• Bu konu 12 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
14 yazı görüntüleniyor - 1 ile 14 arası (toplam 14)
  • Yazar
    Yazılar
  • #677785
    Anonim

      ﴿
      هُوَ الَّذِى خَلَقَ لَكُمْ مَا فِى اْلأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ اسْتَوٰۤى اِلَى السَّمَاۤءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
      blank.gif1


      Bu âyetin sabık âyetle cihet-i irtibatı:

      Evvelki âyette küfür ile küfran, delâil-i enfüsiye ile inkâr edilmiştir. Bu âyette, delâil-i âfâkiyeye işaret edilmiştir. Ve keza, evvelki âyette vücut ve hayat nimetlerine işaret edilmiş, bu âyette beka nimetine işaret edilmiştir. Ve keza, evvelki âyette, Sâniin vücuduna delil olmakla haşre bir mukaddeme olduğuna işaret edilmiş; bu âyette ise, âhiretin tahkikiyle şüphelerin izalesine işaret edilmiştir.

      Evet, sanki onlar diyorlar ki: “İnsana bu kadar kıymet ve ehemmiyet verilmesi nereden ve neye binaendir? Ve Allah’ın yanında mevkii nedir ki onun için kıyameti koparıyor?”

      Onlara cevaben Kur’ân-ı Kerim, bu âyetin işaretiyle diyor ki:

      “İnsanın pek yüksek bir kıymeti olmasaydı, semavat ve arz onun istifadesine muti ve musahhar olmazdı. Ve keza, insan ehemmiyetsiz olsaydı, mahlûkat onun için halk edilmezdi. Eğer insan ehemmiyetsiz ve kıymetsiz olsaydı, o vakit insan, mahlûkat için halk olunacaktı.

      Ve keza, insanın Hâlıkı yanında mevkii pek büyük olduğu içindir ki, âlem-i dünyayı kendisi için değil, beşer için, beşeri de ibadeti için halk etmiştir.”

      Hülâsa: İnsan mümtaz ve müstesnadır; hayvanlar gibi değildir. Onun için insan ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ blank.gif2 cevherine bir sadef olmuştur.


      [NOT]Dipnot-1 “O, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra semaya yöneldi ve gökleri yedi tabaka olarak tanzim etti. O herşeyi hakkıyla bilendir.” Bakara Sûresi, 2:29.
      Dipnot-2 “Sonra O’na döndürülürsünüz.” Bakara Sûresi, 2:28.
      [/NOT]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
      [TD]Sâni: her şeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]arz: dünya[/TD]
      [TD]bekà: devamlılık ve kalıcılık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]beşer: insan, insanlık[/TD]
      [TD]binaen: -dayanarak [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cevher: değerli şey, öz[/TD]
      [TD]cihet-i irtibat: irtibat, münasebet yönü [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]delâil-i enfüsiye: dahili deliller; kalb, vicdan, his ve lâtifeler gibi insanın iç âlemine konan donanımlarından hareketle Allah’ın varlığına ait deliller[/TD]
      [TD]delâil-i âfâkiye: insanın kendi dışındaki deliller, kâinattaki deliller[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ehemmiyet: önem[/TD]
      [TD]halk etme: yaratma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
      [TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
      [TD]izale etme: giderme, ortadan kaldırma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]keza: bunun gibi[/TD]
      [TD]küfran: iyilik bilmeme, nankörlük[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]küfür: nimeti örtme, nankörlük, inkâr[/TD]
      [TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması, kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları, mahşerde toplanmaları[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mahlukât: yaratılmışlar[/TD]
      [TD]mevki: konum, yer, değer[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mukaddeme: hazırlık[/TD]
      [TD]musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muti’: itaat eden, emre uyan[/TD]
      [TD]mümtaz: seçkin, üstün[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müstesna: seçkin[/TD]
      [TD]sabık: geçen, önceki[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sadef: içinde inci bulunan kabuk[/TD]
      [TD]semavat: gökler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tahkikî: araştırarak ve kesin delillere dayanarak[/TD]
      [TD]vücut: varlık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat[/TD]
      [TD]âlem-i dünya: dünya âlemi[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #805749
      Anonim


        Bu âyetteki cümlelerin nüktelerine geçiyoruz.

        Ey arkadaş! Birinci cümlede جَمِيعًا blank.gif1, ikinci cümlede ثُمَّ blank.gif2, üçüncü cümlede سَبْعَ blank.gif3 kelimeleri için bir tahkikat lâzımdır.blank.gif4

        C – O tahkikatı, altı nokta da izah edeceğiz.

        Birinci nokta: Aşağıda beyan edildiği gibi, hayatın öyle bir hâsiyeti vardır ki, hayat, cüz’ü küll, cüz’îyi küllî, ferdi nev’, mukayyedi mutlak, bir şahsı bir âlem gibi kılar. Binaenaleyh, tek bir insan, “Dünya benim evimdir. Dünyadaki envâ benim kavmimdir ve benim aşiretimdir ve bütün eşya ile muarefem ve münasebetim vardır” diyebilir.

        İkinci nokta: Bilirsin ki, âlemde sabit bir nizam vardır, muhkem bir irtibat vardır ve daimî düsturlar, esaslı kanunlar vardır. Bu itibarla, âlem, bir saat veya muntazam bir makine gibidir. Herbir çarkın, herbir vidanın, herbir çivinin, makinenin nizam ve intizamında bir hissesi ve makinenin netice ve faidelerinde bir tesiri olduğu gibi, ehl-i hayat için ve bilhassa beşer için de bir faidesi var.

        [NOT]
        Dipnot-1
        Tamamı, hepsi.
        Dipnot-2 Sonra (bk. ḥ-r-f: Atıf harfleri).
        Dipnot-3 Yedi.
        Dipnot-4 Arapça İşârâtü’l-İ’câz’da şu ibare vardır ki, tercüme edilirken tay edilmiştir:BİRİNCİ MES’ELE:S – Bu ayetin işaretinden anlıyoruz ki, arzdaki herşey beşerin istifadesine aittir. Halbuki bir tek insanın (meselâ Zeyd’in) koca arzın herbir eczâsından istifadesi nasıl tasavvur edilebilir? Habib ve Ali, Bahr-i Muhît-i Kebîrde bir adanın ortasındaki bir dağın ücrâ bir köşesindeki bir taştan nasıl istifade edecek? Zeyd’in malı Ömer’in istifadesine nasıl verilebilir? Zîra bu ayet diğer kardeşleriyle beraber herşeyin—tevziat olmaksızın—herbir ferde ait olduğunu bildiriyor. Ve keza, Güneş ve ay gibi büyük cirimler nasıl Zeyd ile Ömer’e ait olabilirler? Çünkü onların onlardan istifadeleri pek cüzîdir. Hem zararlı şeyler nasıl beşerin istifadesi için olabilir? Zîra Kur’an’da mücâzefe olamaz. Belâgat-i hakikiyesine mübâlağa yakışmaz.
        [/NOT]

