- Bu konu 15 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
23 Ekim 2012: 14:07 #678458
Anonim
Dokuzuncu Hüccet-i İmâniye(DOKUZUNCU ŞUÂ’IN MUKADDİME-İ HAŞRİYYESİ)

فَسُبْحَانَ اللهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ وَلَهُ الْحَمْدُ فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلأَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَىِّ وَيُحْيِى اْلأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ وَمِنْ اٰيَاتِهِۤ أَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَاۤ أَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ وَمِنْ اٰيَاتِهِۤ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوۤا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِى ذٰلِكَ َلاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ وَمِنْ اٰيَاتِهِ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ اِنَّ فِى ذٰلِكَ َلاٰيَاتٍ لِلْعَالِمِينَ وَمِنْ اٰيَاتِهِ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَاۤؤُكُمْ مِنْ فَضْلِهِ اِنَّ فِى ذٰلِكَ َلاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ وَمِنْ اٰيَاتِهِ يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاۤءِ مَاۤءً فَيُحْيِى بِهِ اْلأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ فِى ذٰلِكَ َلاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ وَمِنْ اٰيَاتِهِۤ اَنْ تَقُومَ السَّمَاۤءُ وَاْلأَرْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ اْلأَرْضِ اِذَاۤ أَنْتُمْ تَخْرُجُونَ وَلَهُ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلأَرْضِ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ وَهُوَ الَّذِى يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَهُوَ أَهْوَنُ عَلَيْهِ وَلَهُ الْمَثَلُ اْلأَعْلٰى فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
1
[NOT]
Dipnot-1“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Akşama erdiğinizde ve sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı tesbih edin. Göklerde ve yerde olanların hamd ve senâsı Ona mahsustur. Gündüzün sonuna doğru ve öğle vaktine erişince de Allah’ı tesbih edip namaz kılın. Ölüden diriyi, diriden ölüyü O çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü O diriltir. Siz de kabirlerinizden böyle çıkarılacaksınız. Yine Onun âyetlerindendir ki, sizi topraktan yaratmıştır; sonra siz birer insan olarak yeryüzüne yayılırsınız. Yine Onun âyetlerindendir ki, size hemcinslerinizden kendilerine ısınacağınız eşler yaratmış, aranıza muhabbet ve merhamet vermiştir. Düşünen bir topluluk için elbette bunda Allah’ın varlık ve birliğine, kudret ve rahmetine deliller vardır. Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin, seslerinizin ve sîmâlarınızın farklılığı da yine Onun âyetlerindendir. İlim sahipleri için elbette bunda deliller vardır. Gece ve gündüzde uyumanız ve Onun lûtfundan rızık aramanız da yine Onun âyetlerindendir. Kulak veren bir topluluk için bunda elbette deliller vardır. Yine Onun âyetlerindendir ki, size korku ve ümit vermek için şimşeği gösterir; gökten bir su indirir ve ölümünden sonra yeryüzünü onunla diriltir. Akıl sahibi bir topluluk için elbette bunda deliller vardır. Yine Onun âyetlerindendir ki, gök ve yer Onun emriyle ayakta durur. Sonra O sizi bir emirle çağırdığında derhal kabirlerinizden çıkarsınız. Göklerde ve yerde kim varsa Onundur; hepsi de Ona boyun eğer. Halkı önce yaratan, sonra tekrar diriltecek olan Odur; bu ise Onun için daha kolaydır. Göklerde ve yerde tecellî eden en yüce sıfatlar Onundur. Onun kudreti herşeye galiptir; O herşeyi hikmetle yapar.” Rum Sûresi, 30:17-27.[/NOT]24 Ekim 2012: 06:23 #809294Anonim
İmanın bir kutbunu gösteren bu semâvî âyât-ı kübranın ve haşri ispat eden şu kudsî berâhin-i uzmânın bir nükte-i ekberi ve bir hüccet-i âzamı bu Dokuzuncu Şuâda beyan edilecek. Lâtif bir inâyet-i Rabbâniyedir ki, bundan otuz sene evvel Eski Said, yazdığı tefsir mukaddimesi Muhâkemat namındaki eserin âhirinde, “İkinci Maksat: Kur’ân’da haşre işaret eden iki âyet tefsir ve beyan edilecek.
1 نَخُو بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ” deyip durmuş, daha yazamamış.Hâlık-ı Rahîmime delâil ve emârât-ı haşriye adedince şükür ve hamd olsun ki, otuz sene sonra tevfik ihsan eyledi. Evet bundan dokuz on sene evvel, o iki âyetten birinci âyet olan
فَانْظُرْ اِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۤ اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
2
ferman-ı İlâhînin iki parlak ve çok kuvvetli hüccetleri ve tefsirleri bulunan Onuncu Söz ile Yirmi Dokuzuncu Sözü in’âm etti. Münkirleri susturdu. Hem, iman-ı haşrînin hücum edilmez o iki metin kal’asından, dokuz ve on sene sonra ikinci âyet olan başta mezkûr âyât-ı ekberin tefsirini bu risale ile ikram etti. İşte bu Dokuzuncu Şuâ, mezkûr âyâtıyla işaret edilen dokuz âlî makam ve bir ehemmiyetli mukaddimeden ibarettir.
3[NOT]Dipnot-1 “Öyle ise: Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla”
Dipnot-2 “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor? Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kàdirdir.” Rum Sûresi, 30:50
Dipnot-3 Üstad Hazretleri, bunlardan sadece “Mukaddime”yi telif etmiş, dokuz makamdan “Birinci Makam”a (Zeylin İkinci Parçası’na) ise sadece başlangıç yapmıştır. Kastamonu Lâhikası’nda, bu dokuz makamı tamamlama vazifesinin, Nur talebelerine ait olduğunu ifade etmektedir.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Eski Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[TD]Hâlık-ı Rahîm: rahmetinin çok özel tecellîleri olan sonsuz merhamet ve şefkat sahibi ve herşeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Muhâkemat: Risale-i Nur Külliyatında bulunan bir eser adı[/TD]
[TD]berâhin-i uzmâ: büyük, yüce ve güçlü deliller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[TD]delâil: deliller, işaretler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emârât-ı haşriye: haşrin emâreleri, belirtileri[/TD]
[TD]ferman-ı İlâhî: Allah’ın emri, buyruğu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hamd: övgü ve şükür[/TD]
[TD]haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: delil, kanıt[/TD]
[TD]hüccet-i âzam: en büyük delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsan etmek: bağışlamak[/TD]
[TD]iman-ı haşrî: haşre iman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inayet-i Rabbâniye: Allah’ın inâyeti, yardımı[/TD]
[TD]in’am: nimetlendirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal[/TD]
[TD]kutb: esas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: hoş, güzel[/TD]
[TD]mezkûr: zikredilen, adı geçen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukaddime: başlangıç, giriş[/TD]
[TD]münkir: inkâr eden, inançsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nam: ad[/TD]
[TD]nükte-i ekber: en büyük nükte, ince derin mânâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]risale: mektup, Risale-i Nur Külliyatından her bir bölüm[/TD]
[TD]semâvî: İlâhî, vahiyle gelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefsir: Kur’ân’ın mânâ bakımından izahı, yorumu[/TD]
[TD]tevfik: başarı, muvaffakiyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhir: son[/TD]
[TD]âlî: yüce, yüksek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyât: âyetler[/TD]
[TD]âyât-ı ekber: en büyük âyetler, deliller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyât-ı kübra: büyük, yüce âyetler[/TD]
[TD]şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme[/TD]
[/TR]
[/TABLE]24 Ekim 2012: 06:26 #809295Anonim
MukaddimeHaşir akîdesinin, pek çok ruhî faidelerinden ve hayatî neticelerinden birtek netice-i câmiayı ihtisarla beyan ve hayat‑ı insaniyeye, hususan hayat-ı içtimaiyesine ne derece lüzumlu ve zarurî olduğunu izhar ve buiman-ı haşrî akîdesinin pek çok hüccetlerinden, bir tek hüccet-i külliyeyi icmal ile göstermek ve o akîde-i haşriye ne derece bedîhi ve şüphesiz bulunduğunu ifade etmekten ibaret olarak İki Noktadır.
