- Bu konu 3 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
21 Ekim 2012: 09:01 #678441
Anonim
Dördüncü Hüccet-i İmâniyeOtuzuncu Lem’anın İkinci Nüktesi
وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ عِنْدَنَا خَزَاۤئِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُ اِلاَّ بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ
1
âyetinin bir nüktesi ve bir İsm-i Âzam veyahut İsm-i Âzamın altı nurundan bir nuru olan Adl isminin bir cilvesi, Birinci Nükte gibi, Eskişehir Hapishanesinde uzaktan uzağa göründü. Onu yakınlaştırmak için yine temsil yoluyla deriz:
Şu kâinat öyle bir saraydır ki, o sarayda mütemadiyen tahrip ve tamir içinde çalkanan bir şehir var. Ve o şehirde her vakit harp ve hicret içinde kaynayan bir memleket var. Ve o memlekette her zaman mevt ve hayat içinde yuvarlanan bir âlemvar.
Halbuki, o sarayda, o şehirde, o memlekette, o âlemde o derece hayret-engiz bir muvazene, bir mizan, bir tevzin hükmediyor; bilbedâhe ispat eder ki, bu hadsiz mevcudatta olan hadsiz tahavvülât ve vâridat ve masarif, herbir anda umum kâinatı görür, nazar-ı teftişinden geçirir birtek Zâtın mizanıyla ölçülür, tartılır. Yoksa, balıklardan bir balık, bin yumurtacıkla ve nebâtattan haşhaş gibi bir çiçek, yirmi bin tohumla ve sel gibi akan unsurların, inkılâpların hücumuyla, şiddetle muvazeneyi bozmaya çalışan ve istilâ etmek isteyen esbab başıboş olsalardı veyahut maksatsız, serseri tesadüf ve mizansız, kör kuvvete ve şuursuz, zulmetli tabiata havale edilseydi, o muvazene-i eşya ve muvazene-i kâinat öyle bozulacaktı ki, bir senede, belki bir günde hercü merc olurdu. Yani, deniz karma karışık şeylerle dolacaktı, taaffün edecekti. Hava gazât-ı muzırra ile zehirlenecekti. Zemin ise bir mezbele, bir mezbaha, bir bataklığa dönecekti. Dünya boğulacaktı.
[NOT]Dipnot-1 “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın. Herşeyi Biz belirli bir miktarla indiririz.” Hicr Sûresi, 15:21. [/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Adl: herşeyi dengeleyen ve sonsuz adalet sahibi olan Allah[/TD]
[TD]Eskişehir Hapishanesi: (bk. bilgiler – Eskişehir)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilbedâhe: açık bir şekilde[/TD]
[TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab: sebepler[/TD]
[TD]gazât-ı muzırra: zararlı gazlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız[/TD]
[TD]harp: savaş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havale etmek: bir işi başka birine bırakma[/TD]
[TD]hayret-engiz: hayret verici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hercümerc: karmakarışık[/TD]
[TD]hicret: göç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâp: değişme, dönüşme[/TD]
[TD]istilâ etmek: işgal altına almak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[TD]lem’a: parıltı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maksatsız: gayesiz, hedefsiz[/TD]
[TD]masarif: masraflar, giderler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[TD]mevt: ölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezbaha: hayvan kesim evi[/TD]
[TD]mezbele: çöplük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
[TD]mizansız: ölçüsüz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazene: denge[/TD]
[TD]muvazene-i eşya: varlıklardaki ölçü ve denge[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazene-i kâinat: kâinattaki denge ve ölçü[/TD]
[TD]mütemadiyen: sürekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı teftiş: denetleme bakışı[/TD]
[TD]nebâtat: bitkiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte: ince ve derin anlamlı söz[/TD]
