- Bu konu 7 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
17 Temmuz 2012: 12:07 #677795
Anonim
﴿ وَعَلَّمَ اٰدَمَ اْلاَسْمَاۤءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلٰۤئِكَةِ فَقَالَ اََنْبِؤُنِى بِأَسْمَاۤءِ هَؤُلاَۤءِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ قَالُوا سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَناَۤ اِلاَّ مَا عَلَّمْتَناَۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ قَالَ يَاۤ اٰدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَاۤئِهِمْ فَلَمَّاۤ اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَاۤئِهِمْ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّىۤ اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ
1 ﴾
Cenâb-ı Hak, bütün eşyanın isimlerini Âdem’e (a.s.) öğretti. Sonra o eşyayı melâikeye göstererek dedi ki: “Eğer iddianızda sadık iseniz, bunların isimlerini bana söyleyiniz.” Melâike, dediler ki: “Seni her nekaisden tenzih ve bütün sıfât‑ı kemaliye ile muttasıf olduğunu ikrar ederiz. Senin bize öğrettiğin ilimden başka bir ilmimiz yoktur; herşeyi bilici ve her kimseye liyakatine göre ilim ve irfan ihsan edici Sensin.” Cenâb-ı Hak dedi ki: “Ya Âdem! Bunların isimlerini onlara söyle.” Vakta ki Âdem, isimlerini onlara söyledi, Cenâb-ı Hak dedi ki: “Size demedim mi semavat ve arzın gaybını bilirim ve sizin Âdem hakkında lisan ile izhar ettiğinizi ve kalben gizlediğinizi bilirim.”
Mukaddeme
Bu tâlim-i esmâ meselesi, ya Hazret-i Âdem Aleyhisselâmın melâikenin inkârlarına karşı mu’cizesi olup, melâikeyi inkârdan ikrara icbar etmiştir; yahut melâikenin, hilâfetine itiraz ettikleri nev-i beşerin hilâfete liyakatini melâikeye kabul ettirmek için izhar ettiği bir mu’cizedir.Ey arkadaş! Herşeyin Kitab-ı Mübînde mevcut olduğunu tasrih eden
2 وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ ياَبِسٍ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ âyet-i kerimesinin hükmüne göre;
[NOT]Dipnot-1 Bakara Sûresi, 2:31-33.
Dipnot-2 “Yaş ve kuru ne varsa ap açık bir kitapta yazılmıştır.” En’âm Sûresi, 6:59.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hazret-i Âdem: [bk. bilgiler – Adem (a.s.)][/TD]
[TD]Kitâb-ı Mübîn: herşeyi açıkça beyan eden kitap, Kur’ân-ı Kerim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: yeryüzü, dünya[/TD]
[TD]gayb: görünmeyen âlem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilâfet: halifelik; yeryüzünde Allah’ın izni dairesinde ve Onun adına icraatta bulunma şeklinde, insana verilen görev[/TD]
[TD]icbâr etme: mecbur etme, zorlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsan: bağış, ikram, lütuf[/TD]
[TD]ikrar: kabul etme, doğrulama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irfan: bilme, anlayış[/TD]
[TD]izhar: gösterme, açığa çıkarma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan: dil[/TD]
[TD]liyakat: lâyık olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[TD]mevcut: var olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukaddeme: başlangıç, giriş[/TD]
[TD]muttasıf: vasıflanmış, nitelenmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü şey[/TD]
[TD]nekais: eksiklikler, kusurlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık[/TD]
[TD]sadık: bağlı, doğru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semavat: gökler[/TD]
[TD]sıfât-ı kemâliye: Allah’ın her türlü kusur ve eksiklikten uzak olduğunu ve mükemmelliğini bildiren sıfatları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasrih etme: açık şekilde bildirme[/TD]
[TD]tenzih: eksik ve çirkinliklerden arındırma, uzak tutma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâlim-i esmâ: Hz. Âdem’e Allah tarafından isimlerin öğretilmesi[/TD]
[TD]vakta ki: ne zaman ki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Âdem: [bk. bilgiler – Âdem (a.s.)][/TD]
[TD]âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın herbir cümlesi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Temmuz 2012: 12:10 #805801Anonim
Kur’ân-ı Kerim, zahiren ve bâtınen, nassen ve delâleten, remzen ve işareten, her zamanda vücuda gelmiş veya gelecek herşeyi ifade ediyor. Buna binaen, gerek enbiyanın kıssa ve hikâyeleri, gerek mu’cizeleri hakkında Kur’ân-ı Kerimin işârâtından fehmettiğime göre,HAŞİYE-1 mu’cizat-ı enbiyadan iki gaye ve hikmet takip edilmiştir.
