdırılmış yoksa tevrat incil kitaplarından alıntı yapmışmı? bunu merak ediyorum eşimle mütalaa ettim incil kitabından alıntılar var dedi onada abiler söylemiş ama ben sizlerden de bu konuda bilgi almak istiyorum

      risalei nurlar hep temsil hakikatleri ile gidiyor biliyorum barla lahikasında ve mektubatta mahrem bir suale cvp var ve çok güzel.

      yalnız ben iki asker iki kardeş bunları merak ediyorum hani olurda soranda olursa bu konuda bilgim olsun kardeşler.

      8. sözde beyaz ve siyah fare var diyor beyaz gündüz siyah gecedir diyor ya onlarıda diyorum. 1. söz,2.söz,3.söz,4.söz,5.söz,6.söz,7.söz,8.söz de geçen temsillerden bahsediyorum.

      birde risale-i nur lar neden kırmızı bilenleriniz cvplayabilirmi? çok soru sorduk hakkınızı helal ediniz..
      ama unutmayın ki ben sizlerden çok istifade ediyorum.

      selam ve dua ile…

      #795649
      Anonim

        Sn.Bezminur.
        öncelikle şunu ifade edeyim ki…
        ilginç sorularınız var..
        merak ilmin hocasıdır noktasından güzel sorular,
        bu sorular sizi hakikate götürür..inşaallah….
        ama soruların sorulmasındaki üslup ve ifadeler sizi sanki kışırda bırakmak karşı karşıya getirmiş….
        (lütfen bu ifade yanlış anlamayın..
        soru üslubunun bende bıraktığı intibaı ifade ediyorum..
        yanlışlık varsa tashih edersiniz…şimdiden tşkler…..)
        bunu neden ifade ettiğimi şöyle açıklaklamakta fayda var….
        bu gibi sorulara takılıp kalma hakikatin özünden uzaklaşmamıza neden olur…..
        bu sebeple nurlarla muhatab olurken hakikatin özünü yakalamak..
        ve marifet-i ilahiyedeki keyfiyeti yakalamak esas maksat olmalı

        Şimdi hep askerden ve kardeşlerden bahsediliyor ya iki asker var iki kardeş bunları üstad hz leri kendisi bizzat görerekmi yaşayarakmı cenabı hak tarafından yazdırılmış yoksa tevrat incil kitaplarından alıntı yapmışmı? bunu merak ediyorum eşimle mütalaa ettim incil kitabından alıntılar var dedi onada abiler söylemiş ama ben sizlerden de bu konuda bilgi almak istiyorum

        risalei nurlar hep temsil hakikatleri ile gidiyor biliyorum barla lahikasında ve mektubatta mahrem bir suale cvp var ve çok güzel.

        yalnız ben iki asker iki kardeş bunları merak ediyorum hani olurda soranda olursa bu konuda bilgim olsun kardeşler.

        8. sözde beyaz ve siyah fare var diyor beyaz gündüz siyah gecedir diyor ya onlarıda diyorum. 1. söz,2.söz,3.söz,4.söz,5.söz,6.söz,7.söz,8.söz de geçen temsillerden bahsediyorum.

        birde risale-i nur lar neden kırmızı bilenleriniz cvplayabilirmi? çok soru sorduk hakkınızı helal ediniz..
        ama unutmayın ki ben sizlerden çok istifade ediyorum.

        selam ve dua ile…

        Elbette, üstad ezber ettiği 80 cilt kitab, (başka yerde 90 cilt olarak ifade edilir…)
        risale-i nurları yazarken mukaddem-i ihzariye olmuştur…
        ama risaleler ekseriyetle ikram-ı ilahidir diye ifade eder üstad..
        mesala tarhçe-i hayatta şöyle ifade var…..
        Van’da bulunduğu on beş sene müddet içerisinde
        hıfzına aldığı seksenden ziyade kitabı ezbere devrettiği gibi,
        alem-i İslamın hal-i hazırda durumu hakkında da gerekli her türlü malûmatı elde eder.
        T.H
        ve bu hakikatten yola çıkarak Yedinci Risale olan Yedinci Meselede( ki sorularınız hemen tümünün cevabı bu kısımda var..)
        şöyle bir ifade var…