BİRİNCİ NOKTA
Âhiret akîdesi, hayat-ı içtimaiye ve şahsiye-i insaniyenin üssü’l-esası ve saadetinin ve kemâlâtının esasatı olduğuna, yüzer delillerinden bir mikyas olarak yalnız dört tanesine işaret edeceğiz:
Birincisi: Nev-i beşerin hemen yarısını teşkil eden çocuklar, yalnız Cennet fikriyle, onlara dehşetli ve ağlatıcı görünen ölümlere ve vefatlara karşı dayanabilirler. Ve gayet zayıf ve nazik vücutlarında bir kuvve-i mâneviye bulabilirler. Ve herşeyden çabuk ağlayan gayet mukavemetsiz mîzac-ı ruhlarında, o Cennet ile bir ümit bulup mesrurâne yaşayabilirler. Meselâ, Cennet fikriyle der: “Benim küçük kardeşim veya arkadaşım öldü, Cennetin bir kuşu oldu. Cennette gezer, bizden daha güzel yaşar.”
1 Yoksa, her vakit etrafında kendi gibi çocukların ve büyüklerin ölümleri o zayıf biçarelerin endişeli nazarlarına çarpması, mukavemetlerini ve kuvve-i mâneviyelerini zîrü zeber ederek gözleriyle beraber, ruh, kalb, akıl gibi bütün letaifini dahi öyle ağlattıracak, ya mahvolup veya divâne bir bedbaht hayvan olacaktı.İkinci delil: Nev-i insanın nısfı olan ihtiyarlar, yalnız hayat-ı uhreviye ile ya-kınlarında
[NOT]Dipnot-1 Hennâd, ez-Zühed 1:221; es-Suyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, 1:287, 288.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD](hayat-ı) şahsiye-i insaniye: insanın kişisel hayatı[/TD]
[TD]akîde: inanç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]akîde-i haşriye: haşir inancı[/TD]
[TD]bedbaht: kötü talihli, talihsiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedihî: apaçık[/TD]
[TD]beyan: açıklama, izah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]divane: deli, akılsız[/TD]
[TD]esâsât: esaslar, temeller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]faide: fayda[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı insaniye: insan hayatı[/TD]
[TD]hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı uhreviye: âhiret hayatı[/TD]
[TD]hayatî: hayatla ilgili, hayata dair[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
[TD]hususan: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: kesin delil, kanıt[/TD]
[TD]hüccet-i külliye: kapsamlı geniş delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmal: kısaca, özet olarak[/TD]
[TD]ihtisar: kısaltma, özetleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman-ı haşrî: haşre iman[/TD]
[TD]izhar: açığa çıkarma, gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâlât: faziletler, iyilikler, ahlâk ve huy güzellikleri[/TD]
[TD]kuvve-i mâneviye: mânevî kuvvet, imandan gelen moral gücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]letâif: lâtifeler; insanın yapısındaki ince duygulardan herbiri[/TD]
[TD]mesrurâne: sevinçli bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mikyas: ölçü[/TD]
[TD]mukaddime: başlangıç, giriş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukavemet: karşı koyma, direnç[/TD]
[TD]mîzac-ı ruh: ruhun durumu, yaratılışı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış, dikkat[/TD]
[TD]netice-i câmia: çok kapsamlı netice[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık türü[/TD]
[TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nısf: yarı[/TD]
[TD]ruhî: ruha ait, ruhla ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]teşkil etmek: meydana getirmek, oluşturmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücut: beden[/TD]
[TD]zarurî: zorunlu, gerekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zir ü zeber: darmadağınık, alt üst[/TD]
[TD]âyet: delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]üssü’l-esas: temel esas[/TD]
[/TR]
[/TABLE]24 Ekim 2012: 06:29 #809296Anonim
bulunan kabre karşı tahammül edebilirler. Ve çok alâkadar oldukları hayatlarının yakında sönmesine ve güzel dünyalarının kapanmasına mukàbil bir teselli bulabilirler. Ve çocuk hükmüne geçen seriü’t-teessür ruhlarında ve mizaçlarında mevt ve zevâlden çıkan elîm ve dehşetli meyusiyete karşı, ancak hayat-ı bâkiye ümidiyle mukabele edebilirler. Yoksa, o şefkate lâyık muhteremler ve sükûnete ve istirahat-i kalbiyeye çok muhtaç o endişeli babalar ve analar öyle bir vaveylâ-i ruhî ve bir dağdağa-i kalbî hissedeceklerdi ki, bu dünya onlara zulmetli bir zindan ve hayat dahi kasavetli bir azap olurdu.
Üçüncü delil: İnsanların hayat-ı içtimaiyesinin en kuvvetli medarı olan gençler, delikanlılar, şiddet-i galeyanda olan hissiyatlarını ve ifratkâr bulunan nefis ve hevâlarını tecavüzattan ve zulümlerden ve tahribattan durduran ve hayat-ı içtimaiyenin hüsn-ü cereyanını temin eden, yalnız Cehennem fikridir. Yoksa, Cehennem endişesi olmazsa, “El-hükmü li’l-galib” kaidesiyle, o sarhoş delikanlılar,hevesatları peşinde bîçare zaiflere, âcizlere, dünyayı cehenneme çevireceklerdi ve yüksek insaniyeti gayet süflî bir hayvaniyete döndüreceklerdi.
Dördüncü delil: Nev-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cemiyetli merkez ve en esaslı zemberek ve dünyevî saadet için bir cennet, bir melce bir tahassungâh ise, aile hayatıdır. Ve herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır. Ve o hane ve aile hayatının hayatı ve saadeti ise; samimî ve ciddî ve vefadarâne hürmet ve hakiki ve şefkatli vefedakârâne merhamet ile olabilir. Ve bu hakikî hürmet ve samimî merhamet ise,ebedî bir arkadaşlık ve daimî bir refakat ve sermedî bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hudutsuz bir hayatta birbiriyle pederâne, ferzendâne, kardeşâne, arkadaşâne münasebetlerin bulunmak fikriyle ve akîdesiyle olabilir. Meselâ der: “Buharemim, ebedî bir âlemde, ebedî bir hayatta daimî bir refika-i hayatımdır. Şimdilik ihtiyar ve çirkin olmuş ise de zararı yok. Çünkü ebedî bir
[TABLE]
[TR]
[TD]akide: inanç[/TD]
[TD]alâkadar: ilgili, alâkalı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bîçare: çaresiz, zavallı[/TD]
[TD]cem’iyetli: kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dağdağa-i kalbî: kalp sıkıntısı, ızdırabı[/TD]
[TD]dehşetli: korkunç, ürküntü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dünyevî: dünya ile ilgili[/TD]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]el-hükmü li’l-galib: hüküm güçlü ve kuvvetli olanındır[/TD]
[TD]elîm: elemli, acı veren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fedakârâne: fedakârca[/TD]
[TD]ferzendâne: evlada yakışır şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikî: gerçek[/TD]
[TD]hane: ev[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haremim: eşim, hanımım[/TD]
[TD]hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı âhiret hayatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
[TD]hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvaniyet: hayvanlık[/TD]
[TD]hevesat: hevesler, gelip geçici istekler, arzular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hevâ: nefsin hoşuna giden faydasız ve gelip geçici arzular[/TD]
[TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hudutsuz: sınırsız[/TD]
[TD]hüsn-ü cereyan: güzel gidişat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ifratkâr: haddi aşan, aşırı[/TD]
[TD]insaniyet: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istirahat-i kalbiye: kalp rahatlığı, iç huzuru[/TD]
[TD]kaide: düstur, prensip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kardeşâne: kardeşe yakışır şekilde[/TD]
[TD]kasavet: katılık, sertlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar: dayanak noktası, eksen[/TD]
[TD]melce: sığınak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevt: ölüm[/TD]
[TD]meyusiyet: ümitsizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizaç: huy, tabiat, yaratılış[/TD]
[TD]muhterem: hürmete lâyık, saygıdeğer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukabele etmek: karşılık vermek[/TD]
[TD]mukàbil: karşılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık türü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]pederâne: babaya yakışır şekilde[/TD]
[TD]refakat: arkadaşlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş[/TD]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seriü’t-teessür: çabuk etkilenen, üzülen[/TD]
[TD]sermedî: daimi, sürekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]süflî: alçak, aşağılık[/TD]
[TD]sükûnet: durgunluk, hareketsizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahammül: katlanma, dayanma[/TD]
[TD]tahassüngâh: sığınma, korunma yeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahribat: tahripler, yıkıp bozmalar[/TD]
[TD]tecavüzât: haddi aşmalar, saldırılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temin etmek: sağlamak[/TD]
[TD]vaveylâ-i ruhî: ruhun feryadı, çığlığı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vefadarâne: vefalı olarak, vefa göstererek[/TD]
[TD]zemberek: hareketi sağlayan güç kaynağı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zevâl: geçip gitme, ölme[/TD]
[TD]zulmetli: karanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âciz: güçsüz, zavallı[/TD]
[TD]şiddet-i galeyan: şiddetli coşkunluk, coşup taşma[/TD]
[/TR]
[/TABLE]24 Ekim 2012: 06:32 #809290Anonim
güzelliği var, gelecek. Ve böyle daimî arkadaşlığın hatırı için herbir fedakârlığı ve merhameti yaparım” diyerek, o ihtiyare karısına, güzel bir hûri gibi muhabbetle,şefkatle, merhametle mukabele edebilir. Yoksa, kısacık bir iki saat sûrî bir refakatten sonra ebedî bir firak ve müfarakate uğrayan arkadaşlık, elbette gayet sûrî ve muvakkat ve esassız, hayvan gibi bir rikkat-i cinsiye mânâsında ve bir mecazî merhamet ve sun’î bir hürmet verebilir. Ve hayvanatta olduğu gibi, başka menfaatler ve sair galip hisler, o hürmet ve merhameti mağlûp edip o dünya cennetini cehenneme çevirir.