Birincisi: Nübüvvetlerini halka tasdik ve kabul ettirmektir.İkincisi: Terakkiyat-ı maddiye için lâzım olan örnekleri nev-i beşere göstererek, o mu’cizelerin benzerlerini meydana getirmek için nev-i beşeri teşvik ve teşci etmektir. Sanki Kur’ân-ı Kerim, enbiyanın kıssa ve hikâyeleriyle terakkiyatın esaslarına, temellerine parmakla işaret ederek, “Ey beşer! Şu gördüğün mu’cizeler, birtakım örnek ve nümunelerdir. Telâhuk-u efkârınızla, çalışmalarınızla şu örneklerin emsalini yapacaksınız” diye ihtar etmiştir.
Evet, mâzi, istikbalin âyinesidir; istikbalde vücuda gelecek icatlar, mâzide kurulan esas ve temeller üzerine bina edilir. Evet, şu terakkiyat-ı hâzıra, tamamıyla dinlerden alınan işaretlerden, vecizelerden hasıl olan ilhamlar üzerine vücuda gelmişlerdir. Evet:
1. İlk saat ve sefine, mu’cize eliyle beşere verilmiştir.2. Kâinatın ihtiva ettiği bütün nevilerin isimlerini, sıfatlarını, hassalarını beyan zımnında beşerin telâhuk-u efkârıyla meydana gelen binlerce fünun sayesinde, وَعَلَّمَ اٰدَمَ اْلاَسْمَاۤءَ كُلَّهَا
1 âyetiyle işaret edilen Hazret-i Âdem’in mu’cizesine mazhar olmuştur.
[NOT]Haşiye-1 Eğer Müellifin, tenzilin nazmından çıkardığı letâifte şüphen varsa, ben derim ki, İbnü’l-Fârıd’ın kitabından tefe’ül ederken şu beyit çıktı: كَأَنَّ الْكِرَامَ الْكٰاتِبِينَ تَنَـزَّلُوا عَلٰى قَلْبِهِ وَحْيًا بِمَا فِى صَحِيفَةٍ (Sanki Kirâmen Kâtibîn yazılı bir sayfayı onun kalbine ilhâm ediyordu.) Habib.
Dipnot-1 “Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti.” Bakara Sûresi, 2:31.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Habib: (bk. bilgiler – Molla Habib)[/TD]
[TD]Hazret-i Âdem: [bk. bilgiler – Âdem (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kirâmen Kâtibîn: sağ ve sol yanımızdaki sevap ve günah yazan melekler [/TD]
[TD]beyan: açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insan, insanlık[/TD]
[TD]binaen: -dayanarak [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtınen: içyüzünde[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emsal: benzerler, örnekler[/TD]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fehmetme: anlama[/TD]
[TD]fünun: fenler, bilimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hassa: nitelik, özellik[/TD]
[TD]hasıl olma: ortaya çıkma, meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]hikmet: amaç, fayda[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
[TD]ihtivâ: içine alma, kapsama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilhâm: Allah tarafından insanın kalbine indirilen mânâ[/TD]
[TD]istikbal: gelecek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]işârât: işaretler, belirtiler[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]letâif: incelikler, sırlar[/TD]
[TD]mazhar olma: ayna olma, nail olma, erişme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cizat-ı enbiya: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) gösterdiği mu’cizeler[/TD]
[TD]mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâzi: geçmiş[/TD]
[TD]müellif: telif eden, yazan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nass: metin; te’vil ve yorum kabul etmeyen ve açık ve kesin hüküm ifade eden âyet veya hadis[/TD]
[TD]nazm: diziliş, tertip ve vezin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insan, insanlar[/TD]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nübüvvet: peygamberlik, elçilik[/TD]
[TD]nümune: örnek, misal [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remzen: gizli bir mânâyı ince bir işaretle göstererek[/TD]
[TD]sefine: gemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
[TD]tefe’ül: bir kitabı rastgele açarak çıkan yeri kendisine yazılmış gibi okumak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telâhuk-u efkâr: fikirlerin birikimi[/TD]
[TD]tenzil: indirme; burada isim olarak Kur’ân kastediliyor[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terakkiyat: ilerlemeler, yükselmeler[/TD]
[TD]terakkiyat-ı maddiye: maddî ilerlemeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terakkiyât-ı hâzıra: şimdiki gelişmeler, ilim ve fen alanındaki ilerlemeler[/TD]
[TD]teşcî: cesaretlendirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşvik: şevklendirme, gayretlendirme[/TD]
[TD]vecize: geniş bir mânâyı kısa ve özlü ifadelerle anlatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücuda gelme: meydana gelme[/TD]
[TD]zahiren: dış görünüş itibariyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İbnü’l-Fârıd: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 12:13 #805802Anonim
3. Bütün san’atların medarı olan demirin yumuşatılıp kullanılması sayesinde icad edilen bu kadar terakkiyatla nev-i insan,
1 وَ أَلَنَّا لَهُ الْحَدِيدَ âyetiyle işaret edilen Hazret-i Davud’un mu’cizesine mazhardır.4. Yine telâhuk-u efkâr ile, tayyare gibi, icad edilen terakkiyat-ı havaiye sayesinde nev-i beşer غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ
2 âyetiyle sür’ati beyan edilen Hazret-i Süleyman’ın mu’cizesine yaklaşıyor.5. Kıraç ve kumlu yerlerden suları çıkartan santrifüj âleti, اِضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ
3 âyetiyle işaret edilen Hazret-i Mûsa’nın (a.s.) asâsından ders almıştır.6. Tecrübeler sayesinde ve telâhuk-u efkâr ile husule gelen terakkiyat-ı tıbbiye, Hazret-i İsa’nın (a.s.) mu’cizesinin ilhamatındandır.
