• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #681657
    Anonim


      Bazan tevazu’, küfran-ı nimeti istilzam ediyor; belki küfran-ı nimet olur. Bazan da tahdis-i nimet, iftihar olur. İkisi de zarardır. Bunun çare-i yegânesi ki; ne küfran-ı nimet çıksın, ne de iftihar olsun. Meziyet ve kemalâtları ikrar edip, fakat temellük etmeyerek, Mün’im-i Hakikî’nin eser-i in’amı olarak göstermektir. Meselâ: Nasılki murassa’ ve müzeyyen bir elbise-i fahireyi biri sana giydirse ve onunla çok güzelleşsen, halk sana dese: “Mâşâallah çok güzelsin, çok güzelleştin.” Eğer sen tevazukârane desen: “Hâşâ!.. Ben neyim, hiç. Bu nedir, nerede güzellik?” O vakit küfran-ı nimet olur ve hulleyi sana giydiren mahir san’atkâra karşı hürmetsizlik olur. Eğer müftehirane desen: “Evet ben çok güzelim, benim gibi güzel nerede var, benim gibi birini gösteriniz.” O vakit, mağrurane bir fahrdir.

      İşte fahirden, küfrandan kurtulmak için demeli ki: “Evet ben güzelleştim, fakat güzellik libasındır ve dolayısıyla libası bana giydirenindir, benim değildir.”

      İşte bunun gibi, ben de sesim yetişse, bütün Küre-i Arz’a bağırarak derim ki: Sözler güzeldirler, hakikattırlar; fakat benim değildirler, Kur’an-ı Kerim’in hakaikinden telemmu’ etmiş şualardır.

      (Bediüzzaman Said Nursi | Tarihçe-i Hayat)

      Tevazu’: Alçakgönüllülük.
      Küfran-ı nimet: Nimete karşı nankörlük, nimetin Allah’tan(cc) geldiğini düşünmemek veya inkar etmek.
      İstilzam: Gerektirme, gerekli olma.
      Tahdis-i nimet: Allah’ın(cc) verdiği nimetleri şükretmek gayesiyle anlatmak ve duyurmak.
      İftihar: Övünme.
      Çare-i yegâne: Tek çare.
      Meziyet: Üstün vasıf, iyi ve güzel özellik.
      Kemalât: Kemaller, mükemmellikler, olgunluklar, üstünlükler.
      İkrar: Kabul etmek, itiraf etmek.
      Temellük: Mülk edinme, kendine mal etme, sahiplenme.
      Mün’im-i Hakikî: Gerçek nimetlendirici.
      Eser-i in’am: Nimetlendirme eseri.
      Murassa’: Süslü, süslenmiş.
      Elbise-i fahire: Pahalı, çok gösterişli elbise.
      Tevazukârane: Tevazu edercesine, alçakgönüllülük edercesine.
      Hâşâ: Asla, öyle deil, kesinlikle.
      Hulle: Pahalı elbise.
      Mahir: Maharetli, becerikli, hünerli, usta.
      San’atkâr: Sanatcı, usta.
      Hürmet: Saygı.
      Müftehirane: İftihar edercesine, övünürcesine.
      Mağrurane: Büyüklenerek, böbürlenerek, kibirlenerek, kendini beğenerek ve güvenerek.
      Fahr: Övünme, şeref duyma.
      Küfran: Nankörlük, nimetlerin Allah’tan(cc) olduğunu düşünmemek veya kabul etmemek veya inkar etmek.
      Libas: Elbise.
      Küre-i Arz: Yer küre, dünya.
      Hakikat: Gerçek.
      Hakaik: Hakikatlar, gerçekler ve doğrular.
      Telemmu’: Parıldama, ışıldama.
      Şua: Bir ışık kaynağından uzanan ışık telleri.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.