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Ali: (bk. bilgiler – Ali Aras)[/TD]
        [TD]Bahr-i Muhît-i Kebîr: Büyük Okyanus[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Habib: (bk. bilgiler – Molla Habib)[/TD]
        [TD]arz: dünya[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]aşîret: kabile [/TD]
        [TD]belâgat-i hakikiye: gerçek belagat[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
        [TD]beşer: insan, insanlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
        [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cüz’: parça[/TD]
        [TD]cüz’î: küçük, ferdî[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]daimî: devam eden, sürekli[/TD]
        [TD]düstur: kural, prensip[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ecza: kısımlar, bölümler[/TD]
        [TD]ehl-i hayat: hayat sahipleri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
        [TD]ferd: kişi, birey, şahıs[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hâsiyet: özellik, hususiyet[/TD]
        [TD]intizam: düzenlilik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]irtibat: bağ, ilişki[/TD]
        [TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]itibar: özellik[/TD]
        [TD]izah: açıklama[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kavim: topluluk[/TD]
        [TD]keza: bunun gibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]küll: bütün[/TD]
        [TD]küllî: bir sınıfa ait bireylerin toplamı; tür[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muarefe: tanışma, tanışıklık[/TD]
        [TD]muhkem: sağlam, kuvvetli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mukayyed: kayıtlı, sınırlı[/TD]
        [TD]muntazam: düzenli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mutlak: sınırsız[/TD]
        [TD]mübalağa: abartı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mücâzefe: söz ile karşısındakinin hakkını örtme, aldatma[/TD]
        [TD]münasebet: alâka, ilgi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nev: çeşit, tür[/TD]
        [TD]nizam: düzen, kanun, sistem[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
        [TD]sabit: yerleşik, kesin[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tahkikat: araştırmalar; hakikatı araştırma, kesinlik[/TD]
        [TD]tasavvur: düşünme, hayal[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tay etme: atlama, geçme[/TD]
        [TD]tevziat: dağıtım[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zîra: çünkü[/TD]
        [TD]âlem: dünya; evren, kâinat[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #805750
        Anonim


          Üçüncü nokta: Aşağıda işiteceğin gibi, istifadede müzahemet ve münakaşa yoktur. Nasıl ki Zeyd diyebilir ki, “Şems benim lâmbamdır, dünya benim evimdir.” Ömer de öyle diyebilir ve aralarında münakaşa da olmaz. Evet, Zeyd, meselâ dünyada tek farz edilirse, istifadesi nasılsa, bütün insanlar içinde iken istifadesi yine öyledir-ne fazla olur ne noksan. Yalnız “gâreyn”e ait olan kısım müstesnadır. Zira yiyecek, içecek ve saire şeylerde münakaşa olur.

          Dördüncü nokta: Âlem için tek bir yüz, bir cihet değil, pek çok umumî ve muhtelif vecihler vardır. Ve faideleri temin eden kesretle umumî ve mütedahil, yani birbiri içinde cihetler vardır. Ve istifade yollarının da envâen türlü türlü tarikleri vardır. Meselâ senin güzel bir bahçen vardır. O bahçe, bir cihetten senin istifadene tahsis edildiği gibi, diğer bir cihetten de halkı faidelendirir. Meselâ o bahçenin hüsnüne, güzelliğine her bakan bir zevk alır, bir inşirah peyda eder; bunda bir mâni yoktur.

          Kezalik, insanın beş zahirî, beş bâtınî olmak üzere on tane hassası ve duygusu vardır. İnsan, bu duygularıyla ve keza cismiyle, ruhuyla, kalbiyle dünyanın her bir cüz’ünden istifade edebilir; mâni yoktur.

          Beşinci nokta: Bu âyetle diğer bazı âyetlerden anlaşılıyor ki, bu büyük dünya insan için yaratılmıştır. Ve yaratılışında, insanın istifadesi ille-i gaiye olarak nazara alınmıştır. Halbuki arzdan pek büyük olan Zühal’in, meselâ beşeri faidelendiren, yalnız ziyneti ve zayıf bir ziyasıdır. Bu cüz’î faide için ne suretle beşer ona ille-i gaiye olur?

          Elcevap: Bir faideyi takip eden adam, bütün fikrini, hayalini o faideye hasreder ve ondan mâada birşeye bakmaz. Ve herşeye kendi hesabına bakar, kimseyi nazara almaz. Hattâ kendisini ille-i gaiye zanneder. Binaenaleyh, bu gibi adama karşı makam-ı imtinanda söylenilen o gibi kelâmlarda mübalâğa yoktur. Evet, binlerce hikmetler için yaratılan Zühal’in herbir hikmetinde binlerce cihetler ve herbir cihetinde binlerce istifade edenler bulunduğu halde, “Hilkatinde o adamın istifadesi, ille-i gaiyeden bir cüz olarak düşünülmüştür” denilirse ne mânii var? Çünkü ille-i gaiye, daima basit birşeyden ibaret değildir.


          Altıncı nokta: İmam-ı Ali’nin وَتَزْعُمُ اَنَّكَ جِرْمٌ صَغِيرٌ وَفِيكَ اِنْطَوَى الْعَالَمُ اْلاَكْبَرُ blank.gif1


          [NOT]Dipnot-1 Sen kendinin küçük bir varlık olduğunu zannedersin. Halbuki senin içinde büyük âlem dürülmüştür.
          [/NOT]

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Zühâl: Satürn gezegeni[/TD]
          [TD]beşer: insanlık [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
          [TD]bâtınî: dahile ait, iç[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
          [TD]cüz’: parça, kısım[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cüz’î: küçük, ferdî, sınırlı[/TD]
          [TD]envâen: çeşit çeşit olarak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]farz etmek: sanmak, zannetmek[/TD]
          [TD]gâreyn: ağız ve tenasül organları[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hasretmek: belirli bir şeyle sınırlama, bir şeye özgü kılmak[/TD]
          [TD]hassa: duyu[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
          [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hüsn: güzellik[/TD]
          [TD]ille-i gaiye: asıl gaye, maksat[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]inşirah: ferahlanma, sevinme [/TD]
          [TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kelâm: söz, ifade[/TD]
          [TD]kesret: çokluk[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]keza/kezâlik: bunun gibi[/TD]
          [TD]makam-ı imtinan: verilen nimet ve ihsandan söz etme makamı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muhtelif: çeşitli, farklı[/TD]
          [TD]mübalâğa: abartı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]münakaşa: tartışma[/TD]
          [TD]müstesna: hariç[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mütedahil: birbiri içinde, iç içe[/TD]
          [TD]müzahamet: sıkışıklık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nazar: dikkat, bakış[/TD]
          [TD]nazara almak: dikkate almak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]peydâ: meydana gelme, ortaya çıkma[/TD]
          [TD]sair: diğer, başka[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tarik: yol[/TD]
          [TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vecih: yön, yüz[/TD]
          [TD]zira: çünkü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
          [TD]ziynet: süs[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zâhirî: görünen, dış[/TD]
          [TD]âlem: dünya; evren, kâinat[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]İmam-ı Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)][/TD]
          [TD]şems: güneş[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #805751
          Anonim


            emrettiği gibi, insan küçük bir cisim ise de, büyük âlemi içine alacak kadar büyüktür. Öyleyse cüz’î istifadesi küllî olur; öyleyse abesiyet yoktur.

            İKİNCİ MESE’LE:ثُمَّ blank.gif1hakkındadır.

            Ey arkadaş! Bu âyet, arzın semadan evvel yaratılmış olduğuna delâlet eder ve blank.gif2 وَاْلاَرْضُ بَعْدَ ذٰلِكَ دَحٰيهَا âyeti de semâvâtın arzdan evvel halk edildiğine dâldir. Ve blank.gif3 كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا âyeti ise ikisinin bir maddeden beraber halk edilmiş ve sonra birbirinden ayırd edilmiş olduklarını gösteriyor.

            Şeriatın nakliyatına nazaran, Cenâb-ı Hak bir cevhereyi, bir maddeyi yaratmıştır, sonra o maddeye tecellî etmekle bir kısmını buhar, bir kısmını da mâyi kılmıştır. Sonra mâyi kısmı da, tecellîsiyle tekâsüf edip zebed (köpük) kesilmiştir. Sonra arz veya yedi küre-i arziyeyi o köpükten halk etmiştir. Bu itibarla, herbir arz için hava-i nesîmîden bir sema hasıl olmuştur. Sonra o madde-i buhariyeyi bast etmekle yedi kat semavatı tesviye edip yıldızları içine zer’etmiştir ve o yıldızlar tohumuna müştemil olan semavat, in’ikad etmiş, vücuda gelmiştir.