Hakikaten şu mu’cizelerle bu terakkiyat arasında pek büyük münasebet ve muvafakat vardır. Evet, dikkat eden adam, bilâ-tereddüt, o mu’cizeler bu terakkiyata birer mikyas ve nümunelerdir diye hükmeder.
Ve keza,
4 يَا نَارُ كُونِى بَرْدًا وَسَلاَمًا âyet-i kerimesinin delâletine göre, Hazret-i İbrahim ateşe atıldığı zaman, ateşin harareti burudete inkılâp etmesi, beşerin keşfettiği yakıcı olmayan mertebe-i nâriyeye örnek ve me’hazdır.7.
5 لَوْلاَ اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّهِ âyet-i kerimesinin—bir kavle göre—işaret ettiği gibi,
[NOT]Dipnot-1 “Demiri de onun için yumuşattık.” Sebe’ Sûresi, 34:10.
Dipnot-2 “Süleyman’a da, sabah gidişi bir aylık, akşam gidişi de bir aylık mesafe olan rüzgârı verdik, ve onun için erimiş bakırı da kaynağından sel gibi akıttık.” Sebe’ Sûresi, 34:12.
Dipnot-3 “Mûsâ’ya ‘Âsânı taşa vur’ dedik. Derhal (taştan) on iki pınar su aktı.” Bakara Sûresi, 2:60.
Dipnot-4 “Ey ateş, serin ve selâmetli ol.” Enbiyâ Sûresi, 21:69.
Dipnot-5 “Eğer Rabbinin delilini görmeseydi.” Yûsuf Sûresi, 12:24.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Hazret-i Davud: [bk. bilgiler – Dâvûd (a.s.)][/TD]
[TD]Hazret-i Mûsa: [bk. bilgiler – Mûsâ (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hazret-i Süleyman: [bk. bilgiler – Süleyman (a.s.)][/TD]
[TD]Hazret-i İbrahim: [bk. bilgiler – İbrahim (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hazret-i İsa: [bk. bilgiler – Îsâ (a.s.)][/TD]
[TD]asâ: baston, değnek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama, anlatma[/TD]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilâtereddüt: tereddütsüz [/TD]
[TD]burudet: soğukluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[TD]husule gelme: meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: var etme, yapma[/TD]
[TD]ilhamat: ilhamlar, Allah tarafından kalbe gelen mânâlar [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâp: dönüşme[/TD]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıraç: çorak, verimsiz [/TD]
[TD]mazhar: ayna; nail olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar: kaynak, dayanak[/TD]
[TD]mertebe-i nâriye: yakıcılık, sıcaklık derecesi [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]me’haz: kaynak[/TD]
[TD]mikyas: ölçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvafakat: uygunluk[/TD]
[TD]mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: alâka, ilgi[/TD]
[TD]nev-i beşer: insan türü, insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
[TD]nümune: örnek, misal [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]santrifüj âleti: su çıkarmaya yarayan pompalı alet[/TD]
[TD]sür’at: hız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tayyare: uçak[/TD]
[TD]telâhuk-u efkâr: fikirlerin birikimi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terakkiyat: ilerlemeler, kalkınmalar[/TD]
[TD]terakkiyat-ı havaiye: hava ile ilgili ilerlemeler, uzayla ilgili gelişmeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terakkiyat-ı tıbbiye: tıp alanında ilerlemeler, gelişmeler[/TD]
[TD]âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın herbir cümlesi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 12:16 #805803Anonim
Hazret-i Yusuf’un (a.s.), Kenan’da bulunan babasının timsâlini görür görmez Züleyha’dan geri çekilmesi ve kervanları Mısır’dan avdet ettiğinde Hazret-i Yakub’un
1 اِنِّى َلاَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ yani, “Ben Yusuf’un kokusunu alıyorum” demesi ve bir ifritin Hazret-i Süleyman’a “Gözünü açıp yummazdan evvel Belkıs’ın tahtını getiririm” demesine işaret eden
2 أَنَا اٰتِيكَ بِهِ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَ âyet-i kerimesi, pek uzak mesafelerden celb-i savt, suret vesaire gibi beşerin keşfettiği veya edeceği icâdâta nümûne ve me’hazdırlar.8. “Hazret-i Süleyman’a kuş dilini öğrettik” mânâsında
3عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ olan âyet-i kerime, beşerin keşfiyatından radyo, papağan, güvercin gibi âlât ve hayvanların konuşmalarına ve mühim işlerde kullanılmasına me’hazdır.Ve hâkezâ, beşerin henüz keşfedemediği çok mu’cizeler vardır; istikbalde yavaş yavaş keşfine muvaffak olur.Bu âyetin nazmında dahi emsâli gibi üç vecih vardır.