İşte, iman-ı haşrînin yüzer neticesinden birisi, hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye taallûkeder. Ve bu tek neticenin de yüzer cihetinden ve faidelerinden mezkûr dört delile sairleri kıyas edilse anlaşılır ki, hakikat-ı haşriyenin tahakkuku ve vukuu, insaniyetin ulvî hakikatı ve küllî hâceti derecesinde kat’îdir. Belki, insanın midesindeki ihtiyacın vücûdu, taamların vücuduna delâlet ve şehadetinden daha zâhirdir. Ve daha ziyade tahakkukunu bildirir. Ve eğer bu hakikat-ı haşriyenin neticeleri insaniyetten çıksa, o çok ehemmiyetli ve yüksek ve hayattar olan insaniyet mahiyeti, murdar ve mikrop yuvası bir lâşe hükmüne sukut edeceğini isbat eder.
Beşerin idare ve ahlâk ve içtimaiyatı ile çok alâkadar olan içtimaiyyun vesiyasiyyun ve ahlâkiyyunun kulakları çınlasın! Gelsinler, bu boşluğu neyle doldurabilirler? Ve bu derin yaraları neyle tedavi edebilirler?
İKİNCİ NOKTA
Hakikat-ı haşriyenin hadsiz burhanlarından, sair erkân-ı imaniyeden gelen şehadetlerin hülâsasından çıkan bir burhanı, gayet muhtasar bir surette beyan eder. Şöyle ki:
Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın risaletine delâlet eden bütün
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]ahlâkiyyun: ahlâk bilimciler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alâkadar: ilgili, alakalı[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insan[/TD]
[TD]burhan: kesin delil, kanıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erkân-ı imaniye: imanın esasları, şartları[/TD]
[TD]esassız: temelsiz, dayanıksız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]firak: ayrılık[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hacet: ihtiyaç[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[TD]hakikat-i haşriye: haşir gerçeği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı içtimaiye-i insaniye: insanların toplumsal hayatı[/TD]
[TD]hayattar: canlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[TD]huri: Cennet kızı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: özetle[/TD]
[TD]iman-ı haşrî: haşre iman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]insaniyet: insanlık[/TD]
[TD]içtimaiyat: sosyal meseleler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]içtimaiyyun: toplum bilimciler, sosyologlar[/TD]
[TD]kat’î: kesin olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: genel, kapsamlı tür[/TD]
[TD]mahiyet: iç yüz, asıl, esas nitelik, özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mağlûp etmek: yenmek[/TD]
[TD]mecazî: gerçek anlamı dışında, başka bir mânâda ikinci plânda olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezkûr: adı geçen[/TD]
[TD]muhabbet: sevgi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtasar: kısa, özet[/TD]
[TD]mukabele etmek: karşılık vermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]murdar: pis, kirli[/TD]
[TD]muvakkat: geçici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müfarakat: ayrılıklar[/TD]
[TD]rikkat-i cinsiye: kendi cinsinden olana karşı duyulan acıma hissi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]risalet: elçilik, peygamberlik[/TD]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]siyasiyyun: siyasetçiler[/TD]
[TD]sukut etmek: düşmek, alçalmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sun’î: yapmacık, sahte[/TD]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sûrî: gösterişte, şeklen[/TD]
[TD]taallûk etmek: ilgilendirmek, ait olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
[TD]vuku: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[TD]ziyade: çok[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir: açık[/TD]
[TD]şefkat: acıma, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]24 Ekim 2012: 06:35 #809291Anonim
mu’cizeleri ve bütün delâil-i nübüvveti ve hakkaniyetinin bütün burhanları, birden hakikat-ı haşriyenin tahakkukuna şehadet ederek ispat ederler. Çünkü; bu zâtın bütün hayatında bütün dâvaları, vahdâniyetten sonra haşirde temerküz ediyor. Hem,umum peygamberleri tasdik eden ve ettiren bütün mu’cizeleri ve hüccetleri aynı hakikate şehadet eder. Hem
1 وَبِرُسُلِهِ kelimesinden gelen şehadeti bedahet derecesine çıkaran
2 وَكُتُبِهِ şehadeti de aynı hakikate şehadet eder.Şöyle ki:
Başta Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın hakkaniyetini ispat eden bütün mu’cizeleri,hüccetleri ve hakikatleri birden hakikat-i haşriyenin tahakkukuna ve vukuuna şehadet edip ispat ederler. Çünkü, Kur’ân’ın hemen üçten birisi haşirdir. Ve ekser kısa sûrelerinin başlarında gayet kuvvetli âyât-ı haşriyedir. Sarîhan ve işareten binler âyâtıyla aynı hakikati haber verir, ispat eder, gösterir.
Meselâ,
اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ
3 يَاۤ أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَىْءٌ عَظِيمٌ
4اِذَا زُلْزِلَتِ اْلاَرْضُ زِلْزَالَهَا
5 اِذَا السَّمَاۤءُ انْفَطَرَتْ
6 اِذَا السَّمَاۤءُ انْشَقَّتْ
7 عَمَّ يَتَسَاۤءَلُونَ
8 هَلْ أَتٰيكَ حَدِيثُ الْغَاشِيَةِ
9
gibi, otuz kırk surelerin başlarında bütün kat’iyetle hakikat-ı haşriyeyi kâinatın[NOT]Dipnot-1 Resullerine imân etmek.
Dipnot-2 Kitaplarına imân etmek.
Dipnot-3 “Güneş dürülüp toplandığında…” Tekvir Sûresi, 81:1.
Dipnot-4 “Ey insanlar, Rabbinizin azabından çekinin. Kıyâmet gününün zelzelesi, muhakkak ki pek büyük birşeydir.” Hac Sûresi, 22:1.
Dipnot-5 “Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntıyla sarsılır.” Zilzâl Sûresi, 99:1.
Dipnot-6 “Gök yarıldığı zaman.” İnfitar Sûresi, 82:1.
Dipnot-7 “Gök yarıldığında.” İnşikak Sûresi, 84:1.
Dipnot-8 “Onlar birbirlerine neyi sorup duruyorlar?” Nebe’ Sûresi, 78:1.
Dipnot-9 “Dehşeti herşeyi kaplayan kıyâmetin haberi sana geldi mi!?” Gàşiye Sûresi, 88:1.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla mu’cize olan, benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân[/TD]
[TD]bedahet: açıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü delil, kanıt[/TD]
[TD]delâil-i nübüvvet: peygamberlik delilleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekser: çoğunluk[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: asıl, esas, gerçek[/TD]
[TD]hakikat-ı haşriye: haşir gerçeği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakkaniyet: haktan ve doğruluktan ayrılmama[/TD]
[TD]haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: kesin delil, kanıt[/TD]
[TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sarîhan: açıkça[/TD]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
[TD]temerküz etmek: odaklaşmak, toplanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu ve ortağının olmayışı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vuku: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
[TD]âyât: âyetler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyât-ı haşriye: haşirden bahseden âyetler[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]24 Ekim 2012: 08:02 #809292Anonim
en ehemmiyetli ve vâcip bir hakikati olduğunu göstermekle beraber, sair âyetlerinde dahi o hakikatin çeşit çeşit delillerini beyan edip ikna eder.