            Hikmet-i cedidenin nazariyatı ise şu merkezdedir ki: Görmekte olduğumuz manzume-i şemsiye ile tâbir edilen güneşle ona bağlı yıldızlar cemaati, basit bir cevhere imiş. Sonra bir nevi buhara inkılâp etmiştir. Sonra o buhardan, mâyi-i nârî hasıl olmuştur. Sonra o mâyi-i nârî, burudetle tasallûb etmiş, yani katılaşmış; sonra şiddet-i hareketiyle bazı büyük parçaları fırlatmıştır. O parçalar tekâsüf ederek seyyarat olmuşlardır; şu arz da onlardan biridir. Bu izahata tevfikan, şu iki meslek arasında mutabakat hasıl olabilir. Şöyle ki:“İkisi de birbirine bitişikti, sonra ayrı ettik” mânâsında olan كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا blank.gif4’nın ifadesine nazaran, manzume-i şemsiye ile arz, dest-i


            [NOT]Dipnot-1 Sonra (bk. ḥ-r-f: Atıf harfleri).
            Dipnot-2 “Sonra da yeri yayıp (düzenleyip) döşedi.” Nâziât Sûresi, 79:30.
            Dipnot-3 “(Gök ile yer) bitişik iken, Biz onları birbirinden koparıp ayırdık.” Enbiyâ Sûresi, 21:30.
            Dipnot-4 Enbiyâ Sûresi, 21:30.
            [/NOT]

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
            [/TD]
            [TD]abesiyet: faydasızlık, gayesizlik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]arz: dünya[/TD]
            [TD]bast etmek: yaymak, genişletmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]buhara inkılâp etme: gaz haline dönüşme[/TD]
            [TD]burudet: donma, soğuma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cemaat: topluluk, grup[/TD]
            [TD]cevhere: bir şeyi o şey yapan asıl öz, maya, madde[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cüz’î: az, küçük, ferdî[/TD]
            [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
            [TD]hasıl olmak: meydana gelmek [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hava-i nesimî: atmosfer[/TD]
            [TD]hikmet-i cedide: yeni fenler; pozitif ilimler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]in’ikad etme: donma, katılaşma [/TD]
            [TD]izahat: izahlar, açıklamalar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]küllî: kapsamlı[/TD]
            [TD]küre-i arziye: yer küre[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]madde-i buhariye: buhar, gaz halindeki madde [/TD]
            [TD]manzume-i şemsiye: güneş sistemi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mutabakat: uygunluk[/TD]
            [TD]mâyi: sıvı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mâyi-i nârî: akıcı, sıvı ateş[/TD]
            [TD]müştemil: içine alan, kapsamına alan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nazaran: –göre[/TD]
            [TD]nazariyat: nazariyeler, teoriler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
            [TD]semavat: gökler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]semâ: gökyüzü[/TD]
            [TD]seyyarat: gezegenler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tabir: anlatma, ifade etme[/TD]
            [TD]tasallub: katılaşma, sertleşme [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tecellî: belirme, görünme[/TD]
            [TD]tekâsüf: yoğunlaşma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tesviye etme: düzleme, düzenleme[/TD]
            [TD]tevfikan: uygun olarak [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vücuda gelme: var olma, oluşma[/TD]
            [TD]zebed: köpük[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zer’ etme: ekme[/TD]
            [TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şiddet-i hareket: hızlı hareket[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #805752
            Anonim


              kudretin madde-i esîriyeden yoğurmuş olduğu bir hamur şeklinde imiş. Madde-i esîriye, mevcudata nazaran akıcı bir su gibi mevcudatın aralarına nüfuz etmiş bir maddedir. blank.gif1 وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاۤءِ âyeti, şu madde-i esîriyeye işarettir ki, Cenâb-ı Hakkın arşı, su hükmünde olan şu esîr maddesi üzerinde imiş. Esîr maddesi yaratıldıktan sonra, Sâniin ilk icadlarının tecellîsine merkez olmuştur. Yani esîri halk ettikten sonra, cevâhir-i ferde kalb etmiştir. Sonra bir kısmını kesif kılmıştır ve bu kesif kısımdan, meskûn olmak üzere yedi küre yaratmıştır. Arz, bunlardandır.

              İşte arzın, hepsinden evvel tekâsüf ve tasallûb etmekle acele kabuk bağlayarak uzun zamanlardan beri menşe-i hayat olması itibarıyla, hilkat-i teşekkülü, semavattan evveldir. Fakat arzın bast edilmesiyle nev-i beşerin taayyüşüne elverişli bir vaziyete geldiği, semavatın tesviye ve tanziminden sonra olduğu cihetle, hilkati, semavattan sonra başlarsa da, bidayette, mebde’de ikisi beraber imişler. Binâenalâhâzâ, o üç âyetin aralarında bulunan zahirî muhalefet, bu üç cihetle mutabakata inkılâp eder.

              İkinci bir cevap: Ey arkadaş! Kur’ân-ı Kerim tarih, coğrafya muallimi değildir. Ancak, âlemin nizam ve intizamından bahisle Sâniin marifet ve azametini cumhur-u nâsa ders veren mürşid bir kitaptır. Binaenaleyh, bunda iki makam vardır:

              Birinci makam nimetleri, ihsanları, merhametleri göstermekle delâil-i zâhiriyeyi beyan etmekten ibarettir. Bu itibarla arz, semavattan evveldir.
              İkinci makam azamet, izzet, kudret delillerini gösterir bir makamdır. Bu cihetle semavat, arzdan evveldir. ثُمَّ blank.gif2 mâbadinin, mâkablinden bir zaman sonra vücuda

              [NOT]Dipnot-1 “Arşı su üzerindeyken…” Hûd Sûresi, 11:7.
              Dipnot-2 Sonra (bk. ḥ-r-f: Atıf harfleri)
              [/NOT]

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Arş: Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer[/TD]
              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
              [TD]arz: dünya[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
              [TD]bahis: söz etme, konuşma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bast edilme: yayılma, genişleme[/TD]
              [TD]beyan: açıklama, anlatma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bidayet: başlangıç[/TD]
              [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]binâenalâhâzâ: buna binâen, bundan dolayı [/TD]
              [TD]cevahir-i ferd: atomlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
              [TD]cumhur-u nas: halkın çoğunluğu[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]delâil-i zâhiriye: açıkta olan, görünen deliller[/TD]
              [TD]dest-i kudret: kudret eli[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]esîr: bütün kâinatı dolduran ince, lâtif madde[/TD]
              [TD]halk etme: yaratma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
              [TD]hilkat-i teşekkül: oluşum, yaratılış, şekil olarak yaratılma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]icad: yeni bir şey var etme, vücuda getirme[/TD]
              [TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]inkılâp etme: dönüşme[/TD]
              [TD]intizam: düzenlilik, sistem[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]itibar: özellik, bakımından[/TD]
              [TD]izzet: yücelik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kalb etme: dönüştürme[/TD]
              [TD]kesif kılma: yoğunlaştırma, katılaştırma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
              [TD]madde-i esîriye: esîr maddesi; bütün kâinatı dolduran ince, lâtif madde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]marifet: bilme ve tanıma[/TD]
              [TD]mebde’: ilk yaratılış, başlangıç[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]menşe-i hayat: hayatın kaynağı[/TD]
              [TD]merhamet: acıma, şefkat[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]meskûn: yerleşilebilir, oturulabilir[/TD]
              [TD]mevcudat: varlıklar, var edilenler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muallim: öğretmen[/TD]
              [TD]muhalefet: farklılık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mutabakat: uygunluk[/TD]
              [TD]mâbadi: sonrası[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mâkabli: öncesi[/TD]
              [TD]mürşid: irşad eden, doğru yolu gösteren[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nazaran: –göre[/TD]
              [TD]nev-i beşer: insan nevi, türü, insanlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nizam: düzen, kanun[/TD]
              [TD]nüfuz etme: içe geçme, işleme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]semavat: gökler[/TD]
              [TD]taayyüş: yaşama, geçinme [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tanzim: düzenleme[/TD]
              [TD]tasallub: katılaşma, sertleşme [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tecellî: belirme, görünme[/TD]
              [TD]tekâsüf: kesifleşme, yoğunlaşma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tesviye: düzeltme, düzleme[/TD]
              [TD]zâhirî: açık, görünürde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âlem: evren, kâinat[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #805753
              Anonim