● Birinci vecih: Evvelki âyetle irtibatıdır. Şöyle ki:
1. İnsanın hilkati hakkında melâikenin itirazlarına, evvelki âyette umumî, fehmi kolay, ikna edici bir cevap verilmiştir. Bu âyetle, avam ve havassı ikna eden tafsilâtlı bir cevap verilmiştir.
2. Evvelki âyette, beşerin hilâfet meselesi tasrih edilmiştir. Bu âyette ise, nev-i beşerin melâikeye karşı gösterdiği mu’cize ile, dâvâ-yı hilâfeti ispat edilmiştir.
3. Evvelki âyette, beşerin melâikeye tereccuh etmesine işaret edilmiştir. Bu âyette, tereccuhunun illetine işaret edilmiştir.
4. Beşerin arzda hilâfet-i kübrâya mazhar olmasına evvelki âyetle delâlet edilmiştir.
[NOT]Dipnot-1 Yûsuf Sûresi, 12:94.
Dipnot-2 “Sen daha gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm.” Neml Sûresi, 27:40.
Dipnot-3 “Bize kuşların dili öğretildi.” Neml Sûresi, 27:16.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Belkıs: (bk. bilgiler)
[/TD]
[TD]Hazret-i Süleyman: [bk. bilgiler – Süleyman (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hazret-i Yakub: [bk. bilgiler – Yâkûb (a.s.)][/TD]
[TD]Hazret-i Yusuf: [bk. bilgiler – Yûsuf (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kenan: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Mısır: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Züleyha: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]arz: yeryüzü, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]avam: tahsil görmemiş sıradan halk[/TD]
[TD]avdet: dönüş, dönme [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[TD]celb-i savt ve sûret: sesleri ve resimleri bir yerden bir yere çekme, nakletme [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâvâ-yı hilâfet: halifelik iddiası[/TD]
[TD]emsal: benzerler, örnekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fehm: anlama ve kavrama[/TD]
[TD]havas: ilim sahibi âlimler, aydınlar sınıfı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat: yaratılış[/TD]
[TD]hilâfet: halifelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilâfet-i kübrâ: en büyük halifelik[/TD]
[TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icâdât: buluşlar, keşifler
[/TD]
[TD]ifrit: korkunç ve zararlı cin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]illet: asıl sebep[/TD]
[TD]istikbal: gelecek [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kervan: yolculuk kafilesi [/TD]
[TD]keşfiyat: keşifler; icatlar, buluşlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar: ayna; nail olma[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]me’haz: kaynak[/TD]
[TD]muvaffak olma: başarılı olma, erişme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü şey[/TD]
[TD]nazm: diziliş, tertip ve vezin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insan türü, insanlık[/TD]
[TD]nümûne: örnek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tafsilâtlı: ayrıntılı[/TD]
[TD]tasrih: açık şekilde bildirme [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tereccuh etme: üstün gelme, ağır basma[/TD]
[TD]timsal: görüntü; akis[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
[TD]vecih: şekil, tarz, yön, yüz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vesaire: ve diğer[/TD]
[TD]âlât: aletler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 12:20 #805804Anonim
Burada ise, bütün tecelliyata mazhar bir nüsha-i camia olarak gösterilmiştir. Bu da, ayrı ayrı istidatlara mâlik ve ilim ve istifadelerinin yolları çok olduğundandır. Evet, beşer, zahir ve bâtın havas ve duygularıyla, bilhassa derinliğine nihayet olmayan vicdanıyla kâinatı ihata etmiş bir kabiliyettedir.
● İkinci vecih: Cümlelerin birbiriyle irtibatlarıdır. Şöyle ki:
وَعَلَّمَ اٰدَمَ اْلاَسْمَاۤءَ كُلَّهَا
1 cümlesi, اِنِّىۤ اَعْلَمُ مَا لاَتَعْلَمُونَ
2 cümlesinin mazmununu tahkik ve icmâlini tafsil ve ibhamını tefsirdir.
Ve keza, Cenâb-ı Hakkın arzında beşerin halife olması, Allah’ın hükümlerini icra ve kanunlarını tatbik etmesi içindir. Bu ise, tam bir ilme mütevakkıftır.
Ve keza, birinci âyette, kelâmın sevkiyatı iktizasınca şöyle bir takdir olacaktır: Âdem’i halk etti, tesviye etti, cesedine nefh-i ruh etti, terbiye etti, sonra esmâyı tâlim etti ve hilâfete namzet kıldı. Sonra vaktâ ki Âdem’i melâikeye tercih etmekle rüçhan meselesinde ve hilâfet istihkakında ilm-i esmâ ile mümtaz kıldı; makamın iktizası üzerine, eşyayı melâikeye arz ve onlardan muarazayı talep etti; sonra melâike aczlerini hissetmekle Cenâb-ı Hakkın hikmetini ikrar ettiler. Kur’ân-ı Kerim, buna işareten, ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلٰۤئِكَةِ فَقَالَ اَنْبِؤُنِى بِأَسْمَاۤءِ هٰۤؤُلاَۤءِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
3
dedikten sonra, قَالُو ا evvelce İblisin enaniyet ve kibrine kanarak yaptıkları istifsardan
[NOT]Dipnot-1 “Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti.” Bakara Sûresi, 2:31.