Acaba birtek âyetin birtek işareti gözümüz önünde ulûm-u İslâmiyede müteaddit ilmî ve kevnî hakikatleri meyve veren bir kitabın binler böyle şehadetleri ve dâvâları ile, güneş gibi zuhur eden iman-ı haşrî hakikatsiz olması, güneşin inkârı belki kâinatınademi gibi hiçbir cihet-i imkânı var mı? Ve yüz derece muhal ve bâtıl olmaz mı? Acaba, bir sultanın birtek işareti yalan olmamak için bazan bir ordu hareket edip çarpıştığı halde, o pek ciddî ve izzetli sultanın binler sözleri ve vaadleri ve tehditlerini yalan çıkarmak hiçbir cihette kàbil midir? Ve hakikatsız olmak mümkün müdür?
Acaba, on üç asırda fasılasız olarak hadsiz ruhlara, akıllara, kalblere, nefislere hak ve hakikat dairesinde hükmeden, terbiye eden, idare eden bu mânevî Sultan-ı Zîşânın birtek işareti böyle bir hakikati ispat etmeye kâfi iken, binler tasrihat ile buhakikat-ı haşriyeyi gösterip ispat ettikten sonra, o hakikati tanımayan bir echelahmak için Cehennem azabı lâzım gelmez mi? Ve ayn-ı adâlet olmaz mı?
Hem, birer zamana ve birer devre hükmeden bütün semâvî suhuflar ve mukaddes kitaplar dahi, bütün istikbale ve umum zamanlara hükümran olan Kur’ân’ın tafsilâtla,izahatla, tekrarla beyan ve ispat ettiği hakikat-i haşriyeyi asırlarına ve zamanlarına göre o hakikatı kat’î kabul ile beraber, tafsilâtsız ve perdeli ve muhtasar bir surettebeyan, fakat kuvvetli bir tarzda iddia ve ispatları, Kur’ân’ın dâvâsını binler imza iletasdik ederler.
Bu bahsin münasebetiyle Risale-i Münâcâtın âhirinde: İmânûn bi’l-yevmi’l-âhirrüknüne sair rükünlerin, hususan rusül ve kütübün şehadeti, münacat suretinde
[TABLE]
[TR]
[TD]Risale-i Münâcât: Münacat Risalesi; Üçüncü Şuâ[/TD]
[TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ayn-ı adalet: adaletin ta kendisi[/TD]
[TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtıl: gerçek dışı, hak olmayan[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet-i imkan: mümkün olma yönü[/TD]
[TD]echel: çok cahil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[TD]fasılasız: aralıksız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-ı haşriye: haşir gerçeği[/TD]
[TD]hakikatsiz: asılsız, gerçek olmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususan: bilhassa, özellikle[/TD]
[TD]hükümran: hükmü geçen, hükmeden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman-ı haşrî: haşre iman[/TD]
[TD]imanûn bilyevmi’l-âhir: âhiret gününe iman etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkâr: kabul etmeme, yok sayma[/TD]
[TD]istikbal: gelecek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izahat: izahlar, açıklamalar[/TD]
[TD]izzetli: şerefli, değerli, yüce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kabil olmak: mümkün olmak[/TD]
[TD]kat’î: kesin olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kevnî: yaratılışla ilgili[/TD]
[TD]kâfi: yeterli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış her şey[/TD]
[TD]kütüb: kitaplar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhal: imkânsız, akıl dışı[/TD]
[TD]muhtasar: kısaca, özetle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukaddes kitaplar: kutsal kitaplar[/TD]
[TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münâcât: Allah’a yalvarış, dua[/TD]
[TD]müteaddit: bir çok, çeşitli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rusül: resuller, peygamberler[/TD]
[TD]rükn/rükün: esas, şart, temel parça[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[TD]semâvî: İlahî, vahiyle gelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suhuf: bazı peygamberlere gelen sahifeler halindeki küçük kitaplar[/TD]
[TD]sultan: hükümdâr, yönetici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sultan-ı zîşan: şan ve şeref sahibi sultan[/TD]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tafsilât: ayrıntılar, detaylar[/TD]
[TD]tarz: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
[TD]tasrihat: açıklamalar, beyan etmeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terbiye etmek: beslemek, yetiştirmek[/TD]
[TD]ulûm-u İslâmiye: İslâm ilimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]vaad: Allah’ın mükafat için söz vermesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâcib: gerekli, zorunlu[/TD]
[TD]zuhur etmek: ortaya çıkmak, görünmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhir: son[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]24 Ekim 2012: 08:57 #809297Anonim
zikredilen pek kuvvetli ve hülâsalı ve bütün evhamları izale eden bir hüccet-i haşriye aynen buraya giriyor. Şöyle ki, münâcâtta demiş:
Ey Rabb-i Rahîmim!
Resûl-i Ekreminin tâlimiyle ve Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle anladım ki: Başta Kur’ân ve Resûl-i Ekremin olarak, bütün mukaddes kitaplar ve peygamberler bu dünyada ve her tarafta nümuneleri görülen celâlî ve cemâlî isimlerinin tecellileri daha parlak bir sûrette ebedü’l-âbâdda devam edeceğine ve bu fâni âlemde rahîmâne cilveleri,nümuneleri müşahede edilen ihsanatının daha şa’şaalı bir tarzda dar-ı saadette istimrarına ve bekàsına ve bu kısa hayat-ı dünyeviyede onları zevk ile gören ve muhabbet ile refakat eden müştakların, ebedde dahi refakatlerine ve beraber bulunmalarına icma’ ve ittifak ile şehadet ve delâlet ve işaret ederler.
Hem, yüzer mu’cizat-ı bâhirelerine ve âyât-ı kàtıalarına istinaden, başta Resûl-i Ekrem ve Kur’ân-ı Hakîmin olarak bütün nuranî ruhların sahipleri olan peygamberler ve bütün münevver kalblerin kutupları olan veliler ve bütün keskin ve nurlu akılların mâdenleri olan sıddıkînler, bütün suhuf-u Semâviyede ve kütüb‑ü mukaddesede senin çok tekrar ile ettiğin binler vaadlerine ve tehditlerine istinaden, hem senin kudret ve rahmet ve inâyet ve hikmet ve celâl ve cemâl gibi âhireti iktiza eden kudsî sıfatlarına ve şe’nlerine ve senin izzet-i celâline ve saltanat-ı rubûbiyetine itimaden, hem âhiretin izlerini ve tereşşuhatını bildiren
[TABLE]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[TD]Rabb-i Rahîm: rahmetinin çok özel tecellîleri olan sonsuz merhamet ve şefkat sahibi ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]bekà: devamlılık ve kalıcılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]celâl: haşmet, görkem, heybet[/TD]
[TD]celâlî isimler: Allah’ın daha çok kudret, haşmet ve azametinin tecelli ettiği isimleri—Kahhâr, Cebbâr ve Müntakim isimleri gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâl: güzellik[/TD]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dar-ı saadet: mutluluk yurdu[/TD]
[TD]delâlet etme: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebed: sonsuzluk[/TD]
[TD]ebedü’l-âbâd: sonsuzlukların sonsuzluğu olan âhiret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
[TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet-i haşriye: haşrin delili[/TD]
[TD]hülâsa: özet, öz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmâ: fikir birliği, birleşme[/TD]
[TD]ihsânât: bağışlar, ikramlar, iyilikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
[TD]inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenlilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istimrar: devam etme[/TD]
[TD]istinaden: dayanarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itimaden: güvenerek[/TD]
[TD]ittifak: birleşme, birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izale etmek: gidermek[/TD]
[TD]izzet-i celâl: haşmet ve yüceliğin izzeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kutup: önder, rehber[/TD]
[TD]kütüb-ü semâviye: vahye dayanan kutsal kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhabbet: sevgi[/TD]
[TD]mukaddes: her türlü çirkinlik ve eksiklikten arınmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cizat-ı bâhire: apaçık mu’cizeler[/TD]
[TD]münevver: aydın, nurlanmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münâcât: Allah’a yalvarış, dua[/TD]
[TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müştak: arzulu, çok istekli[/TD]
[TD]nuranî: aydın, nurlu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nümune: örnek, misal[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahîmâne: şefkatli ve merhametli bir şekilde[/TD]
[TD]refakat: arkadaşlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saltanat-ı Rububiyet: Allah’ın varlıkları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma hükümranlığı[/TD]
[TD]suhuf-u Semâviye: bazı peygamberlere Allah’ın gönderdiği sahifeler halindeki küçük kitaplar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim; görüntü[/TD]
[TD]sıddıkîn: daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere sadakatte en ileride olanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî: görünme, yansıma[/TD]
[TD]tereşşuhât: sızıntılar, izler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâlim: öğretme, eğitme[/TD]
[TD]âyât-ı kàtıa: kesin, şüphe götürmez deliller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şa’şaalı: gösterişli, göz alıcı[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şe’n: zâtî nitelik, Allah’ın Zâtına ait kutsal özellik[/TD]
[/TR]
[/TABLE]24 Ekim 2012: 08:59 #809298Anonim
hadsiz keşfiyatlarına ve müşahedelerine ve ilmelyakîn ve aynelyakîn derecesinde bulunan itikadlarına ve imanlarına binaen saadet-i ebediyeyi insanlara müjdeliyorlar.Ehl-i dalâlet için cehennem ve ehl-i hidâyet için cennet bulunduğunu haber verip ilân ediyorlar, kuvvetli iman edip şehadet ediyorlar.
