• Bu konu 8 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
10 yazı görüntüleniyor - 1 ile 10 arası (toplam 10)
  • Yazar
    Yazılar
  • #678463
    Anonim
      Onuncu Hüccet-i İmâniye

      (YİRMİNCİ MEKTUP)

      بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ blank.gif1 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ blank.gif2

      besmele.jpg

      لاۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ blank.gif3


      SABAH ve akşam namazından sonra tekrarı pek çok fazileti bulunan blank.gif4 ve Bir rivâyet-i sahîhada İsm-i Âzam mertebesini taşıyanblank.gif5 şu cümle-i tevhidiyenin on bir kelimesi var. Herbir kelimesinde, hem birer müjde ve beşaret, hem birer mertebe-i tevhîd-i rubûbiyet, hem bir İsm-i Âzam noktasında bir kibriyâ-i vahdet ve bir kemâl-i vahdâniyet vardır. Bu büyük ve ulvî hakikatlerin izahını sair Sözlere havale edip, birvaade binaen, şimdilik mücmel bir hülâsa suretinde iki makam, bir mukaddime ile ona bir fihriste yapacağız.


      [NOT]Dipnot-1 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

      Dipnot-2 “Hiçbir şey yoktur ki, Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.

      Dipnot-3 Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla “Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O birdir; Onun hiçbir şeriki yoktur. Mülk Ona ait, hamd Ona mahsustur. Hayatı veren de Odur, ölümü veren de Odur. O, kendisine asla ölüm ârız olmayan Hayy-ı Ezelîdir. Bütün hayır Onun elindedir. O herşeye hakkıyla kàdirdir. Herşeyin ve herkesin dönüşü de Onadır.” Buharî, Ezân: 155; Teheccüd: 21; Müslim, Zikir: 28, 30, 74, 75, 76; Tirmizî, Mevâkıt: 108; Hac: 104; Nesâî, Sehiv: 83-86; İbni Mâce, Dua: 10, 14, 16; Ebû Dâvud, Menâsik: 56; Dârîmî, Salât: 88, 90; Muvatta’, Hac: 127, 243; Kur’ân: 20, 22; Müsned, 1:47; 2:5; 3:320; 4:4; 5:191.

      Dipnot-4 bk. Müsned, 4:60; 5:415; Mecmeu’z-Zevâid, 10:107.

      Dipnot-5 bk. İbni Mâce, Duâ, 9.[/NOT]



      [TABLE]
      [TR]
      [TD]beşaret: müjde, sevindirici haber[/TD]
      [TD]binaen: –dayanarak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cümle-i tevhidiye: tevhid cümlesi; her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bildiren cümle[/TD]
      [TD]fazilet: mânevî değer ve üstünlük[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakikat: gerçek, esas[/TD]
      [TD]hülâsa: özet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]izah: açıklama[/TD]
      [TD]kemâl-i vahdâniyet: Allah’ın sonsuz birliği[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kibriyâ-i vahdet: Allah’ın birliğinin büyüklük ve azameti[/TD]
      [TD]mertebe: derece, makam[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mertebe-i tevhîd-i Rububiyet: varlık âleminin terbiye, tedbir ve idaresindeki birlik ve bu birliğin bir olan Allah’tan gelmesini bilme mertebesi[/TD]
      [TD]mukaddime: başlangıç, giriş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mücmel: kısaca, özet halinde[/TD]
      [TD]rivâyet-i sahîha: doğruluğu ve Peygamberimize ait olduğu şüphe götürmeyen rivâyet, hadis[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sair: diğer, başka[/TD]
      [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
      [TD]vaad: söz verme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]İsm-i Âzam: Allah’ın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #809307
      Anonim
        Mukaddime

        Kat’iyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır. Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman‑ı billâh içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.

        Evet, bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.

        Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette, âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu âvâre nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni dünyada, insan sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar biçare sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur.

        endOfSection.gifendOfSection.gif

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
        [TD]beşeriyet: insanlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bilfiil: fiilen, uygulamaya konulmuş[/TD]
        [TD]bilkuvve: potansiyel olarak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]biçare: çaresiz[/TD]
        [TD]cin ve ins: cinler ve insanlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]envâr: nurlar[/TD]
        [TD]esrar: sırlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]evham: vehimler, kuruntular[/TD]
        [TD]fâni: gelip geçici[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fıtrat: yaratılış[/TD]
        [TD]hakikî: gerçek, asıl[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
        [TD]hâlis: katıksız, saf[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hâmi: koruyucu[/TD]
        [TD]iltica: sığınma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]iman-ı billâh: Allah’a iman[/TD]
        [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istinad: dayanma[/TD]
        [TD]kalb-i insan: insan kalbi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kat’iyen: kesinlikle[/TD]
        [TD]kudret: İlâhî güç ve iktidar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]lezzet-i ruhaniye: ruhen alınan lezzet[/TD]
        [TD]marifetullah: Allah’ı tanıma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mazhar: erişme, nail olma[/TD]
        [TD]miskin: zavallı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muhabbetullah: Allah sevgisi[/TD]
        [TD]mukaddime: başlangıç, giriş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mâlik: sahip[/TD]
        [TD]mânen: mânevî olarak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müptelâ: düşkün, bağımlı[/TD]
        [TD]nev-i beşer: insanlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
        [TD]rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ruh-u beşer: insan ruhu[/TD]
        [TD]saadet: mutluluk[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]semeresiz: meyvesiz, sonuçsuz[/TD]
        [TD]sergerdan: şaşkın, başıboş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]suret: şekil, biçim[/TD]
        [TD]sâfi: temiz, arınmış[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sürur: sevinç[/TD]
        [TD]tenezzühgâh: gezinti yeri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ticaretgâh: alışveriş yeri[/TD]
        [TD]vahşetgâh: ürkütücü yer[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âciz: güçsüz, savunmasız[/TD]
        [TD]âli: yüksek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âlâm: elemler, acılar, sıkıntılar[/TD]
        [TD]âvâre: serseri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şekavet: mutsuzluk

