- Bu konu 3 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
27 Nisan 2009: 09:23 #652594
Anonim
İşte bu sizin ümmetiniz, bir tek millettir (ümmet-i vâhide)Rabbiniz de Benim Yalnız Bana kulluk edin” (21/92; 23/52)
İslam Dini, vahyî gerçekliğe kayıtsız-şartsız îman edip teslim olanların zihinsel kodlarını tevhîd ekseninde yeniden tanımlar; inanç, düşünce ve davranış kalıplarını sil-baştan değiştirir Hayatlarının merkezine Allah’ı yerleştirerek tepeden tırnağa “Allah’ın boyası” (2/13 ile boyanan Müminler; bütün iş ve ilişkilerini Allah’ın vaz’ettiği ilkelere göre şekillendirirken aidiyet duygularını ve kimliklerini de yeniden tanımlayıp kökten değiştirirler
Rablerinin kendilerine lâyık gördüğü “Müslümanlar” isminin(22/7 bilincinde olarak; kavim, kabile, renk, dil, kültür, coğrafya gibi kimlik tanımlamalarında kullanılan bütün cahilî/“lâ-dînî” yani seküler unsurları iptal eder ve yerine bir tek esası; “Îman/İslâm kardeşliği” esasını koyarlar
Îman Edenler Gerçek Kardeştirİslâm toplumu, zengini-fakiri, yetimi(2/220), kadını-erkeği(9/71), farklı dilleri ve renkleri(49/13) ile sadece “din kardeşleri”nden oluşan bir îman toplumudur Kur’ân-ı Kerîm, kimlik farklılaşmasında belirleyici unsur olarak îman ve ameli esas alır ve sadece vahyî gerçekliğe iman edip aynı tevhîdî hayat tarzını yaşayan insanları kardeşler olarak tanımlar
“Mü’minler sadece kardeştirler”(49/10)
“Eğer tevbe edip namazı kılar ve zekatı verirlerse, artık onlar dinde kardeşlerinizdir”(9/11)
Bu kardeşlik, önceki aidiyet/kimlik duygularından çok daha güçlü ve belirleyicidir
Hicret sonrası, Mekkeli ve Medineli Müslümanlar arasında yaşanan kardeşlik, bunun eşsiz bir örneğidir
Medine’de Enes b Malik’in evinde, o güne kadar insanların aşina olduğu kan ve süt kardeşliğinin çok ötesinde, insanlık tarihinde ilk kez, îman temelli ve maddî-manevî her tür ortaklığı, dayanışmayı içeren bir kardeşlik kurumu inşa edilmiştir
Medineli ensâr(yardımcılar), Mekkeli muhacir(göçmen) kardeşleriyle her şeylerini paylaşıp onları kendi nefislerine tercih etmişlerdir:
“Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler
Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir” (59/9)
Kardeş ilan edilen Müslümanlar, başlangıçta birbirlerine varis bile oldular Fakat varislik, iki yıl kadar sonra bir âyetle iptal edildi: “Rahim sahipleri (akraba olanlar), Allah’ın kitabına göre birbirlerine (varis olmaya) daha uygundurlar Allah her şeyi bilir” (8/75)
Muhacirler Medine’ye gelip başlarını sokacak bir yer bulamadıkları, geçimlerini sağlamak için ne yapacaklarını bilemedikleri zaman, Medineli kardeşleri onlara her türlü yardımı yapmış, evlerini açıp yemeklerini paylaştılar
Kardeşliğin tesisinden sonra ise bunlar bir zorunluluk halini aldı
Fedakarlıkta sınır tanımayan ensardan bazıları Rasulüllah’a başvurup kendi hurmalıklarını muhacirler arasında paylaştırmasını önerdiler
Rasulüllah(s) bunu kabul etmedi
Bu sefer ‘Bakım ve sulama işlerini Muhacirler üzerlerine alsınlar, ürünü onlarla paylaşalım’ dediler
Ensar, kardeşliğin gereklerini yerine getirmekte öylesine istekliydiler ki, onların bu özellikleri muhacirleri şaşkın ve hayran bırakmıştı