Ey Kadîr-i Hakîm! Ey Rahmân-ı Rahîm! Ey Sâdıku’l-Vâ’di’l-Kerîm! Ey izzet ve azamet ve celâl sahibi Kahhâr-ı Zülcelâl!
Bu kadar sâdık dostlarını, bu kadar vaadlerini ve bu kadar sıfât ve şuûnâtını yalancı çıkarmak, tekzib etmek ve saltanat-ı rubûbiyetinin kat’î muktaziyatını tekzib edip yapmamak ve senin sevdiğin ve onlar dahi Seni tasdik ve itaat etmekle kendilerini sana sevdiren hadsiz makbul ibâdının âhirete bakan hadsiz dualarını ve dâvâlarını reddetmek, dinlememek ve küfür ve isyan ile ve Seni vaadinde tekzib etmekle, Senin azamet ve kibriyâna dokunan ve izzet-i celâline dokunduran ve ulûhiyetinin haysiyetine ilişen ve şefkat-i rubûbiyetini müteessir eden ehl-i dalâleti ve ehl-i küfrü haşrin inkârında, onları tasdik etmekten yüzbinler derece mukaddessin ve hadsiz derece münezzeh ve âlisin. Böyle nihayetsiz bir zulümden ve nihayetsiz bir çirkinlikten senin o nihayetsiz adâletini ve nihayetsiz cemâlini ve hadsiz rahmetini hadsiz derece takdis ediyoruz. Ve bütün kuvvetimizle iman ederiz ki; o yüzbinler sâdık elçilerin
1 ve o hadsiz doğru dellâl-ı[NOT]Dipnot-1 Yüz yirmi dört bin nebî, üç yüz on beş (veya üç yüz on üç) resûl olduğuna dair bk. Müsned 5:265; İbn Hibbân, es-Sahîh 2:77; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr 8:217; el-Hâkim, el-Müstedrek 2:652; İbni Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, 1:32, 54. [/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Kadîr-i Hakîm: herşeyi hikmetle yaratan sonsuz kudret sahibi Allah[/TD]
[TD]Kahhâr-ı Zülcelâl: haşmet ve yücelik sahibi ve herşeye her zaman mutlak galip gelen ve kahretmeye gücü yeten Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rahmân-ı Rahîm: dünya ve âhirette yarattığı varlıklara sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle davranan Allah[/TD]
[TD]Sâdıku’l-Vâ’di’l-Kerîm: kullarına vaad ettiği şeylere sadık ve onlara karşı cömert olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aynelyakîn: gözlem ve müşahedeye dayanarak, şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaen: –dayanarak[/TD]
[TD]celâl: haşmet, görkem, heybet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâl: güzellik[/TD]
[TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i hidayet: doğru yolda olanlar, iman nimetine ermiş olanlar[/TD]
[TD]ehl-i küfür: inkârcılar, inanmayanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[TD]haysiyet: şeref, itibar, değer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
[TD]ibâd: kullar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilmelyakîn: ilmî ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme[/TD]
[TD]inkâr: inanmama, kabul etmeme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itaat etmek: emre uymak[/TD]
[TD]itikad: inanç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izzet: üstünlük, yücelik[/TD]
[TD]izzet-i celâl: haşmet ve yüceliğin izzeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’î: kesin olarak[/TD]
[TD]keşfiyat: mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kibriyâ: yücelik ve büyüklük[/TD]
[TD]makbul: kabul gören, geçerli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukaddes: her türlü çirkinlik ve eksiklikten arınmış[/TD]
[TD]muktaziyat: gerektirici sebepler; gerekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce[/TD]
[TD]müteessir etmek: dokunmak, etkilemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşahede: görme, gözlem[/TD]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sadık: doğru, gerçek[/TD]
[TD]saltanat-ı Rububiyet: Allah’ın varlıkları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması; rablık sanatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfat: özellik, vasıf[/TD]
[TD]takdis etmek: kutsamak, her türlü eksiklik ve çirkinlikten pâk ve yüce olduğunu dile getirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
[TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekzip etmek: yalanlamak[/TD]
[TD]ulûhiyet: İlâhlık, mabudiyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaad/va’d: Allah’ın mükafat için söz vermesi[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âli: yüksek, yüce[/TD]
[TD]şefkat-i rubûbiyet: herşeyi terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın şefkati[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
[TD]şuûnât: Allah’ın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait kutsal özellikler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]24 Ekim 2012: 09:01 #809299Anonim
saltanatın olan enbiya, asfiya evliyalar hakkalyakîn, aynelyakîn, ilmelyakîn sûretinde senin uhrevî rahmet hazinelerine, âlem-i bekàdaki ihsanatının definelerine ve dar-ı saadette tamamiyle zuhur eden güzel isimlerinin hârika güzel cilvelerine şehadetleri hak ve hakikattır. Ve işaretleri doğru ve mutabıktır. Ve beşaretleri sâdık ve vâkidir. Ve onlar bütün hakikatlerin mercii ve güneşi ve hâmîsi olan Hak isminin en büyük bir şuâı; bu hakikat-ı ekber-i haşriye olduğunu iman ederek senin emrin ile senin ibâdına hak dairesinde ders veriyorlar. Ve ayn-ı hakikat olarak tâlim ediyorlar.
Yâ Rab! Bunların ders ve talimlerinin hakkı ve hürmeti için bize ve Risale-i Nur talebelerine iman-ı ekmel ve hüsn-ü hâtime ver. Ve bizleri onların şefaatlerine mazhar eyle. Âmin.