        [/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #809308
        Anonim
          Birinci Makam

          Şu kelâm-ı tevhidînin on bir kelimesinin herbirinde birer müjde var. Ve o müjdede birer şifa ve o şifada birer lezzet-i mâneviye bulunur.

          BİRİNCİ KELİME

          لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ da şöyle bir müjde var ki:

          Hadsiz hâcâta müptelâ, nihayetsiz a’dânın hücumuna hedef olan ruh-u insanî şu kelimede öyle bir nokta-i istimdad bulur ki, bütün hâcâtını temin edecek bir hazine-i rahmet kapısını ona açar. Ve öyle bir nokta-i istinad bulur ki, bütün a’dâsınınşerrinden emin edecek bir kudret-i mutlakanın sahibi olan kendi Mâbudunu veHâlıkını bildirir ve tanıttırır, sahibini gösterir, mâliki kim olduğunu irâe eder. Ve oirâe ile, kalbi vahşet-i mutlakadan ve ruhu hüzn-ü elîmden kurtarıp, ebedî bir ferahı, daimî bir süruru temin eder.

          İKİNCİ KELİME

          وَحْدَهُ Şu kelimede şifalı, saadetli bir müjde vardır. Şöyle ki:

          Kâinatın ekser envâıyla alâkadar ve o alâkadarlık yüzünden perişan ve keşmekeş içinde boğulmak derecesine gelen ruh-u beşer ve kalb-i insan, وَحْدَهُ kelimesinde birmelce, bir halâskâr bulur ki, onu bütün o keşmekeşten, o perişaniyetten kurtarır. Yani, وَحْدَهُ mânen der:

          Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip minnet çekme. Onlara temelluk edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kâinat birdir. Herşeyin anah-tarı

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Hâlık: yaratıcı; her şeyi yaratan Allah[/TD]
          [TD]Mâbud: Kendisine kulluk edilen, Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Sultan-ı Kâinat: Kâinatın Sultanı, Allah[/TD]
          [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]a’dâ: düşmanlar[/TD]
          [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ekser: pek çok[/TD]
          [TD]emin etme: güven altına alma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]envâ: türler[/TD]
          [TD]hadsiz: sonsuz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]halâskâr: kurtarıcı[/TD]
          [TD]hazine-i rahmet: rahmet hazinesi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hâcât: ihtiyaçlar[/TD]
          [TD]hüzn-ü elîm: acı verici hüzün, üzüntü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]irâe etmek: göstermek[/TD]
          [TD]kalb-i insan: insan kalbi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kelâm-ı tevhidî: tevhide ait söz; her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bildiren söz[/TD]
          [TD]keşmekeş: karışıklık, kargaşa[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kudret-i mutlaka: sınırsız güç[/TD]
          [TD]kâinat: evren, yaratılmış her şey[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lezzet-i mâneviye: mânevî lezzet[/TD]
          [TD]melce: sığınak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mâlik: sahip[/TD]
          [TD]müptelâ: bağımlı, düşkün[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
          [TD]nokta-i istimdad: medet noktası; yardım alınan nokta[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
          [TD]ruh-u beşer: insan ruhu[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ruh-u insanî: insan ruhu[/TD]
          [TD]saadetli: mutluluk verici[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sürur: sevinç[/TD]
          [TD]temelluk: dalkavukluk[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tezellül: alçalma, kendisini küçük düşürme[/TD]
          [TD]vahşet-i mutlaka: tam bir yalnızlık ve ürküntü hali[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şer: kötülük[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #809309
          Anonim

            Onun yanında, herşeyin dizgini Onun elindedir. Herşey Onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.

            ÜÇÜNCÜ KELİME

            لاٰشَرِيكَ لَهُ Yani, nasıl ki ulûhiyetinde ve saltanatında şeriki yoktur; Allah bir olur,müteaddit olamaz. Öyle de, rububiyetinde ve icraatında ve icâdâtında dahi şeriki yoktur.

