• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #671751
    Anonim

      KADER RİSALESİ 5.1.HÂTİME
      Eski Said’in serkeş, müftehir, mağrur, ucüblü, riyakâr nefsini susturan, teslime mecbur eden Beş Fıkradır.

      BİRİNCİ FIKRA:
      Madem eşya var ve san’atlıdır. Elbette bir ustaları var. Yirmi İkinci Sözde gayet kat’î ispat edildiği gibi, eğer herşey birinin olmazsa, o vakit herbir şey bütün eşya kadar müşkül ve ağır olur. Eğer herşey birinin olsa, o zaman bütün eşya bir şey kadar âsân ve kolay olur.
      Madem zemin ve âsumânı birisi yapmış, yaratmış. Elbette, o pek hikmetli ve çok san’atkâr Zât, zemin ve âsumânın meyveleri ve neticeleri ve gayeleri olan zîhayatları başkalara bırakıp işi bozmayacak. Başka ellere teslim edip bütün hikmetli işlerini abes etmeyecek, hiçe indirmeyecek, şükür ve ibadetlerini başkasına vermeyecektir.

      İKİNCİ FIKRA:
      Sen, ey mağrur nefsim! Üzüm ağacına benzersin. Fahirlenme! Salkımları o ağaç kendi takmamış; başkası onları ona takmış.

      ÜÇÜNCÜ FIKRA:
      Sen, ey riyakâr nefsim! “Dine hizmet ettim” diye gururlanma. 1اِنَّ اللهَ لَيُؤَيِّدُ هٰذَا الدِّينَ بِالرَّجُلِ الْفَاجِرِ sırrınca, müzekkâ olmadığın için, belki sen kendini o recül-ü fâcir bilmelisin. Hizmetini, ubûdiyetini, geçen nimetlerin şükrü ve vazife-i fıtrat ve farize-i hilkat ve netice-i san’at bil, ucüb ve riyadan kurtul.

      DÖRDÜNCÜ FIKRA:
      Hakikat ilmini, hakikî hikmeti istersen, Cenâb-ı Hakkın marifetini kazan. Çünkü bütün hakaik-i mevcudat, ism-i Hakkın şuââtı ve esmâsının tezâhürâtı ve sıfâtının tecelliyâtıdırlar. Maddî ve mânevî, cevherî-arazî, herbir şeyin, herbir insanın hakikati, birer ismin nuruna dayanır ve hakikatine istinad ederler. Yoksa hakikatsiz, ehemmiyetsiz bir surettir. Yirminci Sözün âhirinde şu sırra dair bir nebze bahsi geçmiştir.
      Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler :
      1 : “Muhakkak ki Allah, bu dini fâcir adamla da teyid ve takviye eder.” (Buhari, Cihad: 182, Meğâzî: 38, Kader: 5; Müslim, İmân: 178; İbn-i Mâce, Fiten: 35; Dârimî, Siyer: 73; Müsned, 2:309, 5:45.).

      Lügatler :

      abes : anlamsız, faydasız
      âhir : son
      arazî : sonradan ortaya çıkan, ilinti
      âsân : kolay
      âsumân : gökyüzü
      bahis : konu
      Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
      cevherî : asıl, temel, öz
      esmâ : isimler
      eşya : varlıklar
      fahirlenmek : övünmek, gururlanmak
      farize-i hilkat : yaratılış görevi
      fıkra : bölüm
      hakaik-ı mevcudat : varlıkların gerçek mahiyeti
      hakikat : birşeyin aslı esası, gerçek mahiyeti
      hakikî : gerçek ve doğru
      hâtime : sonuç, son bölüm
      hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
      hikmetli : herşeyi bir gayeye yönelik olarak, anlamlı ve tam yerli yerine koyma
      ism-i Hak : Allah’ın varlığının hak olup her hakkın sahibi olduğunu bildiren ismi
      istinad : dayanma
      kat’î : kesin bir şekilde
      mağrur : gururlu
      marifet : Allah’ı tanıma, bilme
      müftehir : kendisiyle övünen
      müşkül : zor
      müzekkâ : temiz olmuş, temizlenmiş
      nebze : az miktar
      nefis : kişinin kendisi; insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu
      netice-i san’at : san’atın neticesi
      recül-ü fâcir : günahkâr adam
      riya : gösteriş
      riyakâr : gösterişi seven
      serkeş : başkaldıran, isyan eden
      suret : şekil, görüntü
      şuâât : ışınlar, parıltılar
      tecelliyât : tecelliler, yansımalar
      tezâhürât : görünmeler, belirmeler
      ubûdiyet : kulluk, ibadet
      ucüb : kendini beğenme, kibir
      vazife-i fıtrat : yaratılış vazifesi
      zemin : yeryüzü
      zîhayat : canlı

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.