Dipnot-2 “Şüphesiz ki ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” Bakara Sûresi, 2:29
Dipnot-3 “Sonra Allah bütün varlıkları melâikeye göstererek dedi ki: ‘Eğer iddianızda sadık iseniz, bunların isimlerini bana söyleyiniz.’” Bakara Sûresi, 2:31.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
[/TD]
[TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: yeryüzü, dünya[/TD]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[TD]bâtın (duygu): görünmeyen, kalb, vicdan ve lâtifeler gibi iç duygular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[TD]enaniyet: benlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ: isimler[/TD]
[TD]halife: yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halk etme: yaratma[/TD]
[TD]havas: duygular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: amaç, gaye[/TD]
[TD]hilâfet: halifelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ibham: belirsiz, kapalı bırakma[/TD]
[TD]icmâl: özet, kısaltılmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icra: yerine getirme, yürütme[/TD]
[TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ikrar: kabul etme, doğrulama[/TD]
[TD]iktiza: bir şeyin gereği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilm-i esmâ: isimleri bilme, isimlerin bilgisi[/TD]
[TD]irtibat: ilişki, alâka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidat: aşçılık, yazarlık gibi ruha konulan sayısız beceri ve meziyetlerin her biri[/TD]
[TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istihkak: lâyık olma, hak etme[/TD]
[TD]kabiliyet: yetenek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm: kelime, ifade[/TD]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey[/TD]
[TD]mazhar: ayna, nail olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazmun: kapsam, içerik, anlam, mânâ[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muâraza: sözle mücadele, karşı gelme[/TD]
[TD]mâlik: sahip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümtaz: seçkin, üstün[/TD]
[TD]mütevakkıf: –e bağlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]namzet: aday[/TD]
[TD]nefh-i ruh: ruh üfürme, ruh verme [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayet: son[/TD]
[TD]nüsha-i câmia: çok geniş ve kapsamlı nüsha[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rüçhan: üstünlük[/TD]
[TD]sevkiyât: sevkler, bir yere göndermeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tafsil: ayrıntılı olarak açıklama[/TD]
[TD]tahkik: kesinleştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdir: lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan sözü belirleme[/TD]
[TD]talim: öğretme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tatbik: uygulama[/TD]
[TD]tecelliyât: yansımalar, İlâhî isimlerin varlıklar üzerinde eserini göstermesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefsir: açıklama, yorum[/TD]
[TD]terbiye etme: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, yetiştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesviye: düzeltme[/TD]
[TD]vaktâ: ne zaman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vecih: şekil, tarz, yön, yüz[/TD]
[TD]zahir (duygu): görünen dış duyular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Âdem: [bk. bilgiler – Âdem (a.s.)][/TD]
[TD]İblis: şeytan [/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 12:24 #805805Anonim
pişman olarak سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
1 dediler.Sonra vaktâ ki istidatlarının adem-i camiiyetinden dolayı, melâikenin aczi zahir oldu; makamın iktizası üzerine, Âdem’in iktidarının beyanı icap etti ki, muaraza tamam olsun. Bunun için, قَالَ يَاۤ اٰدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَاۤئِهِمْ
2 hitabıyla Âdem’e ferman etti.
Sonra, vakta ki mesele tebeyyün etti ve hikmetin sırrı zahir oldu, geçen cevab‑ı icmâlînin bu tafsilâta netice kılınması makamın iktizasından olduğuna binaen, قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنِّىۤ اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ
3
Yani, “Sizin ketmettiğiniz şeyi bilirim.”
Şu mukavele ve mükâlemeden anlaşılıyor ki, İblisin enaniyeti, kibri, melâikeye sirayet etmiştir ve yaptıkları istifsara, bir taifenin itirazı da karışmıştır.
● Üçüncü vecih: Cümlelerin heyet ve nükteleri:
﴾ وَعَلَّمَ اٰدَمَ اْلاَسْمَاۤءَ كُلَّهَا
4 ﴿ Yani, Cenâb-ı Hak, Âdem’i (a.s.) bütün kemâlâtın mebâdisini tazammun eden âli bir fıtratla tasvir etmiştir ve bütün maâlînin tohumlarına mezraa olarak yüksek bir istidatla halk etmiştir ve mevcudatı ihata eden ulvî bir vicdan ve ihatalı on duyguyla teçhiz etmiştir ve bu üç meziyet
[NOT]Dipnot-1 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen her şeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.” Bakara Sûresi, 2:32.
Dipnot-2 “Cenab-ı Hak dedi ki: ‘Ya Âdem! Bunların isimlerini onlara söyle.’” Bakara Sûresi, 2:33.