Muhacirler bir defasında Rasulüllah’a: ‘Ey Allah’ın Resulü! Yanlarına gelip sığındığımız bu insanların benzerini hiç görmedik Aza ortak edip, çoktan vermekte kendilerini geçecek hiç kimse yok Çalışmadık, ama bizi ürünlerine ortak ettiler Bu nedenle bütün sevabı onların toplamasından korkuyoruz Bu gidişle bize sevap kalmayacak’ dediler Rasûlüllah bu anlamlı sözler karşısında onlara; ‘Sizler onları övdüğünüz ve onlar için Allah’a duacı olduğunuz sürece sevapta siz de pay sahibisiniz’1 buyurdu Bu kardeşlik bilinci, Medine’de 120 yıl boyunca birbirlerinin kanını dökmekte olan Evs ve Hazrec kabileleri arasındaki düşmanlığa da son vermiş, onların kalplerini kaynaştırmıştı
27 Nisan 2009: 09:24 #740698Anonim
Kan Bağı ve Kan Kardeşliğiİman Kardeşliğinin Önüne GeçemezKur’an müminlere, değer/kıymet ölçüsünün ırk, kan, dil, renk değil takvâ olduğunu söyler:
“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık
Muhakkak ki Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı derin bir sorumluluk bilincine sahip(muttaki) olanınızdır
Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır”(49/13)
Kur’ân, aynı anne-babadan gelen insan türü arasında üstünlüğün kavim, kabile gibi ‘tanınma’ özelliklerinde değil ‘takvâ’da olduğunu vurgular
Muhammed Esed’e göre; “takvâ sahibi” anl
gelen ‘muttakî’nin “Allah’tan korkan” şeklindeki alışılagelen çevirisi, bu ibarenin olumlu içeriğini yeterli biçimde yansıtmaz, yani O’nun her zaman ve her yerde hazır olduğunun farkında olmayı ve kişinin bu farkında oluşun ışığı altında kendi varlığını biçimlendirme arzusunu Keza, “kötülükten sakınan” veya “sorumluluğu konusunda dikkatli olan” şeklindeki çeviri ise, İlahî sorumluluk bilinci kavramının sadece belirli bir yönünü yansıtır5Demek ki, kavim/kabile aidiyetine, “tanışma”nın ötesinde bir anlam yüklemek, bir ayrıcalık izafe etmek ilahî mesajın özüne ters düşer Zaten, âyetteki “li-te‘ârafû: birbirinizle tanışmanız için” ibaresi, “ma’rûf üzere birbirinizle hayırlarda yarışmanız için” şeklinde anlaşılmıştır
Aşağıdaki âyet; bir mümin için hiçbir şeyin Allah ve Rasûlü’nden ve O’nun yolundaki bir çabadan daha sevimli, daha değerli, daha anlamlı olamayacağını beyan buyurur
“De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resûlü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın (azap) emri gelinceye kadar bekleyedurun Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez” (9/24)
Eğer, kendilerine karşı ciddi zaaf taşıdığımız yakın akraba, aşiret/ırk, kardeş, eş, ana-baba, ticaret, mal-mülk gibi şeyler uğruna gösterdiğimiz çabalar -hâşâ- Allah’tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cehd etmekten bize daha sevimli gelmeye başlamışsa, -Allah korusun- bizler Sırât-ı Müstakim’den çıkmışız demektir; bu durumda da Allah’ın azabını hak etmemiz kaçınılmaz olur
Kısaca; Kur’ân îman-amel-takvâ esasının dışında bir değer ölçüsü tanımaz Allah’ın seçtiği kullar olan peygamberlerden bazılarının iman etmeyen eş, ana-baba ya da çocuklarının “aile”den sayılmamaları ve bu kutlu elçiler isteseler de onlara bir faydalarının dokunmaması ibretâmizdir:
“Allah, inkârcılara, Nuh’un karısı ile Lût’un karısını misal verdi Bu ikisi, kullarımızdan iki sâlih kişinin nikâhları altında iken onlara hainlik ettiler
Kocaları Allah’tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı Onlara: ‘Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!’ denildi”(66/10)
“Nuh Rabbine dua edip dedi ki: “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir Senin vâdin ise elbette haktır Sen hakimler hakimisin”
“Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim
“Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ben ziyana uğrayanlardan olurum!”(11/45-47)
“Hani İbrahim babası Azer’e: “Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti” (6/74)
“İbrahim’in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi Ne var ki, onun Allah’ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, ondan uzaklaştı” (9/114)
Dolayısıyla, müminler açısından din kardeşi olmayan gerçekte “kardeş”/“eş”/“velî” olamaz
Bütün peygamberler, çağrılarına uyanlarla yeni bir ‘kardeşlik hukuku’ inşa ederek işe başladılar
Kur’ân’da, “ kavmine kardeşleri ’i gönderdik”(örnek: 11/50,61,84,) kalıbıyla kıssaları sıkça tekrar edilen Nûh, Hûd, Salih, Lût, Şuayb peygamberler, kan kardeşleri olan bir toplumu uyarmakla görevlendirilmişler; ama, yeni bir temel yani iman esası üzerine yeni bir kardeşlik bilinci tesis etmeye başladıkları andan itibaren bizzat kan kardeşleri ve akrabaları tarafından dışlanmış, taşlanmış, haksızlığa uğratılmış, yurtlarından sürülmüş ve hatta şehid edilmişlerdir
27 Nisan 2009: 09:24 #740699Anonim
Ey insanlar iyi biliniz ki, cahiliye dönemine ait olan ve övünme nedeni kabul edilen her şey şu anda ayaklarımın altındadır; hepsi kaldırılmıştır
Bütün insanlar Adem’dendir ve Adem topraktan yaratılmıştır
İnsanlar iki kısımdır; bir kısmı Müslüman diğer kısmı kafirdir
Müslümanlar Allah katında değerli ve şereflidir
Kafir olanlar ise azgın ve yaramazdır
Kafirlerin Allah katında hiçbir değeri yoktur”
“İslâm çağında cahiliye özelliklerini ortaya çıkarmayın
Müslüman Müslümanın kardeşidir
Müslümanlar kendilerinden olmayanlara karşı birdirler, bütündürler
Düşmanlarına karşı topluca hareket eder, birbirleriyle yardımlaşırlar
Müslümanların kanları birbirine eşittir
Aralarında fark yoktur”2
Bu kardeşlik selam ve sevgi ile pekiştirildi
Peygamberimiz, Müminlerin birbirlerini sevmelerini ve her karşılaştıklarında selamlaşmaları istedi: “Varlığım (kudret) elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz Birbirinizi sevmedikçe de gerektiği gibi iman edemezsiniz Ben size yerine getirdiğiniz zaman aranızda sevgiyi oluşturup pekiştirecek bir şey söyleyeyim mi? O selâmdır Selâmı aranızda yaygınlaştırın”3
Müminlerin sevgi ve bağlılıkta tek vücut gibi olduklarını; vücudun bir organı acı çektiğinde bu acıyı bütün vücut yaşadığı gibi, müminlerin de birbirlerinin acılarına duyarsız olamayacaklarını ifade etti
Bir müminin diğer müminle üç günden fazla küs durmasının helal olmadığını, kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe gerçekten iman etmiş olamayacağını4 bildirdi
Ashab, îman kardeşliğine dair Kur’ânî hükümlere harfiyen uydular ve bunun bozulmaması için aralarındaki anlaşmazlıkları adaletle halledip düzeltmek için azami gayreti sarfettiler:
“Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever”
“Mü’minler ancak kardeştirler Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz” (49/9-10)
Keza onlar, mümin kardeşleri hakkında kötü zanda bulunmamaya, gıybet etmemeye, onların gizli yönlerini araştırmamaya, birbirlerine kötü lâkap takmamaya özen gösterdiler
“Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır
Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın)
Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin)
Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi?