            Bazan olur ki, sultan bir olur, saltanatında şeriki olmaz; fakat icraatında, onun memurları onun şeriki sayılırlar ve onun huzuruna herkesin girmesine mâni olurlar, “Bize de müracaat et” derler. Fakat Ezel-Ebed Sultanı olan Cenâb-ı Hak, saltanatında şeriki olmadığı gibi, icraat-ı rububiyetinde dahi muinlere, şeriklere muhtaç değildir. Emir ve iradesi, havl ve kuvveti olmazsa, hiçbir şey hiçbir şeye müdahale edemez. Doğrudan doğruya herkes Ona müracaat edebilir. Şeriki ve muini olmadığından, o müracaatçı adama “Yasaktır, Onun huzuruna giremezsin” denilmez.

            İşte, şu kelime ruh-u beşer için şöyle bir müjde verir ki:

            İmanı elde eden ruh-u beşer, mânisiz, müdahalesiz, hâilsiz, mümanaatsız, her halinde, her arzusunda, her anda, her yerde o ezel ve ebed ve hazâin-i rahmet mâliki ve defâin-i saadet sahibi olan Cemîl-i Zülcelâl, Kadîr-i Zülkemâlin huzuruna giriphâcâtını arz edebilir. Ve rahmetini bulup kudretine istinad ederek kemâl-i ferah ve süruru kazanabilir.

            DÖRDÜNCÜ KELİME

            لَهُ الْمُلْكُ Yani, mülk umumen Onundur. Sen, hem Onun mülküsün, hem memlûküsün, hem mülkünde çalışıyorsun. Şu kelime, şöyle şifalı bir müjde veriyor ve diyor:

            Ey insan! Sen kendini, kendine mâlik sayma. Çünkü sen kendini idare edemezsin. O yük ağırdır; kendi başına muhafaza edemezsin, belâlardan sakınıp levazımatını

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Cemîl-i Zülcelâl: sınırsız heybet ve sonsuz güzellik sahibi olan Allah[/TD]
            [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Ezel-Ebed Sultanı: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan[/TD]
            [TD]Kadîr-i Zülkemâl: sıfatları, isimleri ve bütün işleri mükemmel olan ve kudreti herşeyi kuşatan Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]defâin-i saadet: mutluluk defineleri[/TD]
            [TD]ebed: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ezel: başlangıcı olmayan, sonsuz[/TD]
            [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]havl: güç, kuvvet[/TD]
            [TD]hazâin-i rahmet: Allah’ın rahmet hazineleri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâcât: ihtiyaçlar[/TD]
            [TD]hâil: engel, perde[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]icraat-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlıkları kuşatan idare ve terbiyesinin ve egemenliğinin sonucu olan faaliyetler[/TD]
            [TD]icâdât: yaratmalar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]irade: dileme, tercih, istek[/TD]
            [TD]istinad: dayanma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kemâl-i ferah ve sürur: tam bir sevinç ve mutluluk[/TD]
            [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]matlub: talep edilen, istek[/TD]
            [TD]memlûk: kul, köle[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muhafaza: koruma[/TD]
            [TD]muin: yardımcı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mâlik: sahip[/TD]
            [TD]mâni: engel[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mülk: sahip olunan şey, hükmedilen yer[/TD]
            [TD]mümanaat: engel olma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müteaddit: birden fazla, birçok[/TD]
            [TD]rahmet: şefkat, merhamet[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]rububiyet: rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
            [TD]ruh-u beşer: insan ruhu[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ulûhiyet: ilâhlık[/TD]
            [TD]umumen: tamamen[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şerik: ortak[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #809310
            Anonim

              yerine getiremezsin. Öyle ise, beyhude ıztıraba düşüp azap çekme. Mülk başkasınındır. O Mâlik hem Kadîrdir, hem Rahîmdir. Kudretine istinad et; rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safâyı bul.

              Hem der ki: Mânen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et. Ona bırak; cefâsını değil, safâsını çek. O hem Hakîmdir, hem Rahîmdir.Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkıgibi “Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler” de, pencerelerden seyret, içlerine girme.

              BEŞİNCİ KELİME

              لَهُ الْحَمْدُ Yani, hamd ve senâ, medih ve minnet Ona mahsustur, Ona lâyıktır. Demek nimetler Onundur ve Onun hazinesinden çıkar. Hazine ise daimîdir. İşte şu kelime şöyle müjde verip diyor ki:

              Ey insan! Nimetin zevâlinden elem çekme. Çünkü rahmet hazinesi tükenmez. Ve lezzetin zevâlini düşünüp o elemden feryad etme. Çünkü o nimet meyvesi, birrahmet-i bînihayenin semeresidir. Ağacı bâki ise, meyve gitse de yerine gelen var. Nimetin lezzeti içinde, o lezzetten yüz derece daha ziyade lezzetli bir iltifat-ı rahmetihamd ile düşünüp, lezzeti, birden yüz derece yapabilirsin. Nasıl ki, bir padişah-ı zîşânın sana hediye ettiği bir elma lezzeti içinde, yüz, belki bin elmanın lezzetinin fevkinde, bir iltifat-ı şahane lezzetini sana ihsas ve ihsan eder. Öyle de, لَهُ الْحَمْدُ kelimesiyle, yani hamd ve şükürle, yani nimetten in’âmı hissetmekle, yani Mün’imi tanımakla ve in’âmı düşünmekle, yani Onun rahmetinin iltifatını ve şefkatinin teveccühünü ve in’âmının devamını düşünmekle, nimetten bin derece daha leziz, mânevî bir lezzet kapısını sana açar.