Dipnot-3 “Cenab-ı Hak dedi ki: ‘Size demedim mi semavat ve arzın gaybını bilirim ve sizin izhar ettiğinizi ve gizlediğinizi bilirim.’” Bakara Sûresi, 2:33.
Dipnot-4 “Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti.” Bakara Sûresi, 2:31.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
[TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adem-i câmiiyet: kapsamlı olmama[/TD]
[TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaen: -dayanarak [/TD]
[TD]cevab-ı icmâlî: kısa cevap[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enaniyet: benlik[/TD]
[TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtrat: mizaç, karakter[/TD]
[TD]halk etme: yaratma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]heyet: bileşenler; cümlenin parçalarından, bölümlerinden oluşan genel yapı[/TD]
[TD]hikmet: amaç, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitab: konuşma[/TD]
[TD]icap etmek: gerektirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
[TD]iktidar: kudret, güç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktiza: gerektirme[/TD]
[TD]istidat: aşçılık, yazarlık gibi ruha konulan sayısız beceri ve meziyetlerin her biri, kabiliyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istifsâr: açıklamasını isteyerek soru sorma[/TD]
[TD]kemâlât: mükemmellikler, faziletler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ketmetme: gizleme örtme[/TD]
[TD]kibir: büyüklenme, kendini büyük görme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maâlî: şerefler, yükseklikler[/TD]
[TD]mebâdi: başlangıçlar, çekirdekler, prensipler, ilkeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar, var edilenler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
[TD]mezraa: tarla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukavele: sözleşme [/TD]
[TD]muâraza: sözle mücadele[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükâleme: karşılıklı konuşma[/TD]
[TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sirayet etme: geçme, bulaşma[/TD]
[TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[TD]tasvir: anlatım, ifade etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazammun: içerme, içine alma[/TD]
[TD]tebeyyün: açıklığa kavuşma, açıklanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teçhiz: cihazlandırma, donatma[/TD]
[TD]ulvî: yüksek, yüce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaktâ: ne zaman[/TD]
[TD]vecih: şekil, tarz, yön, yüz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zahir: açık[/TD]
[TD]Âdem: [bk. bilgiler – Âdem (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlî: yüce, yüksek[/TD]
[TD]İblis: şeytan [/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Temmuz 2012: 12:28 #805806Anonim
sayesinde, bütün hakaik-i eşyayı öğretmeye hazırlamıştır, sonra bütün esmâyı kendisine öğretmiştir. Demek bu cümlenin evvelindeki وَ şu mukadder olan üç cümleye işarettir.عَلَّمَ
1 Bu kelimenin ihtiyar edilmesi, ilmin ulüvv-ü kadrine ve kadrinin yüksek derecesine ve hilâfete mihver olduğuna işarettir.
Ve keza, esmânın tevkîfine, yani Şâri’ tarafından bildirilmiş olduğuna remzdir. Zaten esmâ ile müsemmeyat arasında takip edilen münasebât-ı vaz’iye, bunu teyid ediyor.Ve keza, mu’cizenin vasıtasız Allah’ın fiili olduğuna imadır. Fakat felâsifeye göre harikalar, ervah-ı harikanın fiilidir.
اٰدَمُ hilâfeti irade edilen ve Âdem ismiyle tesmiye edilen küre-i arzın sahibi şahs-ı mâhuttur. İsminin tasrihi, teşrif ve teşhiri içindir.
اَ ْلاَسْمَاۤءَ
2 isim ve sıfat ve hâsiyet gibi eşyayı birbirinden ayırıp temyiz ve tayin eden alâmet ve nişanlardır; yahut insanlar arasında münkasım olan lügatlardır.
عَرَضَهُمْ
3 Arz edilen eşya olduğu halde, zamirin esmaya rücûundan, ismin ayn-ı müsemmâ olduğuna kail olan Ehl-i Sünnetin mezhebine işarettir.
كُلَّهاَ
4 Âdem’in melâikeden cihet-i imtiyazı ve melâikenin muarazadan sebep
[NOT]Dipnot-1 Öğretti.
Dipnot-2 İsimler.
Dipnot-3 Onlara arzetti, sundu.