                geldiğine delâlet eder ki, buna “terâhi” denilir. Demek burada arz ile semavat arasında bir uzaklık vardır. Bu uzaklık, arzın semavattan evvel halk edildiğine göre zâtîdir, aksi halde rütebî ve tefekkürîdir. Yani semavatın hilkati birinci ise de, tefekkürce rütbesi ikincidir; arzın hilkati ikinci ise de, tefekkürü birincidir. Yani, evvelâ arzın tefekkürü, sonra semavatın tefekkürü lâzımdır. Buna göre ثُمَّ blank.gif1 ile اِسْتَوٰى blank.gif2 arasında blank.gif3 اِعْلَمُوا وَتَفَكَّرُوا mukadderdir. Takdir-i kelâm blank.gif4 ثُمَّ اعْلَمُوا وَتَفَكَّرُوا اَنَّهُ اِسْتَوٰى ilâ âhir, dir.

                ÜÇÜNCÜ MES’ELE:سَبْعَ blank.gif5 kelimesi hakkındadır.

                Ey arkadaş! Semavatın dokuz tabakadan ibaret olduğu, eski hikmetin hurafelerinden biridir. Onların o hurâfe-vâri fikirleri, efkâr-ı âmmeyi istilâ etmişti. Hattâ bazı müfessirler, bazı âyetlerin zahirini onların mezheplerine meylettirmişlerdir.

                Hikmet-i cedide ise, feza denilen şu boşlukta yalnız yıldızların muallâk bir vaziyette durmakta olduklarına kaildir. Bunların mezhebinden semavatın inkârı çıkıyor. Ve bu iki hikmetin birisi ifrata varmışsa da ötekisi tefritte kalmıştır.

                Şeriat ise, Cenâb-ı Hakkın yedi tabakadan ibaret semavatı halk etmiş olduğuna hâkimdir ve yıldızların da balık gibi o semalar denizlerinde yüzmekte olduklarına kaildir.

                Hadîs ise, semanın blank.gif6 مَوْجٌ مَكْفُوفٌ ’den ibaret bulunduğunu emrediyor. Şu hak olan mezhebin, altı mukaddeme ile tahkikatını yapacağız.

                [NOT]Dipnot-1 Sonra.
                Dipnot-2 Belli bir nizam ve intizamla düzenledi.
                Dipnot-3 Bilin ve tefekkür edin.
                Dipnot-4 Sonra, bilin ve tefekkür edin ki, hiç şüphesiz O yönelmiştir (iradesini yöneltmiştir.)…
                Dipnot-5 Yedi.
                Dipnot-6 “Sema, dalgaları karar kılmış bir denizdir.” Tirmizî, Tefsîru Sûre 57:1; Müsned, 2:370.
                [/NOT]

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
                [TD]arz: yer, dünya[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]delâlet etme: delil olma, işaret etme[/TD]
                [TD]efkâr-ı âmme: genel düşünce, kamuoyu[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]feza: uzay, gökyüzü[/TD]
                [TD]hadîs: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek sözü[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]halk etme: yaratma[/TD]
                [TD]hikmet: fen, müsbet ilim[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hikmet-i cedîde: yeni felsefe[/TD]
                [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hurafe: delile dayanmayan saçma inanış, safsata, uydurma söz[/TD]
                [TD]hurâfe-vâri: hurafeye benzer, hurafe gibi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hâkim: hükmeden[/TD]
                [TD]ifrat: aşırılık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ilâ âhir: sonuna kadar[/TD]
                [TD]istilâ: kuşatma, işgal etme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kail olmak: inanmak, inandığını söylemek[/TD]
                [TD]meylettirmek: yöneltmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mezhep: gidilen yol, fikir ve düşünce ekolü[/TD]
                [TD]muallâk: asılı, boşta[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mukaddeme: başlangıç, giriş[/TD]
                [TD]mukadder: gr. lâfız olarak zikredilmediği halde gizli olarak kastedilen şey[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müfessir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından tefsir eden, yorumlayan âlim kimse[/TD]
                [TD]rütebî: derecelere göre sıralama[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]semavat: gökler[/TD]
                [TD]semâ: gökyüzü[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tahkikat: derinlemesine araştırma, inceleme[/TD]
                [TD]takdir-i kelâm: sözün gelişi; lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan söz, mânâ[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tefekkür: etraflıca ve derinlemesine düşünme[/TD]
                [TD]tefekkürî: etraflıca ve derinlemesine düşünerek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tefrit: tersine aşırılık, normalden aşağı olma[/TD]
                [TD]terâhî: geri kalma, gecikme, sonraya kalma, sonra olma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vücuda gelmek: meydana gelmek[/TD]
                [TD]zahirî: görünürdeki[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet[/TD]
                [TD]ثُمَّ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #805754
                Anonim


                  Birinci mukaddeme: Şu geniş boşluğun esîr ile dolu olduğu, fennen ve hikmeten sâbittir.

                  İkinci mukaddeme: Ecrâm-ı ulviyenin kanunlarını rapt eden ve ziya ve hararetin emsalini neşir ve nakleden fezayı doldurmuş bir madde mevcuttur.

                  Üçüncü mukaddeme: Madde-i esîriyenin, yine esîr olarak kalmak şartıyla, sair maddeler gibi muhtelif teşekkülâtı ve ayrı ayrı nevileri vardır. Buhar ile su ve buzun teşekkülâtları gibi.

                  Dördüncü mukaddeme: Ecram-ı ulviyeye dikkat edilirse, tabakaları arasında muhalefet görünür. Evet, yeni teşekküle ve in’ikada başlamış milyarlarca yıldızlardan ibaret Kehkeşan ile anılan tabaka-i esîriye, sabit yıldızların tabakasına muhalifdir. Bu da manzume-i şemsiyenin tabakasına ve hâkezâ; yedi tabakaya kadar birbirine muhalif tabakalar vardır.

                  Beşinci mukaddeme: Araştırmalar neticesinde sabit olmuştur ki, bir maddede teşkil, tanzim, tesviyeler vâki olursa, biribirine muhalif tabakalar husule gelir. Bir madenden kül, kömür, elmas meydana gelir; ateşten alev, duman husule gelir. Müvellidülmâ ile müvellidülhumuzanın imtizacından su, buz, buhar tevellüd eder.

                  Altıncı mukaddeme: Şu müteaddit emarelerden anlaşıldı ki, semavat, müteaddittir. Şeriat Sahibi de yedidir demiştir; öyle ise yedidir. Maahaza yedi, yetmiş, yedi yüz sayıları Arap üslûplarında kesret için kullanılır.

                  Arkadaş! Pek geniş bulunan Kur’ân-ı Kerimin hitaplarına, mânâlarına, işaretlerine dikkat edilmekle, bir âmiden tut, bir veliye kadar bütün tabakat-ı nâsa ve umum efkâr-ı âmmeye olan müraatları, okşamaları fevkalâde hayrete, taaccübe muciptir.