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Hakîm: hikmet sahibi; herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
              [TD]Kadîr: kudret sahibi; herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Kadîr-i Rahîm: çok merhametli ve şefkatli olan ve sonsuz güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
              [TD]Mevlâ: efendi, sahip, koruyucu; Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Mâlik: sahip; her şeyin sahibi olan Allah[/TD]
              [TD]Mün’im: nimet verici; gerçek nimet verici olan ve yarattıklarını sonsuz bir şekilde nimetlendiren Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Rahîm: rahmet sahibi; rahmetinin çok özel tecellîleri olan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
              [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]beyhude: boşuna[/TD]
              [TD]bâki: kalıcı, devamlı; sonsuz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cefâ: zorluk[/TD]
              [TD]elem: acı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fevkinde: üstünde[/TD]
              [TD]hamd: şükür ve övgü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ihsan: bağışlama[/TD]
              [TD]ihsas: hissettirme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]iltifat: özenle ilgilenmek[/TD]
              [TD]iltifat-ı rahmet: İlâhî rahmet tarafından gelen lütuf[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]iltifat-ı şahane: yüksek iltifât, padişahın lütufla yaptığı özel muamele[/TD]
              [TD]in’âm: nimetlendirme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]istinad: dayanma[/TD]
              [TD]ittiham etmek: suçlamak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]keder: sıkıntı, üzüntü, bunalım[/TD]
              [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kâinat: evren, yaratılmış her şey[/TD]
              [TD]levazımat: gerekli olan şeyler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]medih: övgü, şükür[/TD]
              [TD]mânen: mânevî olarak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mülk: sahip olunan şey, hükmedilen yer[/TD]
              [TD]müteessir olmak: üzülmek, etkilenmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]padişah-ı zîşân: şanlı padişah[/TD]
              [TD]rahmet: şefkat, merhamet[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]rahmet-i bînihaye: sonsuz rahmet[/TD]
              [TD]safâ: rahat ve huzur[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]semere: meyve[/TD]
              [TD]senâ: övme, yüceltme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]teveccüh: yönelme[/TD]
              [TD]zevâl: yok olup gitme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ziyade: fazla[/TD]
              [TD]İbrahim Hakkı: (bk. bilgiler)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ıslah: düzeltme, iyileştirme[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #809311
              Anonim

                ALTINCI KELİME

                يُحْيِى Yani, hayatı veren Odur. Ve hayatı rızıkla idame eden de Odur. Ve levazımat-ı hayatı da ihzar eden yine Odur. Ve hayatın âli gayeleri Ona aittir ve mühim neticeleri Ona bakar; yüzde doksan dokuz meyvesi Onundur. İşte şu kelime, şöylefâni ve âciz beşere nidâ eder, müjde verir ve der:

                Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini omuzuna alıp zahmet çekme. Hayatın fenâsını düşünüp hüzne düşme. Yalnız dünyevî, ehemmiyetsiz meyvelerini görüp, dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme. Belki, o sefine-i vücudundaki hayat makinesi, Hayy-ı Kayyûma aittir. Masarıf ve levazımatını O tedarik eder. Ve o hayatın pek kesretli gayeleri ve neticeleri var ve Ona aittir. Sen o gemide bir dümenci neferisin. Vazifeni güzel gör, ücretini al, keyfine bak. O hayat sefinesi ne kadar kıymettar olduğunu ve ne kadar güzel faideler verdiğini ve o sefine sahibi Zâtın ne kadar Kerîm ve Rahîm olduğunu düşün, mesrur ol ve şükret. Ve anla ki, vazifeni istikametle yaptığın vakit, osefinenin verdiği bütün netâic, bir cihetle senin defter-i a’mâline geçer, sana bir hayat-ı bâkiyeyi temin eder, seni ebedî ihyâ eder.

                YEDİNCİ KELİME

                وَيُمِيتُ Yani, mevti veren Odur. Yani, hayat vazifesinden terhis eder, fâni dünyadan yerini tebdil eder, külfet-i hizmetten âzâd eder. Yani, hayat-ı fâniyeden, seni hayat-ı bâkiyeye alır. İşte şu kelime, şöylece fâni cin ve inse bağırır, der ki:

                Sizlere müjde! Mevt idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz değil, sönmek değil,firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam değil. Belki, bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır.