İşte, bundan tiksindiniz
Allah’tan korkup-sakının
Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir” (49/12)
Zira onlar biliyorlardı ki; herkes bu dünyada yaptıklarının hesabını bir bir verecek ve o “kulakları sağır eden o ses geldiğinde, kişi o gün, kendi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacak”(80/33-36)
O gün kimsenin kimseye faydası dokunmayacak, kan bağının, akrabalığın, yakınlığın da bir anlamı olmayacak
27 Nisan 2009: 09:25 #740700Anonim
Kur’ân, sadece îman kardeşlerinin birbirlerini velî/dost/sırdaş edinebileceklerini, kafir/müşrik olanların ise akraba-aşiret hatta kardeş, anne-baba bile olsalar asla velî edinilemeyeceklerini sıkça tekrarlar
“Ey iman edenler, eğer imana karşı inkârı sevip-tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin Sizden kim onları veli edinirse, işte bunlar zalimlerdir” (9/23)“Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluk bulamazsın ki, Allah’a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi/dostluk bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri olsun Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir” (58/22)
Gerçek dostluk/kardeşlik, gönül bağı, kalb kaynaşması sadece inananlar arasında kurulur
“Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler İşte onlara Allah rahmet edecektir Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir” (9/71)
Müminler, ancak kendileri gibi takva bilincine sahip olan, Dosdoğru Yol’da yürüyen doğru insanlarla beraber olur(9/119), gerçek anlamda kardeşlik ilişkisi kurarlar Zira onlar bilirler ki, kendilerinden olmayanlar, müminlere düşmanlık edip tuzak kurmaktan asla geri durmazlar
“Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır Kalplerinde sakladıkları ise daha büyüktür Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz” (3/11
Kur’ân, kâfirlerin, münafıkların ve inkarcı Kitap ehlinin birbirlerine kardeş olduklarını ifşâ eder Onlar birbirlerindendirler, birbirlerine benzerler ve kötülük üzre birleşirler
“Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir Kötülüğü emreder, iyilikten meneder ve ellerini sımsıkı tutarlar Allâh’ı unuttular, O da onları unuttu Münafıklar; işte yoldan çıkanlar onlardır”(9/67)
“Münafıklık edenleri görmüyor musun; Kitap ehlinden inkâr eden kardeşlerine derler ki: ‘Andolsun, eğer siz (yurdunuzdan) çıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz
Eğer size karşı savaşılırsa elbette size yardım ederiz’ Oysa Allah, şahidlik etmektedir ki onlar, gerçekten yalancıdırlar” (59/11)
Yine Kur’ân-ı Kerim, Hesap gününde sadece ibadetlerimizden değil, bütün işlerimizden, ilişkilerimizden ve dostluklarımızdan da hesaba çekileceğimizi vurgulu bir dille hatırlatır:
“Yoksa Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır”(9/16)“Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah’a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (4/144)
Bu kardeşlik, insanların kendi takdirlerine ve değer ölçülerine göre değil din/îman bağına göre şekillenir ve müminlerin başka türden bir kardeşlik ilişkisi kurmalarına müsaade etmez; babaları belli olmayan kimsesizleri bile “din kardeşi” olarak bağırlarına basmalarını emreder:
“Onları (evlatlıkları) babaları adına çağırın Allah yanında o daha doğrudur Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin dinde kardeşleriniz ve velîleriniz/dostlarınızdır”(33/5)
İslâm toplumu, tarihte bunun en güzel örneklerini vermiştir Mesela; Emeviler devrinde, babası belli olmayan Ziyad bin Ebihi(622-673), bölge valiliği görevine kadar yükselebilmiştir
Nihayet; müminler arasındaki iman/İslâm kardeşliği sadece bu dünyaya has bir olgu değildir; onlar Cennet’te de kardeş olarak birbirlerini selamlayacaklardır(15/47) Kafirler ise, Cehennem’de, inkarcı kardeşlerini lânetleyeceklerdir(7/3
