- Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
1 Mayıs 2011: 15:40 #670848
Anonim
Kadın, san’at ve marifet
Buket Yücel: “‘Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı san’at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz.’ Bu cümleyi kadın açısından açıklar mısınız? Yani kadın san’at ve marifet açısından ne yapmalıdır?”
Öncelikle şu hususu ayıralım: Kadının sanat yapması ve marifet elde etmesi ayrı bir husustur; bu hedefe ulaşırken edebini ve iffetini çiğnemesi veya çiğnetmesi ayrı bir husustur. Hiç şüphesiz kadın, edebiyle ve iffetiyle san’at ve marifete katkı verebilir ve vermelidir.
Esefle belirtelim ki, kadın konusu beşer tarihinde bilerek veya bilmeyerek hep yanlış mecrâlara çekilmiş ve sû-i istimâle uğramış konuların başında yer almıştır. Asrımıza geldiğimizde, eşitlik ve ekonomik bağımsızlık söylemleri içerisinde kadının dikkati tamamen yuvası dışına çekilmek istenmiş; moda, görenek, çağdaşlık, güzellik, san’at, meslek, eğitim… vs. gibi hep büyülü kavramlar öne sürülerek; ar, namus, iffet, hayâ, şefkat, sevgi ve fedâkârlık gibi kadının fıtratından olan asıl mânevî değerleri âdetâ yok sayılmış ve bunda maalesef başarılı da olunmuştur. Kadının yaratılışını güzelleştiren namus, iffet, edep, haya, şefkat, merhamet, sevgi ve fedakârlık duyguları ile çatışmadan, hatta bu duyguları pekiştirecek şekilde san’at yapılamaz mı, marifet elde edilemez mi, eğitim alınamaz mı?
Pekâlâ mümkündür! Fakat gelin görün ki, ısrarla İslâmiyet’in kadınları her meselede evde hapsettiği ithamları geliştirilmiş, sahabe döneminin çalışan, üreten, savaşa katılan, sağlık hizmetleri veren ve insanın bulunduğu her yerde bulunan; ama iffetiyle, haysiyetiyle, kişiliğiyle, hayâsıyla bir nâmus âbidesi kesilen başımızın tâcı ashab kadınları görmezden gelinmiştir.
Kadın şefkat kahramanıdır. Evinin, yuvasının, çocuklarının kişilikli bir “toplum çekirdeği” olması tamamen kadının mahâretli ellerinin, müşfik gönlünün, sevgi dolu yüreğinin ve fedâkâr sinesinin, yuvasını kahramanca benimsemesi ve ana şefkatiyle kucaklaması ile mümkündür. Ana şefkati, ev sakinlerinin vazgeçemediği en yüksek değerlerdendir ve hiçbir şeye fedâ edilemez. İnsan fıtratının yaklaşımı budur. Kur’ân’ın tercihi bu yöndedir ve Peygamber Efendimiz (asm) Cenneti kadının ayakları altına bunun için, yani “örnek ana” sıfatı için koymuştur.
Kadın çalışmaz mı? Kadın üretmez mi? Kadının ekonomiye katkısı olamaz mı? Kadın toplum hizmeti yapamaz mı? Kadın eğitim alamaz mı? Kadın sanat yapamaz mı? Kadın yuvasının dışına çıkamaz mı? Kadın elbette çalışır, üretir, toplum hizmeti yapar; bunun için evinin dışına fiilî olarak çıkmasında dinî bir sakınca da olamaz. Ama yukarıda ifade ettiğimiz şeyin altını muhakkak çizmeliyiz: Çalışmak ile iffetsizlik, san’at ile edepsizlik, marifet ile hayasızlık aynı şeyler değildir!