Dipnot-4 Hepsini, tamamını.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Ehl-i Sünnet: (bk. bilgiler – Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat)[/TD]
[TD]alâmet: belirti, işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: sunma[/TD]
[TD]ayn-ı müsemmâ: isimlendirilenin tâ kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet-i imtiyaz: üstünlük yönü, üstünlük tarafı [/TD]
[TD]ervah-ı harika: harika ruhlar, üstün ruhlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ: isimler; Allah’ın veya eşyanın isimleri[/TD]
[TD]eşya: şeyler, varlıklar [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]felâsife: felsefeciler, filozoflar[/TD]
[TD]hakaik-i eşya: varlıkların hakikatleri, gerçek mahiyetleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilâfet: halifelik; yeryüzünde Allah’ın izni dairesinde ve Onun adına icraatta bulunma şeklinde, insana verilen görev[/TD]
[TD]hâsiyet: özellik, hususiyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyar etme: seçme, tercih etme[/TD]
[TD]ilmin ulüvv-ü kadri: ilmin değer ve kıymetinin yüksekliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ima: gizli ve ince bir mânâyı işaret etme, gösterme[/TD]
[TD]kail olmak: inanmak, görüş sahibi olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[TD]küre-i arz: yer küre, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lügat: konuşulan dil[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezhep: dinde tutulan yol[/TD]
[TD]mihver: eksen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukadder: gr. lâfız olarak zikredilmediği halde gizli olarak kastedilen mânâ, söz[/TD]
[TD]muâraza: muhalefet etme, itiraz etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hal ve hareket[/TD]
[TD]münasebât-ı vaz’iye: eşyaya verilen isimlerin, veriliş münasebetleri, alâkaları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münkasım: kısımlara ayrılmış[/TD]
[TD]müsemmeyat: isimlendirilenler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme[/TD]
[TD]rücû: dönme, geri dönme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasrih: açık şekilde bildirme[/TD]
[TD]tayin: belirleme, belirli kılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temyiz: ayırma, ayırd etme [/TD]
[TD]tesmiye edilme: isimlendirilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevkîfî: Şeriatın sahibi Cenab-ı Hakkın vahyetmesi, bildirmesi; tartışmasız hüküm[/TD]
[TD]teyid: destekleme, kuvvetlendirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşhir: ilân etme, duyurma[/TD]
[TD]teşrif: şereflendirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Âdem: [bk. bilgiler – Âdem (a.s.)][/TD]
[TD]Şâri: kanun koyucu, şeriatı gönderen Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şahs-ı mâhud: bilinen ve bahsi geçen şahıs[/TD]
[TD]وَ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 12:31 #805807Anonim
ve medar-ı aczi, esmânın heyet-i mecmuası olduğuna işarettir. Yoksa esmânın bir kısmını, belki kısm-ı âzamını melekler de bilirler.﴿ ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلٰۤئِكَةِ فَقَالَ اَنْبِؤُنِى بِأَسْمَاۤءِ هٰۤؤُلاَءِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِي نَ
1 ﴾
ثُمَّ
2 terâhî ve bu’d-u mesafeyi ifade ettiği cihetle, şöyle bir takdire işarettir. هُوَ اَكْرَمُ مِنْكُمْ وَاَحَقُّ بِالْخِلاَفَةِ Yani, “Âdem sizden daha kerim ve hilâfete daha müstahak ve lâyıktır.”عَرَضَهُمْ Müşterilere gösterilmek üzere kumaş toplarının açılıp arz edildiği gibi, eşyanın envâı da bast edilerek enzar-ı melâikeye gösterilmiştir. Bu tâbirden şöyle bir işaret çıkıyor ki: Mevcudat, müdrik ve âlimin malıdır. İlimle alır, isimle ahzeder, suretlerinin temessülüyle temellük eder.
هُمْ
3müzekker ve âkıllar cemaatinden kinayedir. Burada müzekkerin müennese ve âkılın gayr-ı âkıla tağlib ve teşmiliyle, mecazen envâ-ı eşyaya ircâ edilmiştir. Bu itibarla, هُمْ kelimesinde bir mecaz, iki tağlib vardır. Bu mecaz ile o tağlibleri icbar eden esbab, عَرَضَ
4kelimesinin işaret ettiği üslûptur. Çünkü melâikeye envâ-ı eşyanın arzı, mânevî bir resm-i geçit manzarasını andırıyor.
[NOT]Dipnot-1 “Sonra Allah bütün varlıkları melâikeye göstererek dedi ki: ‘Eğer iddianızda sadık iseniz, bunların isimlerini bana söyleyiniz.’” Bakara Sûresi, 2:31.
Dipnot-2 Sonra (bk. ḥ-r-f: Atıf harfleri).
Dipnot-3 Onlar.