Hem nasıl ki Kur’ân’ın, belki bütün semâvî kitapların hakkaniyetini ispat eden umum deliller ve hüccetler ve Habibullahın, belki bütün enbiyanın nübüvvetlerini ispat eden umum mu’cizeler ve burhanlar, dolayısıyla, en büyük müddeâları olan âhiretin tahakkukuna delâlet ederler. Aynen öyle de, Vâcibü’l-Vücudun vücuduna ve vahdetine şehadet eden ekser deliller ve hüccetler, dolayısıyla rububiyetin ve ulûhiyetin en büyük medarı ve mazharı olan dâr-ı saadetin ve âlem-i bekànın vücuduna, açılmasına şehadet ederler. Çünkü, gelecek makamatta beyan ve ispat edileceği gibi, Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun hem mevcudiyeti,
[TABLE]
[TR]
[TD]Habibullah: Allah’ın en sevdiği kul olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]Hak: doğru, gerçek, hakikat; Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Zât, Allah[/TD]
[TD]asfiya: hem velî hem âlim olan büyük zâtlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ayn-ı hakikat: gerçeğin ta kendisi[/TD]
[TD]aynelyakîn: gözlem ve müşahedeye dayanarak, şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
[TD]beşaret: müjdeleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü, kesin delil, kanıt[/TD]
[TD]cilve: göründü, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]define: hazine, gizli servet[/TD]
[TD]dellâl-ı saltanat: saltanatın ilâncısı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[TD]dâr-ı saadet: mutluluk yurdu, âhiret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekser: çoğunluk[/TD]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evliya: Allah’ın sevgili kulları, veliler[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-ı ekber-i haşriye: büyük, haşir hakikati[/TD]
[TD]hakkalyakîn: bizzat yaşanarak elde edilen kesinlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik[/TD]
[TD]hâmi: koruyucu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: delil, kanıt[/TD]
[TD]hüsn-ü hâtime: güzel son, dünyadan son nefeste imanla ayrılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ibâd: kullar[/TD]
[TD]ihsanat: bağışlar, iyilikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilmelyakîn: ilmî ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme[/TD]
[TD]iman-ı ekmel: en mükemmel iman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makamat: bölümler[/TD]
[TD]mazhar: görünme yeri, ayna[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar: dayanak, kaynak, sebep, vesile[/TD]
[TD]merci: kaynak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudiyet: varlık[/TD]
[TD]mutabık: uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hal ve iş[/TD]
[TD]müddeâ: iddia edilen şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nübüvvet: peygamberlik[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[TD]sadık: doğru sözlü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvî: İlahî, vahiyle gelen[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim, görüntü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[TD]tâlim: öğretme, eğitme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]uhrevî: âhirete ait[/TD]
[TD]ulûhiyet: ilâhlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâki: olmuş, meydana gelmiş[/TD]
[TD]vücud: varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zuhur etmek: ortaya çıkmak, görünmek[/TD]
[TD]âhiret: öldükten sonraki hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi[/TD]
[TD]şefaat: günahlarımızın bağışlanması için aracılık etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]24 Ekim 2012: 09:03 #809300Anonim
hem umum sıfatları, hem ekser isimleri, hem rububiyet, ulûhiyet, rahmet, inâyet,hikmet, adalet gibi vasıfları, şe’nleri, lüzum derecesinde âhireti iktiza ve vücub derecesinde bâki bir âlemi istilzam ve zaruret derecesinde mükâfat ve mücâzât için haşri ve neşri isterler.
Evet, madem ezelî ve ebedî bir Allah var; elbette saltanat-ı ulûhiyetinin sermedî bir medarı olan âhiret vardır.
Ve madem bu kâinatta ve zîhayatta gayet haşmetli ve hikmetli ve şefkatli bir rubûbiyet-i mutlaka var ve görünüyor. Elbette o rububiyetin haşmetini sukuttan ve hikmetini abesiyetten ve şefkatini gadirden kurtaran ebedî bir dâr-ı saadet bulunacak ve girilecek.
Hem madem, gözle görünen bu hadsiz in’âmlar, ihsanlar, lütuflar, keremler,inâyetler, rahmetler, perde-i gayb arkasında bir Zât-ı Rahmân-ı Rahîmin bulunduğunu sönmemiş akıllara, ölmemiş kalblere gösterir. Elbette in’âmı istihzadan ve ihsanı aldatmaktan ve inâyeti adâvetten ve rahmeti azaptan ve lütuf ve keremi ihanetten halâs eden ve ihsanı ihsan eden ve nimeti nimet eden bir âlem-i bâkide bir hayat-ı bâkiye var ve olacaktır.
Hem madem bahar faslında, zeminin dar sahifesinde hatasız yüz bin kitabı birbiri içinde yazan bir kalem-i kudret gözümüz önünde yorulmadan işliyor. Ve o kalem sahibi yüz bin defa ahd ve vaad etmiş ki, “Bu dar yerde ve karışık ve birbiri içinde yazılan bahar kitabından daha kolay olarak, geniş bir yerde güzel ve lâyemut bir kitabı yazacağım ve size okutturacağım” diye bütün fermanlarda o kitaptan bahsediyor. Elbette ve herhalde, o kitabın aslı yazılmış ve haşir ve neşir ile hâşiyeleri de yazılacak ve umumun defter-i a’mâlleri onda kaydedilecek.
[TABLE]
[TR]
[TD]Zât-ı Rahmân-ı Rahîm: kullarına karşı özel rahmet ve şefkat tecellîleri olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Zât, Allah[/TD]
[TD]abesiyet: faydasızlık ve gayesizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adâvet: düşmanlık[/TD]
[TD]ahd ve vaad etmek: kesin olarak söz vermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâki: arta kalan; devamlı, sürekli[/TD]
[TD]dar-ı saadet: mutluluk yeri, âhiret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]defter-i a’mâl: iyi ve kötü işlerin kaydedildiği defter[/TD]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekser: çoğunluk[/TD]
[TD]ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fasl: mevsim[/TD]
[TD]ferman: buyruk, emir buyruk, emir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gadir: zulüm, acımasızlık, hıyanet[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[TD]halâs etmek: kurtarmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı âhiret hayatı[/TD]
[TD]haşir ve neşir: öldükten sonra tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]haşmet: büyüklük, heybet, görkem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktiza: gerektirme[/TD]
[TD]inâyet: Allah’ın, bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzeni kurup devam ettirme niteliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]in’âm: nimetlendirme[/TD]
[TD]istihza: alay etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istilzam: gerektirme[/TD]
[TD]kalem-i kudret: Allah’ın kudret kalemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kerem: cömertlik, ikram[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâyemut: ölümsüz[/TD]
[TD]lütuf: iyilik, ihsan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar: dayanak noktası, eksen[/TD]
[TD]mücazat: ceza[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]perde-i gayb: gayb perdesi[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[TD]rububiyet-i mutlaka: sınırsız, kâinatı kaplayan rububiyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saltanat-ı Ulûhiyet: hiçbir ortak kabul etmeyen Allah’ın saltanatı, egemenliği[/TD]
[TD]sermedî: devamlı, sürekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sukut etmek: düşmek, alçalmak[/TD]
[TD]ulûhiyet: İlâhlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]vücub derecesinde: zorunluluk derecinde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zaruret derecesinde: zorunluluk derecesinde[/TD]
[TD]zemin: yer, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: hayat sahibi, canlı[/TD]
[TD]âhiret: öldükten sonraki hayat, öteki dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i bâki: devamlı ve kalıcı âlem[/TD]
[TD]şefkat: içten ve karşılıksız merhamet, sevgi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şe’n: Allah’ın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait kutsal özellik ve nitelik[/TD]
[/TR]
[/TABLE]24 Ekim 2012: 09:05 #809301Anonim
Hem madem bu arz, kesret-i mahlûkat cihetiyle ve mütemadiyen değişen yüz binler çeşit çeşit envâ-ı zevi’l-hayat ve zevi’l-ervâhın meskeni, menşei, fabrikası, meşheri,mahşeri olması haysiyetiyle bu kâinatın kalbi, merkezi, hülâsası, neticesi, sebeb-i hilkati olarak gayet büyük öyle bir ehemmiyeti var ki, küçüklüğüyle beraber koca semâvâta karşı denk tutulmuş. Semâvî fermanlarda daima
1 رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ deniliyor.Ve madem, bu mahiyetteki arzın her tarafına hükmeden ve ekser mahlûkatına tasarruf eden ve ekser zîhayat mevcudatını teshir edip kendi etrafına toplattıran ve ekser masnuatını kendi hevesatının hendesesiyle ve ihtiyacatının düsturlarıyla öyle güzelce tanzim ve teşhir ve tezyin ve çok antika nevilerini liste gibi birer yerlerde öyle toplayıp süslettirir ki, değil yalnız ins ve cin nazarlarını, belki semâvât ehlinin ve kâinatın nazar-ı dikkatlerini ve takdirlerini ve Kâinat Sahibinin nazar-ı istihsanını celbetmekle gayet büyük bir ehemmiyet ve kıymet alan ve bu haysiyetle bu kâinatın hikmet-i hilkati ve büyük neticesi ve kıymetli meyvesi ve arzın halifesi olduğunu fenleriyle, san’atlarıyla gösteren ve dünya cihetinde Sâni-i Âlemin mu’cizeli san’atlarını gayet güzelce teşhir ve tanzim ettiği için, isyan ve küfrüyle beraber dünyada bırakılan ve azabı tehir edilen ve bu hizmeti için imhal edilip muvaffakiyet gören nev-i beni Âdem var.