Ve Kur’ân, müminlerin, mümin kardeşleri için şöyle duâ etmelerini ister:
“Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin/ukde bırakma Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin” (59/10)
Çağdaş Şemmas’lara Karşı
“Allah’ın İpi”ne Sarılıp
27 Nisan 2009: 09:26 #740701Anonim
Birbirinde fani olma seviyesinde kardeşlik, dış dünyada tesir edecek en önemli faktörlerden biridirÖyle ki bizim kardeşliğimiz başkalarında neşvü nema bulup hayat soluklamalıBirbirinin fazilet ve meziyetleriyle iftihar etme ve onları aynen kendindeymiş gibi kabullenme yanlışlıkları görmeme,kendi nefsine karşı savcı kardeşinin nefsine karşıda avukat olma Muhammedi bir ahlaktır
Müslümanları birbirlerine sımsıkı kenetleyecek ve içlerindeki aksiyon ruhunu kamçılayarak birbirine merhamet göstererek bütünleşecek noktalarda birleşmeliKarşısındakini üzecek hal ve hareketlerinden sakınarak bu konuda adeta diken üstündeymiş gibi yaşamalıdır
Bizim kardeşliğimiz birer kor haline gelerek ve İlahi rahmetin sağnak sağnak inmesine vesile olmalıdırVifak ve ittifak içinde birbiriyle bütünleşmiş ve tek vücut haline geliniş bu cemaatın ruh ve gönlüne Allahın nusret ve yardım eli uzanacak ve onu hep müspete, güzele ve doğru tarafa çevirecektir, dolayısıyla de ümmetin yanılma payı en asgariye inmiş olacaktır Niyetleri halis olduğu için, belki bu yanılmalar da onlara sevap kazandıracaktır Fakat birbirinden kopuk çizgide bulunanlarda, aynı çizgide olmalarına rağmen bu dediklerimizin tahakkuku mümkün değildir Hele bir de çizgide inhiraflar, dolayısiyle de ihtilaflar baş gösterirse bir daha içinden çıkmak mümkün olmayan fasit daireye girilmiş olur Böyle bir fasit daireye giriş ise, hedefe sırtını dönüp koşan insan gibi, her attığı adım onu esas gaye ve hedeften uzaklaştırır Bizim kardeşliğimizin önemi çok mühimdir
Allah Rasulü SAV ve O’nun ashabı bu konuda zirveydilerBirinin yüzünde hüzün tüllense karşısındaki insan ateşlere atılmış gibi hisseder kardeşinin derdiyle dertlenirdi Bütünüyle onlar gibi olma, keyfiyet itibariyle mümkün olmayabilir Fakat biz, ancak onlara benzediğimiz nispette onların yaptıklarını yapabilme durumunda olduğumuzu da unutmamalıyızOnlar nasıl ve ne şekilde bir kardeşlik anlayışına sahiptiler ve bu kardeşlik anlayışı onları muvaffakiyette hangi noktalara getirdi, bizler için de bu kaide ve netice değişmeyecektir
Müsamaha bir Müslüman sıfatıdır Her Müslüman bu sıfatla muttasıf olmalıdır Müsamaha gönülleri yumuşatıcı bir unsurdur; hakikatları kabul ettirme de ancak onunla olur Maamafih, müsamaha ne kadar güzel bir haslet olursa olsun, ifrata-tefrite düşülmeden dengeli ve belli bir ölçü içinde olmalıdır
Allah Rasulü SAV kendi şahsına yapılan her türlü bed muameleye karşı alabildiğine müsamahalı davranırdı Ancak bir başkasının hakkı veya dinin esaslarına saldırı söz konusu olduğunda, kükremiş arslanlara döner ve o hak yerine gelinceye veya o bela defedilinceye kadar da yerinde duramazdı
Evet, biz bize karşı bağnazca, fanatikçe ve küfür hesabına mürteciyane hareket edenlere, müsamahalı, esnek ve bir mümine yakışır mürüvvet edebini takınarak mukabele etmek zorundayız Kuran’ın bize öğrettiği ahlâk anlayışı böyle olmamızı gerektirmektedir “Onlar (mü’minler) ki, boş bir şeyle karşılaştıklarında oradan vakarla geçip giderler” (Furkan/72)
Bir mü’minin ferdi planda daima göz önünde bulundurması gereken düstur Rabb’imizin şu ifadeleri olmalıdır: “Eğer affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoş görür ve bağışlarsanız bilin ki Allah (cc) Gafûrdur, Rahîmdir” (Teğâbûn/14)
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.