                  Meselâ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ blank.gif1 kelimesinden bazı insanlar havâ-i nesîmiyenin tabakalarını fehmetmiştir. Öbür bazı da, arzımız ile arkadaşları olan hayattar küreleri


                  [NOT]Dipnot-1 Yedi gök.
                  [/NOT]

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]arz: dünya
                  [/TD]
                  [TD]ecrâm-ı ulviye: gök cisimleri, gökteki büyük cisimler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]efkâr-ı âmme: genel düşünce, kamuoyu[/TD]
                  [TD]emare: belirti, işaret[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]emsal: benzerler[/TD]
                  [TD]esîr: bütün kâinatı kaplayan ince, lâtif madde[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fehmetme: anlama[/TD]
                  [TD]fennen ve hikmeten: fenlere ve ilimlere göre[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fevkalâde: olağanüstü [/TD]
                  [TD]feza: uzay, gökyüzü[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hararet: ısı, sıcaklık[/TD]
                  [TD]havâ-i nesîmiye: atmosfer[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hayattar: canlı, hayat dolu[/TD]
                  [TD]hitap: konuşma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]husule gelme: oluşma, ortaya çıkma[/TD]
                  [TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]imtizac: birleşme, kaynaşma[/TD]
                  [TD]in’ikad: oluşma, kurulma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kehkeşan: Samanyolu galaksisi[/TD]
                  [TD]kesret: çokluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]küre: gezegen, yerküre gibi gök cismi[/TD]
                  [TD]maahaza: bununla beraber, bununla birlikte [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]madde-i esîriye: esîr maddesi[/TD]
                  [TD]manzume-i şemsiye: güneş sistemi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muhalefet: farklılık[/TD]
                  [TD]muhalif: farklı, zıt[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muhtelif: çeşitli, değişik[/TD]
                  [TD]mukaddeme: başlangıç, giriş, basamak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mûcip: gerektirici, gerektiren[/TD]
                  [TD]müraat: riayet etme, gözetme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müteaddit: bir çok, çeşitli[/TD]
                  [TD]müvellidülhumuza: oksijen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müvellidülmâ: hidrojen[/TD]
                  [TD]nakletme: iletme, taşıma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                  [TD]neşir: yayma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rapt etmek: bağlamak[/TD]
                  [TD]semavat: gökler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]taaccüb: hayret etme, şaşkınlık [/TD]
                  [TD]tabaka-i esîriye: esir maddesinden meydana gelen tabaka [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tabakat-ı nâs: insanların dereceleri, sınıfları[/TD]
                  [TD]tanzim: düzenleme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tesviye: düzeltme, düzleme[/TD]
                  [TD]tevellüd etme: doğma, meydana gelme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]teşekkül: oluşum[/TD]
                  [TD]teşekkülât: oluşumlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]teşkil: meydana gelme, oluşma[/TD]
                  [TD]umum: bütün, genel[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]veli: Allah dostu[/TD]
                  [TD]vâki olma: olma, meydana gelme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
                  [TD]âmi: eğitimsiz kimse, normal halktan biri[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]üslûp: ifade tarzı[/TD]
                  [TD]Şeriat Sahibi: İlâhi kanunların sahibi olan Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #805755
                  Anonim


                    ihata eden nesîmî küreleri fehmetmiştir. Bir kısım da, seyyarât-ı seb’ayı fehmetmiştir. Bir kısmı da, manzume-i şemsiye içinde esîrin yedi tabakasını fehmetmiştir. Bir kısım da, şu bildiğimiz manzume-i şemsiye ile beraber altı tane daha manzume-i şemsiyeyi fehmetmiştir. Bir kısım da esîrin teşekkülâtı yedi tabakaya inkısam ettiğini fehmetmiştir.

                    Hülâsa: Herbir kısım insanlar, istidatlarına göre feyz-i Kur’ân’dan hisselerini almışlardır. Evet, Kur’ân-ı Kerim, bütün şu mefhumlara şâmildir diyebiliriz.

                    Birinci cümle: هُوَ الَّذِى خَلَقَ لَكُمْ مَا فِى اْلأَرْضِ جَمِيعًا blank.gif1 ﴿ Bu cümlenin beş vecihle mâkabliyle irtibatı vardır:

                    Birinci vecih: Evvelki âyet, vücut ve hayat nimetlerine işarettir. Bu âyet, beka ve bekanın esbab ve levazımatına işarettir.

                    İkinci vecih: Kur’ân-ı Kerim, vakta ki evvelki âyetle beşer için mertebelerin en yükseği olan rücûu ispat etti, sâmiin zihnine şöyle bir sual geldi: “Şu zelil insanların bu yüksek mertebeye liyakatleri nereden gelmiştir?” Kur’ân-ı Kerim, bu cümle ile o suali şöylece cevaplandırmıştır: “Bütün dünya dest-i itaat ve teshirine verilen insanın, elbette Hâlıkının yanında büyük bir mevkii vardır.”

                    Üçüncü vecih: Evvelki âyet beşer için haşir ve kıyametin vücuduna işaret etmesi, sâmice güya “Beşerin ne kıymeti vardır ki onun saadeti için kıyamet kopacak?” diye vârit olan sual, bu âyetle, “Arz bütün müştemilâtiyle istifadesi için yaratılan ve bütün envâ, itaat ve emrine verilen insan, netice-i hilkattir. Elbette ve elbette onun saadeti için kıyamet kopacaktır” diye cevaplandırılmıştır.

                    Dördüncü vecih: Evvelki âyet, kıyamette esbab ve vesaitin ortadan kalkmasıyla, insanın mercii yalnız Cenâb-ı Hakka münhasır kalacağına işaret etmiştir. Bu âyet ise, dünyada da insanın merci-i hakikîsi Cenâb-ı Hakka münhasır olduğunu söylüyor. Zira esbab ve vesaitin arkasında, kudretin şuaı görünür; tesir Onundur, esbab ise perdedir.

                    [NOT]Dipnot-1 “O ki, yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yarattı.” Bakara Sûresi, 2:29.
                    [/NOT]

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
                    [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]arz: dünya[/TD]
                    [TD]bekà: devamlılık ve kalıcılık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]beşer: insanlık[/TD]
                    [TD]dest-i itaat ve teshirine verilme: itaat ve emrine verilerek üstün kılınma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
                    [TD]esbab: sebepler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]esîr: bütün kâinatı kaplayan lâtif, ince madde[/TD]
                    [TD]fehmetme: anlama[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]feyz-i Kur’ân: Kur’ân’ın verdiği ilham, bereket ve ilim bolluğu[/TD]
                    [TD]güya: sanki[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]haşir: öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
                    [TD]hülâsa: kısaca[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ihata etme: kuşatma, kapsama [/TD]
                    [TD]inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]istidat: ruhî özellik, yetenek[/TD]
                    [TD]istifade: faydalanma [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]itaat: emre uyma, boyun eğme[/TD]
                    [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması, kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları, mahşerde toplanmaları[/TD]
                    [TD]levazımat: gerekli olan şeyler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]liyakat: lâyık olma[/TD]
                    [TD]manzume-i şemsiye: güneş sistemi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mefhum: bir sözden çıkarılan mânâ[/TD]
                    [TD]merci: sığınak, dönüş yeri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]merci-i hakikî: gerçek dönülecek, sığınılacak yer[/TD]
                    [TD]mevki: yer, konum[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mâkabli: öncesi[/TD]
                    [TD]münhasır: ait, mahsus, sınırlı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müştemilât: içindekiler[/TD]
                    [TD]nesîmî küre: atmosferi olan küre, yerküre gibi atmosferi olan gök cismi, gezegen [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]netice-i hilkat: yaratılışın neticesi[/TD]
                    [TD]rücû: dönme, dönüş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                    [TD]seyyarât-ı seb’a: yedi gezegen [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sual: soru[/TD]
                    [TD]sâmi’: dinleyici, işitici[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]teşekkülât: oluşumlar[/TD]
                    [TD]vecih: şekil, tarz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vesait: araçlar, vasıtalar[/TD]
                    [TD]vârid olma: akla gelme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zelil: aşağı, alçak[/TD]
                    [TD]zira: çünkü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şamil: içine alan, kapsamlı[/TD]
                    [TD]şua: ince ışık huzmesi, parıltı[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #805756
                    Anonim


                      Beşinci vecih:
                      Evvelki âyet, saadet-i ebediyeye işarettir. Bu âyet de, saadet-i ebediyenin insana verilmesini iktiza eden ve sebep olan Cenâb-ı Haktan sebkat etmiş fazl ve in’âma işarettir ki, kendisine arzın müştemilâtı ihsan edilmiş insanın, elbette saadet-i ebediyeye liyakatı vardır.