[TD]taaffün etmek: çürümek, kokuşmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa[/TD]
[TD]tahavvülât: değişimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahrip: yıkılma[/TD]
[TD]temsil: benzetme, örnek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesadüf: rastlantı[/TD]
[TD]tevzin: ölçülü yapma, dengeleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]unsur: madde, element[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâridat: gelirler[/TD]
[TD]zemin: yeryüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zulmetli: karanlıklı[/TD]
[TD]âlem: dünya, evren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle[/TD]
[TD]İsm-i Âzam: Allah’ın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuursuz: bilinçsiz[/TD]
[/TR]
[/TABLE]22 Ekim 2012: 14:22 #809162Anonim
İşte, cesed-i hayvânînin hüceyrâtından ve kandaki küreyvât-ı hamrâ ve beyzâdan ve zerrâtın tahavvülâtından ve cihazat-ı bedeniyenin tenasübünden tut, tâ denizlerinvâridat ve masarifine, tâ zemin altındaki çeşmelerin gelir ve sarfiyatlarına, tâhayvânat ve nebâtâtın tevellüdat ve vefiyatlarına, tâ güz ve baharın tahribat ve tamiratlarına, tâ unsurların ve yıldızların hidemat ve harekâtlarına, tâ mevt ve hayatın, ziya ve zulmetin ve hararet ve burudetin değişmelerine ve döğüşmelerine ve çarpışmalarına kadar, o derece hassas bir mizanla ve o kadar ince bir ölçüyle tanzimedilir ve tartılır ki, akl-ı beşer hiçbir yerde hakikî olarak hiçbir israf, hiçbir abes görmediği gibi, hikmet-i insaniye dahi herşeyde en mükemmel bir intizam, en güzel bir mevzuniyet görüyor ve gösteriyor. Belki, hikmet-i insaniye, o intizam ve mevzuniyetin bir tezahürüdür, bir tercümanıdır.
İşte, gel, Güneş ile muhtelif on iki seyyarenin muvazenelerine bak. Acaba bumuvazene, güneş gibi, Adl ve Kadîr olan Zât-ı Zülcelâli göstermiyor mu? Ve bilhassa,seyyârâttan olan gemimiz, yani küre-i arz, bir senede yirmi dört bin senelik bir dairede gezer, seyahat eder. Ve o harika sür’atiyle beraber, zeminin yüzünde dizilmiş, istif edilmiş eşyayı dağıtmıyor, sarsmıyor, fezaya fırlatmıyor. Eğer sür’ati bir parça tezyid veya tenkis edilseydi, sekenesini havaya fırlatıp fezada dağıtacaktı. Ve bir dakika, belki bir saniye muvazenesini bozsa, dünyamızı bozacak, belki başkasıyla çarpışacak, bir kıyameti koparacak.
Ve bilhassa zeminin yüzünde, nebâtî ve hayvânî dört yüz bin taifenin tevellüdat vevefiyatça ve iaşe ve yaşayışça rahîmâne muvazeneleri, ziya güneşi gösterdiği gibi, birtek Zât-ı Adl ve Rahîmi gösteriyor.
Ve bilhassa o hadsiz milletlerin hadsiz efradından birtek ferdin âzâsı, cihazatı,
[TABLE]
[TR]
[TD]Adl: her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Allah[/TD]
[TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah[/TD]
[TD]Zât-ı Adl: her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Zât, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi Allah[/TD]
[TD]abes: faydasızlık, anlamsızlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]akl-ı beşer: insan aklı[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burudet: soğukluk[/TD]
[TD]cesed-i hayvânî: hayvanların bedeni[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihazat-ı bedeniye: bedeni oluşturan organlar[/TD]
[TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşya: varlıklar[/TD]
[TD]ferd: kişi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feza: uzay[/TD]
[TD]güz: sonbahar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız[/TD]
[TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hararet: ısı[/TD]
