• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #665811
    Anonim

      islami_gundem.jpg
      İnsanların zindana atılmaları suretiyle cezalandırılmaları epey eskiye dayanmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yusuf (a.s.)’ın kıssasında şöyle buyurulur: “Kadın dedi ki: “İşte hakkında beni kınadığınız kişi budur. And olsun ben onun nefsine yaklaşmak istedim ancak o iffetlilik gösterip sakındı. Ama eğer kendisine emrettiğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve mutlaka küçük düşürülenlerden olacak.” (Yusuf) dedi ki: “Rabb’im! Zindan benim için onların çağırdıkları şeyden daha sevimlidir. Eğer onların düzenlerini benden savmazsan onlara meyleder ve cahillerden olurum. Rabb’i onun duasını kabul etti ve onların düzenlerini ondan savdı. Şüphesiz O duyandır, bilendir. Sonra bazı delilleri görmelerinin ardından yine de onu bir süre zindana atmaları kendilerine uygun geldi.” (Yusuf, 12/32-35) Bu ayetlerde vurgulanan hususlarda zindan konusuyla ilgili bazı önemli noktaların dikkatimizi çektiğini görüyoruz. Önce bu noktalara işaret etmekte yarar görüyoruz: 1) Yusuf (a.s.) zindanla bir kötülük arasında tercih yapmak zorunda bırakılıyor. O da zindanı tercih ediyor. Günümüzde de insanların benzer tercihlere zorlandıklarını söyleyebiliriz. En azından inançlı insanlar zaman zaman inançlarından veya inançlarının gereğini yerine getirmekten vazgeçmekle zindana girmek arasında bir tercihe zorlanmaktadırlar. İnançlarında kararlı olanlar, kendilerine dünyayı zindan edecek bir hayat tarzını benimsemeyi kabullenmediklerinden kendilerini zindanda bulmaktadırlar. Ama onlar yine de Hz. Yusuf (a.s.)’un dediği gibi: “Rabb’im! Zindan benim için onların çağırdıkları şeyden daha sevimlidir. Eğer onların düzenlerini benden savmazsan onlara meyleder ve cahillerden olurum” diyebilmektedirler. 2) Özellikle hakimiyeti ellerinde tutanlar veya onların çevrelerinde belli bir konuma sahip olanlar zaman zaman kendi kötülüklerini örtmek için suçsuz insanları zindana attırmaktadırlar. Bunu çoğunlukla ortada bir suçun varlığının kesinlik kazanması halinde kendilerinin suçlu görülmemesi için yapmaktadırlar. Hz. Yusuf (a.s.)’a iftirada bulunulması olayında da bir suçun varlığı kesinlik kazanmıştı ve bu suçu Aziz denilen kişinin karısının yaptığı hususunda kuvvetli deliller vardı. Ama suçu işleyen kişi üst düzey bir devlet yetkilisinin eşi olduğundan onun suçunun örtülmesi, onun suçunun örtülebilmesi için ise Hz. Yusuf (a.s.)’un suçlu gösterilmesi gerekiyordu. Bu yüzden ayette de ifade edildiği üzere, suçun kadın tarafından işlendiğini ispat eden bazı delilleri görmelerine rağmen yine de Yusuf’u bir süre zindana atmayı uygun gördüler. Burada kastedilen delillerden daha önceki ayetlerde söz edilmiştir. (Bkz.26-29. ayetler) Aynı şey günümüz için de geçerlidir. Özellikle yönetimi ellerinde tutanlar veya onların çevrelerinde belli bir konuma sahip olanlar bazen kendi suçlarının örtülebilmesi için suçsuz insanları haksızlıkla suçlu gösterebilmekte ve cezalandırılmalarına sebep olabilmektedirler. Bu tür uygulamalar adaletin güçlü olamamasından, yargı mekanizmasının da adalete değil güçlü olanlara hizmet etmesinden ileri gelmektedir. Yani yargı mekanizması adalet ve hukuk düzenini hakim kılma mekanizması olmaktan çıkmakta sadece hakim sistemin ve hakim sistemden otlanan çevrelerin çıkarlarının korunması amacına hizmet eden sindirme mekanizması haline gelmektedir. Bu durumda yargı mekanizması doğal olarak güvenilirliğini kaybetmektedir. Günümüzde, yargı mekanizmasından kaynaklanan sıkıntıların en çok yaşandığı coğrafya ne yazık ki İslam coğrafyasıdır. Bu da büyük ölçüde bu coğrafyadaki yönetim biçimleriyle halklar arasındaki uyuşmazlıktan kaynaklanmaktadır. İşte bu uyuşmazlık İslam coğrafyasında “siyasi tutuklu” veya “siyasi mahkum” gibi bir kavramın ortaya çıkmasına sebep oldu. “Siyasi tutuklu” veya “siyasi mahkum” denirken genellikle düşünceleriyle, inançlarıyla, yaşayış biçimleriyle ve hayat çizgileriyle hakim sistemlerle uyuşmadıklarından dolayı cezalandırılan, zindana atılan kişiler kastedilmektedir. Yani bu kişiler fiili olarak bir suç işlediklerinden dolayı değil çoğunlukla halka zorla dayatılan sistemi benimsemediklerini ya sözlü olarak ifade ettiklerinden, ya ima ettiklerinden, ya da sadece yaşayış biçimleriyle belli ettiklerinden dolayı mahkum edilmiş zindana atılmışlardır. Bu sorun İslam aleminde öyle ileri dereceye varmıştır ki bazı İslam ülkelerinde siyasi mahkumların sayısı herhangi bir suç işlemekten dolayı zindana atılanların sayısından fazladır. Bu insanların inançlarından ve düşüncelerinden dolayı zindana atılmalarında yukarıda Hz. Yusuf (a.s.)’