                      ثُمَّ اسْتَوٰى اِلَى السَّمَاۤءِ blank.gif1 ﴿ Bunun mâkabliyle cihet-i irtibatı dörttür:

                      Birinci cihet: Arz ve sema, tev’em, yani ikizdirler; birbirinden ayrılmazlar. Zikirde, fikirde daima beraber dolaşıyorlar. Bu cümleden evvelki cümlede arz zikredildiği gibi, bu cümlede de sema zikredilmiştir.

                      İkinci cihet: Beşerin arzdan istifadesini ikmal ve itmam eden, ancak semavatın tanzimidir.

                      Üçüncü cihet: Evvelki âyet, ihsan ve fazl delillerine işaret etmiştir. Bu âyet de, kudret ve azamete işaret ediyor.

                      Dördüncü cihet: Bu cümle, beşerin istifadesi yalnız arza münhasır olmadığına, sema dahi onun istifadesine teshir edildiğine işarettir.

                      فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ blank.gif2 ﴿ Bu cümlenin mâkabliyle irtibatı, üç çeşittir:

                      1. كُنْ blank.gif3 ile فَيَكُونُ blank.gif4 arasındaki irtibat gibidir. Nasıl ki memurun husulü كُنْ emrine bağlıdır; semavatın tesviyesi de, اِسْتَوَى blank.gif5 ya bağlıdır.

                      2. Kudretin taallûkuyla iradenin taallûku arasındaki irtibat gibidir. Yani; اِسْتَوَى iradenin taallûkuna, tesviye de kudretin taallûkuna benzer bir irtibattır.

                      3. Netice ile mukaddeme arasında bulunan irtibat gibidir. Çünkü semavatın tesviyesi, mukaddemesi olan اِسْتَوٰى ya terettüp eder.


                      [NOT]Dipnot-1 Sonra gökyüzünü belli bir nizam ile düzenledi.
                      Dipnot-2 Gökyüzünü yedi gök olarak tanzim etti.
                      Dipnot-3 Ol.
                      Dipnot-4 Hemen oluverir.
                      Dipnot-5 Belli bir nizam ve intizamla düzenledi.
                      [/NOT]

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
                      [TD]arz: dünya, yeryüzü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]azamet: büyüklük[/TD]
                      [TD]beşer: insanlık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                      [TD]cihet-i irtibat: bağlantı yönü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]fazl: lütuf, bağış, ihsan[/TD]
                      [TD]husul: meydana gelme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihsan: bağış, ikram, lütuf[/TD]
                      [TD]ikmâl: tamamlama[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]iktiza etme: gerektirme[/TD]
                      [TD]in’am: nimetler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]irtibat: bağ, ilişki[/TD]
                      [TD]itmam: tamamlama[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                      [TD]liyakat: lâyık olma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]memur: emir altında olan, kendisine emredilen [/TD]
                      [TD]mukaddeme: başlangıç, önsöz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mâkabli: öncesi[/TD]
                      [TD]münhasır: ait, mahsus[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]münhasır olma: sınırlı olma, ait, mahsus olma [/TD]
                      [TD]müştemilât: içindekiler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]saadet-i ebediye: sonu olmayan, sonsuz mutluluk[/TD]
                      [TD]sebkat etme: daha önceden verilme [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]semavat: gökler[/TD]
                      [TD]semâ: gök[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]taallûk: münasebet, ilgili, alâkalı olma[/TD]
                      [TD]tanzim: düzenleme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]terettüp etme: netice olarak lâzım gelme, gerekme[/TD]
                      [TD]teshir edilme: emrine verilme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tesviye: düzleme, düzeltme[/TD]
                      [TD]tev’em: ikiz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vecih: şekil, tarz[/TD]
                      [TD]zikir: Allah’ı anma[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #805757
                      Anonim


                        وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
                        blank.gif1 ﴿ Bu cümle mâkabliyle iki vecihle merbuttur:

                        Birinci vecih: Bu cümledeki ilm-i küllî, semavatın tanzim ve tesviyesine delil olduğu gibi, tanzim ve tesviyenin vücudu da ilm-i küllînin vücuduna delildir.

                        İkinci vecih ise: Evvelki cümle kudret-i kâmileye, bu cümle ise, küllî ve şumullü ilme delâlet eder.

                        Cümlelerin nüktelerini beyan edeceğiz.

                        هُوَ الَّذِى blank.gif2 ﴿ilâ âhir. Bu cümle, mâkabliyle bağlı değildir. Ancak, müste’nife olup, beş sual ile cevaplarına işarettir ki, bundan önce beyan edildiğinden tekrarına lüzum yoktur.

                        هُوَ الَّذِى deki هُوَ blank.gif3 müptedadır. اَلَّذِى sılasıyla beraber haberdir. Bu cümlede mübteda ile haberin tarifleri tevhide işaret olduğu gibi, hasra da delâlet eder. Yani müştemilât-ı arziyenin halkı Cenâb-ı Hakka münhasır olduğu gibi, Hâlıkı da yalnız Cenâb-ı Haktır. Bu hasr, ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ blank.gif4 cümlesinde اِلَيْهِ blank.gif5 nin takdimiyle hasıl olan hasra delildir. Yani müştemilât-ı arziyenin halkı Cenâb-ı Hakka münhasır olduğu için, kıyamette merciiyet de Cenâb-ı Hakka münhasırdır.

                        اَلَّذِى sılasıyla beraber haberdir. Haberin aslı ve müstehakkı, nekre olmaktır. Burada mârife olarak gelmesi, hükmün zahir ve malûm olduğuna işarettir. Yani, “Cenâb-ı Hakkın müştemilât-ı arziyenin Hâlıkı olduğu malûm ve zahirdir.”


                        [NOT]Dipnot-1 “O ki, her şeyi hakkıyla bilendir.” Bakara Sûresi, 2:29.
                        Dipnot-2 O ki.
                        Dipnot-3 O.
                        Dipnot-4 “Sonra O’na tekrar döndürülürsünüz.” Bakara Sûresi, 2:28.
                        Dipnot-5 Ona.
                        [/NOT]

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
                        [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]beyan: açıklama, anlatma[/TD]
                        [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]haber: (Ar. gr.) isim cümlesindeki hükmü, yüklemi (iş, oluş veya hareketi) ifade eden bölüm[/TD]
                        [TD]halk: yaratma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hasr: sınırlama, yalnızca birşeye ait ve mahsus kılma[/TD]
                        [TD]hâsıl olma: meydana gelme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ilm-i küllî: Cenab-ı Hakkın her şeyi kuşatan sonsuz ilmi[/TD]
                        [TD]ilâ âhir: sonuna kadar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kudret-i kâmile: Allah’ın her türlü acz ve noksanlıktan uzak, sonsuz güç ve iktidarı[/TD]
                        [TD]küllî: büyük ve kapsamlı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
                        [TD]merbut: bağlı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]merciiyet: dönüş; kendisine dönüş yapılan zât olma[/TD]
                        [TD]mâkabli: öncesi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mârife: Arapça’da genellikle başına belirlilik takısı “elif-lâm”ı alan ve belirli bir şeyi gösteren kelime[/TD]
                        [TD]münhasır: ait, mahsus[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müpteda: (Ar. gr.) isim cümlesinde haberin (yüklemin) anlattığı iş, hareket veya oluşu taşıyan ve onlara konu teşkil eden isimdir[/TD]
                        [TD]müstehak: hak etmiş, lâyık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müste’nife: yeni başlayan; önceki cümlelere bağlı olmayıp ilerdeki muhtemel sorulara cevap teşkil eden cümle[/TD]
                        [TD]müştemilât-ı arziye: yerin içinde bulunan şeyler [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nekre: Arapça’da başında belirlilik takısı “elif-lâm” bulunmayan ve belirsizlik ifade eden kelime[/TD]
                        [TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]semavat: gökler[/TD]
                        [TD]sıla: gr. sıla cümlesi; Arapça’da “ellezî=öyleki” gibi müphem isimlerle bir önceki cümleye bağlanan ve o cümleyi açıklayıcı olarak gelen cümle[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]takdim: öne geçirme, öne alma[/TD]
                        [TD]tanzim: düzenleme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tesviye: düzleme, düzeltme[/TD]
                        [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vecih: yön, şekil[/TD]
                        [TD]zahir: açık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şumullü: kapsamlı[/TD]
                        [TD]اَلَّذِى: (bk. n-ḥ-v[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #805758
                        Anonim


