• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #662167
    Anonim

      Bismillâhirrahmânirrâhim..

      “Vazife-i hayatını bitirenler, bu dâr-ı faniden, mânen mesrurâne,
      dağdağasız diğer bir âleme giderler.
      Ta yeni vazifedarlara yer açılsın, gelip çalışsınlar.
      Bütün tevellüdat-ı hayvaniye ve insaniyye ise;
      ahz-ı askere, silâh altına, vazife başına gelmektir.
      Bütün zîhayat, birer muvazzaf mesrur asker,
      birer müstakkim memnun memurlardır.

      Bütün sadalar ise, ya vazife başlamasındaki zikir ve tesbih
      ve paydostan gelen şükür ve tefrih
      veya işlemek neş’esinden neş’et eden nağamâttır.
      Bütün mevcûdât, o mü’minin nazarında,
      Seyyid-i Kerim’inin ve Mâlik-i Rahim’inin birer mûnis hizmetkârı,
      birer dost memuru, birer şirin kitabıdır.
      Daha bunun gibi pek çok latif, ulvî ve leziz, tatlı hakikatlar,
      îmanından tecelli eder, tezâhür eder.”

      Demek îman, bir mânevî Tûba-yi Cennet çekirdeğini taşıyor.
      Küfür ise mânevî bir Zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor.
      Demek selâmet ve emniyet, yalnız İslâmiyette ve îmandadır.

      İman ile “emniyet”, İslam ile “teslimiyet”,
      kelime olarak, aynı kökten gelirler.

      Üstad bir risalesinde;
      iman ile Sultan-ı Kâinata intisap eden bir adamın
      kimseden pervası, korkusu olamayacağına vurgu yapar.
      Bütün mahlukat Allah’ın hükmü altındadır
      O’nun mülkü ve O’nun memlûküdürler.
      İman ile Allah’a sığınan kimse,
      Onun askerleri hükmünde bulunan varlıklardan
      ve olaylardan korkmaz;
      emniyetli bir hayat yaşar.

      Hastalıklar onun için günahlara kefaret
      manevî dereceler kazanmaya sebeptir.
      Ölüm, bir terhis tezkeresidir, ruhun serbest kalmasıdır
      kabir ise “cennet bahçelerinden bir bahçedir.”

      Böyle bir insan, her türlü kederden emin olmuş demektir.
      Şu var ki imandan gelen bu emniyete kavuşmak için
      İlâhî hükümlere teslim olmak yani İslâm’ın emirlerine uymak
      ve yasaklarından kaçınmak gerekir.
      Padişaha inanan bir kişinin onun emirlerine isyan etmesi
      onu padişahın hapishanesine gitmekten kurtarmaz.
      İmanla İslâm, yani inanmak
      ve inandığı gibi yaşamak birlikte olmalıdır.

      İşte iman öyle bir iksirdir ki
      insanı bütün kainatla dost ve ahbap yapar
      her şeye karşı bir ülfet ve ünsiyet kazandırır.
      İmanı kuvvetli olan bir Müminin nazarında her mahluk
      Allah’ın müstakim birer memuru dost bir hizmetkarıdır.
      Kainatın her tarafı şuur sahibi melekler ve ruhaniler ile şenlenmiştir.
      Hal böyle olunca Mümin olmak demek
      şu alemde vahşet ve yalnızlık çekmemek demektir..


      Lakin imanın bu kemal manaları
      her Müminde tam tecelli etmediği için
      bu ünsiyet ve dostlukları tam idrak edemiyor.
      Bu da imanın kuvvetsiz ve zayıflığından kaynaklanıyor.
      Öyle ise en güzel ve önemli yol
      imanımızı tahkiki bir surete çevirip kuvvetlendirmektir.


      Manevi ve ruhi hastalıkların büyük bir kısmı iman zaafı
      ve ibadetlerin eksikliklerinden ortaya çıkıyor.
      Nasıl maddi beden, gıdasız kalınca hastalanıyor ise
      manevi cihaz ve duygularımız da zikirsiz ve ibadetsiz kalınca
      bir takım manevi hastalıklara ve sıkıntılara sebebiyet veriyor.
      Bütün manevi hastalıkların ve sıkıntıların reçetesi ise
      tahkiki imanı elde etmek ve bunun gereği olan ibadetleri
      kemali ile ifa etmektir.