ın kıssasından aldığımız ayetlerden çıkardığımız iki hususun önemli rolü vardır. Birinci olarak hepimizin malumu olduğu üzere bu insanlar önce, benimsedikleri inancı ve bu inançlarının gereği olan yaşayış tarzını terk ederek sistemin dayattığı yaşayış biçimini almakla zindana girmek arasında bir tercihe zorlanmakta, onlar da: “Ya Rabbi, zindan bizim için onların dayattığı yaşayış biçimini benimsemekten daha iyidir” diyerek zindanı tercih etmektedirler. Çünkü bu insanlar tam bir samimiyetle ve inanarak benimsedikleri yaşayış biçimini terk ederek kafalarının ve gönüllerinin benimsemediği bir yaşayış biçimini alırlarsa o zaman tüm dünya kendilerine zindan olacaktır. Üstelik buna ek olarak varlığına tereddütsüz inandıkları sonsuz hayatı da tümden kaybetme ve ebedi zindana girme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardır. Dolayısıyla ebedi zindana girmemek için geçici zindanı tercih etmektedirler. İkinci olarak da hakim sistemin gölgesinde birtakım dolaplar çevirenler, bu dolaplarının ortaya çıkmaması, kendilerinin kirli çamaşırlarının ortaya dökülmemesi için, haksızlığa uğratılanları suçlu göstermekte, onları “siyasi” yönden mahkum etmektedirler. Biz bu konuyu bu ayki yazımızda, Filistin topraklarında geçtiğimiz ay yaşanan “siyasi tutuklular sorunu”ndan dolayı gündeme getirme gereği duyduk. Bu konu ne yazık ki, Türkiye’deki basın yayın organlarına yeterince yansıtılmadığından Türkiye kamuoyu konuya bigane kaldı. Bu yüzden biz, “zindan” ve “siyasi tutuklu” kavramları hakkında bu genel bilgileri verdikten sonra değerli Ribat okuyucularını söz konusu mesele hakkında biraz bilgilendirmek istiyoruz. Tutuklular meselesi bu kez, ne yazık ki, sözde özerk yönetimle onun “siyasi tutuklu” damgası vurarak zindana atılanlar arasında yaşandı. Özerk yönetim tarafından “siyasi tutuklu” diye zindana doldurulanlar, Filistin topraklarının bir bütün olduğu, hiçbir karışından taviz verilemeyeceği, bu toprakların işgalden kurtarılması için direnişi sürdürmek gerektiği görüşünü benimsemiş olanlar. İçlerinde İslami anlayış sahipleri büyük bir çoğunluğu oluştursalar da direniş yanlısı diğer gruplara mensup olanlar da var. Yani herhangi bir suçtan dolayı değil düşünce ve inançlarından dolayı zindana doldurulmuş kimseler. Bizzat özerk yönetim parlamentosunda oluşturulan bir komisyonun verdiği bilgilere göre özerk yönetim zindanlarında toplam 339 “siyasi tutuklu” bulunuyor ve bunlardan sadece 8′i hakkında mahkeme kararı var. Diğerleri haklarında hiçbir mahkeme kararı olmadığı halde zindanda tutuluyorlar. Özerk yönetim zindanlarındaki “siyasi tutuklu”ların sayısı özellikle son Wye Plantation Anlaşması’ndan sonra arttı. Çünkü özerk yönetim bu anlaşmayla adeta siyonist işgal devletinin tampon gücü olarak çalışmayı ve düşünceleriyle bile onu rahatsız edenleri yakalayıp zindana atmayı üzerine almış oluyordu. İsrail işgal devleti bu anlaşmanın hiçbir şartını yerine getirmediği hatta anlaşmayı askıya aldığı halde özerk yönetim bu anlaşmaya bağlı kaldığını gösterebilmek için sürekli bağımsızlık yanlısı Filistinlileri tutuklayıp zindanlara dolduruyor. İşte özerk yönetimin bu tutuklama kampanyasına karşı geçtiğimiz ay bu yönetimin zindanlarında geniş çaplı bir açlık grevi başlatıldı. Bu yazının yazıldığı tarihte henüz devam eden açlık grevinde birçok kişi rahatsızlanarak hastanelere kaldırıldı. İsrail zindanlarındaki Filistinli tutuklular da yer yer özerk yönetim zindanlarındaki siyasi tutuklulara destek amacıyla açlık grevlerine gittiler. Dışarıda da, siyasi tutukluların bu eylemlerine destek amaçlı çeşitli eylemler düzenlendi. Ama ne yazık ki, özerk yönetim bu konudaki katı tutumunu ısrarla sürdürerek siyasi tutukluların ve onların ailelerinin isteklerine kulak tıkadı.

      Kaynak: İslami Gündem

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.