İslâmiyet’in üzerinde titrediği iffet, nâmus, ar, hayâ, edep, nezâket, terbiye, haysiyet, şefkat ve kadınlık onuru hiçbir şey için yok sayılamaz. Olmasa da olur denilemez. Önce iş ya da san’at veya marifet tercihi yapılamaz. Bir takım kavramları kaos haline getirerek, bâtılı hak görüntüsüyle takdim ederek; yani açık söyleyelim,—sizi tenzih ediyorum—özgürlüğü savunurken iffetsizliğin reklâmını yaparak, bir malı tanıtırken kadının onurunu çiğneyerek, haysiyetini ayaklar altına alarak ve buna da meslek veya san’at diyerek, çalışmayı ve üretici olmayı överken ar ve hayâ damarlarını çatlatırcasına kadını kem gözlerin esiri yaparak ve kadını dışarıya mahkûm ederek; yani İslâmiyet’in temel değerleriyle savaşarak “kadın” adına bir şeyler kazandıklarını zannedenler yanılmaktadırlar.
Çünkü özgürlük İslâm’ın malıdır. Bediüzzaman’ın ifadesiyle, hürriyet imanın en has özelliğidir. Çalışmak ve üretmek İslâm’ın malıdır. Görgü ve nezâket İslâm’ın malıdır. Saygı ve onur İslâm’ın malıdır. San’at, güzellik ve estetik İslâm’ın malıdır. Topluma hizmet etmek İslâm’ın malıdır. İnsanlığın yararına her türlü marifet, eğitim, meslek ve san’atlar İslâm’ın malıdır ve himâyesindedir.
Kimse İslâmiyet’e bu değerleri ders veremez. Fakat herkes İslâmiyet’in hassas olduğu terbiye, şefkat, ar, hayâ, nâmus ve iffet değerlerine de İslâmiyet’in titizliği ölçüsünde sahip çıkmak zorundadır. Aksi takdirde kaybeden insanlık olacaktır.
Nitekim Bedîüzzaman Hazretleri’nin veciz ifadesinde bu husus, “Kadınlar yuvalarından çıkıp, beşeri yoldan çıkarmış; yuvalarına dönmeli” şeklinde ifadesini bulmuştur. Bu cümlede Bediüzzaman “yuva” lâfzıyla, mücerret “iffet ve nâmus”un kadın için ve insanlık için “olmazsa olmaz bir mânevî değer” olduğunu hatırlatıyor.1 Yoksa kadının san’at ve marifet yapamayacağını değil!
Dipnot:
1- Sözler, s. 374, 667.
Süleyman KÖSMENE
01.05.2011
Yeni Asya Gazetesi1 Mayıs 2011: 16:47 #790326Anonim
“Kadınlar yuvalarından çıkıp, beşeri yoldan çıkarmış; yuvalarına dönmeli” şeklinde ifadesini bulmuştur. Bu cümlede Bediüzzaman “yuva” lâfzıyla, mücerret “iffet ve nâmus”un kadın için ve insanlık için “olmazsa olmaz bir mânevî değer” olduğunu hatırlatıyor.1 Yoksa kadının san’at ve marifet yapamayacağını değil!
işte meselenin özü;
ALLAH RAZI OLSUN…1 Mayıs 2011: 18:00 #790332Anonim
Evet çok çok önem arz eden bir mesele;Allah (c.c) razı olsun hocam
Ne yazı k ki gayri müslümler ve münafıklarca öteden beri hep vurdukları mesele müslüman kadınlardır;Çantada keklik misali hep açık aranan kısım olarak görür ve eleştirirler;
Tabiki hanımlarda en iyi eğitimi almalılar ,hem fen ilimlerinde hemde müsbet ilimlerinde eğitim hakkını Almalarını Yüce Allah alak suresinde emr edip meşru kılmışsa ,insanların ne haddine bundan hanımları men etmek;
Unutmamaliki eğitim ve ilim farz dır biz müslümanlara;Ki bunun tesbiti ayet ve hadislerde oldukça fazladır..;
Tıkıyalım kulaklarımızı cahili akımlara ;biz yolumuza devam edelim ;
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.