      tahkiki iman ise araştırmakla
      ve eksiksiz olmaya çalışmakla mümkündür
      işte bu tahkiki iman sayesinde insan takva sahibi olur
      ve takva ahiret aleminde kulu kuldan üstün kılan tek niteliktir
      kimsenin dünyada ki işine gücüne mevkisine bakılmayacak
      kul takvası ölçüsünce hesaba cekilecektir…

      Bakara süresinde takva sahiblerinden şöyle bahis geçer;
      “O takva sahipleri öyle kimselerdir ki, gayb’a iman ederler…”
      peki nedir takva ?
      Takva sahipleri tarif edilirken, ilk özellik olarak
      gayba iman etmelerine dikkat çekiliyor
      yani imanın bütün rükunları gaybdır

      Takva da üçe ayrılıyor
      Şirkten takva yani “Allah’a ortak koşmaktan sakınmak”
      Masiyetten takva yani “günahlardan uzak durmak”
      Masivadan takva yani “kalbe Allah sevgisinden
      ve Allah korkusundan başka sevgilerin
      ve korkuların girmesinden sakınmak”

      işte takva sahipleri denilince bu üç tehlikeden sakınan,
      uzak duran kimseler anlaşılır.

      takvalı olabilmek yani hakiki iman sahibi olmak için
      ilk ve en önemli kaide gayba iman !!
      o zaman gayba iman mevzusunu biraz daha açalım..

      “Gabya iman ederler.” ifadesi için iki ayrı mana veriliyor

      Birincisi;“Onlar görmedikleri halde iman ederler;
      akla, mantığa, delillere dayanarak iman ederler.”
      Diğer mana ise “Onlar gıyaben dahi iman ederler.
      Yani, münafıklar gibi sadece insanların arasında değil
      yalnız başlarına kaldıkları, kimsenin görmediği
      bilmediği hallerde de iman ederler.”
      Gaybın bir manası da ancak Allah’ın bildiği
      kimsenin bilemeyeceği hakikatlerdir ki
      bunlar imana konu değillerdir.

      Gabya iman konusunda Elmalılı Hamdi Yazır
      tefsirinde şu açıklamayı getirmiş;
      “Bizce gayb, görülemeyen değil, görülmeyen demektir.
      Biz delilsiz olan gayba değil, delili olan
      gayb-ı makule iman ediyoruz.”

      konuyu toparlayalım inşaAllah

      Takva sahipleri gayba iman ederler.
      Allahtan korkarlar, isyandan çekinirler.
      Her amellerinin meleklerin gördüğünü ve yazdığını düşünür
      yanlışlık yapmaktan korkarlar.
      Kitaplara iman onları Kur’ana aykırı işler yapmaktan alıkoyar.
      Peygamberlere iman onları Allah Resulünün yolundan
      ayrılma tehlikesine karşı uyanık tutar.

      Ahirete iman onlara bu dünyanın fani bir misafirhane
      bir imtihan salonu olduğunu bildirir
      ahiret azabı netice verecek işlerden ve davranışlardan onları korur.
      Kadere iman ise onlara kendi vazifelerini yapıp
      Allah’ın işine karışmama O’nun takdirine razı olma şuuru verir.
      Sabırsızlıktan, şekvadan, itirazdan onları muhafaza eder.

      Demek selamet ve emniyet yalnız İslamiyette ve imandadır.
      Öyle ise biz daima ;
      “Elhamdü lillâhi alâ dinil-İslam ve kemalil-îman” demeliyiz.

      velhasılı kelam tekraren ;
      “İman öyle bir iksirdir ki insanı bütün kainatla dost ve ahbap yapar;
      her şeye karşı bir ülfet ve ünsiyet kazandırır.”
      İmanı kuvvetli olan bir Müminin nazarında her mahluk
      Allah’ın müstakim birer memuru, dost bir hizmetkarıdır.
      Kainatın her tarafı şuur sahibi melekler ve ruhaniler ile şenlenmiştir.
      Hal böyle olunca, Mümin şu alemde vahşet ve yalnızlığa düçar olmaz..
      işte bu dünyada yalnızlık ve vahşetten koruyan hakiki iman
      öte alemlerde kulun mertebesini belirleyecek
      ve kul her iki alemde de kazanan bahtiyar kullardan olacaktır
      Allahın izniyle inşaAllah…


      Sübhaneke la ilmelena illa ma allemtena inneke entel alimul hakîm
      Sübhaneke la fehme lena illa ma fehtemtena inneke ente’l cevvadü’l kerim …

      Esselatü vesselamü aleyke Ya Seyyidel evveline vel ahirin vesselamün alel mürselin

      El Fatiha Meas Salavat…
      Amin..

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.