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Fâil-i Hakîm-i Rahîm: herşeyi sonsuz hikmet ve rahmetle yapan Allah[/TD]
                [TD]Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan, Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Kerîm: ikram sahibi; sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah[/TD]
                [TD]Rahîm: rahmet sahibi; rahmetinin çok özel tecellîleri olan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]adem: yokluk[/TD]
                [TD]beşer: insan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                [TD]cin ve ins: cinler ve insanlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]defter-i a’mâl: amel defteri, yapılan iyilik ve kötülüklerin kaydedildiği defter[/TD]
                [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ehemmiyetsiz: önemsiz[/TD]
                [TD]faide: fayda[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fenâ: son bulma, yok oluş[/TD]
                [TD]firak-ı ebedî: sonsuz ayrılık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fâil: bir işi yapan; fiilin sahibi[/TD]
                [TD]fâni: gelip geçici[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı hayat[/TD]
                [TD]hayat-ı fâniye: gelip geçici hayat[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hüzün: üzüntü[/TD]
                [TD]idame eden: devam ettiren[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihyâ etmek: hayat vermek[/TD]
                [TD]ihzar etmek: hazırlamak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]inkıraz: son bulma[/TD]
                [TD]in’idam: yok oluş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istikamet: doğruluk[/TD]
                [TD]kesretli: çok[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]külfet-i hizmet: hizmet yükü[/TD]
                [TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]levazımat: gerekli olan şeyler[/TD]
                [TD]levazımat-ı hayat: hayat için gerekli olan şeyler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]masarıf: masraflar, giderler[/TD]
                [TD]mesrur: sevinçli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mevt: ölüm[/TD]
                [TD]nefer: asker, er[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]netâic: neticeler, sonuçlar[/TD]
                [TD]nidâ etmek: seslenmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sefine: gemi[/TD]
                [TD]sefine-i vücud: vücut gemisi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tebdil: değiştirme[/TD]
                [TD]tebdil-i mekân: mekân değişikliği[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tedarik: elde etmek[/TD]
                [TD]tekâlif: yükler, vazifeler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]terhis: serbest bırakma[/TD]
                [TD]âciz: güçsüz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âli: yüce, yüksek[/TD]
                [TD]âzâd: serbest bırakma[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #809312
                Anonim

                  Saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.

                  SEKİZİNCİ KELİME

                  وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ Yani, bütün kâinatın mevcudatında görünen ve vesile-i muhabbet olan kemâl ve hüsün ve ihsanın hadsiz bir derece fevkinde bir cemâl ve kemâl veihsanın sahibi ve bütün mahbuplara bedel, birtek cilve-i cemâli kâfi gelen bir Mâbud-u Lemyezel, bir Mahbub-u Lâyezâlin ezelî ve ebedî bir hayat-ı daimesi var ki, şaibe-izevâl ve fenâdan münezzeh ve avârız-ı naks ve kusurdan müberrâdır. İşte şu kelime,cin ve inse ve bütün zîşuura ve ehl-i muhabbet ve aşka ilân eder ki:

                  Sizlere müjde! Mahbuplarınızdan nihayetsiz firakların yaralarını tedavi edip merhem süren bir Mahbub-u Bâkîniz var. Madem O var ve bâkidir; başkaları ne olursa olsun, merak çekmeyiniz. Belki o mahbuplarda sebeb-i muhabbetiniz olanhüsün ve ihsan, fazl ve kemâl, o Mahbub-u Bâkînin cilve-i cemâl-i bâkisinden çok perdelerden geçip, gayet zayıf bir gölgenin gölgesidir. Onların zevâlleri sizleri incitmesin. Çünkü onlar bir nevi âyinelerdir. Âyinelerin değişmesi, şâşaa‑i cemâlincilvesini tazeleştirir, güzelleştirir. Madem O var, herşey var.

                  DOKUZUNCU KELİME

                  بِيَدِهِ الْخَيْرُ Yani, her hayır Onun elindedir. Her yaptığınız hayrat Onun defterine geçer. Her işlediğiniz a’mâl-i saliha, yanında kaydedilir. İşte, şu kelime, cin ve inse nidâ edip müjde veriyor. Diyor ki:

                  Ey biçareler! Mezaristana göçtüğünüz zaman, “Eyvah, malımız harap olup sa’yimizhebâ oldu. Şu güzel ve geniş dünyadan gidip dar bir toprağa girdik”

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Mahbub-u Bâkî: varlığı hiçbir zaman son bulmayan ve herşeyden daha sevgili olan Allah[/TD]
                  [TD]Mahbub-u Lâyezâl: hiçbir zaman kaybolup gitmeyecek, yegâne sevgili olan Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Mâbud-u Lemyezel: varlığı asla son bulmayan ve ibadete lâyık tek ilâh olan Allah[/TD]
                  [TD]ahbab: sevilenler, dostlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]avârız-ı naks: noksanlık arızaları[/TD]
                  [TD]a’mâl-i saliha: Allah için yapılan iyi işler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]biçare: çaresiz, zavallı[/TD]
                  [TD]bâki: ölümsüz, sonsuz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cemâl: güzellik[/TD]
                  [TD]cilve: yansıma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cilve-i cemâl: güzelliğin yansıması[/TD]
                  [TD]cilve-i cemâl-i bâki: sonsuz güzelliğin bir yansıması[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cin ve ins: cinler ve insanlar[/TD]
                  [TD]ehl-i muhabbet: muhabbet sahipleri, sevgi ehli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ezelî ve ebedî: başlangıcı ve sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                  [TD]fazl: cömertlik, ihsan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fevkinde: üstünde[/TD]
                  [TD]firak: ayrılık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                  [TD]hayat-ı daime: sürekli hayat[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hayrat: hayırlar, iyilikler[/TD]
                  [TD]hebâ: boş, faydasız[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hüsün: güzellik[/TD]
                  [TD]ihsan: bağış, nimet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kemâl: mükemmellik, kusursuzluk[/TD]
                  [TD]kâinat: evren, yaratılmış her şey[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahbup: sevgili[/TD]
                  [TD]mecma: toplanma yeri[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mevcudat: varlıklar, var edilenler[/TD]
                  [TD]müberrâ: fenalıktan uzak, noksansız[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]münezzeh: arınmış; kusurdan uzak[/TD]
                  [TD]nevi: çeşit[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nidâ etmek: seslenmek[/TD]
                  [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
                  [TD]sa’y: çalışma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sebeb-i muhabbet: sevgi sebebi[/TD]
                  [TD]sevkiyat: toplu halde gönderme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vatan-ı aslî: asıl yurt[/TD]
                  [TD]vesile-i muhabbet: sevgi sebebi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]visal: kavuşma[/TD]
                  [TD]zevâl: yok oluş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zîşuur: şuur sahibi[/TD]
                  [TD]âlem-i berzah: dünya ile âhiret arasındaki kabir âlemi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âyine: ayna[/TD]
                  [TD]şaibe-i zeval ve fenâ: yok olup gitme ve gelip geçicilik kuşkusu[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şâşaa-i cemâl: güzelliğin parıltısı, gösterişi[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #809313
                  Anonim