                          Menfaat için kullanılan لَكُمْ blank.gif1 ’deki ل eşyanın hilkaten mübah, helâl, menfaatli olarak yaratılıp, bazı ârızalardan dolayı haram olmuş olduklarına işarettir. Meselâ ağyârın malı, ismet-i şeriye için haram olmuştur. İnsanın eti hürmet ve keramet için, zehir zarar için, lâşe eti necaset için haram olmuşlardır.

                          Ve keza, herbir şeyde bir faide, bir menfaat olduğuna remizdir.

                          Ve keza beşer için herşeyde bir menfaati bulunduğuna remizdir. Evet, hangi şey olursa olsun, beşere bir cihetten bir istifadeyi temin eder, velev ibret almak için olsun.

                          Ve keza, arzın karnında istikbal insanlarını intizar eden pek çok rahmetin hazine ve definelerinin bulunduğuna remizdir.

                          لَكُمْ car ve mecrurunun مَافِى اْلاَرْضِ blank.gif2 üzerine takdimi, beşere ait istifadelerin her gayeden evvel ve evlâ olduğuna işarettir.

                          Umumu ifade eden مَا herşeyde menfaatleri aramaya insanları tergib ve teşvik içindir. فِى اْلاَرْضِ blank.gif3 ’deki فِى’nin عَلٰى ’ya tercihi, en çok menfaatlerin arzın karnında olduğuna ve arzın karnındaki eşyanın taharrîsine insanları teşcî ettiğine işarettir.

                          Ve keza, arzın içindeki maden ve maddelerin istifade-i beşer için yaratılışı, arzın içinde henüz keşfedilemeyen anâsır ve maddelerden, tekâlif-i hayatın zahmetlerinden müstakbelin insanlarını kurtaracak bazı gıdaî vesaire maddelerin vücudu mümkün olduğuna delâlet eder.


                          [NOT]Dipnot-1 Sizin için.
                          Dipnot-2 Yeryüzünde bulunan her şey.
                          Dipnot-3 Yerde (içinde).
                          [/NOT]

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]anâsır: unsurlar, elementler[/TD]
                          [TD]arz: dünya[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ağyâr: başkaları, diğerleri [/TD]
                          [TD]beşer: insanlık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cihet: yön[/TD]
                          [TD]câr: (cer harfleri)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                          [TD]evlâ: daha iyi, üstün[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]eşya: şeyler, varlıklar [/TD]
                          [TD]gıdaî: gıdayla ilgili[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hilkaten: yaratılış itibariyle[/TD]
                          [TD]hürmet: saygı gösterme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]intizar: gözleme, bekleme[/TD]
                          [TD]ismet-i şer’iye: dinen ve İslâm hukukuna göre masum olma ve dokunulmazlık [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]istifade: faydalanma, yararlanma [/TD]
                          [TD]istifade-i beşer: insanlığın faydalanması, yararlanması[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]istikbal: gelecek[/TD]
                          [TD]keramet: üstünlük, şeref[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                          [TD]lâşe: leş [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mecrur: Ar. gr. başına gelen bir câr harfi veya bir tamlama nedeniyle son harfi esre olan kelime[/TD]
                          [TD]menfaat: fayda, yarar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mübah: helâl, serbest; dinen yapılmasında ve yapılmamasında hiçbir sakınca olmayan davranışlar; yeme, içme gibi[/TD]
                          [TD]müstakbel: gelecek zaman[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]necaset: pislik[/TD]
                          [TD]rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme[/TD]
                          [TD]taharrî: araştırma, inceleme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]takdim: öne alma, öne geçirme[/TD]
                          [TD]tekâlif-i hayat: hayatla ilgili sorumluluklar ve yükümlülükler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tergib: isteklendirme, istek uyandırma[/TD]
                          [TD]teşcî: cesaretlendirme, teşvik etme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]teşvik: şevklendirme[/TD]
                          [TD]umum: genel[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]velev: şayet, olsa bile[/TD]
                          [TD]vücud: varlık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ârıza: sonradan ortaya çıkan durum, nitelik, sebep[/TD]
                          [TD]عَلٰى: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]فِى: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                          [TD]ل: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]مَا: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #805759
                          Anonim


                            جَمِيعًا blank.gif1 arzdaki bazı eşyanın abes ve faidesiz olduklarına ait evhamı def etmek içindir.

                            ثُمَّ اسْتَوٰى blank.gif2 ﴿’daki ثُمَّ blank.gif3 arzın hilkatiyle semavatın tesviyesi arasındaki Cenâb‑ı Hakkın ef’al ve şuunatının silsilesine işarettir. Ve keza, beşere menfaat hususunda, semavatın tesviyesi arzın hilkatinden rütbece uzak olduğuna delâlet eder.

                            İcâz ve ihtisar için, blank.gif4 اَرَادَ اَنْ يُسَوِّىَ yerinde اِسْتَوٰى blank.gif5 denilmiştir. اِسْتَوٰى kelimesinin istimali, burada mecazdır. Yani, hedefe kastını hasredip sağa sola bakmayanlar gibi, semavatın tesviyesini irade etmiştir.

                            اِلَى السَّمَاۤءِ blank.gif6 ﴿Bu semadan maksat, semavatın maddesi olan buhardır.

                            فَسَوّٰيهُنَّ blank.gif7 ﴿’deki ف tefrîi ifade ettiğine nazaran, tesviyenin istivâya bağlanması, فَيَكُونُ blank.gif8 ’nün كُنْ blank.gif9 emrine veya kudretin taallûku iradenin taallûkuna veya kazânın kadere olan terettüplerine benziyor. Ve tâkibi ifade ettiğine göre, mukadder bazı fiilere imadır.

                            Takdir-i kelâm, نَوَّعَهَا وَنَظَّمَهَا وَدَبَّرَ اْلاَمْرَ بَيْنَهَا فَسَوّٰيهُنَّ ilâ âhir, ’den ibarettir.