Dipnot-4 Arzetti, sundu.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]ahzetme: alma[/TD]
[TD]arz: sunma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bast etmek: yaymak, sermek, sergilemek[/TD]
[TD]bu’d-u mesâfe: mesafe uzaklığı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemaat: topluluk, grup[/TD]
[TD]cihet: tarz, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
[TD]envâ-ı eşya: eşyanın türleri, çeşitleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enzâr-ı melâike: meleklerin nazarları ve görüşleri[/TD]
[TD]esbab: sebepler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
[TD]eşya: şeyler, varlıklar [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayr-ı âkıl: akıl sahibi olmayan[/TD]
[TD]heyet-i mecmua: bireylerinin hepsi; İlâhî isimlerin tamamı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilâfet: halifelik; yeryüzünde Allah’ın izni dairesinde ve Onun adına icraatta bulunma şeklinde, insana verilen görev[/TD]
[TD]icbar: zorlama, mecbur kılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ircâ: döndürme[/TD]
[TD]itibar: özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kerîm: cömertlik ve ikram sahibi[/TD]
[TD]kinaye: bir sözü gerçek mânâsına da gelebilecek şekilde, onun dışında başka bir mânâda kullanma san’atı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kısm-ı âzam: büyük bir kısmı[/TD]
[TD]mecaz: bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medâr-ı acz: acizlik, güçsüzlük sebebi, kaynağı[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar, var edilenler[/TD]
[TD]müdrik: idrak eden, anlayan [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müennes: (Ar. gr.) dişi kip[/TD]
[TD]müstahak: hak etmiş, lâyık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müzekker: (Ar. gr.) erkek kipi[/TD]
[TD]tabir: ifade[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdir: lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan sözü, mânâyı gösterme[/TD]
[TD]tağlib: bir alâka ve ilgiden dolayı bir kelimeyi, başka bir mânâyı da içine alacak şekilde kullanma, ana-babaya ebeveyn denilmesi gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temellük: sahiplenme[/TD]
[TD]temessül: görünme, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terâhî: gecikme, sonraya bırakma, sonraya kalma[/TD]
[TD]teşmil: içine alma, genelleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Âdem: [bk. bilgiler – Âdem (a.s.)][/TD]
[TD]âkıl: akıl sahibi [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlim: ilim sahibi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Temmuz 2012: 12:37 #805808Anonim
Malûm ya, resm-i geçitleri yapan, müzekker ve âkıl insanlardır. Bunun için, burada iki tağlibe ve dolayısıyla bir mecaza mecburiyet hasıl olmuştur.
عَلٰى arz edilenin levh-i a’lâda nakşedilen sûretler olduğuna işarettir.
سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
1 HAŞİYE-1
وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
2


Allah’ın avn ü inayetiyle; ümidimin, iktidarımın fevkinde şu tercümeyi iyi-kötü yaptım. Noksanları çoktur, Müellifçe ıslahları lâzımdır. Zaten onun himmetiyle bu kadarını ancak yapabildim. Yoksa, nazm-ı Kur’ân’daki îcazlı olan i’câzı, kısa ve veciz olarak beyan eden bu tefsiri sönük, kör bir fikirle tercüme etmek, Abdülmecid’in işi değildir. Yine onun fart-ı şefkatinden himmeti yetişti, ikmâline muvaffak oldum.
Müellifin küçük kardeşi ve Nur talebesiAbdülmecid
[NOT]Dipnot-1 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen her şeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.” Bakara Sûresi, 2:32.
Haşiye-1 İntihabım olmayarak, ihtiyarsız bir tarzda, âdeta umum Sözlerin ve Mektupların âhirlerinde şu âyet ( سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ. Bakara Sûresi, 2:32.) bana söylettirilmiş. Şimdi anladım ki, tefsirim de, şu âyetle hitam buluyor. Demek inşaallah bütün Sözler, hakikî bi r tefsir ve şu âyetin bahrinden birer cetveldir. En nihayet, yine o denize dökülüyorlar. Şu tefsirin hitamında, güya her Söz, mânen şu âyetten başlıyor. Demek, o zamandan beri, yirmi senedir daha şu âyeti tefsir ediyorum; bitiremedim ki tefsirin ikinci cildini yazayım. (Said Nursî).
Dipnot-2 “Onların duaları ise şu sözlerle sona erer: ‘Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.’” Yûnus Sûresi, 10:10.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Abdülmecid: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]arz edilen: sunulan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]avn ü inayet: yardım ve ikram[/TD]
[TD]bahr: deniz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
[TD]fart-ı şefkat: aşırı şefkat ve acıma [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fevkinde: üstünde[/TD]
[TD]hasıl olmak: meydana gelmek [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]himmet: ciddi yardım ve gayret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitam: son [/TD]
[TD]hitam bulma: son bulma, sona erme [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyar: irade, tercih, seçme[/TD]
[TD]ikmâl: tamamlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intihab: seçme, irade[/TD]
[TD]i’câz: mu’cizelik, bir benzerini yapma konusunda başkalarını acze düşürecek derecede olağanüstü olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]levh-i a’lâ: Levh-i Mahfûz; herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı[/TD]
[TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mecaz: bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz[/TD]
[TD]muvaffak: başarılı olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müellif: telif eden, yazan[/TD]
[TD]müzekker: erkek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nakşedilen: işlenen[/TD]
[TD]nazm-ı Kur’ân: Kur’ân nazmı, Kur’ân’ın kelime ve âyetlerinin dizilişi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayet: son[/TD]
[TD]tağlib: bir alâka ve ilgiden dolayı bir kelimeyi, başka bir mânâyı da içine alacak şekilde kullanma, ana-babaya ebeveyn denilmesi gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefsir: açıklama, yorum[/TD]
[TD]veciz: kısa, özlü söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhir: son [/TD]
[TD]âkil: akıl sahibi, akıllı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]îcaz: Kur’ân’ın vecizliği, geniş bir mânâyı az sözle anlatması[/TD]
[TD]ıslah: düzeltme, iyileştirme[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.