[TD]harekât: hareketler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvânat: hayvanlar[/TD]
[TD]hayvânî: hayvansal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hidemat: hizmetler[/TD]
[TD]hikmet-i insaniye: insan aklının ürünü olan felsefe ilmi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüceyrât: hücrecikler[/TD]
[TD]iaşe: besleme, yedirip içirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
[TD]israf: boş yere harcama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istif etmek: düzgünce yerleştirmek[/TD]
[TD]küre-i arz: yerküre[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ: alyuvarlar ve akyuvarlar[/TD]
[TD]masarif: masraflar, giderler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevt: ölüm[/TD]
[TD]mevzuniyet: ölçülü olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan: ölçü, terazi[/TD]
[TD]muhtelif: farklı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazene: denge[/TD]
[TD]mükemmel: eksiksiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
[TD]nebâtî: bitkisel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahîmâne: çok şefkatli bir şekilde[/TD]
[TD]sarfiyat: harcamalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sekene: bir yerde oturanlar, sakinler[/TD]
[TD]seyyarat: gezegenler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyyare: gezegen[/TD]
[TD]sür’at: hız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahavvülât: değişimler[/TD]
[TD]tahribat: tahripler, yıkımlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[TD]tamirat: tamir işlemleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tanzim etmek: düzenlemek[/TD]
[TD]tenasüb: uygunluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenkis etmek: eksiltmek[/TD]
[TD]tevellüdat: doğumlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezahür: görünme, ortaya çıkma[/TD]
[TD]tezyid etmek: arttırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]unsur: madde, element[/TD]
[TD]vefiyat: vefatlar, ölümler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâridat: gelirler[/TD]
[TD]zemin: yeryüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrât: atomlar[/TD]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zulmet: karanlık[/TD]
[TD]âzâ: organlar[/TD]
[/TR]
[/TABLE]22 Ekim 2012: 14:24 #809163Anonim
duyguları o derece hassas bir mizanla birbiriyle münasebettar ve muvazenettedir ki, o tenasüp, o muvazene, bedâhet derecesinde bir Sâni-i Adl ve Hakîmi gösteriyor.
Ve bilhassa her ferd-i hayvânînin bedenindeki hüceyrâtın ve kan mecrâlarının ve kandaki küreyvâtın ve o küreyvattaki zerrelerin o derece ince ve hassas ve harika muvazeneleri var; bilbedâhe ispat eder ki, herşeyin dizgini elinde ve herşeyin anahtarı yanında ve birşey birşeye mâni olmuyor, umum eşyayı birtek şey gibi kolayca idare eden birtek Hâlık-ı Adl u Hakîmin mizanıyla, kanunuyla, nizamıylaterbiye ve idare oluyor.
Haşrin Mahkeme-i Kübrâsında, mizan-ı âzam-ı adaletinde cin ve insin muvazene-i a’mâllerini istib’âd edip inanmayan, bu dünyada gözüyle gördüğü bu muvazene-i ekbere dikkat etse, elbette istib’âdı kalmaz.
Ey israflı, iktisatsız, ey zulümlü, adaletsiz, ey kirli, nezafetsiz, bedbaht insan! Bütünkâinatın ve bütün mevcudatın düstur-u hareketi olan iktisat ve nezafet ve adaleti yapmadığından, umum mevcudata muhalefetinle, mânen onların nefretlerine vehiddetlerine mazhar oluyorsun. Neye dayanıyorsun ki, umum mevcudatı zulmünle,mizansızlığınla, israfınla, nezafetsizliğinle kızdırıyorsun?
Evet, ism-i Hakîmin cilve-i âzamından olan hikmet-i âmme-i kâinat, iktisat veisrafsızlık üzerinde hareket ediyor, iktisadı emrediyor.