                            [NOT]Dipnot-1 Tamamı.
                            Dipnot-2 Sonra belli bir nizam ve intizamla düzenledi.
                            Dipnot-3 Sonra.
                            Dipnot-4 Tesviyeyi (dengeli bir şekilde düzenlemeyi) irade etti.
                            Dipnot-5 Belli bir nizam ve intizamla düzenledi.
                            Dipnot-6 Gökyüzüne.
                            Dipnot-7 Onları belli bir nizam ve intizamla düzenledi.
                            Dipnot-8 Hemen oluverir.
                            Dipnot-9 Ol.[/NOT]

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
                            [TD]abes: mânâsız, faydasız, boş[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]arz: dünya[/TD]
                            [TD]beşer: insan, insanlık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]def etmek: gidermek, uzaklaştırmak[/TD]
                            [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ef’âl: fiiler, işler[/TD]
                            [TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
                            [TD]hasretme: sınırlandırma, yalnızca bir şeye ait ve özgü kılma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
                            [TD]icâz: Kur’ân’ın vecizliği, geniş mânâları az sözle anlatması[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ihtisar: kısaltma, özetleme[/TD]
                            [TD]ilâ âhir: sonuna kadar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]irade: Allah’ın dilemesi[/TD]
                            [TD]irade etme: dileme, isteme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]istimâl: kullanılma[/TD]
                            [TD]istivâ: düzeltme, düzgün yapma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kader: Allah’ın, meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması[/TD]
                            [TD]kazâ: olacağı Allah tarafından bilinen ve takdir olunan şeylerin zamanı gelince yaratılması[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                            [TD]kudret: Allah’ın sonsuz güç ve iktidarı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mecaz: bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz[/TD]
                            [TD]mukadder: gr. lâfız olarak zikredilmediği halde gizli olarak kastedilen[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nazaran: –göre[/TD]
                            [TD]semavat: gökler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]silsile: zincir, sıra, dizi[/TD]
                            [TD]taallûk: bağlanma, bitişme, alâkalı, ilgili olmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]takdir-i kelâm: sözün gelişi; lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan söz, mânâ[/TD]
                            [TD]tefrîi: teferruat ve ayrıntılara ayırmakla ilgili [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]terettüp: neticelenme, sonuç olarak ortaya çıkma[/TD]
                            [TD]tesviye: dengeli bir şekilde düzenleme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tâkip: bir şeyin ardından hemen başka bir şeyin onu takip etmesi, gelmesi [[/TD]
                            [TD]şuûnât: durumlar, işler, özellikler; Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ثُمَّ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #805760
                            Anonim


                              Yani, “Nevilere ayırdı, tanzim etti, aralarında lâzım gelen emirleri, tedbirleri yaptı, sonra yedi tabakaya tesviye etti.”

                              سَوّٰى Yani, “Muntazam, müstevi; envâı, eczaları mütesavi olarak yarattı.”

                              هُنَّ Bu zamirin cem’i, semavat olacak maddenin nevilere münkasım olduğuna işarettir.

                              سَبْعَ blank.gif1 ﴿tâbiri, semavat tabakalarının kesretine işarettir ve bu tabakaların teşekkülât-ı arziyenin edvar-ı seb’asıyla sıfât-ı seb’aya münasebettar olduğuna îmadır.

                              سَمٰوَاتٍ blank.gif2 ﴿ Bu semaların bir kısmı, seyyarat balıklarına denizdir; bir kısmı da sabit yıldızlara mezraadır; bir kısmı da sema çiçekleri hükmünde olan derâri yıldızlara bahçe ve bostandır.

                              وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ blank.gif3 ﴿ Bu و atıf içindir. Halbuki burada atfın tarafeyni arasında münasebet yoktur. Öyleyse, bu münasebeti bulmak için takdire ihtiyaç vardır. Şöyle ki: وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ blank.gif4 “Öyleyse, bu büyük ecramın Hâlıkı Odur.” وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ “Öyle ise o ecramdaki san’atı tanzim, tahkim eden Odur.”

                              İlsakı ifade eden بِكُلِّ blank.gif5 kelimesindeki ب ilmin, malûmdan infikâk ve infisalinin mümkün olmadığına işarettir.


                              [NOT]Dipnot-1 Yedi.
                              Dipnot-2 Gökler.
                              Dipnot-3 “O, her şeyi hakkıyla bilendir.” Bakara Sûresi, 2:29.
                              Dipnot-4 Onun her şeye gücü yeter.
                              Dipnot-5 Her şeye.[/NOT]

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                              [TD]atıf: bağlama, bağlaç; kendinden öncekiyle sonraki kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı kuran edat[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cem’i: çoğul kipinde gelme[/TD]
                              [TD]derârî: inciler gibi olan [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ecram: büyük cisimler; gezegenler, yıldızlar[/TD]
                              [TD]ecza: cüzler, parçalar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]edvâr-ı seb’a: yedi devir, yedi dönem [/TD]
                              [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ilsâk: bitiştirme, yapıştırma [/TD]
                              [TD]infikâk: ayrılma, çözülme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]infisal etme: ayrılma[/TD]
                              [TD]kesret: çokluk[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]malûm: bilinen[/TD]
                              [TD]mezraa: tarla[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muntazam: düzenli[/TD]
                              [TD]münasebet: alâka, ilgi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]münasebettar: alâkalı, ilgili[/TD]
                              [TD]münkasım: kısımlara ayrılmış[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müstevî: düzgün [/TD]
                              [TD]mütesâvî: birbirine eşit, orantılı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
                              [TD]semavat: gökler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]semâ: gök[/TD]
                              [TD]seyyarat: gezegenler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]sıfât-ı seb’a: yedi sıfat[/TD]
                              [TD]tabir: ifade[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tahkim etme: hikmetle yerleştirme, sağlam hale getirme[/TD]
                              [TD]takdir: lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan sözü, mânâyı gösterme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tanzim: düzenleme[/TD]
                              [TD]tarafeyn: iki taraf [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tedbir: çekip çevirme, ihtiyacını karşılama[/TD]
                              [TD]tesviye: dengeli bir şekilde düzenleme, düzeltme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]teşekkülât-ı arziye: dünyanın oluşum devreleri[/TD]
                              [TD]zamir: ismin yerini tutan kelime[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]îma: gizli ve ince bir mânâyı işaret etme, gösterme[/TD]
                              [TD]ب: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #805762
                              Anonim


                                كُلِّ blank.gif1 tâmimi ifade eden bir edattır. Burada ifade ettiği tâmimden hiçbir şeyin, hiçbir ferdin tahsisi ve daire-i şümulünden ihracı yoktur. Bu itibarla blank.gif2 مَا مِنْ عَامٍّ اِلاَّ وَقَدْ خُصَّ مِنْهُ الْبَعْضُ olan kaide-i külliyeyi tahsis ediyor. Çünkü kendisi bu kaidenin şümulünden hariç kalmıştır.

                                شَىْءٍ blank.gif3 Bu kelime vacip, mümkin, mümtenie şâmildir.

                                عَلِيمٌ blank.gif4 Yani, zâtı ile ilim arasında zarurî, lüzumî sübut vardır.

                                endOfSection.gifendOfSection.gif


                                [NOT]Dipnot-1 Her şey.
                                Dipnot-2 Her umumî kâidenin bir istisnâsı vardır.
                                Dipnot-3 Bir şey.
                                Dipnot-4 İlmi, ezelî ve ebedî olan ve herşeyi en iyi bilen Allah.
                                [/NOT]

                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]daire-i şümûl: kapsam alanı [/TD]
                                [TD]edat: cümle içinde isim ve fiil ve zamirlerle birlikte kullanılarak zaman, durum, yer ve yön gösteren kelimeler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ferd: birey, kişi[/TD]
                                [TD]ihraç: çıkarma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]itibar: özellik[/TD]
                                [TD]kaide: düstur, kural[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kaide-i külliye: genel kural[/TD]
                                [TD]lüzumî: gereklilik, lüzumluluk[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mümkin: varlığı ile yokluğu imkân dahilinde ve eşit olan ve varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan[/TD]
                                [TD]mümteni: olması muhal olan şey[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sübut: sabit olma, kesin olarak var olma[/TD]
                                [TD]tahsis: hâs kılma, özelleştirme; genel bir mânâ ve hüküm ifade eden bir sözü, belirli bir hükme mahsus kılma, belirli bir mânâda kullanma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tâmim: umumileştirme, genelleme; bir hükmü aynı cinsin bütün fertlerine verme[/TD]
                                [TD]vâcib: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan, Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zarurî: zorunlu, gerekli[/TD]
                                [TD]şamil: içine alan, kapsamlı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şümul: kapsamlılık[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                              14 yazı görüntüleniyor - 1 ile 14 arası (toplam 14)
                              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.