• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #665438
    Anonim

      İnsan evvela nefsini sever. Sonra akaribini, sonra milletini, sonra
      zihayat mahlukları, sonra kainatı, dünyayı sever. Bu dairelerin
      herbirisine karşı alakadardır. Onların lezzetleriyle mütelezziz ve
      elemleriyle müteellim olabilir.

      Halbuki şu herc ü merc alemde ve rüzgar
      deveranında hiçbir şey kararında kalmadığından biçare kalb-i insan, her
      vakit yaralanıyor. Elleri yapıştığı şeylerle, o şeyler gidip ellerini
      paralıyor, belki koparıyor. Daima ızdırab içinde kalır, yahut gaflet ile
      sarhoş olur.

      Madem öyledir, ey nefis! Aklın varsa, bütün o muhabbetleri
      topla, hakiki sahibine ver, şu belalardan kurtul.

      Şu nihayetsiz
      muhabbetler, nihayetsiz bir kemal ve cemal sahibine mahsustur.
      Ne vakit
      hakiki sahibine verdin, o vakit bütün eşyayı onun namıyla ve onun
      ayinesi olduğu cihetle ızdırabsız sevebilirsin.

      Demek şu muhabbet,
      doğrudan doğruya kainata sarfedilmemek gerektir. Yoksa muhabbet en leziz
      bir nimet iken, en elim bir nıkmet olur.

      Risalei-i Nur Külliyatı 24. Söz’den

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.