Ve ism-i Adlin cilve-i âzamından gelen kâinattaki adalet-i tâmme, umum eşyanın muvazenelerini idare ediyor. Ve beşere de adaleti emrediyor. Sûre-i Rahmân’da,
[TABLE]
[TR]
[TD]Hakîm: her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah[/TD]
[TD]Hâlık-ı Adl u Hakîm: herşeyi adaletle ve hikmetle yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mahkeme-i Kübrâ: âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme[/TD]
[TD]Sâni-i Adl: herşeyi sanatlı bir şekilde yaratan ve sonsuz adâlet sahibi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sûre-i Rahmân: Rahmân Sûresi, Kur’ân’ı Kerim’in 55. sûresi[/TD]
[TD]adalet-i tâmme: tam ve eksiksiz adalet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedbaht: talihsiz, bahtsız[/TD]
[TD]bedâhet: çok açık, âşikâr[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insan[/TD]
[TD]bilbedâhe: açık bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[TD]cihazat: organlar, cihazlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme[/TD]
[TD]düstur-u hareket: hareket etme kanunu, kuralı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşya: varlıklar[/TD]
[TD]ferd-i hayvânî: her bir hayvan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir: öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
[TD]hiddet: öfke[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-i âmme-i kâinat: bütün kâinatta var olan ilim, gaye ve fayda[/TD]
[TD]hüceyrât: hücrecikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktisat: tutumluluk, savurganlık yapmama[/TD]
[TD]ins: insan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ism-i Adl: Allah’ın sonsuz adalet sahibi olduğunu bildiren ismi[/TD]
[TD]ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yarattığını ifade eden ismi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]israf: savurganlık[/TD]
[TD]istib’âd: akıldan uzak görme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[TD]küreyvât: alyuvarlar ve akyuvarlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar olmak: elde etmek, üzerine almak[/TD]
[TD]mecrâ: akım yeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan-ı âzam-ı adalet: büyük adalet terazisi[/TD]
[TD]muhalefet: aykırı davranma, ters düşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazene-i a’mâl: yapılan işlerin, amellerin tartılıp hesaplanması[/TD]
[TD]muvazene-i ekber: en büyük düzen, denge[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazenet/muvazene: denge, denklik[/TD]
[TD]mânen: manevî olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâni: engel[/TD]
[TD]münasebettar: bağlantılı, ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nezafet: temizlik[/TD]
[TD]nizam: düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenasüp: uygunluk[/TD]
[TD]terbiye etme: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, yetiştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]zulüm: haksızlık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]22 Ekim 2012: 14:26 #809164Anonim
وَالسَّمَاۤءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ اَلاَّ تَطْغَوْا فِى الْمِيزَانِ وَاَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلاَ تُخْسِرُوا الْميِزَانَ
1
âyetindeki, dört mertebe, dört nevi mizana işaret eden, dört defa mizan zikretmesi, kâinatta mizanın derece-i azametini ve fevkalâde, pek büyük ehemmiyetini gösteriyor. Evet, hiçbir şeyde israf olmadığı gibi, hiçbir şeyde de hakikî zulüm ve mizansızlık yoktur.Ve ism-i Kuddûsün cilve-i âzamından gelen tanzif ve nezafet, bütün kâinatın mevcudatını temizliyor, güzelleştiriyor. Beşerin bulaşık eli karışmamak şartıyla, hiçbir şeyde hakikî nezafetsizlik ve çirkinlik görünmüyor.
İşte, hakaik-i Kur’âniyeden ve desâtir-i İslâmiyeden olan adalet, iktisat, nezafethayat-ı beşeriyede ne derece esaslı birer düstur olduğunu anla. Ve ahkâm-ı Kur’âniye ne derece kâinatla alâkadar ve kâinat içine kök salmış ve sarmış bulunduğunu ve o hakaiki bozmak, kâinatı bozmak ve suretini değiştirmek gibi, mümkün olmadığını bil.
Ve bu üç ziya-yı âzam gibi, rahmet, inâyet, hafîziyet misillü yüzer ihatalı hakikatler haşri, âhireti iktiza ve istilzam ettikleri halde, hiç mümkün müdür ki, kâinatta veumum mevcudatta hükümfermâ olan rahmet, inâyet, adalet, hikmet, iktisat venezafet gibi pek kuvvetli, ihatalı hakikatler, haşrin ademiyle ve âhiretin gelmemesiylemerhametsizliğe, zulme, hikmetsizliğe, israfa, nezafetsizliğe, abesiyete inkılâpetsinler?
