• Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #642913
    Anonim
      İmanın altı rüknünden çıkan öyle bir vahdanî hakikattır ki, tefrik kabul etmez. Ve öyle bir
      küllîdir ki, tecezzi kaldırmaz. Ve öyle bir külldür ki kabil-i inkısam olmazlar
      man kelimesi, imanın altı rüknünün tamamına inanma mânâsı tasır. Bu rükünlerin hepsine
      inanılması halinde ‘iman’ tahakkuk eder. Bu iman, ‘tefrik kabul etmez.’ Yani bir tek iman
      rüknüne bile iman edilmese o inanca “iman” denmez; batıl bir inanç denilir. O halde, iman “bir
      vahdanî hakikattir.”
      nsan, beden ve ruhtan meydana geliyor. Beden birçok organlardan tesekkül etmiş bir ‘kül’dür.
      Bu ‘kül’ bazen parçalara ayrılır. Bir kaza sonunda kolunu yahut ayagını kaybeden insan, yine insandır.
      Ama ruh öyle degildir. Ruhtaki hisleri, duyguları ondan ayırmak mümkün olmaz.
      Meselâ, görme sıfatına sahip olmayan bir ruh düsünemezsiniz. Hayat, irade, isitme, görme gibi
      sıfatlar da her insanın ruhunda vardır. Bedendeki bazı arızalarla bu sıfatların dış dünya ile

      ilgileri kesilebilir ve bir iş göremez hale gelebilirler; gözü olmayanın görmemesi, kulagı arızalı olanın
      isitmemesi gibi. Ancak, bu hal o sıfatların yok olması mânâsına gelmez. Nitekim, rüya âleminde

      o sagır insan da isitir, o kör adam da görür. Hem de uyanıkken sadece karsısındaki arkadaslarını
      gören insan, uykuya daldıgında yüz sene önce yasamış dedesini görebilir ve onunla sohbet
      edebilir.
      Nur Küllîyatında iman için “nur” tabiri kullanılır.

      “man hem nurdur, hem kuvvettir.” (Sözler)

      Nurun bölünmezligi, ruhun bölünmezliginden daha ileri seviyededir. Meselâ, sevaplar nurdurlar.
      Okudugumuz otuz hatmi otuz sevdiginize bagısladıgımızda, her birine bir cüz düsecegi gibi
      yanlış bir fikre kapılmayız. Biliriz ki, nur bölünmez ve bu otuz hatimden hasıl olan tüm sevap,
      hiç bölünmeden, her sevdigim zata aynen ulasacaktır.

      Bilindigi gibi, kül bölünür ama küllî bölünmez. Kül, bütün demektir, onun parçalara ayrılması
      mümkündür. Bir evin bölmeleri bir küllün cüzleridir. Gerektiginde bu bölmelerden birini evden
      ayırabilirsiniz. Mesela dört odalı evinizi üç odalı hale getirebilirsiniz. Ama, bazen, öyle

      “kül”
      olur ki, onu parçaladıgınızda küllün tamamı ortadan kaybolabilir. Bir atomdaki elektronların bir
      kısmını baska bir yere tasısanız artık o atomdan söz edilemez, ortaya bir baska atom çıkmış

      olur.

      Bir kelime de öyle degil mi? Kelime, harflerden tesekkül etmiş bir küldür. Ama ondan bazı
      harfleri çıkardıgınızda önceki kelimeden eser kalmaz; bir baska kelime ortaya çıkar.

      ste Bediüzzaman Hazretleri imanın böyle bir kül oldugunu nazara veriyor. man rükünlerinden
      birisine inanmayan bir insanın bu inancı, Kur’anî mânâda bir iman degildir.

      Küllîye gelince, o zaten bölünmez. Çünkü ‘küllî’, “tesahhusattan mücerret bir mahiyet”tir.
      Mücerretler ise bölünmezler; bölünen ancak müsahhastır. Mesela, yıldız dedigimiz zaman,
      gökyüzündeki bütün yıldızların cins ismini söylemiş oluruz. Bu isim, tesahhusattan mücerrettir.
      Yani, yıldız demekle belli bir gök cismini kast etmiş olmayız. Bir tek gök cismine yıldız

      denildigi
      gibi, bütün yıldızlara da aynı isim verilir. Yani bu ikincisinde yıldız mânâsı, parçalara

      bölünerek
      küçülmüs, kuvvetsiz kalmış degildir.

      Üstad hazretleri, imanın da bir küllî gibi bölünemeyecegini ifade ediyor.

      Burada akla bir soru gelebilir: Aynı durum, slâm’ın sartları için de geçerli degil midir? Bir

      insan
      slâm’ın bazı sartlarını yerine getirse de bazılarını getirmese, slâm dininden çıkar mı?

      slâm’ın beş rüknüne de iman etmek sarttır. Ama bu imanın amel âlemine aksetmesinde, bazı
      müminler ihmalkâr davranabiliyorlar. Meselâ, namaz kılmayan bir mümin, namazı tasdik ettigi
      ve o farzı yeri getirmemekle hata yaptıgını bildigi sürece iman dairesinden çıkmaz. Çünkü,
      burada terk edilen, iman degil ameldir. Amelin terki ise mümini günahkâr yapar, fasık yapar, ama
      kâfir etmez.
      Ehl-i sünnet itikadı böyledir.

      Bediüzzaman Hazretleri, ‘kebair’ yani büyük günah islemenin insanı küfre götürmedigi
      yolundaki ehl-i sünnet itikadını açıklarken söyle der:

      “Kebairi islemek, imansızlıktan gelmiyor, belki hiss ve hevesin ve vehmin
      galebesiyle akıl ve kalbin maglubiyetinden ileri gelir.” (Lem’alar)

      #704862
      Anonim

        Jae_ALLAHC.CRAZI.jpg

        #704881
        Anonim

          Ustad Bediüzzaman cok veciz sözler sölemiş o kadar guzel değinmiş ki cok alimin boğulduğu meseleri iki kelime ile bitiri vermiş hele şu söz bittim ya

          “Kebairi islemek, imansızlıktan gelmiyor, belki hiss ve hevesin ve vehmin
          galebesiyle akıl ve kalbin maglubiyetinden ileri gelir.” (Lem’alar)

          Ya Rabb bizlere aklımıza ve kalbimize hukmedebilecek iradeyi lütfeyle…(amin)

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.