        Şimdi bence kat’iyet peydâ etmiştir ki,
        ekser hayatım, ihtiyar ve iktidarımın,
        şuur ve tedbirimin haricinde,
        öyle bir tarzda geçmiş ve öyle garip bir surette ona cereyan verilmiş,
        tâ Kur’ân-ı Hakîme hizmet edecek olan bu nevi risaleleri netice versin.
        Adeta bütün hayat-ı ilmiyem, mukaddemât-ı ihzariye hükmüne geçmiş
        ve Sözlerle i’câz-ı Kur’ân’ın izharı, onun neticesi olacak bir surette olmuştur.
        mektubat

        burdan anlıyoruz ki üstadın daha önceki ilmi nurların yazılmasında hazılık olmuştur..

        mesala 8. söz hz.ibrahimin suhufundan ilhamen ikram-ı ilahi nevinden yazılmıştır…

        #795650
        Anonim

          @Bezminur 259715 wrote:

          birde risale-i nur lar neden kırmızı bilenleriniz cvplayabilirmi? çok soru sorduk hakkınızı helal ediniz..
          ama unutmayın ki ben sizlerden çok istifade ediyorum.

          selam ve dua ile…

          Ve aleyküm selam.

          http://www.risaleforum.net/bediuzzaman-said-nursi-ve-risale-i-nur-cemaati/risale-i-nur-ve-nur-cemaati/sorularla-risale-i-nur/20432-risale-i-nur-kitaplari-neden-kirmizi.html

          #795651
          Anonim

            kırmızı ciltte gelince…
            risale-i nur bu zamanda herkesi sustuğu ve Allah demekten koırktuğu bir devirde,
            Allah demiş dedirtmiş……
            ve Allahın adını bir cihad-ı manevinin verdiği hamiyet ve gayretle anadolunun her yerine ve şimdide dünyanın her yerine,
            götürmüş ve imana muhtaç gönüllerin tefeyyüz ve istidesi için bir inayaet-i ilahi ile bu cihad-ı manevi vazifesinin deruhte etmiş..
            bu sebeple kırmızı cihadı temsil ettiği için üstad hazretleri nurların kırmızı olmasını istemiştir.

            #795653
            Anonim

              @nakkaş 259723 wrote:

              kırmızı ciltte gelince…
              risale-i nur bu zamanda herkesi sustuğu ve Allah demekten koırktuğu bir devirde,
              Allah demiş dedirtmiş……
              ve Allahın adını bir cihad-ı manevinin verdiği hamiyet ve gayretle anadolunun her yerine ve şimdide dünyanın her yerine,
              götürmüş ve imana muhtaç gönüllerin tefeyyüz ve istidesi için bir inayaet-i ilahi ile bu cihad-ı manevi vazifesinin deruhte etmiş..
              bu sebeple kırmızı cihadı temsil ettiği için üstad hazretleri nurların kırmızı olmasını istemiştir.

              Risale-i nurun mütaadit yerlerinde vazifesinin cihad-ı manevi olduğu yazar..,
              Said Nursî Hazretleri,
              böylece, Kur’ân nâmına
              Risâle-i Nur’la giriştiği dînî hizmet
              ve cihâd-ı mânevîsiyle,
              bir cemaatin,
              yüksek bir heyetin belki muazzam bir ordunun yapabileceği vazifeleri,
              küllî hizmetleri, izn-i İlâhî ile yapmıştır.
              Tarihçe-i Hayat

              #795655
              Anonim

                @nakkaş 259723 wrote:

                kırmızı ciltte gelince…
                risale-i nur bu zamanda herkesi sustuğu ve Allah demekten koırktuğu bir devirde,
                Allah demiş dedirtmiş……
                ve Allahın adını bir cihad-ı manevinin verdiği hamiyet ve gayretle anadolunun her yerine ve şimdide dünyanın her yerine,
                götürmüş ve imana muhtaç gönüllerin tefeyyüz ve istidesi için bir inayaet-i ilahi ile bu cihad-ı manevi vazifesinin deruhte etmiş..
                bu sebeple kırmızı cihadı temsil ettiği için üstad hazretleri nurların kırmızı olmasını istemiştir.