                    demeyiniz, feryad edip me’yus olmayınız. Çünkü sizin herşeyiniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Her hizmetiniz kaydedilmiştir. Hizmetinizin mükâfâtını verecek ve her hayır elinde ve her hayrı yapabilecek bir Zât-ı Zülcelâl sizi celb edip yeraltında muvakkaten durdurur, sonra huzuruna aldırır. Ne mutlu sizlere ki, hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz. Zahmetiniz bitti; rahata ve rahmete gidiyorsunuz. Hizmet, meşakkat bitti; ücret almaya gidiyorsunuz.

                    Evet, geçen baharın defter-i a’mâlinin sahifeleri ve hidemâtının sandukçaları olan tohumları, çekirdekleri muhafaza eden ve ikinci baharda gayet şâşaalı, belki yüz derece aslından daha bereketli bir tarzda muhafaza eden, neşreden Kadîr‑i Zülcelâl, elbette sizin de netâic-i hayatınızı öyle muhafaza ediyor ve hizmetinize pek kesretlibir surette mükâfat verecektir.

                    ONUNCU KELİME

                    وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ Yani, O Vâhiddir, Ehaddir. Herşeye kàdirdir. Hiçbir şey Ona ağır gelmez. Bir baharı halk etmek, bir çiçek kadar Ona kolaydır. Cenneti halketmek, bir bahar kadar Ona rahattır. Her günde, her senede, her asırda yeniden yeniye icad ettiği hadsiz masnuatı, nihayetsiz kudretine nihayetsiz lisanlarla şehadet ederler.

                    İşte şu kelime dahi şöyle müjde eder; der ki:

                    Ey insan! Yaptığın hizmet, ettiğin ubûdiyet boşu boşuna gitmez. Bir dâr-ı mükâfat, bir mahall-i saadet senin için ihzar edilmiştir. Senin şu fâni dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler. İbadet ettiğin ve tanıdığın Hâlık-ı Zülcelâlin vaadine iman veitimad et. Ona, vaadinde hulf etmek muhaldir. Kudretinde hiçbir cihetle noksaniyetyoktur. İşlerine acz müdahale edemez. Senin küçük bahçeni halk ettiği gibi, Cenneti dahi senin için halk edebilir ve halk etmiş ve sana vaad etmiş. Ve vaad ettiği için, elbette seni onun içine alacak.

                    Madem bilmüşahede görüyoruz: Her senede, yeryüzünde hayvânat ve nebâtâtın üç yüz binden ziyade envâlarını ve milletlerini kemâl-i intizam ve mizanla,

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Ehad: her bir varlık üzerinde birliğinin izleri görünen ve bütün kemâl sıfatların sahibi olan bir Allah[/TD]
                    [TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan ve her şeyi yoktan yaratan Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Kadîr-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve kudreti herşeyi kuşatan Allah[/TD]
                    [TD]Vâhid: Zâtında, sıfatlarında, isimlerinde, işlerinde ve hükümlerinde asla ortağı ve benzeri olmayan ve birliği herşeyi kaplamış olan Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah[/TD]
                    [TD]acz: güçsüzlük[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bilmüşahede: gözle görerek[/TD]
                    [TD]bâki: kalıcı, sürekli, sonsuz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]celb etmek: çekmek[/TD]
                    [TD]defter-i a’mâl: amel defteri; yapılan iyilik ve kötülüklerin kaydedildiği defter[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dâr-ı mükâfat: mükâfat yurdu[/TD]
                    [TD]envâ: türler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fâni: gelip geçici[/TD]
                    [TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hayvânat: hayvanlar[/TD]
                    [TD]hayır: iyilik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hidemât: hizmetler[/TD]
                    [TD]hulf: sözünden dönme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
                    [TD]ihzar: hazırlama[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]itimad etmek: güvenmek[/TD]
                    [TD]kemâl-i intizam ve mizan: mükemmel bir düzen ve ölçü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kesretli: çok[/TD]
                    [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kàdir: herşeye gücü yeten[/TD]
                    [TD]mahall-i saadet: mutluluk yeri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]masnuat: san’at eserleri[/TD]
                    [TD]meşakkat: zorluk[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]me’yus: ümitsiz[/TD]
                    [TD]muhafaza: koruma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhal: olması imkânsız şey[/TD]
                    [TD]muvakkaten: geçici olarak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
                    [TD]netâic-i hayat: hayatın neticeleri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]neşreden: yayan[/TD]
                    [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]noksaniyet: eksiklik[/TD]
                    [TD]sandukça: küçük sandık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]suret: şekil, biçim[/TD]
                    [TD]ubûdiyet: kulluk[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vaad: söz verme[/TD]
                    [TD]ziyade: fazla[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
                    [TD]şâşalı: gösterişli, parlak