Ve madem, bu mâhiyetteki nev-i benî Âdem, mizaç ve hilkat itibarıyla gayet zayıf ve âciz ve gayet acz ve fakrıyla beraber hadsiz ihtiyacâtı ve teellümâtı olduğu halde, bütün bütün kuvvetinin ve ihtiyarının fevkinde olarak, koca küre-i
[NOT]Dipnot-1 “Göklerin ve yerin Rabbi.” Ra’d Sûresi, 13:16 [/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Sâni-i Âlem: bütün varlık âlemini san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]antika: eski ve kıymetli sanat eseri[/TD]
[TD]arz: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azap: acı, sıkıntı, ceza[/TD]
[TD]celb etmek: kendine çekmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[TD]düstur: kâide, kural[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
[TD]ekser: çoğunluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâ-ı zevi’l-hayat: hayat sahibi canlıların çeşitleri[/TD]
[TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç hâli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
[TD]fevkinde: üstünde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halife: yeryüzünde Allah namına hareket eden insan[/TD]
[TD]haysiyet: itibar, özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haysiyetiyle: özelliğiyle[/TD]
[TD]hendese: mühendislik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hevesat: hevesler, gelip geçici istekler, arzular[/TD]
[TD]hikmet-i hilkat: yaratılış hikmeti, gayesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat: yaratılış[/TD]
[TD]hülâsa: özet, öz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyacat: ihtiyaçlar[/TD]
[TD]ihtiyar: dileme, istek, irade[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imhal etmek: müddet vermek, süre tanımak[/TD]
[TD]ins: insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itibarıyla: özelliğiyle[/TD]
[TD]kesret-i mahlûkat: yaratılmışların çokluğu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]mahiyet: esas nitelik, özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlukât: yaratılmışlar[/TD]
[TD]mahşer: haşir meydanı, kıyametten sonra insanların tekrar diriltilip toplanacakları yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
[TD]menşe: kaynak, kök[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mesken: ev, mekân[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşher: sergi, fuar[/TD]
[TD]mizaç: huy, tabiat, yaratılış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvaffakiyet: başarı[/TD]
[TD]mu’cize: yaratma noktasında bütün sebepleri âciz bırakan olağanüstü şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
[TD]nazar: bakış, dikkat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı dikkat: dikkat içeren bakış[/TD]
[TD]nazar-ı istihsan: güzel gören ve beğenen bakış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beni Âdem: Âdemoğulları, insanlar[/TD]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sebeb-i hilkat: yaratılış sebebi[/TD]
[TD]semâvât: gökler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvî: İlâhî, vahiyle gelen[/TD]
[TD]tanzim: düzenleme, düzene koyma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tanzim etmek: düzenlemek[/TD]
[TD]tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teellümât: elemler, acılar[/TD]
[TD]tehir etmek: ertelemek, sonraya bırakmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teshir etmek: boyun eğdirmek, emrine vermek[/TD]
[TD]tezyin: süsleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşhir: ilân etme, duyurma, sergileme[/TD]
[TD]zevi’l-ervâh: ruh sahipleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]âciz: güçsüz, zavallı[/TD]
[/TR]
[/TABLE]24 Ekim 2012: 09:07 #809302Anonim
arzı, o nev-i insana lüzumu bulunan her nevi madenlere mahzen ve her nevi taamlara ambar ve nev-i insanın hoşuna gidecek her çeşit mallara bir dükkân suretine getiren gayet kuvvetli ve hikmetli ve şefkatli bir mutasarrıf var ki, böyle nev-i insana bakıyor, besliyor, istediğini veriyor.
Ve madem, bu hakikatteki bir Rab; hem insanı sever, hem kendini insana sevdirir. Hem bâkidir, hem bâki âlemleri var, hem adâletle her işi görür. Ve hikmetle herşeyi yapıyor.
Hem, bu kısa hayat-ı dünyeviyede ve bu kısacık ömr-ü beşerde ve bu muvakkat vefâni zeminde o Hâkim-i Ezelînin haşmet-i saltanatı ve sermediyet-i hâkimiyeti yerleşemiyor. Ve nev-i insanda vuku bulan ve kâinatın intizamına ve adalet ve muvazenelerine ve hüsn-ü cemâline münâfi ve muhalif çok büyük zulümleri ve isyanları ve velinimetine ve onu şefkatle besleyene karşı ihanetleri, inkârları, küfürleri bu dünyada cezasız kalıp, gaddar, zâlim rahatla hayatını ve biçare mazlum meşakkatler içinde ömürlerini geçirirler. Ve umum kâinatta eserleri görünen şuadalet-i mutlakanın mâhiyeti ise, dirilmemek suretiyle o gaddar zâlimlerin ve meyus mazlumların vefat içindeki müsâvatlarına bütün bütün zıttır, kaldırmaz, müsaade etmez.
Ve madem, nasıl ki Kâinatın Sahibi, kâinattan zemini ve zeminden nev-i insanı intihap edip gayet büyük bir makam, bir ehemmiyet vermiş. Öyle de, nev-i insandan dahi makàsıd-ı rububiyetine tevafuk eden ve kendilerini iman ve teslim ile Ona sevdiren hakikî insanlar olan enbiya ve evliya ve asfiyayı intihap edip kendine dost ve muhatap ederek onları mu’cizeler ve tevfiklerle ikram ve düşmanlarını semâvî tokatlarla tazip ediyor. Ve bu kıymetli ve sevimli dostlarından dahi,
[TABLE]
[TR]
[TD]Hakîm-i Ezelî: varlığının başlangıcı olmayıp sürekli var olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah[/TD]
[TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adalet-i mutlaka: sınırsız, tam ve yerinde adalet[/TD]
[TD]asfiya: hem veli, hem de âlim olan büyük zâtlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[TD]bâkî: yok olmayan, sürekli ve kalıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyet vermek: önem vermek[/TD]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evliya: Allah’ın sevgili kulları, veliler[/TD]
[TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaddar: acımasız[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
[TD]hakikî: gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
[TD]haşmet-i saltanat: saltanatın haşmeti, görkemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[TD]hüsn-ü cemâl: güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intihap etmek: seçmek[/TD]
[TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahzen: depo[/TD]
[TD]makàsıd-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutmasındaki maksat ve gayeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazlum: zulme uğramış[/TD]
[TD]meyus: ümitsiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşakkat: güçlük, sıkıntı[/TD]
[TD]muhalif: aykırı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutasarrıf: sonsuz tasarruf hakkı olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah[/TD]
[TD]muvakkat: geçici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazene: denge[/TD]
[TD]mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hâl ve iş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâhiyet: esas özellik, nitelik[/TD]
[TD]münâfi: aykırı, zıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsaade etmek: izin vermek[/TD]
[TD]müsâvat: eşitlik, denklik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvî: İlahî, Allah tarafından gelen[/TD]
[TD]sermediyet-i hâkimiyet: egemenliğin devamlılığı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazip etmek: azap vermek, cezalandırmak[/TD]
[TD]tevafuk etmek: uygun olmak, birbirine denk gelmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevfik: başarı, muvaffakiyet[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]velînimet: nimeti veren, nimetin sahibi[/TD]
[TD]vuku: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer, dünya[/TD]
[TD]ömr-ü beşer: insan ömrü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şefkat: içten ve karşılıksız sevgi, merhamet[/TD]
[/TR]
[/TABLE]24 Ekim 2012: 09:09 #809303Anonim
onların imamı ve mefhari olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmı intihap ederek, ehemmiyetli küre-i arzın yarısını ve ehemmiyetli nev-i insanın beşten birisini uzun asırlarda onun nuruyla tenvir ediyor. Âdetâ bu kâinat onun için yaratılmış gibi, bütün gayeleri onunla ve Onun diniyle ve Kur’ân’ı ile tezahür ediyor. Ve o pek çok kıymettar ve milyonlar sene yaşayacak kadar hadsiz hizmetlerinin ücretlerini hadsiz bir zamanda almaya müstehak ve lâyık iken, gayet meşakkatler ve mücahedeler içinde, altmış üç sene gibi kısacık bir ömür verilmiş. Acaba hiçbir cihetle hiçbir imkânı, hiçbir ihtimali, hiçbir kàbiliyeti var mı ki, o zât, bütün emsâli ve dostlarıyla beraber dirilmesin? Ve şimdi de ruhen diri ve hayy olmasın, idam-ı ebedî ile mahv olsunlar? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ ve kellâ! Evet, bütün kâinat ve hakikat-i âlem onun dirilmesini dâvâ eder ve hayatını Sahib-i Kâinattan talep ediyor.