                @nakkaş 259728 wrote:

                Risale-i nurun mütaadit yerlerinde vazifesinin cihad-ı manevi olduğu yazar..,
                Said Nursî Hazretleri,
                böylece, Kur’ân nâmına
                Risâle-i Nur’la giriştiği dînî hizmet
                ve cihâd-ı mânevîsiyle,
                bir cemaatin,
                yüksek bir heyetin belki muazzam bir ordunun yapabileceği vazifeleri,
                küllî hizmetleri, izn-i İlâhî ile yapmıştır.
                Tarihçe-i Hayat

                Bu yazdıklarımı öğrenci iken dinlemiştim….
                kimden dinlediğime dair kaynak sorarsanız, hatırlamıyorum….:)
                zaten ilgili konu ile linki HuSeYni
                kardeşimiz eklemiş ilgili yere müracaat edile…..

                #795656
                Anonim

                  @nakkaş 259721 wrote:

                  Sn.Bezminur.
                  öncelikle şunu ifade edeyim ki…
                  ilginç sorularınız var..
                  merak ilmin hocasıdır noktasından güzel sorular,
                  bu sorular sizi hakikate götürür..inşaallah….
                  ama soruların sorulmasındaki üslup ve ifadeler sizi sanki kışırda bırakmak karşı karşıya getirmiş….
                  (lütfen bu ifade yanlış anlamayın..
                  soru üslubunun bende bıraktığı intibaı ifade ediyorum..
                  yanlışlık varsa tashih edersiniz…şimdiden tşkler…..)
                  bunu neden ifade ettiğimi şöyle açıklaklamakta fayda var….
                  bu gibi sorulara takılıp kalma hakikatin özünden uzaklaşmamıza neden olur…..
                  bu sebeple nurlarla muhatab olurken hakikatin özünü yakalamak..
                  ve marifet-i ilahiyedeki keyfiyeti yakalamak esas maksat olmalı

                  Elbette, üstad ezber ettiği 80 cilt kitab, (başka yerde 90 cilt olarak ifade edilir…)
                  risale-i nurları yazarken mukaddem-i ihzariye olmuştur…
                  ama risaleler ekseriyetle ikram-ı ilahidir diye ifade eder üstad..
                  mesala tarhçe-i hayatta şöyle ifade var…..
                  Van’da bulunduğu on beş sene müddet içerisinde
                  hıfzına aldığı seksenden ziyade kitabı ezbere devrettiği gibi,
                  alem-i İslamın hal-i hazırda durumu hakkında da gerekli her türlü malûmatı elde eder.
                  T.H
                  ve bu hakikatten yola çıkarak Yedinci Risale olan Yedinci Meselede( ki sorularınız hemen tümünün cevabı bu kısımda var..)
                  şöyle bir ifade var…

                  Şimdi bence kat’iyet peydâ etmiştir ki,
                  ekser hayatım, ihtiyar ve iktidarımın,
                  şuur ve tedbirimin haricinde,
                  öyle bir tarzda geçmiş ve öyle garip bir surette ona cereyan verilmiş,
                  tâ Kur’ân-ı Hakîme hizmet edecek olan bu nevi risaleleri netice versin.
                  Adeta bütün hayat-ı ilmiyem, mukaddemât-ı ihzariye hükmüne geçmiş
                  ve Sözlerle i’câz-ı Kur’ân’ın izharı, onun neticesi olacak bir surette olmuştur.
                  mektubat

                  burdan anlıyoruz ki üstadın daha önceki ilmi nurların yazılmasında hazılık olmuştur..

                  .

                  Hattâ, şu yedi sene nefyimde ve gurbetimde
                  ve sebepsiz ve arzumun hilâfında tecerrüdüm
                  ve meşrebime muhalif,
                  yalnız bir köyde imrar-ı hayat etmekliğim;
                  ve eskiden beri ülfet ettiğim hayat-ı içtimaiyenin
                  çok rabıtalarından ve kaidelerinden nefret edip terk etmekliğim,
                  doğrudan doğruya bu hizmet-i Kur’âniyeyi hâlis,
                  sâfi bir surette yaptırmak için
                  bu vaziyet verildiğine şüphem kalmamıştır.
                  Hattâ çok defa bana verilen sıkıntı
                  ve zulmen bana karşı olan tazyikat perdesi altında
                  bir dest-i inâyet tarafından merhametkârâne,
                  Kur’ân’ın esrarına hasr-ı fikir ettirmek
                  ve nazarı dağıtmamak için yapılmıştır kanaatindeyim.
                  Hattâ, eskiden mütalâaya çok müştak olduğum halde,
                  bütün bütün sair kitapların mütalâasından bir men,
                  bir mücanebet ruhuma verilmişti.