                    [/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #809314
                    Anonim

                      kemâl-i sür’at ve suhuletle haşredip neşreder. Elbette böyle bir Kadîr-i Zülcelâl,vaadini yerine getirmeye muktedirdir.

                      Hem madem her senede, öyle bir Kadîr-i Mutlak, haşrin ve Cennetin nümunelerini binler tarzda icad ediyor. Hem madem bütün semâvî fermanlarıyla saadet‑i ebediyeyi vaad edip Cenneti müjde veriyor. Hem madem bütün icraatı ve şuûnâtı hak ve hakikattir ve sıdk ve ciddiyetledir. Hem madem, âsârının şehadetiyle, bütün kemâlât Onun nihayetsiz kemâline delâlet ve şehadet eder. Ve hiçbir cihette naks ve kusur Onda yoktur. Hem madem hulfül vaad ve hilâf ve kizb ve aldatmak, en çirkin bir haslet ve naks ve kusurdur. Elbette ve elbette, o Kadîr-i Zülcelâl, O Hakîm-i Zülkemâl, o Rahîm-i Zülcemâl, vaadini yerine getirecek, saadet-i ebediye kapısını açacak,Âdem babanızın vatan-ı aslîsi olan Cennete sizleri, ey ehl-i iman, idhal edecektir.

                      ON BİRİNCİ KELİME

                      وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ Yani, ticaret ve memuriyet için, mühim vazifelerle bu dâr-ı imtihan olan dünyaya gönderilen insanlar, ticaretlerini yapıp, vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam ettikten sonra, yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelâllerine dönecekler ve Mevlâ-yı Kerîmlerine kavuşacaklar. Yani, bu dâr-ı fâniden gidip dâr-ı bâkide huzur-u Kibriyâya müşerref olacaklar. Yani, esbab dağdağasından ve vesâitin karanlık perdelerinden kurtulup, Rabb-i Rahîmlerine, makarr-ı saltanat-ı ebedîsinde perdesiz kavuşacaklar. Doğrudan doğruya, herkes, kendi Hâlıkı ve Mâbudu ve Rabbi ve Seyyidi ve Mâliki kim olduğunu bilecek ve bulacaklar.

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Hakîm-i Zülkemâl: sonsuz mükemmellik sahibi olan ve herşeyi hikmetle yaratan Allah[/TD]
                      [TD]Hâlık: yaratıcı; her şeyi yaratan Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan ve her şeyi yoktan yaratan Allah[/TD]
                      [TD]Kadîr-i Mutlak: hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmaksızın herşeye gücü yeten sonsuz kudret sahibi, Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Kadîr-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve kudreti herşeyi kuşatan Allah[/TD]
                      [TD]Mevlâ-yı Kerîm: ikramı bol olan dostumuz ve gözeticimiz Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Mâbud: Kendisine ibadet edilen, Allah[/TD]
                      [TD]Mâlik: sahip; her şeyin gerçek sahibi olan Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Rabb-i Rahîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan ve herbir varlığı terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
                      [TD]Rahîm-i Zülcemâl: sonsuz güzellik ve merhamet sahibi olan Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Seyyid: efendimiz ve sahibimiz olan Allah[/TD]
                      [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]dağdağa: kargaşa[/TD]
                      [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]dâr-ı bâki: devamlı olan ebedî yurt[/TD]
                      [TD]dâr-ı fâni: gelip geçici olan dünya yurdu[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]dâr-ı imtihan: imtihan yeri[/TD]
                      [TD]ehl-i iman: mü’minler; Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]esbab: sebepler[/TD]
                      [TD]ferman: buyruk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hak: doğru[/TD]
                      [TD]hakikat: gerçek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]haslet: özellik[/TD]
                      [TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]haşretmek: diriltmek[/TD]
                      [TD]hilâf: cayma, vaz geçme, zıt, ters[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hulfülvaad: sözünden dönme[/TD]
                      [TD]huzur-u kibriyâ: sonsuz büyüklük sahibi olan Allah’ın huzuru[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
                      [TD]idhal etmek: içine almak, dahil etmek, koymak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]itmam: tamamlama[/TD]
                      [TD]kemâl: mükemmellik, kusursuzluk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kemâl-i sür’at ve suhulet: tam bir hız ve kolaylık[/TD]
                      [TD]kemâlât: mükemmellikler, kusursuz sıfatlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kizb: yalan[/TD]
                      [TD]makarr-ı saltanat-ı ebedî: sonsuz İlâhî saltanatın merkezi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muktedir: güç ve iktidar sahibi; gücü yeten[/TD]
                      [TD]müşerref olmak: şereflenmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]naks: noksanlık, eksiklik[/TD]
                      [TD]neşretmek: yaymak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
                      [TD]semâvî: vahiyle gelen[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sıdk: doğruluk[/TD]
                      [TD]vaad: söz verme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vatan-ı aslî: asıl yurt[/TD]
                      [TD]vesâit: vasıtalar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Âdem: [bk. bilgiler – Âdem (a.s.)][/TD]
                      [TD]âsâr: eserler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
                      [TD]şuûnât: haller, işler, fiiller