Hâşâ, yüz bin defa hâşâ! Bir sineğin hakk-ı hayatını rahîmâne muhafaza eden
[NOT]Dipnot-1 “Gökyüzünü yükseltip nizam ve ölçü verdi. Tâ ki ölçüde sınırı aşmayın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle yerine getirin ve âhiretteki mizanınızı ziyana düşürmeyin.” Rahmân Sûresi, 55:7-9. [/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]abesiyet: faydasız ve gayesiz oluş[/TD]
[TD]adalet: her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
[TD]ahkâm-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın hükümleri, esasları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
[TD]beşer: insan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme[/TD]
[TD]derece-i azamet: büyüklük derecesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]desâtir-i İslâmiye: İslâmiyetin düsturları, prensipleri[/TD]
[TD]düstur: kural[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
[TD]esaslı: köklü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
[TD]hafîziyet: Allah’ın herşeyi koruyup saklaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik: gerçekler[/TD]
[TD]hakaik-i Kur’âniye: Kur’ân’ın hakikatleri, gerçekleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: asıl, gerçek, doğru[/TD]
[TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakk-ı hayat: yaşama hakkı[/TD]
[TD]hayat-ı beşeriye: insan hayatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir: âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâşâ: asla öyle değil[/TD]
[TD]hükümfermâ: hüküm süren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihatalı: kapsamlı[/TD]
[TD]iktisat: tutumluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
[TD]inkılâp etmek: dönüşmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik[/TD]
[TD]ism-i Kuddûs: Allah’ın kusur ve noksanlıklardan kutsal, pak ve temiz olduğunu ve her şeyi temiz yaptığını ifade eden ismi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]israf: boş yere kullanma, savurganlık[/TD]
[TD]istilzam etmek: gerekli kılmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[TD]merhametsiz: acımasız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mertebe: derece[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misilli: gibi, benzeri[/TD]
[TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhafaza eden: koruyan[/TD]
[TD]nevi: çeşit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nezafet: temizlik[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahîmâne: çok şefkatli bir şekilde[/TD]
[TD]suret: biçim, görünüş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tanzif: temizleme[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zikretmek: anmak[/TD]
[TD]ziya-yı âzam: en büyük ışık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
[TD]âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle[/TD]
[/TR]
[/TABLE]22 Ekim 2012: 14:27 #809165Anonim
bir rahmet, bir hikmet, acaba haşri getirmemekle, umum zîşuurların hadsiz hukuk-u hayatlarını ve nihayetsiz mevcudatın nihayetsiz hukuklarını zayi eder mi? Ve, tabiri caizse, rahmet ve şefkatte ve adalet ve hikmette hadsiz hassasiyet ve dikkat gösteren bir haşmet-i Rububiyet ve kemâlâtını göstermek ve kendini tanıttırmak ve sevdirmek için bu kâinatı hadsiz harika san’atlarıyla, nimetleriyle süslendiren bir saltanat-ı Ulûhiyet, böyle, hem umum kemâlâtını, hem bütün mahlûkatını hiçe indiren ve inkârettiren haşirsizliğe müsaade eder mi? Hâşâ! Böyle bir cemâl-i mutlak, böyle bir kubh-u mutlaka, bilbedâhe, müsaade etmez.
Evet, âhireti inkâr etmek isteyen adam, evvelce bütün dünyayı bütün hakaikiyleinkâr etmeli. Yoksa, dünya bütün hakaikiyle, yüz bin lisanla onu tekzip ederek bu yalanında yüz bin derece yalancılığını ispat edecek. Onuncu Söz kat’î delillerle ispat etmiştir ki, âhiretin vücudu, dünyanın vücudu kadar kat’î ve şüphesizdir.

[TABLE]
[TR]
[TD]adalet: her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi; denge[/TD]
[TD]bilbedâhe: açık bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâl-i mutlak: sınırsız güzellik[/TD]
[TD]evvelce: daha önce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
[TD]hakaik: gerçekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hassasiyet: duyarlılık[/TD]
[TD]haşir: âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşirsizlik: yeniden dirilmenin olmaması[/TD]
[TD]haşmet-i Rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan terbiye ve idareciliğinin haşmeti, görkemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak faydalı ve yerli yerinde olması[/TD]
[TD]hukuk: haklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hukuk-u hayat: yaşama hakları[/TD]
[TD]hâşâ: asla öyle değil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkâr etmek: kabul etmemek[/TD]
[TD]kat’î: kesin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâlât: mükemmel ve kusursuz özellikler[/TD]
[TD]kubh-u mutlak: mutlak çirkinlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[TD]lisan: dil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsaade etmek: izin vermek[/TD]
[TD]nihayetsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nimet: iyilik, lütuf[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saltanat-ı Ulûhiyet: bütün varlıkların tek İlâhı olan ve hiçbir ortak kabul etmeyen Allah’ın saltanatı[/TD]
[TD]tabiri caizse: söylenmesi uygun ise[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekzip etmek: yalanlamak[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık[/TD]
[TD]zayi etmek: kaybetmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîşuur: akıl ve şuur sahibi[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.