                  Böyle gurbette medar-ı teselli
                  ve ünsiyet olan mütalâayı bana terk ettiren,
                  anladım ki, doğrudan doğruya âyât-ı Kur’âniyenin üstad-ı mutlak olmaları içindir.
                  Hem yazılan eserler, risaleler,
                  ekseriyet-i mutlakası, hariçten hiçbir sebep gelmeyerek,
                  ruhumdan tevellüt eden bir hâcete binaen,
                  âni ve def’î olarak ihsan edilmiş.
                  Sonra bazı dostlarıma gösterdiğim vakit, demişler:
                  “şu zamanın yaralarına devadır.”
                  İntişar ettikten sonra ekser kardeşlerimden anladım ki,
                  tam şu zamandaki ihtiyaca muvafık ve derde lâyık bir ilâç hükmüne geçiyor.

                  İşte, ihtiyar ve şuurumun dairesi haricinde,
                  mezkûr hâletler ve sergüzeşt-i hayatım ve ulûmların envâlarındaki hilâf-ı âdet,
                  ihtiyarsız tetebbuâtım, böyle bir netice-i kudsiyeye müncer olmak için
                  kuvvetli bir inâyet-i İlâhiye ve bir ikram-ı Rabbânî
                  olduğuna bende şüphe bırakmamıştır.
                  mektubat

                  #795657
                  Anonim

                    Neden temsillerle hakikatin izahına gelince……
                    üstad nurların bir çok yerinde…..

                    şu temsil dürbünüyle bak ki:
                    hikaye-i temsiliye dürbünüyle bak:
                    işte bu iki temsilin dürbünüyle, kur’an’a bak; ta ki,
                    ve şu hakikat-i ulviyeye bir temsil dürbünüyle rasat edeceğiz. şöyle ki:
                    şu hikmet-i aliyeye bakmak için, iki temsil dürbünü ile tarassut edeceğiz.
                    fikr-i beşer ise, o sırra, ancak bir temsil dürbünüyle ve mesel rasatıyla bakabilir.
                    vs vs vs vs

                    üstadımız sözler eserinde neden sırr-ı temsil usulunu kullandığını şöyle ifade eder…..

                    Bir suâl: Diyorsunuz ki:
                    “Sen, Sözlerde kıyas-ı temsilî çok istimâl ediyorsun.
                    Halbuki fenn-i mantıkça, kıyas-ı temsilî, yakîni ifade etmiyor.
                    Mesâil-i yakîniyede bürhan-ı mantıkî lâzımdır.
                    Kıyas-ı temsilî, usûl-ü fıkıh ulemâsınca zann-ı gâlip kâfi olan metâlibde istimâl edilir.
                    Hem de, sen, temsilâtı bâzı hikâyeler sûretinde zikrediyorsun.
                    Hikâye hayalî olur, hakiki olmaz, vâkıa muhâlif olur?”

                    Elcevap: İlm-i mantıkça çendan
                    “Kıyas-ı temsilî, yakîn-i katî ifade etmiyor” denilmiş;
                    fakat kıyas-ı temsilînin bir nevi var ki,
                    mantığın yakînî bürhanından çok kuvvetlidir
                    ve mantığın birinci şeklinin birinci darbından daha yakînîdir.
                    O kısım da şudur ki:

                    Bir temsil-i cüz’î vâsıtasıyla bir hakikat-i küllînin ucunu gösterip,
                    hükmü o hakikate binâ ediyor; o hakikatin kanununu, bir hususi maddede gösteriyor.
                    Tâ o hakikat-i uzmâ bilinsin ve cüz’î maddeler, ona ircâ edilsin.
                    Meselâ “Güneş, nurâniyet vâsıtasıyla, birtek zât iken, her parlak şeyin yanında bulunuyor”
                    temsiliyle bir kanun-u hakikat gösteriliyor ki;
                    nur ve nurânî için kayıt olamaz, uzak ve yakın bir olur,
                    az ve çok müsâvi olur, mekân onu zapt edemez.