Ve madem, Yedinci Şuâ olan Âyetü’l-Kübrâ’da herbiri bir dağ kuvvetinde otuz üç adet icmâ-ı azîm ispat etmişler ki, bu kâinat bir elden çıkmış ve bir tek Zâtın mülküdür. Ve kemâlât-ı İlâhiyenin medarı olan vahdetini ve ehadiyetini bedahetle göstermişler. Ve vahdet ve ehadiyet ile, bütün kâinat o Zât-ı Vâhidin emirber neferleri ve musahhar memurları hükmüne geçiyor. Ve âhiretin gelmesiyle, kemâlâtı sukuttan ve adalet-i mutlakası müstehziyâne gadr-ı mutlaktan ve hikmet-i âmmesi sefahetkârâne abesiyetten ve rahmet-i vâsiası lâhiyâne tâzipten ve izzet-i kudreti zelilâne aczden kurtulurlar, takaddüs ederler.
Elbette ve elbette ve herhalde iman-ı billâhın yüzer nüktesinden, bu altı “madem”lerdeki
1 hakikatlerin muktezasıyla kıyamet kopacak, haşir ve neşir olacak,[NOT]Dipnot-1 “Ve madem” ile başlayan paragraflar [/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Sahib-i Kâinat: evrenin ve herşeyin yaratıcısı ve sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Vâhid: bir ve tek olan Zât, Allah[/TD]
[TD]abesiyet: faydasızlık ve gayesizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
[TD]adalet-i mutlaka: tam ve yerinde, sonsuz adalet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedahet: apaçıklık[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehadiyet: Allah’ın her bir şeyde Kendi varlığına ve sıfatlarına işaret eden birlik tecellisi[/TD]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emirber: emre hazır[/TD]
[TD]emsal: benzerler, örnekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gadr-ı mutlak: tam zulüm ve merhametsizlik[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-i âlem: dünyanın gerçeği, aslı[/TD]
[TD]hayy: diri, canlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
[TD]haşâ ve kellâ: asla ve asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-i âmme: kâinattaki umumi ve ilâhi gaye[/TD]
[TD]icmâ-ı azîm: çok büyük fikir birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
[TD]iman-ı billah: Allah’a iman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intihap etmek: seçmek[/TD]
[TD]izzet-i kudret: kudretin izzet ve şerefi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâlât: mükemmellikler, faziletler, üstünlükler[/TD]
[TD]kemâlât-ı İlâhiye: Cenâb-ı Allah’ın bütün noksanlıklardan yüce olan mükemmel isim ve sıfatları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kàbiliyet: yetenek[/TD]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
[TD]lâhiyâne: eğlenircesine, oynarcasına[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar: dayanak noktası, eksen[/TD]
[TD]mefhar: övünme sebebi, övünç kaynağı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşakkat: güçlük, sıkıntı[/TD]
[TD]mukteza: bir şeyin gereği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş[/TD]
[TD]mücahede: cihad etme, din uğrunda çaba harcama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstehak: hak etmiş, lâyık[/TD]
[TD]müstehziyâne: alay edercesine[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefer: asker, er[/TD]
[TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neşir: yayma, yayılma[/TD]
[TD]nükte: ince anlam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet-i vâsia: herşeyi kuşatan geniş rahmet[/TD]
[TD]ruhen: ruhi bakımdan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sefahetkârâne: anlamsızca, ahmakça[/TD]
[TD]sukut: alçalış, düşüş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takaddüs: kutsal olma, yüce ve temiz olma[/TD]
[TD]tenvir etmek: nurlandırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezahür etmek: görünmek, ortaya çıkmak[/TD]
[TD]tâzip: azap verme, cezalandırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[TD]zelilâne: zelil bir şekilde, alçakça[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Âyetü’l-Kübrâ: en büyük delil[/TD]
[TD]âhiret: öldükten sonraki hayat, öteki dünya[/TD]
[/TR]
[/TABLE]24 Ekim 2012: 09:12 #809304Anonim
dar-ı mücazat ve mükâfat açılacak—tâ ki arzın mezkûr ehemmiyeti ve merkeziyeti ve insanın ehemmiyeti ve kıymeti tahakkuk edebilsin. Ve arz ve insanın Hâlıkı veRabbi olan Mutasarrıf-ı Hakîmin mezkûr adaleti, hikmeti, rahmeti, saltanatı takarrur edebilsin. Ve o bâki Rabbin mezkûr hakiki dostları ve müştakları idam-ı ebedîden kurtulsun. Ve o dostların en büyüğü ve en kıymettarı, bütün kâinatı memnun ve minnettar eden kudsî hizmetlerinin mükâfatını görsün. Ve Sultan-ı Sermedînin kemâlâtı naks ve kusurdan ve kudreti aczden ve hikmeti sefahetten ve adaleti zulümden tenezzüh ve takaddüs ve teberri etsin.
Elhâsıl madem Allah var, elbette âhiret vardır.
Hem nasıl ki mezkûr üç erkân-ı imaniye, onları ispat eden bütün delilleriyle haşreşehadet ve delâlet ederler. Öyle de,
1 وَبِمَلٰۤئِكَتِهِ وَبِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ مِنَ اللهِ تَعَالٰى olan iki rükn-ü imanî dahi haşri istilzam edip kuvvetli bir surette âlem-i bekàya şehadet ve delâlet ederler. Şöyle ki:Melâikenin vücudunu ve vazife-i ubûdiyetlerini ispat eden bütün deliller ve hadsiz müşahedeler mükâlemeler, dolayısıyla âlem-i ervahın ve âlem-i gaybın ve âlem-i bekànın ve âlem-i âhiretin ve ileride cin ve ins ile şenlendirilecek olan dâr-ı saadetin ve Cennet ve Cehennemin vücutlarına delâlet ederler. Çünkü melekler bu âlemleri izn-i İlâhî ile görebilirler ve girerler. Ve Hazret-i Cebrâil gibi, insanlarla görüşen umum melâike-i mukarrebîn, mezkûr âlemlerin vücutlarını
[NOT]Dipnot-1 “Meleklere ve kadere, hayır ve şerrin Allah Tealâ’dan geldiğine inanmak.” [/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Hazret-i Cebrail: [bk. bilgiler – Cebrâil (a.s.)][/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mutasarrıf-ı Hakikî: gerçek tasarruf sahibi olan, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah[/TD]
[TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sultan-ı Sermedî: egemenliğinin sonu olmayan, devamlı ve sürekli olan Sultan, Allah[/TD]
[TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: dünya[/TD]
[TD]bâki: devamlı, sürekli, kalıcı, ölümsüz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cin ve ins: cinler ve insanlar[/TD]
[TD]dar-ı mücazat ve mükâfat: ceza ve mükafat yurdu, âhiret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dar-ı saadet: mutluluk yurdu, âhiret[/TD]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
[TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erkân-ı imaniye: imanın esasları[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
[TD]haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
[TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istilzam etmek: gerektirmek[/TD]
[TD]izn-i İlâhî: Allah’ın izni[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler[/TD]
[TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal[/TD]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike-i mukarrebîn: makam itibariyle Allah’a yakın olan melekler[/TD]
[TD]merkeziyet: merkezlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezkûr: zikredilen, adı geçen[/TD]
[TD]minnettar: şükran duyma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükâfat: ödül[/TD]
[TD]mükâleme: karşılıklı konuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşahede: görme, gözlem[/TD]
[TD]müştak: arzulu, çok istekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]naks: eksiklik, noksanlık[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rükn-ü imanî: imanın şartı, temel esası[/TD]
[TD]sefahet: anlamsızlık, ahmaklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[TD]tahakkuk etmek: gerçekleşmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takaddüs: kutsal olma, yüce ve temiz olma[/TD]
[TD]takarrur etmek: karar bulmak, sağlamca yerleşmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teberrî etmek: uzaklaşmak, vazgeçmek[/TD]
[TD]tenezzüh: kusur ve çirkinlikten uzak olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]vazife-i ubûdiyet: kulluk vazifesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücut: beden, varlık[/TD]
[TD]âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i ervâh: ruhlar âlemi[/TD]
[TD]âlem-i gayb: görünmeyen alem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i âhiret: âhiret âlemi[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.