• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #642510
    Anonim

      1- Prof. Dr. Mustafa Nutku anlatıyor:

      Rahmetli babam Dr. Sadullah Nutku ve psikiyatri uzmanı rahmetli Prof. Dr. Ayhan Songar bir uçak seyahatinde yan yana oturuyorlarmış.

      Daha önce tanışmadıklarından dolayı aralarında da herhangi bir sohbet olmamıştı. Rahmetli babam cebinden “Hastalar Risâlesi”ni çıkarıp kendi kendine, sessizce okumaya başlamış. Yanında oturan Prof. Dr. Ayhan Songar göz ucuyla bu kitabı epey bir süzmüş, ardından tanışmışlar. Babam, Hastalar Risâlesini, sesli okumaya başlamış. Prof. Dr. Ayhan Songar da dikkatle dinlemiş ve o zamana kadar dinlemediği Risâle-i Nur Külliyatının, psikiyatri uzmanı bir profesör olarak da kendisini çok ilgilendiren devâlarını dinlerken, bir ara kendini tutamayarak:

      “İnsan bu manevî devaları dinlerken, hasta olmayı temennî edeceği geliyor!” demiş.

      Prof. Dr. Ayhan Songar, daha sonra uzmanlık alanı ile ilgili olarak, kendisine muayene ve tedavi için gelen hastalarına çoğunlukla “Hastalar Risâlesi”ni tavsiye etmiş.

      Prof. Dr. Ayhan Songar, ömrünün sonlarına doğru kanser hastalığına yakalanmış. Ecelle randevusuna doğru geri sayımının son günlerinde, vücuduna yayılmış olan kanser hastalığı ile hastahanede yatarken yanından hiç ayırmadan okuduğu ve vefatında da yatağının yanı başında duran kitap, manevî devalar hazinesi “Hastalar Risâlesi” idi.

      2- Moral Dünyası Dergisi’nden Zeynep Türkoğlu’nun bir yazısından:

      Fatma Şahin… Radyo programcısı, engelliler rehabilitasyon merkezi aile danışmanı, idealist, dört kardeşin üçüncüsü. Yani en önemlisi “Engelleri Aşan” bir engelli. Ama güçlü bir iradenin sahibi… Açık Öğretim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü mezunu. Bir Belediye’nin de Rehabilitasyon Merkezinde aile danışmanlığı yapıyor. Moral FM’de de “Engelleri Aşanlar” isminde bir programı var.

      Çok rahat bir tavrı ve duruşu var hayata karşı. Halbuki bir rahatsızlığı olan kişiden, bundan daha farklı bir hal beklenir. Onun hastalığı, genetik bir sebebe bağlı olan bir kas hastalığıdır.

      Bundan sonrasını Fatma Şahin’den dinleyelim:

      “Teşhisin konulması çok uzun sürdü, neredeyse 13-14 yılı aldı. Tamam hastayım. Ama hayatıma nasıl devam edeceğim. Burada biri çıkıyor ve diyor ki, sen artık bir şey yapamazsın. Öyle otur bir kenarda. Yani hayatını bitmiş hissediyorsun, hem de daha yirmi beşinde ve bunu diyen kim biliyor musunuz; doktor!. Tam tersi olması gerekirken, bilgilendirecek ve teşvik edecekken…

      “Evet, maalesef doktor bizi böyle yönlendirmişti. Yani insanın bakışı da daha farklı oluyor. Ben bir ara çok hastalanırdım. Çünkü bunalıyorsun, bir şeyle ilgilenmiyorsun, bir işe yaramadığını hissediyorsun. Sanki süreni doldurmuşsun, her şey bitmiş. Sürekli bir yerlerim ağrıyordu. Doktora gidiyoruz, tabiî ki hastalık çıkmıyor, çünkü stresten bunlar. Adeta hastalık hastası olmuştum. Ama doktordan her seferinde kendimce eli boş dönmekten o kadar yorulmuştum ki. Kızıyordum da. Keşke bir hastalığım çıksa diye bekliyordum. Yani ciddî bir hastalığım olsun, ben de çok yaşamadan gideyim. Bu hale gelmiştim.

      “Evde bir şey yapmadan oturunca çok boş vakti oluyor insanın. Ben de o boşluğu okuyarak değerlendirmeye çalıştım. Çok okudum. Cidden çok okudum. Hastalar Risâlesi’ni okudum. Bir de benim gibi hasta olanlarla ilgili Hadis-i Şerifler çok ilgimi çekiyordu. Çok büyük moral oluyordu bana onlar. Aslında bu da başka bir süreçti. Yani hastalığımı kabullendikten sonra ilk olarak şöyle düşündüm. Bu belki de bana verilmiş bir cezadır. Ya da belki de aileme verilmiş bir cezadır. Sonra şöyle bir dönem başladı; iyi ki hastalanmışım, yoksa kim bilir o sağlığı nasıl yanlış şeylerde heba edecektim. “Ve yine okumaya sarıldım. Bilmezsiniz siz, bir ara uçacaktım neredeyse!”

      Bu misâller, ilk olmadığı gibi son da değildir. Çünkü, ruh-beden etkileşimi muhakkaktır. Ruhun manevî olarak beslenmesi ve tedavi edilmesi, bedeni de maddî olarak rahatlatacak ve stresten, tevekkülsüzlükten kaynaklanan hastalıkları da ortadan kaldıracaktır. Maddî ve bedenî hastalıkların altındaki İlâhî rahmeti göstermesi sırrı ile de, hastalığı sevdirecek ve isyan yerine şükür edecektir.

      Hastalar Risâlesi:

      • Hastalıkların da namaz, oruç ve diğer ibadetler gibi ibadete vesile olduğunu ve ondan istifade etmemiz gerektiğini,

      • Hastalık vasıtasıyla, Şafî ismine mazhar olunduğunu,

      • Hastalıkların insanın yüzünü asıl hayat olan ebedî hayata çevirmesi lüzumunu,

      • Sıhhatin ehemmiyetini hissettirmekle, Allah’ın bize verdiği nimetleri hatırlatıp şükrümüzü artırmamız hususunu,

      • Ölümü hatırlatmakla, bu dünyanın fani olduğunu ve ona aldanmamızın büyük bir helâket ve felâket olduğunu,

      • Hastalıkların, insanlar arasında ki hürmet, merhamet ve sevgi tohumlarını yeşerttiğini, ayrıca eski dostluk ve muhabbetleri tazelediğini,

      • Hastalığı artıran ve ikileştiren merakı kaldırmakla, hastalığı hafifletmenin yollarından önemli bir ipucunu da bizlere ders verir.

      Tefekkür Dergisi, Ocak-2007

      #805515
      Anonim

        İnsanların yaklaşık yarısı hastalar sınıfındandır. Onun için bu şifalı devalara çok ihtiyacımız oluyor. Şahsım adına hastalar risalesini çok okuyorum. Bu risalenin aşkıyla hastalık da güzel, ölüm de güzel gözüküyor.
        Abilerden birisi müthiş bir hastalığa yakalanıyor. Yani ameliyat olsa da ölecek, olmasa da ölecek. Rüyasında ona: “Abi niye gelmiyorsun, bak burada abiler var, kardeşler var, ders yapıyoruz” denilince daha beklemiyor. Derse iştirak ediyor.

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.