                    Hem meselâ, “ağacın meyveleri, yaprakları,
                    bir anda bir tarzda kolaylıkla ve mükemmel olarak birtek merkezde,
                    bir kanun-u emrî ile teşkili ve tasviri” bir temsildir ki,
                    muazzam bir hakikatin ve küllî bir kanunun ucunu gösterir;
                    o hakikat ve o hakikatin kanununu gayet katî bir sûrette ispat eder ki,
                    o koca kâinat dahi şu ağaç gibi o kanun-u hakikatin ve o sırr-ı ehadiyetin bir mazharıdır,
                    bir meydân-ı cevelânıdır. İşte, bütün Sözlerdeki kıyâsât-ı temsiliyeler bu çeşittirler ki,
                    bürhan-ı katî-yi mantıkîden daha kuvvetli, daha yakînîdirler.
                    sözler

                    #795658
                    Anonim

                      @nakkaş 259732 wrote:

                      Neden temsillerle hakikatin izahına gelince……
                      üstad nurların bir çok yerinde…..

                      şu temsil dürbünüyle bak ki:
                      hikaye-i temsiliye dürbünüyle bak:
                      işte bu iki temsilin dürbünüyle, kur’an’a bak; ta ki,
                      ve şu hakikat-i ulviyeye bir temsil dürbünüyle rasat edeceğiz. şöyle ki:
                      şu hikmet-i aliyeye bakmak için, iki temsil dürbünü ile tarassut edeceğiz.
                      fikr-i beşer ise, o sırra, ancak bir temsil dürbünüyle ve mesel rasatıyla bakabilir.
                      vs vs vs vs

                      üstadımız sözler eserinde neden sırr-ı temsil usulunu kullandığını şöyle ifade eder…..

                      Bir suâl: Diyorsunuz ki:
                      “Sen, Sözlerde kıyas-ı temsilî çok istimâl ediyorsun.
                      Halbuki fenn-i mantıkça, kıyas-ı temsilî, yakîni ifade etmiyor.
                      Mesâil-i yakîniyede bürhan-ı mantıkî lâzımdır.
                      Kıyas-ı temsilî, usûl-ü fıkıh ulemâsınca zann-ı gâlip kâfi olan metâlibde istimâl edilir.
                      Hem de, sen, temsilâtı bâzı hikâyeler sûretinde zikrediyorsun.
                      Hikâye hayalî olur, hakiki olmaz, vâkıa muhâlif olur?”

                      Elcevap: İlm-i mantıkça çendan
                      “Kıyas-ı temsilî, yakîn-i katî ifade etmiyor” denilmiş;
                      fakat kıyas-ı temsilînin bir nevi var ki,
                      mantığın yakînî bürhanından çok kuvvetlidir
                      ve mantığın birinci şeklinin birinci darbından daha yakînîdir.
                      O kısım da şudur ki:

                      Bir temsil-i cüz’î vâsıtasıyla bir hakikat-i küllînin ucunu gösterip,
                      hükmü o hakikate binâ ediyor; o hakikatin kanununu, bir hususi maddede gösteriyor.
                      Tâ o hakikat-i uzmâ bilinsin ve cüz’î maddeler, ona ircâ edilsin.
                      Meselâ “Güneş, nurâniyet vâsıtasıyla, birtek zât iken, her parlak şeyin yanında bulunuyor”
                      temsiliyle bir kanun-u hakikat gösteriliyor ki;
                      nur ve nurânî için kayıt olamaz, uzak ve yakın bir olur,
                      az ve çok müsâvi olur, mekân onu zapt edemez.

                      Hem meselâ, “ağacın meyveleri, yaprakları,
                      bir anda bir tarzda kolaylıkla ve mükemmel olarak birtek merkezde,
                      bir kanun-u emrî ile teşkili ve tasviri” bir temsildir ki,
                      muazzam bir hakikatin ve küllî bir kanunun ucunu gösterir;
                      o hakikat ve o hakikatin kanununu gayet katî bir sûrette ispat eder ki,
                      o koca kâinat dahi şu ağaç gibi o kanun-u hakikatin ve o sırr-ı ehadiyetin bir mazharıdır,
                      bir meydân-ı cevelânıdır. İşte, bütün Sözlerdeki kıyâsât-ı temsiliyeler bu çeşittirler ki,
                      bürhan-ı katî-yi mantıkîden daha kuvvetli, daha yakînîdirler.
                      sözler

                      Bu kısmın açılımı sizinde ifade ettiğiniz gibi…

                      barla lahikasında ve mektubatta
                      mahrem bir suale cvp var ve çok güzel.

                      ilgili yerde var.