                      [/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #809315
                      Anonim

                        İşte, şu kelime, bütün müjdelerin fevkinde şöyle müjde eder ve der ki:

                        Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun? Otuz İkinci Sözün âhirinde denildiği gibi, dünyanın bin sene mes’udâne hayatı, bir saat hayatına mukàbil gelmeyen Cennet hayatının; ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukàbil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun. Müptelâ ve meftun ve müştak olduğunuz mecazî mahbuplarda ve bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemâl, Onun cilve-i cemâlinin ve hüsn-ü esmâsının bir nevi gölgesi; ve bütün Cennet, bütün letâfetiyle, bir cilve-i rahmeti; ve bütün iştiyaklar ve muhabbetler ve incizaplar ve câzibeler, birlem’a-i muhabbeti olan bir Mâbud-u Lemyezelin, bir Mahbub-u Lâyezâlin daire-i huzuruna gidiyorsunuz. Ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan Cennete çağırılıyorsunuz. Öyle ise, kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.

                        Hem şu kelime şöyle müjde veriyor, diyor ki:

                        Ey insan! Fenâya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya vekesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz. Siz fenâya değil, bekàya gidiyorsunuz. Ademe değil, vücud-u daimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümata değil,âlem-i nura giriyorsunuz. Sahip ve Mâlik-i Hakikînin tarafına gidiyorsunuz. Ve Sultan-ı Ezelînin payitahtına dönüyorsunuz. Kesrette boğulmaya değil, vahdet dairesinde teneffüs edeceksiniz. Firaka değil, visale müteveccihsiniz.

                        endOfSection.gifendOfSection.gif


                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Cemîl-i Zülcelâl: sınırsız yücelik ve heybetiyle beraber, sonsuz güzellik sahibi Allah[/TD]
                        [TD]Mahbub-u Lâyezâl: asla kaybolup gitmeyecek yegâne sevgili olan Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Mâbud-u Lemyezel: varlığı asla son bulmayan ve ibadete lâyık tek ilâh olan Allah[/TD]
                        [TD]Mâlik-i Hakikî: her şeyin gerçek sahibi olan Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Allah[/TD]
                        [TD]adem: yokluk[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bekà: devamlılık, kalıcı olma[/TD]
                        [TD]cemâl: güzellik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cilve-i cemâl: İlâhî güzelliğin yansıması[/TD]
                        [TD]cilve-i rahmet: İlâhî rahmetin yansıması[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]câzibe: çekim[/TD]
                        [TD]daire-i huzur: huzur dairesi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]daire-i rahmet: rahmet dairesi[/TD]
                        [TD]fenâ: son bulma, yok oluş[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fevkinde: üstünde[/TD]
                        [TD]firak: ayrılık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hüsn-ü esmâ: İlâhî isimlerin güzelliği[/TD]
                        [TD]hüsün: güzellik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]incizap: kapılma, çekim[/TD]
                        [TD]iştiyak: şiddetli arzu ve istek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kesret: çokluk[/TD]
                        [TD]lem’a-i muhabbet: İlâhî sevginin parıltısı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]letâfet: hoşluk, güzellik[/TD]
                        [TD]mahbup: sevgili[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mecazî: gerçek olmayan[/TD]
                        [TD]meftun: düşkün[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mertebe-i huzur: Allah’ın yüce huzuruna çıkma seviyesi[/TD]
                        [TD]mes’udâne: mutlu bir şekilde[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mevcudat-ı dünyeviye: dünyadaki varlıklar[/TD]
                        [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mukàbil: karşılık[/TD]
                        [TD]müptelâ: bağımlı, tutkun[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müteveccih: yönelmiş, yönelen[/TD]
                        [TD]müştak: âşık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nevi: tür[/TD]
                        [TD]nisyan: unutulma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]payitaht: merkez, başkent[/TD]
                        [TD]rüyet-i cemâl: Rabbimizin güzelliğini seyretme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tevehhüm: kuruntuya kapılma, evhamlanma[/TD]
                        [TD]vahdet: birlik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]visal: kavuşma[/TD]
                        [TD]vücud-u daimî: ölümsüz, devamlı vücut[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ziyafetgâh-ı ebedî: sonsuz ziyafet yurdu[/TD]
                        [TD]zulümat: karanlıklar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âhir: son[/TD]
                        [TD]âlem-i nur: nur ve aydınlık âlemi

                        [/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                      10 yazı görüntüleniyor - 1 ile 10 arası (toplam 10)
                      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.