                      Felillâhilhamd, sırr-ı temsil dürbünüyle,
                      en uzak hakikatler gayet yakın gösterildi.
                      Hem sırr-ı temsil cihetü’l-vahdetiyle,
                      en dağınık meseleler toplattırıldı.
                      Hem sırr-ı temsil merdiveniyle,
                      en yüksek hakaike kolaylıkla yetiştirildi.
                      Hem sırr-ı temsil penceresiyle, hakaik-i gaybiyeye,
                      esâsât-ı İslâmiyeye, şuhuda yakın bir yakîn-i imaniye hâsıl oldu.
                      Akıl ile beraber vehim ve hayal,
                      hattâ nefis ve hevâ teslime mecbur olduğu gibi,
                      şeytan dahi teslim-i silâha mecbur oldu.

                      Elhasıl, yazılarımda ne kadar güzellik ve tesir bulunsa,
                      ancak temsilât-ı Kur’âniyenin lemeâtındandır.
                      Benim hissem, yalnız şiddet-i ihtiyacımla taleptir
                      ve gayet aczimle tazarruumdur.
                      Dert benimdir, devâ Kur’ân’ındır.
                      mektubat

                      #795659
                      Anonim

                        Diğer sorularınız kardeşler cevaplamış….
                        bu konuda gözden kaçan bir şey olmuşsa,
                        risale-i nurun himmeti ile kardeşler muhakkak cevap verecektir….
                        risale-i nura tam muhatab olup okuduğumuzda,
                        aklımıza takılan tüm soruların özünü bulacak…
                        ve marifet-i ilahiyenin keyfi ile keyfederiz inşaallah.

                        #795660
                        Anonim

                          “Ben Sözleri yazarken ihtiyarsız olarak ekser temsilâtı, şuûnât-ı askeriye nev’inde zuhur ediyordu.
                          Ben hayret ediyordum, neden böyle yazıyorum?
                          Sebebini bulamıyorum.
                          Sonra hatırıma geldi ki, belki istikbalde şu Sözler’i hakkıyla anlayacak,
                          kabul edip hırz-ı cân edecek en mühim talebeleri askerîyeden yetişecek.
                          Onun için böyle yazmaya mecbur oluyorum, düşünüp o kahraman askerleri bekliyordum.

                          İşte mağrur olma, şükret; sen o askerlerden bahtiyar birisisin ki, evvel yetiştin. Barla lahikası (Hulusi Abiye Hitaben)

                          Askerlik temsilatını vermesinde şöyle bi hikmette olabilir zannımca.

                          Askerlik nizama tabi olmayı gerektirir.
                          Nizama tabi olan asker mükafatlandırılır, aykırı davranan ise cezalandırılır.
                          İnsan da dünya da asker gibidir.
                          Allahın koyduğu kanunlara, emir ve yasaklara ve nizama uymakla mükelleftir.
                          Uyduğu takdirde mükafatını, uymadığı taktirde de cezasını görecektir.
                          İşte hayatımızın içindeki en bariz örneği ile gösteriyor Üstad, asker temsillerini kullanırken.

                          #795671
                          Anonim

                            mucizatı ahmediye sorusunda peygamber efendimizi ve risale-i nur la ilgili sorularımda üstadımı umarım incitmemişimdir:( üstad hz. askerlerden bahsediyor ya, üstadımızın ifadelerine üslubuna hayranım duygularımı anlatamıyorum anlatsamda yetersiz kalır, risale-i nur lara olan muhabbetim çok ayrı cenabı- hak beni risale-i nurlara hadim yapsın inş,

                            #795672
                            Anonim

                              Cvplar için ALLAH CC.RAZI OLSUN.

                              #795674
                              Anonim
                                nakkaş;259734 wrote:
                                diğer sorularınız kardeşler cevaplamış….
                                Bu konuda gözden kaçan bir şey olmuşsa,
                                risale-i nurun himmeti ile kardeşler muhakkak cevap verecektir….
                                Risale-i nura tam muhatab olup okuduğumuzda,
                                aklımıza takılan tüm soruların özünü bulacak…
                                Ve marifet-i ilahiyenin keyfi ile keyfederiz inşaallah.

                                inşaallah.

                              14 yazı görüntüleniyor - 1 ile 14 arası (toplam 14)
                              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.